7 Ağustos 1932 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

7 Ağustos 1932 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SON POSTA Polislik Yapan Bir Papağan Berlin (Hususi) — Henüz ne- reden kaçtığı anlaşılamıyan bir papağan birkaç gün evvel Berlinin | Tampelhaf caddesinin bir köşe- sinde yöksek bir ağaca konduk- “Dur!,, vermiye tan sonra yüksek sesle “ “Geçi,, diye başlamıştır. Ağacın üstündeki görmiyen, Ffakat kumandasını işi- ten şoförler verilen emre riayet fakat — ortada kumanda veren — polisi göre- meyince şaşkın — şaşkın — etrafa bakınarak korka korka ilerlemiye başlıyorlar. Ancak tam bu sırada *dur!,, kumandasını tekrar edin- ce oldukları yerde put gibi dur- mıya mecbur - olüyorlardi. Bu suretle caddede yüzlerce otomo- bil toplanmıştır. Nihayet mesele anlaşılmış, papağanı — kaçırmak için bağırmıya taş atmıya başlan- mış, fakat papağan yerinden kı- mıldamıyarak kumanda vermek- te devam etmiştir. Nihayet itfaiyeye haber veril- miş. Merdivenli bir itfaiye oto- mobili gelmiş. Merdiven açılmış ve bir itfaiye neferi merdiveni kumanda ederek — duruyor, çıkmıya başlamıştır. Mütemadiyen | kumanda vermiye devam etmek- te olan papağan itfaiye neferinin yaklaştığını görünce nefere ok- kalı birkaç küfür savurduktan sonra uçmuşlur. İngilterede Haydutluklar Londra ( Hususi ) — Son za- manlarda İngilterede haydutluk vak'aları çoğalmıştır. Polislerile iftihar eden İngilizler şimdi po- Jislerinden Jamışlardır. Ön beş ây zarfında doksan dokuz haydutluk vak'ası olmuş, gaspedilen va çalınan — para ve mücevherlerin kıymeti milyon- ları aşmıştır. Şimdiye kadar bu haydutlukların faillerinden hiçbi- ri elde edilememiştir. Bunun üzerine bankalar ve zenginler hususi taharri memurları kullan- mıya başlamışlardır. Kasanın İçinde Kaldılar İsveçte kibrit kıralı Krögerin fesabını teftiş eden iki muhase- beci birdenbire tetkik - ettikleri bir kasanın içinde kalmışlardır. Kapanan kasayı açmak ve muha- sipleri kurtarmak için polisler iki saat uğraşmışlar, nihayet Krö- gerin müdürlerinden birinin ya- nında bulunan — bir kasa açılarak tarılmışlardır. Haydutluk, Soygunculuk İngilizler — an'aneperest — bir millettir. Son zamanlarda eski an'aneleri bilmeyenlerin miktarı arttığından bu hususta bir eser neşredilmiştir. İngiliz kanunlarına göre soy- gunculuük ile haydutluk arasında büyük bir fark vardır. Bir şahıs sabah saat altı ile akşam dokuz arasında yabancı bir eve girerse bu cürüm soygunculuk - sayılır: Bir şahıs gece bir eve girerse bu cürüm haydutluk sayılır. Haydutluk cezası soygunculuk | tezasından iki misli - fazladır, Soygunculuk maksadile — bir eve giren bir adam — birkaç gece kalırsa cezasının bir kaç misli artacağını göze almak mec- buriyetindedir. Bir ev sahibi an- cak evine giren bir hayduda kar- n silâh istimal edebilir. Soygunculuk — maksadile — bir papağanı | şikâyet etmiye baş- | anahtarla | içindekiler kur- | ıEdırnekapıda Mezarlık Ortasındaki Eglence Yerili Burada Mısır Ve Şarkı Satanlar, Fal Bakanlar, Para Yiyenler Kaynaşıyordu Mısır Tarlası Da Masraflı Yermış, Bir Papel Suyunu Çekti | Edirnekapısının dışına çıkar | çıkmaz sağa doğru bükülün.. Bir kaç yüz adım yürüyünce bütün Halici ayaklar altına seren geniş Dbir. mısır tarlasının girmiş olursunuz. Çok eski bir Yahudi mezar- lığının taprağı üstünde yetiştiri- len bu tarla, cuma günleri, mü- baleğasız mahşerden bir nümune oluyor. Çoluk — çacuk, binlerce kişinin mezar taşları şöyle bir dağılışlar nı önüne getirebilirsiniz. elinde bir koçan, kemirmekle meşgul.. Ortada, | zanları habire kaynıy rın başı, karınca gibi... Bu müşteri bolluğunu gören kendini - dehşetli Heraesin hatır, — hatır misir. ka- . Karanla- kocaman | mısırci, naza | çekiyor: — Pazarlık yok! Veresi mua- mele yok! Alan alır almıyan dona kalır... Maamafih, bu kimse aldırmıyor; yüzlerce elin bir anda kazana doğru uzanışı: — Yedi tane de bana... — Sekiz mısır daha ver! Mısırın envainı gelip burada görmeli. Suda pişmişi, —ateşte kavrulmuşu, sütlüsü, sütsüzü... Kazanım başında, temiz pak giyinmiş bir efendi, mısırlarını sardırdığı kâğıdı, herifin ağzile kopardığını görünce, — tiksindi, fakat bu tiksintisini belli etmeyi | de nezaket icabı mıyarak : — Şey.. dedi, kâğıda sarma ! Bende kâğıt var! Satıcı, farkında mı ya: — Feda olsun, beyim... diyor, kâğıdın ne ( emniyeti ) olurmuş ! Ve tekrar ağzile ikiye böldü- gü kâğıda —mısırları - sararken, etrafa mağrurane bakıyor: — Biz öyle ufak şeyleri ara- ——— et | eve giren bir adama silâh istimal edilir. ve soyguncu yaralanırsa | ev sahibi mahküm olur. Yine bu kanuna göre kadın- ların — işledikleri bazı suçlardan dolayı kocaları mahküm edilmek- tedirler. Bir kadın bırsızlık, haydutluk, soygunculuk, — dolandırıcılık - gibi bir suçtan mahkeme huzuruna çıkarılırsa kocası da maznün sifa- tile mahkemeye getirilir. ve ayni cezaya çarpılır. Kocanın suçla alâkası olmuş, olmamiış, bu naza- rı dikkate alınmaz. hududuna | istiskale | — İyisinden on iki tane seçi | | yın, doğru buül- | Mizir tarıasında pliyasa yapanlar ve misir salanlar $ saydık, şimdiye kadar ban- ker olurduk !.. Kör destancı kalabalığın ara- sına sokulmuş sıtma görmemiş sesile kaynana şarkısını geçiyor: Oğluma çatacağım, Seni başatacağım, Beline tekme vurup. Sokağa atacağım! Derken başka bir mağme: *Canlar yakarsın tütüncü kızı, “Baygın bakarsın tütüncü kızı.. Şarkıları kapışan kapışana... Birisi soruyor : — Uzun saçların var mı ? Kör destancı, başını salladı: — Kimde uzun saç kaldı | şimdi?. * Kafesinde kuş olsam,,- var, verelim mi?, Etraftan gülüşenler: — Herifçi oğlu sokacak.. İşitlin ya... Saçına ak düşmüş, orta yaşlı bir adam, dalgın ve düşünceli ile, yandakilerle dert- bizi kafese bir eda leşiyor: — Şunlara bakım yahu.. Ya- hudi ineği gibi ağızları hiç dur- muyor. Mısiri birakıyorlar, dön- durmaya sarılıyorlar, dondurma- yı kitirmeden fıstığa başlıyorlar.. teki mazur gördü : — Ne yapsınlar.. Haftada bir cumaları var. Herkes, buraya | para yemiye geliyor.. Bu lâfı, pek yabana atma- Göze görünmüyor amma, misir tarlası, az masraflı bir yer değil.. Her satıcıdam beşer kuruş- luk bir şey alınsa, lira ayakları salladı demektir. Sırtında torbası, elinde değ- neği, ak saçlı bir. Kıpti karısı, arada bir, bağırıyor: — İzgaralar, maşalar? Fakat gözüne kestirdiği ken- di halinde birini görünce, hemen yılışıyor: — Niyete bakarız! Birisi yanındakilere onu gös- bakarız, kısmete | terdi: — Bizim amcanın falına bak- mıştı. Tezine bir. kısmet gelecek sana.. Dedi, on güne varmadan işe girdi. İstersen çağıralım.. zim falımıza baksın... Ötekiler ilkin itiraz ettiler: — Geçtim, kötü bir şey söy- ler de keyfimizi kaçırır.. — Yok, canım.. Korkma be., Ne söyliyecek ? Mihayet çağırdılar. Karı elin- deki kırık aynasına bakarak - ih- tiyar adamın — falını anlatmıya başladı : — Efendiciğim.. Hoşsun, iyi- Bir de bi- | dönüşü de sin, zevalsiz adamsım. Fakat yü- reğin dardadır. Acaba bu mura- dım, bu hacetim olacak mi, der- sin, Hacetin, olacak efendiciğim... Olacak amma, Üüç vakit var, Hem sen, bu yakınlarda candan birini kaybetmişsin. Kederdesin, sıkıntıdasın.. İhtiyar başını kaşıdı. Yanın- dakiler, hayretle biribirinin yü- züne bakıştılar. Bir tanesi daya- namadı | — Allah allah.. Bildi yahu! Kaocakarı devam ediyordu : — Bu candan kimse, doğru söyle, senin neyindir? Kızın de- sem değil, oğlun desem değil.. Karın desem değil.. Kardeşin mi yoksa?.. İhtiyar burada kendini tuta- madı. Bir bronz onluk çıkarıp kadının eteğine fırlattı; — Benden yana kat kat helâl olsun ! Parayı alınca, falı çarçabuk bitirdi. Yani başımdan yüksek sesle: — Izgaralar.. Maşalar.. Diye geçerken, çağırdım: — Baksana.. Buraya.. Yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi: — Maşa mı istedin İyi maşalarım var. — Hayır.. Maşa istemiyorum, fal baktıracağım.. Anlamamış gibi göründü: — Biz fal bakmayız efendi.. — Demin, aynaya bakıp söy- lediklerin fal değil mi? Şaşırdı, fakat çabuk topladı kendini: — Fal değil ya.. Niyet bak- tım da. Niyet başka, fal başka... Biraz içine emniyet gelmiş olacak ki yavaşça fısıldadı: efendi.. — İstersen senin de niyetine | bakayım.. Çingenenin kabahatini kitaba uyduruşunda her halde ince bir zekâ eseri vardı. Mısır tarlasındaki - salıncaklar da ayrı bir para tuzağı.. Salın- cak sahibi, elinde saat, dakika seklirmiyor. — Haydi bakalım küçükler... | | tabiiyete Vakit geldi! Bu müthiş kalabalığın tarla- gürüba — yakın, — evlerine başka — bir âlem. Omuz omuzu sökmiyen bu insan seli, tramvay caddesinin iki ta- rafından bir müddet aktı, aktı ... Üç mezarlık arasında sıkışıp kalan bir tarlanın bu kadar rağ- bet görüşüne gelin hep beraber "plııd... Mf dan Kari Mektupları . Çuye Ve Keçi Sütüne Dair Mahallelerde sürülerle dola- şan keçilerin dolaşması, evlerde yatırılması artık menedilecekmiş. Viranelik, çöplük ve toz deryası haline gelen mahallemiz artık bunaltıcı müteaffin kokulardan da kurtulacakmış!. Hele bu ke- çiler nekadar pis.. Sırtlarından pisliğin aktığını insan farkedebilir amma, keçilerin renklerini tef- rikte güçlük çeker. Peki amma bu pis hayvanların memelerin- den alınan südü, çocuklar, has- talar — içer de — nasil — şifa bulur.. Hem bu süt erbabı nezdinde de — pek — makbul- dür. Çünkü hilesizdir, su karış- mamıştır, “halistir ve saftır. Bu düşünce ile şifa niyetine içilir, Bu sütler ancak çeşit çeşit mik- rop görmek sevdasına düşen bir baktriyoloğ için cazip olabilir. Tophane İlyasçelebi mahallesi tulumba aralığı yokuşu: Naml Sabri Etibba Odasından İki Sual Etibba odasından şu sualleri sormaklığıma tavassut etmenizi rica ederim. 1 — Asabi hastalığa müptelâ bir genç üzerinde bir doktor tarafından maniyatizma tecrübesi yapılabilir mi? 2 — Yapılırsa bunun kanu- nen bir cezası var mıdır? M Afif Kurtdereli Mehmet Pehlivan Kurtdereli Mehmet Pehlivan bugün cihanşömul bir şöhrete maliktir. Türkün kuvvetini bütün dünyaya tanıtmıştır. Bu büyük pehlivanın mali vaziyeti son zas manlarda pek iyi değildir. Ankarada Gazi Hazretlerinin büyük lütuflarını müteakıp İzmir, Simav, Uşak Himayei Etfal Ce- miyetlerinin tertip ettiği güreş müsabakalarında hakemlik etmiş ve mali vaziyetini biraz düzelt- mişti. Kurtderelinin hakemlik yap- ması — bütün güreşlerde alâka uyandırıyor, güreşten anlamıyan- lar — bile, sırf onu görmek üzere —müsabakaya — geliyorlar- dı. Kurtderelinin bir köşede unu- tulup metruk bir halde kalmasına nasıl tahammül edilir. Onu refah içinde yaşatmak hepimizin bor- cudur. Bu hususta hamiyetli ze- vatın dikkat nazarlarını celbet- menizi rica ederim. Bahkesir Halk Otelinde Etem l Cevaplarımız Galata Rihtim Şirketi —Memurların- | dan Necati Beye; Gazetemizde şiir neşretmek teamülümüz haricindedir. Maale- sef dercedemiyeceğiz. * Bakkal M. A. Bfendiyo: Bu mesele hakkında vali veya mektupçuya bir istida ile müra- caat ediniz. Yahut kendilerini bizzat görüp şifahi izahat isteyi- niz. Sizi tenvir edeceklerdir. Anlattığınız — vaziyete — göre alınmamanıza — biçbir sebep yoktur. Bilhassa kanunda- | ki ikamet şartını da haiz bulun- | maktasınız. be - velileri,, sahibine; Tatbikat — Mektebinin lâğvi hakkında henüz mukarrer bir şey yoktur. Bu tasavvurun tahakkuk cdıp etmiyeceği ancak senci der- siye iptidasında anlaşılabilecektir. İmzalı mektup

Bu sayıdan diğer sayfalar: