11 Ağustos 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

11 Ağustos 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Azerbaycanda İttihat ve Terakkide on sene 17 inci kısım Yazan: Eski Tanin Başmuharriri Muhittin Birgen No. 29 son İttihatçı 921 yazında, cebimde seyahatimin ilk hedefini teşkil eden işe ait, bazı evrak ile Moskovaya müteveccihen Tiflisten hareket ettiğim zaman çok heyecanlı idim Termek 921 yazında, cebimde seyahatimin ilk hedefini teşkil eden işe aid, meşkük kıymetli bazı evrak ile, Movkosaya mü- teveccihen Tiflisten hareket ettiğim za- man, çok heyecanlı ve hattâ biraz da dalgındım, Tiflise geldiğim sıralarda paramın bir kısmı çalınmış, çalan in- sanlar malüm olduğu ve para da âdi zabıtaca çalanların nezdinde bulundu- ğu halde, o zamanki gürültü arasında, para bize dade edilmiyerek çalanlarla bulanlar arasında taksi: edilmişti. Rusyadaki hayat hakkında uzaktan öğ- rendiğimiz şeylerin oradaki vakıalara tamam uygün olmadığını da görmüş- tüm. Takib edeceğim matlübat işinin muvaffakiyeti meşkük, tasavvur edilen ticaret işlerinin sade neticeleri değil, henüz mahiyetleri de meçhul idi. Ben, iktısadi kuvveti çok zayıf bir keşif ko- lu vaziyetinde idim. Bütün bunlar beni biraz dalgın ve heyecanlı yapıyordu. Hayatımızın 918 de uğradığı yıkılıştan sonra o dakikaya kadar henüz mağlüb olmamıştım. Aca- ba bu defa da muvaffak olabilecek miydim? Zihnimden hiç ayrılmıyan bu sual, her dakika içimi titretiyordu. U- mumi ve resmi dilinden henüz bir kâç kelimesini öğrendiğim karmaâ karışık bir âlem içinde idim; büyük fırtına geç- miş, fakat yüksek ve ölü dalgalar hâlâ muhiti, cemiyeti ve milletleri salla- makta idi. Bu muhit içinde, ben, ace- mi kaptan, acaba hayatımızın gemisini kayaya oturtmadan, ileriye doğru gö- türebilecek mi idim? e: Arkamda İstanbul işgal altında, Ana- dolu yoksulluk içinde, dişini tırnağına takarak son hayat mücadelesini yapı- yor, Ben onun muvalffak olacağından e- minim; fakat, ne zaman? Demek oluyar ki arkasında, dayanacak kuvvetli bir. vatanı olmıyan, kendisi ile birlikte bü- tün memleketi, bütün vatanı tehlikede bulunan bir adamdım. Komünizmin ve enternasyonâalizm fikrinin idealleri ne kadar yüksek olursa olsun, bir insan i- çin bir vatan lâzımdır; ben bunu hayat- ta çok muhtelif vesilelerle, çok muhte- lif muhitlerde çok derin olarak hisset- tim, Vatanı olmiıyan insan kadar bed- baht mahlük yoktur. Tarihlerde biz de vatanı tam manasile tehlikede olan insanlardık. Halbuki vatanı olmuyan in- san, çorak bir çöle dikilen bir ağaca benzer: Çabuk sararır ve çabuk yıkı- hr! Şimdiki gibi hatırlarım; Tiflisten ha- reket ettiğim sırada, bu düşünceler ve bu hisler içinde, arkası meçhul, önü meçhul bir insanın, böyle bir dakikada duyabileceği heyecan ve rikkatle dolü göğsünü taşıyordum, O zamanlar, Rusyada, yavaş yavaş, ancak yürüyebilen tren bir müddet git- ti: Tiflis, Azerbaycan hududuna çok ya- kındır. Bunun için, bir müddet sonra tren, şimdi ismini hatırlamadığım bir istasyonda durduğu zaman, birdenbire — şaşırıverdim: -Anadoludan ayrılalı bu kadar hafta olduğu ve arada yüzlerce kilometrelik mesafe bulunduğu halde tekrar Anadoluya gelmiştim! İstasyonun bir târafında üstü sarar- mış yapraklarla örtülü bir çardak. A- nadolü köylerinin çardak inşaatında mütehassıs mühendislerinden birinin elinden çıkmış bir eser! Çardağın bir tarafı karpuz ve bir tarafı kavun dol- muş. Anadolunun karpuz ve kavunları cinsinden ve aynı tarzda istif edilmiş kavun ve karpuz yığınları! Bizim is- tasyonlarda kâh kavun, karpuz, kâh «kaynamış» satan çocuklar gibi çocuk- lar, ellerinde birer ikişer karpuz veya kavun, yolculara satmıya uğraşıyor- lar. Kulağıma sesler geliyor: — Bal kimin (!) kavun! — Kan kimin kırmızı! — Keser de ele (2) vererem! (1) Gibi. (2) Öyle- uddı5. - Sinil Ted AİzEZ K b M-.M- — Buz kimin su! Gamışı (3) dörtyüz manat (4)! Kulağım zu tarzda seslerle dolarken gözüm de karşıda bir levha okudu: «Buradan geçmek memnudur.» Eğer, araya şu «Manat» kelimesi ka- rışmamış olsa, bu istasyonu bir Anado- lu istasyonu farzetmek kabildi. Yanımdaki bir pencereden bir Rus, elinde karpuz tutan çocuğa soruyor: — Skolko stoit (5) karpuz? Çocuk anlamıyor. Babası olduğu an- laşılan çardak sahibine bağırıyor: — Ey ata! Gör, ne deyüp... (6) Baba, oğlunun imdadına koşuyor ve Rustan ne istediğini soruyor. Onun kar- puzun fiatını sorduğunu anlayınca bo- zük bir telâffuzla: — Paltara tiş... Cevabıni veriyor. Güya bin beş yüz Ruble demek olacak. Müşteri, o zaman benim de anlamadığım bir şeyler daha söylüyor. Fakat, «Atanın> ruscadaki vukufu benden fazla değil, Türkce ola- tak, sadece: — Başa düşmirem! (Anlamıyorum!) Deyip işin içinden çıkıyor, bununla beraber, müşteri karpüzu almıya karar vermiş, bin beş yüz rubleyi verip kar- puzu alıyor. Bin beş yüz ruble, otuz pa- ra bile değil! Gözlerime güçlükle inanıyorum; a- taba, bende birdenbire böyle <«Anado- luya geliş» intiba yapan manzara, ha- kikaten Anadoluya benizyor mu, yök- sa, tabil bir gürbet ve hasret duygusu içinde, ben mi öyle görüyorum? O za- man kendi kendimi kontrol için etra- fıma bakınıyorum. İstasyon tenhadır; başıboş bir eşek, kızgın güneş altında bir ağacın gölgesi- ne sığınmış, karpuz kabuklarından ken- di hissesini almakla meşgul. Bir taraf- ta,bir kağnı, biraz uzakta bir harman yeri, erkeği, kadını, çocuklarile bir ara- da bütün bif aile, harmanda bir taraf- tan dövmek, bir taraftan savurmakla meşgul. İstasyonun arkasından baş'ı- yan kim bilir kaç yıldır tamir görmemiş bir şosenin yanı başındaki toprak yolu takib eden gözler, uzakta bir köy görü- yor: Bizimkiler gibi, plânsız, çizgisiz, hendesesiz bir kuruluş, ağaçlar arasın- da yarı kaybolmuş mütevazi evlerden mürekkep bir köy. Minaresi, boyunu, ancak yükseltebilen cami ile beraber... Evet, burası Anadoludur, hem de A- nadolunun fakir bir köşesi, Anadoluda bu tarzda ne kadar istasyon vardır! Bu manzara beni birdenbire kendi- sine o kadar kuvvetle çekti ve bağladı ki saatlerce pencereden ayrılmadım ve yavaş yavaş giden trenin mütemadiyen değişen muhitini seyrettim. İstasyon- dan istasyona, hep aynı müşahede, hep aynı Anadolunun tozlu, kirli, yanık manzârası! (Arkası var) (3) Bizde de söylendiği gibi, kamış, demektir. (4) Dört yüz ruble, yani o zamanlar on beş para kadar bir şey, (8) Karpuz kaça? (6) Hey, baba! Bak ne dedi? Ndbelçl Eczaneler Aksarayda: (Şeret), Alemdarda: (Esat), Böoyazıtta: (Asador), Gamatyada: (Teo- filos), Eminönünde: (Mehmet Kâsım), Ryüpte: (Hikmet Atlamazı, Fenerde: (Hüsamettini, Şehremininde; — (Hamdi), İŞehzadebaşında: (İ. Halil). Karagümrük- te: (Fuad), Küçükpazarda, (Hikmet Ce- e: (Galatasaray), (Ga- : (Hildayet), Kurtuluşta: (Kurtuluş), Maçkada: (Feyzi), Beşiktaş- ta: (A Riza), Sarıyerde: (Asaf), Anadolu ve Adalardakiler: Üsküdarda: — (Belimiye), — Kadıköyünde: (Sandet), (Osman Hulüsi), Büyükudada: (Halk), : (Tanaş), SON POUSTA 'SON POSTAİ| nın TARİHİ TEFRİKASI ' Vur, beni — Giv! dedi. Senin pek kurnazça ha- reketin meseleyi halledemez, İkimizden birimizin ölmesi lâzımdır. Dedi, Giv, hasmının bu çılgınca ha- reketini görünce, küçük bir hareketle atından indi. Atının dizginini bıraka: rak, Termekin önünde kılıcını kaldırdı ve müdalaa vaziyeti aldı: — Asilzadem! Siz yaya iken benim atta bulunmam doğru değildir. Derken, Termekin ilk darbesini ön- ledi, İkinci darbesini de meharetle sav- diktan sonra, onun üçüncü hamlesinde, kılıcına öyle bir hareket verdi, ki.. Ter- mekin kılıcının yarısından yukarısı, ha- vada parlıyarak uçtu. Derebeyinin oğ- Ju, bu ikineiaczinin önünde bir şey yap- mıya imkân bulamadı. Yarım kalan kı- hemı yere fırlattı ve göğsünü gererek: — Giv! Vur! Beni öldür! Bu, senin) hakkındır. İşte, ben.. gene sana meydan | okuyorum. Diye bağırdı ve böyle bağırırken, lfusından gözlerinden yaşlar boşanıyor- du. Giv.. hazin bir tebessümle bakıyor- |du. Yanına sokulan atının geminden tu- tarken, bir elile de kılıcını kınına sok- tu: — Asılzadem! Ben, sizi öldürmeyi hatırımdan geğitmedim. Ben, yalnız hemşirenize koca olmıya lâyık olduğu- mu isbat etmek istedim. Bilmem.. gene tereddüd eder misiniz? N Diye cevab verdi. Termek, öyle çıl- Bgincasına bakıyordu, ki.. belki de, ken- dine kıyacaktı; fakat buna meydan kal- madı; çünkü, Tomrisle Arşak derebe- yinin oğlu, atlarını çatlatacak derecede koşturarak çıka geldiler. Kız, kardeşi- nin, ata binerek saraydan ayrılmasın- dan şüphelenmiş.. Arşak derebeyinin oğluna, Termeğin bir delilik yapmak ihtimalinden bahsetmiş.. onunla bera- ber, kardeşinin izini takib ederek ora- ya yetişmişti. Kız.. atından atlar atla- maz kardeşi ile sevgilisinin arasına gir- di. Bir göz atışile vaziyeti kavradı. Tit- remekten kendini alamadı. , Termek atının üstünde şaşkın şaş- ikınbakınan Arşak derebeyinin oğluna mahzun mahzun bakarak: — Ben.. mağlüb oldum. Hayatımı, bu delikanlıya medyunum. Ona karşı bir söz söyliyecek halde değilim! Onunla çarpışmak, artık sana düşer! Belki sen benden daha talihli çıkabilirsin! Haydi, kardeşim! Onun karşısına geç! Deyince, Arşak derebeyinin oğlunun daklarında hazin bir tebessüm belir- di. Sonra, kibar bir tavır ile: — Kardeşim! Beni mazur gör! İkini- zin aranızdaki mücadeleye karışmıya kendimde bir hak göremiyorum. Hele, sizi birbirinize saldıran sırrı âanlamak istemememde Bir mantık, bir mana bu- lamıyorum. Zaten, yarın, babamın ya- nına döneceğim. Deyince, Tamris ona doğru döndü voe &esinin bütün tatlılığı ile — Gitmenize sebeb yok! Ben.. sizin hemşirenizim. Babama, kardeşime mi- safir kalmanızdan memnun olürüm. Deyince, Arşak derebeyinin oğlu ba- şını önüne iğdi. Termek, bir müddet düşündükten sonra, yanında kıvranan bacağı kesilmiş atına baktı. Sonra, hiç kimsenin yüzüne bakmadan, saraya gitmek üzere, yürüyerek yola koyuldu. Tomris, Give yaklaştı. Yavaş sesle: — Giv! Kardeşime karşı çok akıllıca davrandın. O, artık, senin aleyhinde bir harekete geçemez. Kimseye de bir şey söylemez. Yalnız, sen bir kaç gün saraya gelme! Misafirimiz gitsin. Ağa- beyimin sinirleri de yatışsın. Ondan sonra, kendimizi düşünürüz. Dedi ve atına atlıyarak, Arşak dere- beyinin oğluyla beraber, kasabaya doğ- ru hareket etti. Giv.. sevgilisini, gözünden kaybedin- ceye kadar arkasından baktı. Ondan İsonra, atının gemini elinde tutarak ye- re çömeldi. Derin derin düşünmeye başladı, Tomrisin kendisin! bu kadar fe- dakârâne sevdiğini anladığı için büyük ee yarım kalan H n E ize ıı yere hrlak bağırdı: - Giv! öldür! Bu senin hakkındır! Delikanlı atının gemini bıraktı, başını önüne eğdi. bi saadet duyuyordu; fakat bir taraf- tad da bu maceranın içinden nasıl çı- |kacağını kestirmediği için de çok üzü- lüyardu, Tomrisi babasından isteyemezdi. De- rebeyinin kızını ona vermiyeceğini çok iyi biliyordu. Kızı kaçırmıya kalkışsa.. onun, bu fikrine iştirak edip etmiyece- ğini kestiremiyordu. Bu aşk.. hep böyle lar içinde mi yan:p kavrulacaktı. Giv.. düşüncelerinin, her an, daha ka* * rıştığını.. ümidlerinin daha karardığı- nı görünce düşünmekten vazgeçti. Sab- retmekten.. kendisini hâdiselerin cere- yanına terketmekten başka çare bula- madı. Büyük bir ümidsizlik içinde a- yağa kalktı. Atına atladı. Yarım saat evvel, sevgilisinin gittiği yolu takib e- bir neticeye bağlanmadan mı devam e-| derek kasabaya doğru yürüdü. decekti ve o, bitmze tükenmez :ziırap- (Arkası var) MÜSABAKA İMTİHANI TEHİR EDİLMİŞTİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ ZİRAAT BANKASINDAN : (İstanbul Yüksek İktısad ve Ticaret mektebi mezunlarının askerlik kampla- rinın Ağustos 1937 sonundan evvel bitmiyeceği vukubulan müracaatlardan an- laşıldığından müsabaka imtihanının başlangıcı 8 Eylüle tehir edilmiştir.) 1L — Bankamıza müsabaka ile ve mü sabakada gösterilecek muvaffakiyet de- recesine göre meemuu (12) den az olmamak üzere lüzümu kadar müfettiş namzedi ve şef namzedi alınacaktır. 2. — Bu müsabakaya girebilmek için Siyasal Bilgiler veya Yüksek İktisad ve 'Ticaret okulundan veyahut Hukuk Fak ültesinden veya bunların yabancı mem: , leketlerdeki benzerlerinden diplomalı ol mak gerektir. 3, — Müsabaka &, 9 ve 10 Eylül 1937 de Ankara ve İstanbul Ziraat Bankala rında yazı ile yapılacak ve kazananlar, yol paraları verilerek Ankaraya getiri: lip, Eylül zarfında sözlü bir imtihana tâbi tutulacaktır. 4 — Yeni kanunumuz mucibince tekaütlük haklarını da haiz olmak şartile müfettiş namzedlerine (140) ve şef nam zedlerine (130) ar lira aylık verilecektir. Müfettiş namzedleri iki senelik bir stajdan sonra müfettişlik imtihanına gire- cekler ve kazanırlarsa (175) lira aylıkla müfettişliğe terfi edeceklerdir. Ankarada Umum Müdürlük servislerinde çalıştırılacak olan şef namzedleri ise bir senelik stajdan sanra yapılacak ehliyet imtihanında muvaffak olurlar ise şefliğe terfi edileceklerdir. 5, — İmtihan proğramı ile sair şartları gösteren matbualar Ankara, İstanbul, ve İzmir Ziraat Bankalarından elde edilebilir. İ 6. — İstekliler, aranılan belgeleri bir mektupla Ankara Türkiye Cümhuriyeti * Ziraat Bankası teftiş heyeti reisliğine vermek veya göndermek suretile müra- —— caat etmiş bulunmalıdırlar. İ Bu müracaat mektubunun en geç 25 Ağustos 1937 tarihinde ele değntiş olma — 8) şarttır. (2509) (5010) I Devlet Demiryolları ve Limanları işletme Umum idaresi ilânları I W Beher tonunun muhammen bedoli (52,50) lira olan takriben 450 ton lokomotif, otomotris ve ocak ateş tuğlaları 20/9/1937 Pazartesi günü saat 15,30 da kapali zarf usulü ile Ankarada İdare binosında satın alınacaktır. ; Bu işe girmek istiyenlerin (1771,88) Hiralık muvakkat teminat ile kanunun tayin ettiği vesikaları, resmi gazetenin 7/5/1936 gün ve 3297 veya 1/7/1987 T- ve 3645 No. lu nüshalarında intişar etmiş olan talimatneme dairesinde alınmış vesika ve tekliflerini ayni gün saat 14,30 a kadar komisyon Teisliğine vermeleri — Şartnameler parasız olarak Ankarada Malzeme düiresinden, Haydarpaşadâ Tesellüm ve sevk şefliğinden dağıtılmak tadır. — (4806) " A İi z &LN * #AARI Muhammen bedelleri (18105) lira olan 29080 Kg. muhtelif cins çelik ile 2450 Kg. muhtelif eb'atta çelik tel ve 1000 adet bandaj çene torna kalemi 21/9/ 1937 salı günü saat 1530 da kapalı zarf usulü ile Ankarada idare binasında sü” tın alınacaktır. Bu işe girmek istiyenlerin (1357,88) liralık muvakkat teminat ile kanunul tayin ettiği vesikaları, Resmi Gazetenin 7/5/193ögün 3297 veya 1/7/1937 'T. VE 3645 No. lu nüshalarında intişar etmiş olan talimatname dairesinde alınmı$ vesika ve tekliflerini ayni gün saat 14,0a kadar komisyon reisliğine vermelefi Tâzımdır. Şartnameler parasız olarak Ankarada Malzeme dairesinden, Bıyw ' 'Tesellüm ve sevk şefliğinden dağıtılmaktadır. (4975) v nn Öi < 4 MA Devlet Demityolları Eskişehir. Cer Atelyesi için lüzumu kadar iyi tesviye'i ve tornaci alınacaktır. Haydarpaşada Birinci İşletme Müdürlüğüne ve Sirkecide 9 nucu İşletme MÜ” dürlüğüne istida ile müracaat edilmesi. — <2506> — <4094>

Bu sayıdan diğer sayfalar: