9 Ekim 1941 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 13

9 Ekim 1941 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 13
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

5 e” m pi e recegi fıçılar ve eskiler ilâ doluydu. Bir çalılıktan bir tavgam zıpla- dı ve önünden geçerek dağın te- pesine doğru koştu. — Yakalaaa... yakala beel.. Peşinden be!.. Annem, Mocan'ı görmüştü. Tavandan bir sürü fıçı tahtası indirdi ve iki pagh halka çıkararak, evin köşesindem, elini ağzına götürerek bağırdı: — Buraya gel... Tavşanlar bi- rak!.. # Gün batıyordu. Bütün gün kıra yayılan tavuk- lar şimdi avlu içinde yığılıyor- lardı. Domuz, çivisinden söküle- rek, boğazındaki zincir de alın- dıktan sonra arka avluya kapatıldı. Annem ocağı kütüktezle dol- durmuş, mutbakta bir elinde piliç diğer elinde bıçakla duruyordu. Ayaklarındaiki beyaz barsak sürü- nüyordu, Avlu içinde, bir köşede, yont- ma kütüğü, etrafında bir yığın 0- dun ve bir yanda, yere yatırılmış bıçaklar iskemlesi vardı. Üç ya- manmış odun kova — yeni tah- taların beyazlığı görülüyordu — içleri su dolu duruyordu, ortala» rındâ pınarın beyaz kovssı büyük bir bardak gibi duruyordu. Avlunun siyah toprağının bi- tip, sebze yerinin başladığı yerde (ahır) vardı. Yarı yarıya toprs- ga girmiş üzerine yeşil çarşaf r- tılmış diz çöken bir adam gibiy- di. (ahırın) Oo tepesinde üç tane ekin bitmişti. Babam yazlağının dibinde, dir- seği dizkapağında ve çenesi €- linde duruyordu. Ufak, kırmızı ve sâkin bir adamdı. Yorgundu. Kır- da ot kosalamış; ikindiye doğru bitirerek, eve erken gelmişti. Ya- nıuda, Mocan parmak kadar kalın bir sigaradan içiyordu: babamın; tütününden sardığı belliydi. Mocan'ın çember yığını üzerin- de oğlu oturuyordu. Ayaklarında çarık, ve deliklerinden kabuk tut- muş kırmızı derisi görünen yırtık çoraplar vardı. Dikili bir kazık gibi orada dururken, kendine yeme- gin geleceğini bildiği yaz mutba- ğına doğru bakıyordu. Ufacık, kısa boylu, büyük başı ve kıllı suratı ile uzaktan ona on yaştan fazla vermezdin. Eğer ya. kından buruşuklu yüzüne, fersiz ihtiyar gözlerine - ki siyah bezlerle çevrilmişe benziyordu - kaç yaşın- da bulunduğunu my için bi- raz düşünmen icab e Odun gibi lm Önül elini bir şaat pendülü gibi bir ileri bir geri sallıyordu. Babam : — Çocuk, kaç yaşında? diye sordu. Mocan, sanki başkalarının da kendini duymasını istemiyormuş gibi hafif bir seşle: — Ön dokuz! diye cevap verdi. Uzun bir sükünet anı serbeştçe geçti. Babamın yüzünden hiç bir kıl kıpırdamıyordu. Sükünetle tü- kürdü ve: — Daha genç görünüyor! dedi. — Bu değişen bir çocuk! Sükünet yılanı Oo yanıbaşı - mızdan sıyrıldı, Şimdi babam bs- şını avuçları arasından &ldı, hafifçe baktı ve gözlerini Mocan'ınkilere dikerek öyle kaldı. Adamın yüzü, uzunca, ağzı büyük ve bir gözü biraz kapalıydı, yüzü, - kalbe çok- tan girip yerleşmiş bir kederin işa retini, acı ve güç bir haystın dam- gasını taşıyordu. Hayatına bir şey girmiş ve el- mayı kurdun kemirdiği gibi kal- bini kemirmişti. Babam ; — Çok yaşamış, dedi. Değişen çocuklar beş - altı yaşında ölür. — Yaşadı, ağam, benim veya ebeveynimin bir günahı için; yazı- mız böyleymiş: ben ve karım öte ki dünysda çekmemiz mukadder olan çileyi şimdi, bu dünyada çe- kiyoruz. Akşam olmuştu. Ânnem, mut- bakta lâmbayı yakmıştı. Mocan'ın oğlu hep orada duruyor ve elini sallıyordu .Sırtı kanburlaşmış derisi goyuk, beyaz beygir acele ile otlu yordu. Uzun yollarda sür'atle yiyip çabuk hazmetmeyi öğremişti. Bel- ki de en iyi otu ısırmışken, sırtına sicim ve vücüdüne yumruklar yi- yerek yeni bir yola çıkarılmıştı. Mocan, çarıgı ile sigaranın iz- maritini öldürdü. Ellerini dizlerine koydu ve aynın doğduğu yere ba- karak donskaldı. — Ne zaman değiştiğini bili- yor musun? — Şimdi ondokuz şene oluyor. Ve başını salıyarak, devam etti; Aya bakıp, düşünüyorum ve 0 ge- ce aklıma geliyor. Geçen sene İa- kir bir seneydi. Orak zamanı baş- lıyan yağmur Noel'e kadar devam etmişti. Sanki görüyorum. Sabah- leyin hava iyi sâkin, güneş çiki- yordu. Öğleyin ikide gökte siyah bulutlar beliriyor ve yağmur yağı- yor öyle ki ganki kova ile dökü- lüyordı. Evine biriki demet top- lıyabilen bunları evin içinde ku- rutuyor ve değirmene lüzum olme- dığından kahve değirmenleriyle üğütüyorlardı Çoğunun yiyeceği çöp hâlini aldı. Babam :; — Benim evimi, içinde bulu- nan bir buğday bir de çavdar bir de yulaf yığını, mahvetti, dedi. — İyl ki sen onları toplıyabil- mişsin. Burada zaman daha çabuk ge- çer; bizde ise o sene ektiğinden kimse birşey alamadı. Noel'e ka dar bulup —- buluşturup, çember satarak eski kova tamir ederek kırpıştardık. Bundan sonra bir yok- lak ve bir açlık başladı ki insan- lar duvarlara sıçrıyordu. Kadınlar kök başlıyor, çocukların karınları davul gibi şişiyordu. O sene, genç ve ihtiyar bir çoğu öldü. Papas dağdan — dağa koşuyor fakat 0- na da ödeyecek bulunmuyordu. Benim evliliğinin ikinçi sene- si iği. Çocuklarım yoktu. Orağa doğru bunu — yâni bununla de: ğişeni bekliyordum, Bu kimindir bilmiyorum!.. k sevinmiyordum, doğrusu. Ve belki de günâhım buydu. Al- lah insana bir çocuk verdimi diz çöküp bayır dua etmeli! Darıl- mak olmez, Allah yaptığını bilir. Çocuğu dünysya getirmeden, dün- yadaki yerini, ekmek parçasını 2- yırmıştır. Ben gençtim. Sonra bi- razda işlerim kötü gidiyordu. Kış- tan çıktığımız zaman bahçemde bulunan ber şeyi satmıştım: sanki yangın sonrasındaydım. Uzun ve soğuk bir ilkbahar geldi. Bir defa atın ipini tutup Câmpia köylerin- de bir dolaştım. Üç hafta sonra beş teneke mısır unu ile döndüm, Bununla da idare ettiğimiz ka- dar ettik. Kazma zamanında yine indim, bu defa dağların diğer ta- rafına, Alba Julia, Blaj'e. İki haf- ta köyden — köye dolaştım, fakat birşey kazanamadım. Bereket, 0- ralarda heder olmadım: Çember- ieyelim, diye bağırdığım zaman- lar, adamların: «Git ağa çember: lerinle işine, biz yiyecek vereme- diğimizden köpek ve kedilerimiz- den olduk»? diye &söylendiklerini duydum. 251 — Servetifünun — 2355

Bu sayıdan diğer sayfalar: