23 Ekim 1941 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 12

23 Ekim 1941 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Tedkik Refik Halid'in Hakkı Süküt ve « Yılda bir » adlı hikâyelerinden parçalar — Doğru, fakat bunlar tesir etmedi, Fayda vermedi; onu dâ hepsi gibi sizin fabrikanız öldürdü, daha da öldürecek; yıkmalı... Hasip efendi hayretle muhata- bına baktı, kendinin de teslim et- tiği bu hakikati şu adamdan işit- mek, bir emir gibi telâkki etmek, müttehira bulünmak ona ağır geli- yordu. Papaz devam etti: — Evet, yıkmalı... Yahut niza- mına koymalı | Öbürü sordu: — Naml? — Nasıl mı Avrupadaki gibi... Sonra anlattı; muhatabının ce- haletine karşı bir tavrı hâkimane olarak saatı iştiğali, ücretleri, bü- tün bu yoldaki kanunları, kavgs- ları, isyanları, hepsini birer birer, mühim kelimelerin üzerinde dura dura izah etti. Sonra o zamanlar hâlâ demam eden sekineti kalbi- yesine karşı duyduğu çok büyük nefretlerini, şüphelerini söyledi, Fabrika sahiblerinin hali hazırı idame etmek için müracaat ettik- leri desiseleri, tarafğirlikleri anlat tı; birden sustu, selâm verdi. Bi- raz ayrılınca ilâve etti: — Daha çok öldüreceksiniz... Hasip Efendi bu güne kadar zannederdi ki hükümetin bu işe hakkı müdahalesi yoktur, bunlar yalnız fabrika sahiplerinin takdi- rine, merhametine; halkın ricatı- nâ, hiyâzına bağlıdır: ve Şimdi anlıyordu ki milletin menafii üze: rine titreyen kuvvetli bir kalbi şe- fik lâzımdi.» Görülüyor ki Refik Halit, yal nız fertle değil cemiyeti alâkader eden mes'elelerle de uğraşıyor. Refik Halit fertlerin psikolojisi üzerinde derinleşmez. Bütün hikâ- yelerinde realist görüş hâkimdir. Onun meselâ «Cer Hocası» sâlı hikâyesinde erkekleri görünce ar- kalarını çeviren, fakat bacakları 274 — Seşvetifünun — 2357 u XIV dizlerine kadar çıplak olan kadın- Isrıyla köyü, cer hocalarının heli- ni, İstanbul'da yaşadıkları hanı ilh... anlatan satırları hakikata ne kadar uygundür, Refik Halit tasvirlere çok e- hemmiyet verir ve vak'a ile bera- ber hikâyelerinin bütün câzibesini bu temin eder. Hikâyelerinde ta- biata çok yer ayırır. Tabiatı ya kından görmüş ve sevmiştir. «Yıl- da bir» hikâyesinde bizi köyler- den haylı içerde bir su değirme- nine götürerek tabiatle karşılaştı- nr, Bir dere ve değirmenden ibe- ret olan sfüde ve Asude muhitte değirmenci Yani ile çingene kızı Elifin macerasını snlatan bu hi- kâyeden aldığım satırlar Refik Halit'in lisan, üslüâbu, tasvirleri ve tabiat görüşü hakkında bize tam bir bir vermeğe kâfidir: Oluktan artık hiç un akmıyor- du; aralarında buğday tanesi kal- mayan değirmen taşları birbirine çarparak çok gürültü yapıyor, kı- vılcımlar fırlatıyordu. Zaten ak- şam olmuş, harap bacanın üzerine yuva kuran leylekler çoktan yer- lerine dönerek gagalarını vurma- ğa başlamıştı. İki dağ arasına 81- kışmış solan arazinin ufacık sinek- ler tifriyen durgun havasında bu koca kuşların şamatası değirmen ve su gürültüsünü susturarak bir hamam &bisile taşlara çarpıyor; kulakları sabunlanmış bir adamın duyduğu uzak, fakat korkulu bir uğultu üzerinde yuvarlanan bir bakır bas gibi uzaklara koşuyordu. Burası köylerden hayli içerde bir gu değirmeniydi. Güneş sırtın arkasındaki boşluğa gömülünce daha onbirde şular kararır; yalnız yüksek kavakların dumanlı tepe- lerinde yapraklı birer renkli kâğı6 fener gibi bir müddet aydınlık kalırdı. Sonra onlar da söner; bu dar, rutubetli yer bir hamem gibi en ufak sedeyi genişleten, büyül- ten bir kabiliyetle sabaha kadar yatağından taşan derenin Şakırtı- sını dinlerdi. Tisalyalı Yani, değirmenci, tek- neye biriken sıcak ve çakmak ko- kulu unları itiyab sevkiyle bir ke- re avuçladıktan gonra durdu ve çuvala doldurulmasını ertesi güne bırakarak gitti, derenin köpükler içinde çevirdiği pervaneyi durdur- du. Şimdi serbest kalan sular, yer- den kesilen gürültüden kurtularak aşağıya akıyor, iki tarafı sarı su- s&mlern altında simsiyah kaldığı halde köpüksüz, kırışıksiız ve yağ gibi parlak olan ortasında akşamın nereden aksettiği farkedilmeyen alaca aydınlığı bir çatlak kubbe gibi göğü gösteriyordu.» Yani, değirmenin yanında ko- naklıyan çingenelerden PBilif ile münasebet tesiş eder, Birkaç gün sonra çergi kalkar ve Elif Yani” ye bir yıl sonra yine demet vak- tine randevu verir ve ayrılır: «Elif büğürtlen toplayarak gi- diyor, süslü başı çitin üzerinde iri bir kelebek gibi havanın buharı ve mailiği arasında görünmez O luyordu.» Yani demet vaktini beklemek- tedir: «Ovada yeniden işler başla- mış, Tarlalar tekrar sürülüyor, daneler atılıyor, yağmurlar yağı- yordu. Derenin suları incirlerin yapraklarına kadar yükseldiğinden değirmen işliyemiyordu. Birgün artık leylekler avdet etmedi. Fır- tına yuvalarını düşürdü. Nihayet karlar yağdı, her taraf dondu, ge- celeri ta yakından kurtların seale- ri duyuldu. Birgün güneş çıktı, haftalarca, fasılasız, bulutlardan kurtuldu. O- va yeşilleniyor; sıcaklar başlıyor- du. Komşu çiftliklere kafile kafile orakçılar gidiyor, Yani bunların geçtiğini pe «yaklaştı, ge- lecek» diyord Elif o sene yl Fakat ertesi sene görünmez, kötülemiş, şehirde kalmıştır. KE

Bu sayıdan diğer sayfalar: