30 Ağustos 1934 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

30 Ağustos 1934 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

No: 15 Istitraden zikredeyim, Abdi ahkar, yaş yaşamış, gün görmüş olmaklığım dolayısile merkepten, esterden, espten miktarı kifaye anlarım ya, © da bahsiâhar... No arzeyliyor- dum? Bittabi - ulümu baytariye ile müteveggil —değiliz. Şu bixisil küheylanların belki de KanberiAli şeceresine kadar dayandıkları ih- timalden balt değilse de yüzünüze güller, matbah için alınan kıyyesi on paralık pırasa velahana bile badelmuayene iştira kılına geliyor. Bayat mı, porsuk mu, tohumluğa mı kaçmış diye nazardan geçiriliyor. Bazarda ve Esvakta, çift okkasını bir meteliğe mubayaa ettiğimiz hamsi balığının bile terütazeliğine bakıyoruz. Kâtip Raifin çatik kaşları gö- züse ilişen tombul mirasyedi, enikonu kızıyordu: — Marmarayı tüuttun, Hayırsız adalara doğru pupa yelken açılı- yorsun yahul.. Kısa kes; kararı verdik, bu yağızları alacağız işte, Üç aşağı* beş yukarı uyduralım. — Kambur Nabi, içinden oku- duğu lâhavleyi belli etmedi; it- mam etti: Kerem buyur Ahmet Beyciğim, tosun cambazcığım, görüyorsun ki Bey oğlumuz hahişker; daha doğrusunü “istersen saikal — civan! ile acül... Arzusu veçhile beygir- leri iştira edelim amma ve lâkin bir defa alır gözle muayene, le- delhacce bir baytara irse icap etmez mi? Duba gürledi: — Kırk kere söylüyoruz; mal meydanda be gözüm. Buyurun, istediğiniz kadar muayene ettirin.. Hep birden, hürya aşağıya saldırdılar. Nabi Efendi yel yeperek yek- kenkürek, en önde koşuyor, kâ- tip Raif arda kaldığına kızıp yine kaşlarını çatıyor, Tombul Bey keklik gibi yuvarlanıyor, Sulu Sezai avcunu boru gibi “yapıp bombört taklidile Hamidiye mar- şini çalıyordu. Duba ile yardağı da fiskosla en arkadan geliyor- lardı. Taşlığı geçip tam kapıdan çı- kacakları anda kambur bir ka- ranbol daha yaptı. Yine iri gövdeli birile çarpış- mıştı. Bu dübaracı Apikti. Dübaracı Apik 45 lik bir adamdı; Vebbi Beyin konağına yeni dadananlardandı. Apiği Istanbul içinde tanımı- yan yok gibiydi. Dübaracı laka- bini alması iki sebepten ileri geliyordu. Mükemmel tavla oynar, en ustaları, mahirleri, hiç oyun ver- meden yener, hepsini dübara ile altederdi. Dübaracı denilmesinin ilk sebebi bu. İkinci sebebi, aksata ve ho- vardalık âlemlerindeki — dübara- cılığı . Apiğin asıl zenaatı berberlik- miş, Bir vakitler, Kumkapıda, perükâr dükkânı varmış. Alaycı, hoşsohbet, keyif ehli olduğu için beylerden, efendi- lerden sayısız. ahbaplar edinmiş. Bu meşrepte bir adam kutu kadar dükkânin içine kapanıp çile çıkarır mı? Bile bile, sermayeyl kediye yükletmiş; — işi, — paşazadelerle, mirasyedi beylerle düşüp kalkmıya vermiş; Beyoğlulerında, eğlence Alemlerinde yaşamıya başlamış. SERETE T RREr eee eaase Resimli Büyük- Millif Ronan TOMBUL MİRASYEDİ - Yazan: Sermet Muhtar Dübaracı Apik Te Yaman Hovardaydı ı ' i Vehbi — Beyle beş, evvel tanışmış, — çabucak benli olmuştu. O akşam, mirasyedi bey, kâ- tip Raif, Sulu Sezai, “Eftalopos,,ta sar dinlerken Apik: (Maşallah on gün senli diyerek yanlarına çökmüştü. Şaşa kalmışlardı. Sanki kırk yıllık tanıdık. Veh- bi Beyi ismile, cismile biliyor. Kimin nesi olduğuna, pederinin ne zaman vefat ettiğine, nerede oturduğuna, hulâsa bütün cema- ziyülevveline agâh.. Derhal kafalar uymuş, kanlar kaynamış, o geceden - itibaren Apik te Fındıklıya dadanmıştı. Nabi Efendi Apikle çarpışır çarpışmaz, sayhasını tutamadı: — Vay, Apik efendi, sen mi- sin?. Tetik davranmaya idim şu kuş kadar vücudumu vagon kadar cüssenle hurdahaş edecektin a azizim! Apik derhal şakayı tuturdu: — Al lafı, otur aşağı... Bey- ler, efendiler kulak olun, öküzün altında #serçenin ezildiğini hiç işittiniz?.. Bu ne gibi laftır. bilirsin? O yalan bu yalan, fili yutmuş bir yılan proverbine benzer bir lâftır. Sulu Sezai, hemen yere yayıl- mıştı; katılıveriyordu: — Çok yaşa Apikçiğim, va!- lahi salıverdim, sırsıklam oldum... Yamansın be Dübaracı, biçilmiş kaftan ismi buldun, tam kondur- dun. Beybaba serçeye benzemi- yorsa şu caddede anırırım.. Apik: — Ben Boş lâf ederim sanır- sın? diyordu. Onu gördüğüm tak- kede ismini vermişim... Ispatı kolay. Tortop olup bir Beyoğlunu Alayımız baba Hindi gibi gulu gulu ile vakit geçirirken beybaba serçe gibi cıvıldamazsa bana da lâkabı takın; Kaz Apikl. deyin. Hep gülüşerek, kahkahalarla setten indiler; beygirleri yanına vadılar. Nâbi Efendi. — Evvelemirde müsaade; ka- rınca kararınca, kolları — sıva- gilim amma derecel attan anlarım! diyerek hayvanlara yaklaştı. Baştan kıça doğru muayeneye girişti; çenesi açıldı: — Aman tosun cambazcığım, | beygirler beni eciçbücüç, hörgüçlü | mörgüçlü görünce belki huylanır- kadar zahmetse gemlerinden sıkı tut, ağızlarını açalım, görelim.. Kâfi, kâfi, kapa.. Kalı? bımı bastım; yaşları dört buçuk, nihayet beş. Şayet altı varsa 32 dişimi şu dakikada söktüreceğim. ( Nabi Efendinin ağzının için- deki koskoca iğreti takımı umut- mıyalım). Görülen köye kılavuz iste- mez, işte dişler burada; hepsi körpe, ince, sedef. Kart atların diş maktaları — müsellesi — olur, boyları kazma gibi uzar, altı Üstü daki beyaz akıtmalar da yerinde. Nakkaşıhilkat özenip bezenmiş; mütenazır iki şeklihendesi gibi, biribirine örnek — çizmiş, Bak Vehbi Beyimiz, siz bundasınız hal.) | eşşşek gibi | dolanalım. kıyak bir eğlenti yapalım. 30 - 8 :934 Vehbi Bey yavrum, kulak ver kâtipçiğim, sen de işit Dübaracım, şu akıtmalar hamden sümme şükren, Üst dudakta nihayet buluyor. Şayet iki dudakta kilit- lene idi, selâmün kavlen min rabbürrahim, | olurdu. (Arkası var) Yeni Neşriyatı Askeri mecmua — Bu kıymetli meomunun G2 nci yıl sayısı “ Mora | isyam ,, irimli bir kitap ilâvesile çık- | mıştır. Ayrıca yine bu nüshanın tarih kıemı da büyük bir cilt tutmaktadır. Bu sayıda askerliğe ait birçok kıymetli ve alâkalı yazılar vardır. Tarih kısmı ilüâvesi, büyük harpte şimali «kafkasya faaliyetleri hakkında haritalı, krokili zengin malümatı bavidir. Eaer güzel ve mahdut vesnit içinde vücuda getirilmiy bir alâmetihabise | olmasına ev neflatir. | zaruridir. Bir Türk için ( Abdül- | hak Hâmit)i anlamak aşaği yu- Sanayici! 29 Teşrinievvelde açılacak Ankara sergisine iştirak vazileni unutma. Hemen taahhütnameni gönder ve yerini al. Miülit İktisat ve Tasarruf Cemiyati hı.ınîı- Iı;ıul ŞehirTiyatrosu M " LI D gnurlu bavalarda Tepebaşı Belediye Bahçesinde 30-8-934 Perşembe akşamı — 21,30 da YALOVA TÜRKÜSÜ Yazan : İ. Galip Besteliyon: H, Ferit İstanbul, Şişli yolcuları için tramvay temin edilmiştir. ler salonda verilir. Operatör Dr. HAMi Cağaloğlu ecranesi karşısı No. 48 Hergün 2 den sonra ç— A -— TAKVİM —— Gün PERŞEMBE Hızır 31 30 Ağustos 934 li7 Rumt >1350 9 23| Akşam (12 — | 18 S0 12 15| Yatsı |1 37 | 20 25 18 87| İmsak (8 49 |3 97 a 71 910 yun. Hezarıfenlik iddiasında de- | kifayede | Yevmi, alyasl, Havadis ve Halk güzetes Eski Zabtiye, Çatalçeşme sokağı, 25 İSTANBUL Gazetemizde — çıkan — yan ve resimlerin bütün hakları lar, şaha maha kalkarlar. Ne | dişlerini | Abone bLedeli peşindir. Adres değişlürmek 28 kurüştur. sadama Gelen evrak geri verilmez. ilânlardan mos'uliyet alınmaz, Cevap için mektuplara 10 kuruşluk pul ilâvesi lâzıcadır. yosun tutar,. Maşallah alınların- | ı—ı yazılır ve zor duyulur, Bıııııııl | içinde yüksek manalar ifham edi- | zamanın zihniyel | larile ölçerek hüküm vermelidir! '| yazdı. Fakat bu Türkçe değil, olduk- | Bugünün Meselelerinden l —— — — -- Türk Dili İçin ... ( Baştarafı | inci sayfada Vasıf Enderuni; Sabah olur gider, günler doğar, biz cünbüş eylerdik Kani ol cünbüşler, ülfetler, muhabbetler.. O gülendam bir al şala bürünsün | yürüsün.. Ucu gönlüm gibi ardınca — sürünsün yürüsün diyorlar. Hangisini — anlamak kolay? Hangisi daha Türkçe? Buna mu- kabil bana, mefhum hangisinde daha kuvvetli ? diyecekse cevap basittir, (Finten). Fakat ne yazık ki Türkçe değil, Türklere anlat- mak için, (Rasin)i okürken cebi- mizde taşımak — mecburiyetinde kaldığımız ( Vizental ) Efendinin ( Fransızcadan Türkçeye lüğat )ı gibi; ( Finten ) i anlamak için de (Kamusu arabi) yi, fakat bu da yetmez, bir de (Kamusu farisi )yi masamızın önünde bulundurmamız karı meselâ ( Korney )i anlamak- tan daha zorl. Daha külfetli!. Zira onu sezebilmek için daha fazla vasıtalara ihtiyaç var. (Abdülhak Hâmit)in Türk dili bakımından da atılmış bazı adım- ları vardır. Gönül isterdi ki edip- lerimizin dâhi tanıdığı bu Türk şairi bütün eserlerinde Türkçeyi de işlesin. Şiirlerindeki mefhum- ların zenginliği, büyüklüğü kadar, Türkçemizin de belagatini — gös- tersin . ( Baki ) Osmanlıcayı nasıl ya- rattıysa, ( Abdülhak Hüâmit ) de Türkçeyl öyle yaşatsın. Meselâ ( Tezer ) de: Kalbine girmemişse hissivatan Anı sen kale alma bari utan Kız köpekler bile vatanperver Vatam #evmeyen acap ne severt Diyor. Hemen hemen terkipsiz, ve büyük bir kısmı öz türkçe kelimelerden mürekkep mısralar yor. —Neden ( Finten) de hiç olmazsa bu kadar türkçe yazık madı? Denebilir ki bu eserler bir ile, telkinlerile yazılmıştı. O vakit bugünkü arzu nasıl yerine getirilebilirdi?. Her hâdiseyi zamanile, zamanın icap- Fakat dâhi o kimse- lere denir ki zamanın - icaplarına bağlı kalmazlar. Bu icapların, üstünde tutunarak halin ve istik- balin lâzimesini yaparlar. ( Abdülhak Hâmit ) İslâm tarl- hinden, Osmanlı saltanatından, Fransız şiirinden mülhem oldu. Zaten bu sonuncu kaynağı (Eşber) hakkında (Namık Kemal) de söy- lemişti!. (Ahmet Mithat), (Ahmet Ra- sim), (Hüseyin Rahmi) bilhassa birinci ve Üçüncü yalnız Türkiye- de kalmadı. Türk dünyasının malı oldular. Niçin ? Dil bakımından, mevrzu bakı- mından Türk olduklarından.. Hâlâ bu üç büyük edibimizi lezzetle, keyifli keyifli okuyorum. Hele (Hüseyin Rahmi), Tük ede- biyatı için bir öğünmedir. (Mehmet Akif) (Safahatı) mı İse tanbulun kibar âlemleri lehçesile Doğrul. ça sade bir Osmanlıcadır. Zaten o Osmanlı kalmak arzusunu bir türlü yenemedi. Onda cidden bü- yük, yüksek sezişler, yüksek ve büyük ilhamlar vardır. Çanakkale şehitlerine yazdığı Mmersiye <0or biricik şartı, Mehmetçiği sevmek, çok sevmektir. Fakat (Mehmet Akif) (Mehmetçik)i Türk olduğu için — değil, — müslüman — diye sevdi.. Onu bir müslüman Os- manlı gibi duydu. (Mehmet Akif) eserlerile büyük bir Müslüman Osmanlıdır. Fakat kendini, has milliyetile de göstermeyi unutmamıştır. Ben ki bir arnavudum İşte harap yurdum. Demiştir. Sonra da (Türküm) diyene kızmaktan kendini ala- mamıştır!. (Mehmet Akif) Türklükten değil; sadece (Kur'an)dan llham aldı. Mithat Cemal: Tertemiz bir Osmanlıca ile hep vatanperverlik, hep millet severlik telkin etti. İcabında mil- let yolunda ölmeği, yaşamaktan fazla sevdirdi... O vatan, millet faziletini anlattı. Ben onu ne za- man okusam asabileşir, sinirleşir, heyyecan içinde kalırım.. Onun adı anıldığı vakit gözlerimde va- tan ve millet canlanır. (Verdanl), (Gandi) ve memleketi için yazdığı şeyler kahramanlığın şah eserleri olarak kalacaktır. Mütarekenin kara, kapkara ve cehennemi günlerinde: Ölmez bu vatan, farzımuhal ölse de hattâ, Çekmez kürenin sırtı bu tabütucesimi L Dedi. Yaşayan ve yaşayacak olan Türklüğün, Türk vatanının büyüklüğünü, — diriliğini — haber verdi. Ne mutlu aziz şaire ki memleketinin en kara fakat en büyük günlerinde onun duyguları millet kürsüsüne kadar çıktı. Dünyanın Türk soyundan — olan en büyük şefinin, Gazi Mustafa Kemalin ağzından bütün millete nakledildi. Mehmet Emin (Çam sakizı çoban —armağanı) nda, (Türk sazın) da (Mustafa Kemal) inde en temiz Türkçeyi söyledi. En temiz Türkçeyi — söyletti. Türk kaidelerile, Türk — duygularile.. Bana öyle geliyor ki o, bütün bir ömür Türkü ve Türklüğü duydu. Yanlız onu duydu. Onu du- yurtmıya çalıştı. İnsanlığı, kahra- manlığı, fazileti herşeyi Türk te buldu. (Edebiyatı cedide) nin ve Türkü türkçeyi hakir — gören Türke (etrâki bildrâk) diyen bütün bir mazinin — karşısına tek başına dikildi elini kaldırdı ve haykırdı: Ben bir Türküm dinim cinsim uludur. Sinem özüm ateş ile doladur. Türk evlâdı vatanının kuludur. Mehmet Emin, (Milli mek- tep) in şefidir. (Milli şair) sanı onun hakkıdır. MÜZAYEDE İLE SATIŞ Guma günü sabah saat 10 da Beyoğlu, Ağahamamında Oliyo soka- ğginda Ekrem Bay apartım. numaralı — dairesinde ( Sır Belediye hastanesi ittisalinde) mevcut gayet nadide ve müzeyyı müzayede suretile — satılacağı olunur. Asri kaplı ikl tarafı vitrinli büfe, dresuar, otomatik kar& masa ve altı adet meşin kaplı sandaliyeden mü- rekke; ayet güzel yemek oda hhıı: dı'ııy. kaplı kanepe, 4 koltuk 6 sandalye, bir berjer, ikl küçük sandalye ve bir etajerden mürekkep Li XIV salon takımı, bir. kanape ikl koltuk ve 4 sandaliyeden ibaret yemek salonu, aynalı dolap, İki geee masası, orta masası ve bir şenzlong- dan mürekkep asri yatak odası, ay- nahı dolap, İavabo, tuvalet ve - ikl gece masasından ibaret akaju defli yatak oda takımı, bronz kare İngili karyolalar, aynalı — dolap, lavabör aari kübik elektrik avizeler jardia- yer, aynalar, perdeler,etorlar, yesl halde muşambalar, gramofon, mantolar, Çin vazoları, biblolar Ve #nire hayli oşyalar. “STARD, markaf kefle bir piyano. (1297)

Bu sayıdan diğer sayfalar: