23 Ocak 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

23 Ocak 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

“Son Posta,, — Bana yazacâksınız, değil mi, Jeacgu-| eline? Bu iki ay sürecek ayrılığımız beni size unulturmıyacak ya? Sizi ne kadar sevdiğimi bir bilseniz, sevgilim! — Tabii George, size elbette yazaca » ğım .. Ne için bana mütemadiyen bu Suali soruyorsunuz? Aşağı yukarı on beş gündenberi mütemadiyen bundan bahse- diyorsunuz. Karınızla çocuklarınızı say- fıyeys götürmek için Paristen ayrılma- mızın. kabahati benim mı? Beni hiç dü- şünmüyorsunuz, değil mi? Burjuaca dü- güncelerinize hürmet edilmesi ve siz 0- ün yanında olmadığınız zamanlar beni daima sşkla üstünüze titrer bir halde ha- Zir bulmanız sizin için kâfidir... Ya ben... Benim bu Iki ay içinde ne olacağımı hiç Yüşürdünüz mü? Hiç düşündünüz mü ki, giden ben değilim, sizsiniz ve binaena - leyh beni burâda bırakan, terkeden $iz- siniz? — Rica ederim Jeacgueline!... — Evet! Doğru söylüyorum, terkeden sizsiniz... Benim hayatıma birdenbire gir- diniz ve sebeb olacağınız ıztırab ve eli mimi hiç düşünmediniz. Buna rağmen Şşi- kâyet eden de gene siz oldunuz. Fakat her şeyden evvel, aziz dostum, müsaade edin de bir anlaşalım, — Fakat Jeacgueline bunu size yüz de- İaden fazla söyledim: Sizi, yalnız sizi se- wiyorum. Evet bir de karım var... Fakat De yapabilirim? O zamanlar sizi henüz ta- nımantıştım. Beni size bağlıyan aşkı ka- rumla arsmızdaki arkadaşlık hissile nasıl mukayese edebilirim? Size söz veriyo - rum, Farise-döner dönmez ona bütün bunları anlatacağım. O zeki bir kadındır. Beni anlıyacağından eminim: Sonra da si- zi seviyorum ve bu vaziyet böyle devam edemez. Bu hal beni hasta ediyor. Hayat- ta en nefret ettiğim şey yalandır; halbu- ki gırtlağıma kadar yalana battım... Jeacgucline bana elinizi veriniz... Ne gü- zel el, hem de ne kadar yumuşa Her şeyiniz güzel sizin... Gençliğiniz. gözle - riniz, saçlarınız... Bu biraz eskles saç tu- Valetiniz size ne kadar yakışıyor, Bu biraz hüzür ifadesi olan düdaklarınız... . Gü- Tüyor müsunuz? . Evet bu hüzünlü du. deklarınız... Bazan, beni size bu kadar bağlıyan şey. bu yorgun ve ifade oluna- maz bir acı hissi veren dudaklarınız değil midir, diye düşünüyorum... Bu ifade si- zi dünyanın en garib muaddel mahlöku Yapıyor... Bir çocuk gibi tebessüm ediyor ve bir kadır. gibi bakıyorsunuz... Elinizi çekmeyiniz Jescgueline... Evet... Onu Ellerimin srasında bırakınız... Onun ne güzel bir kokusu var! Son Postanın edebi romanı: 35 SON POSTA BEKLEDİĞİ MEKTUBİ , Çeviren : Georges onları dudaklarile daha bü - yük hir aşkla okşamak ve kokusunu da- ha yakından teneffüs etmek için genç ka- dının parmaklarının üzerine doğru eğil- di Bir Temmuz günü idi. Hava sıcak ve boğucu idi. Georges ve Jeacgueline Şan- ze.ize Üzerindeki geniş taraçada yanyana oturmuşlarcı. Genç kadın gök yüzüne, a- Haçlara, caddeden geçenlere, kadehine, a- yakkabısının burnuna, çantasının şekli- ne bâkıyordu. Erkek gözlerini kadina dikmiş, başka hiç bir çeyle meşgul de - ğildi. — Jeacgueline size gene tekrar etti - im *çin beni affediniz, fakat bana hemen vâdetmenizi istiyorum: Bana yazacak mı- siniz? Bu defa Jenegueline sabırsızca bir ha- reket yapmaktan kendini menedeme - mişti, « Rica ederim, Georges, isra" etmeyi- vx. Gülünç oluyorsunuz. Sizi inandırmak için ae yapmalı? Yemin etmekliğimi mi istiyorsunuz? — Oh. hayır... Size inaniyorum... Ba- na yazacağınız mektubları (Cogolin) « postrestant olarak gönderirsiniz. Adresi unutmayınız... Hayır... Daha gitmiyo » ruz... Hemen şimdi mi gitmeniz lâzım? Ne iç'n? Bir çeyrek, yahud da on dakika daha fazla kalamaz mısınız? Bu on da- kika o kadar çabuk geçecektir ki... Son- ra... İki ay... Allahım bu ne uzun süre- eek! Fakat dönüşte... Jeacgueline size vâdediyorum, vâdediyorum ki ona her şeyi anlatacağım. * Seyahst yorucu olmuştu. Kan'a gel - dikleri zaman Georgesin tek düşüncesi postrestantlı, Cogolin bir kaç kilometre mesafede idi. Arabası da çok çabuk gi - diyordu. Bütün üm'dlerinin toplandığı bu pestahsne gişesine giderken kalbi se- vinçle çarptyordu. İçinde bir tek memurun çalıştığı ve tek bir deliği olan bu postahsnede bir çok insanlar toplanmış, mektublarım alıyar- Terdi, Beklemek! Beklemek te bir zevkti. AJ- lahım ne aptallaşmıştı, Bir çocuğe, bir mekteb talebesine benziyordu. Fakat o tuz yaşında aşkı keşfetmek ve ömründe ilk defa olurak sevmek ne güzel şeydi. Sırası gelmişti. Yüzünde heyecanla ks- Fişık bir tebessümle gişeye yaklaştı. Hü- viyet cüzdenmi uzâtt. Memur kadın bir yığın mektub arasında aradı. Alâkasız bir tavırla cevab verdi. | — Sizin için bir şey yok. Aşıklar yolunun. yolcuları Fakat dilerim ki Nevinin azabı, müm. künse hepimizinkinden daha az olsun. Çünkü bebası dün akşam gözlerinin ö- nünde sulara gömülen © yavrunun korkusunu zamanla bir derece hafiflet. mek ancak ona düşüyor. Eğer anası bu mucizeyi yaratamazsa çocuk bütün öm- rünce harab oldu, mahvoldu demek - tir, Ah, dün akşam, Nevin, Suphi ve ben, üçümüz ne şetaretle- Ada ! vapuruna binmiştik! Onları Adada tuttuğum oda- larına götürüp bırakırken içimden ne saadet duyuyordum! Öyle ki, kendi derdimi, Stihevlâyı düşünürken duy - duğum kıskançlık hislerini ve Namık beyin karşısındaki vicdan azablarım e unutmuş gibi idim, Heyhat! daha bir işkenceye, bir vicdan azabi- mak içi Hâdise, görünüşte acıklı olduğu ka- dar basit... Yalnız sabah gazetelerinin a A, Yazan: Halid Fahri Ozansoy rmı büküp ağlamağa başlıyor. Babası : «- Ağlama diyor, sonra şu bayanlar seni ayıplarlar?» Bunun üzerine genç bir kız teessürle çocuğa sesleniyor : « - Gel çocuğum yanıma.. bak sana Te- simler göstereyim.» Çocuk bul, Henüz beş yaşında! Babasının acı sözünü u- nutup o kızın yanına koşuyor. Bu an. da, kalbi yaralı adam, güverteden sar- karak, sulara bâkıyor. Okuduğum gazete, vak'aya şahid o Jan bir muharriri ağzından bu baba ile çocuk mükâlemesini ve bu mükâleme- yi takib eden faciayı anlı#tıktan sonra biraz edebiyat kokan yazısını şu satır larla bitiriyor: «Zavallı adamcağınn güverteden eğil- mesile başı dönerek denize uçması bir ilâhze icinde olmuştur, Güvertede faciayı | görenler haykırmağa buşlamışlar, kap - tan vapuru durdurmuş ve denire derhal sandal indirtmiştir. Fakat we çare ki Suad Derviş diyari Georges hayretle geri çekildi. Mektub yoktu. Halbuki dört gündenberi birbir- lerin! görmediklerine göre Jeacguelime| önü bir znektub yazabilecek kadar vakit rasıl olsa bulabilirdi, Postahaneden çıktı ve çayırlar arasında yürümeğe başladı. Tavsnta çiçeklerinin kokusu hoşuna gi“ diyordu. Bu gezintide Jeacguelinenin de yanında bulunmasını ne kadar isterdi, Ondan: haber alamamak Georgesi del! ediyordu. Mektub her halde gelecekti... Belki yatır... Yahud da öbürsü gün... muhakkak gelecekti, Öbürsü gün... Kafasında bu tarih yer|r İ ettikten sonra içinin neş'e ie dolduğunu hissetti, Bu neş'e ile otomobilinin yanıma kadar geld!, Ve içine sıçrıyarak süratle sürmeğe başladı. Bu iki gön de ne kadar rızun sürmü Georges artık saatleri sayıyordu. Geceyi seviyordü. Çünkü uyuduğu zâman ken- dısir! sevgilisine kavuşturacak ana ds- ha yaklaştığını zannediyordu. O sabah her zamankinden daha zinde ve daha peş'eli uyandı, Yerinde duramı. yordu Saat on birde Cogolinde bulu - Eacıktı. Sust on biri beş geçe donuk ma- v. renkli zarfı eline alacaktı, Onu bir reüddet sçnaden ellerinde tutacak, yazi sının gözel hatlarını gözlerile takib sde- cekti, Mektubun pulu en fazli nazarı dikkati celbedecek noktası olacaktı Bu suretle Jeacgueline'in tatlı bi hareke-| le bu mektubu hangi saatte ve nereden kutuya attığını anlıyacaktı. Jescgusüi - ne'ir obayeli gözlerinde canlanıyordu. Başı çantarının üstüne doğru hafifçe e- filmiş, çantanın içinde zarfı arıyor göz- le-inin rengi, tebessümü, işm! gibi açık renkli olan mavi zarfı. Postahaneye geldiği zaman Georges her zamankinden daha mes'uddu. Kapıyı £ - ralıvarak içeriye girdi. Çök aydıni:ktan girdiği için gözleri alışıncıya kadar etsa- fini adamakıllı seçemedi. Bir an olduğu a memurun bulunduğu gişeye doğru yü - rürü, Memur kadın dağınık zarfları biz müd. det karıştırdıktan sonra namına gelmiş yerde durdu Sonra daha alışız ağıml bir mektub olmadığını söyledi. —- Emin misiniz, matmazel? Sos son Cerece tatlılaşmıştı. Sank! pos ta memuruna tatlı hitab ederek sempet'k olursa beklediği mektubu a'ebil 21, ğu henüz ağlıyor, anası vasıl teskin edece İemiyordu. Esasen zavallı kadınca? da müthiş bir buhran içinde idi. Göz- leri dehşetle açılmış, Suphiye bakıyor- du, Suphi ise, dili tutulmuş gibi, sade- ce susuyordu. Halbuki yüzünün sarılı Zından ve asabi tiklerinden onun da ne kadar müteessir olduğunu görüyor - dum, N ? Yanlarında biraz oturdum. Bir kaç teselli verecek kelime söyledim ve son söz olarak: — Ne çare! Bir kazadır olmuş. Dedim. Fakat, ah, keşki böyle demeseydim.. Suphi, deli gibi hemen haykırdı: — Kwa mı?. Nevinle ikimizin cina- yeti desene! Onu biz öldürdük. Nevin: — Sus, Suphi! diye yalvardı. Çocu- ğun yanında böyle sözler söyleme! Bu söz bütün faciayı bir noktada dü- gümlemişti. Kendim fazla 'bir kelime ilâvesine cesaret edemedim. Nihayet, daha dün evlenip münasebetlerini meş- ru bir şekle sokan bu talisiz çiftin ya- nından çıkarken saadetlerinin bir gün- de mahvolduğunu anlamıştım. Zaval kların hayatları zehirlenmişti, Ne ka- dar sevişseler Boğazın sularında boğu- lan o adamın hayali bunları hiç bir za- man rahat bir vicdanla yaşatamıya - yazdığı bir boğulma vak'ası... Bebek -| pervanenin çalkantınna kapılıp sulanm | caktı ve belki günün birinde bu yüz - ten kalkan Şirket vapurunun güverte- sinde bir adam, yanındaki çocuğuna €- ğiliyor: « — Annen, diyor, bugün baş- kasile evlendi. Yeni babanı da benim kadar sevecek misin?» Çocuk dudakla- altında kaybolan bedbaht kurtarmak kabil olamamıştır. den ayrılacaklardı! YBaştarafı 7 nci sayfada) rosu gibi dram tiyatrosu gürültü görür- müyor, Orada azami sükünet olacaktı. Nasıl yaramazlak yapardım7?., Hatırlıyabildiklerim şunlar: Önde oturanların enselerine islak Teb- lebi atardım. Ağlanacak yerlerd2 kahka- İbey basar, sahnedeki ve halktaki heye- canı baltulardım. Halk ta, oyuncular da sirirlenirlerdi. Hiç unutmam bir, gece, Manakyan tiyatrosu o dehşetli dram'a- ni temsil ediyordu. Yanımda yaramazlık ve mehalle arkadaşım meş- hur Fomik kambur Sadi vardı. Zaten hs- şarılıkları umumiyetle beraber yapardık. Kambur Sadi ile hem leblebi yiyor, hem oyunu seyrediyorduk. Binemecyan ve ka “ herkes dehşete düşüren bir mecliste ler, Tiystro nefes almaktan çekiniyor, in olâkasını sahnede teksif etmiş, din- yordu. Binemecyan karısına doğra elle- rir! kaldırmış, mübalâğalı jestlerle piye- ü.!sin çok daha heyecanlı bir yerine girmek ve uzun bir konuşmaya hazırlanmak Ü- zere idi. Kembur Sadiyi gıdıklayıverdım, o da davarsmadı, attı kahkahayı" — Ayyy. yapma be Naşid!. Bütün başlar bize dönmüş, sert mıri- tlar, deha sonra küfüre benzer azarlar is işti, Fakat asıl mesele sahnede idi, Zavallı Binemecyanın heyecanla havaya kalkan kolları, iki yamna düşmüş, hade. kslarından dışarı uğnyan gözleri sün- İreüş, hir Felime ile bütün eyecanı uçup İgitmiş, bir balon gibi sönmüştü. İ Tabii biz tartaklana tartaklana bermü- vd ve bir daha da alınmamak ksratile kapı dışarı edilmiştik. Fakat hâlâ çocuk- luğuma rağmen, yaptığım bu yaramaz- lıktan utanırım, Gözümün önüne Binemecyanın 6 ©- | muzlarının düşüşü gelir, bir aktör olarak İvaziyeri düşünürüm, bunu san'ata karşı affedilmez bir hakaret addeder, özülü- rüm. Kambur Sadi en yakın arkadaşımdı O zavallı küçümeneik şamama kadar bir şeydi. Eenim yanımda ufacık kalırâı. Biz GRi Baş, Diş, Nezle, İkincikânui “3 onunla düztabanla bâstı bacağı dık. Hep beraber gezerdik. Bizi sokağa çıkarırlardı. Evleri hokkabazlar kahvesinin arkasında Annesine (ebe hanım) derlerdi. sadi # ebe hanımın oğlu namile anürd. her nin Üzerinde Huruşum, hem çok yakl çocuktuk erkadaşım olduğu, hem de e bir #an'afkâr olarak yetiştiği içindir. o. don birçok hafıralarım arasındâ çeki bahsetmek imkânmı bulacağım. # ii Boş arsalara çocuk tiyatrolif! Bir skşam evvel gördüklerimiz. gün mahslle çocuklarına teke! Civarımızda konak enkazları yığılı XX çok arsalar vardı. (Tarsus Paşa arsa (Çukurçeşme) gibi... Taşları dizer, SÜ cukların oturacağı yerle, sahneyi ay dık. İki sğaç arasına da ip gerer, ei ma kâğıdlarından süsler yapardık. gali ağıımla mızıka çalardım. Kambur © de hir gaz tenekesinin üzerine iki der” nekle tempo tutardı. Bu teneke a haileyi yerinden oynatacak derecedi ©. âzzam gürültüler çıkarırdı. Bizim pa tımız yenında Gregorun cazın gümbür Güsü sikek vızıltısı gibi kalır, Bir evvel ne görmüşsek tiyatroda, rolleri ©“ ranızda taksim eder, oynamağa başlı” dık, Muhekkak ben ibiş olurdum. Z Derken işi ilerlettik, Ev bal Gi icrayı iübıyat eylemeğe başladık. e 3 çar şu sebebden leri geldi: Mahallede sek s'lelere mensub çocuklar da Bunlar sokağa çıkmalarına asia yin “© rilmiyen muhallebi çocukları idi. eğlencemize pencereden içini çeken dum beyleri üzmemek için anneleri — Haydi Naşidi çağırın da, bizi var çede oynayın! p Diyorlardi. Böylece sokak tiyatro bahçeye terf etti. Bahçede bir parça ha muntazam yapardık, yatak 7 dan perdemiz, tahtadan kulislerimiz Pİ Junurdu. p Yazan: Nusret Safa Goya tArkası ver), mm) mmm yi Pi i “ Grip, Romatizmâ ab ver .| Nevralji, kırıklık ve bütün ağrılarınızı derhal keser ME en İcakında günde 3 kaşe alınabilir. EEE i i k, Fakat gazete okumamış ve he- İnüz kimseyi de görmemiş olmalı ki, ihtimal şu anda Büyükadanın. her ta- rafından dedikodusu yayılmış olan faci adan bana hiç bahsetmedi. Ben de bir şey söylemedim. Yalnız ona: — Dün odaya bakamadım, dedim, yarın, yahud öbür gün bakacağım. — Peki! , Diye gülümsedi, Fakât bugün, bana yalnızlık dehşet veriyordu. Hiç olmazsa Süheylâyı daha fazla yanımda gövmeli idim. Belki biraz avunurum. Belki değil, şüphesiz avu. nurdum. Bu hisle evvelki kararımı boz- dum: — Maumafih sen bu akşam Çamlığa gel.. son defa olarak... — Bekalım, diye cevab verdi, an * nemden kurtulabilirsem... Ve gülerek yokuştan aşağıya koştu. Onun bu kuş gibi uçuşunu görünce bir iklim değiştirmiş gibi oldum, ateş- ten ılık bir havaya geçtim ve hissettim ki içimde Namık beyin hayali gibi bir hayel daha zayıfladı, Fakat bu defa za- yıflayan bir ölünün hayali idi. Ve derhal biraz evvelki fikrimi de « giştirdim. Belki Suphi ile Nevin de 24. manla bu hâdisenin üstünü küllerler ve gene mes'ud olabilirler. Yalnız o çocuk, büyüdükten sonra da, gözlerinin 5 - nünde sulara giden babasının hayalini unutabilecek mi? Şimdi yalnız ona acıyorum. vi Aşıklar Yolunda beş sabah daha ol- Dün gece karakolda ahkonulan çocuk, | Eve dönüşte Süheylâya yokuştan t .|du, Çamlıklar, her gece biraz daha ol- bu sabah Büyüladaya taşındığı anlaşılan | nerken rastladım, Eczaneye krem al -| gunlaşan beyaz ay ışığının rüyasından anasına teslim edilecektir.» mıya Iniyormuş, Ayak üstü kısaca ko- beş defa daba silkinerek uyandı. Ben bu esnada ne yaptım? Ne işittim! d nikâh sabahından ve onu takib © ölüm havadisli uyanıştan' sönra, gün, beklediğim, beklemediğim, veya ıztırablı ne:gibi hâdiselerle 5 laştım? Çünkli artık her gecenin b sundan sonra gündüzleri de bir lâdelik bekliyorum! yi Hakiketeri bazı fevkalâdelikler #€ luyor. Bu hafta, bunların en başın kâdise var! Süheylânın, üç gün tuttuğum, Beyoğlundakj geniş mobilyah odamıza dün ilk def8“ ve bana, daha kollarıma atılır 8 nefes almadan şu suali soruşu: — Ne zaman evleneceğiz? Şaşırdım, birdenbire bir cevab * madım, Sonra şunu diyebildim: — Nasıl?, Demek bunu düşüm ç dun? — Sen düşünmüyor mu idin? — Tabi... Yalnız her şeyin var! a Bu tereddüdlü cevabım beni bile * min edememişti, değil ki sube sin! Kollarımı « boynumdan çeker müddet somurttu. Ben, yavaş ali “ tuttum. Çekmek istedi, Faks j madım., vene — Niçin, dedim, niçin bana ceniyorsun? Aşkımın neş'esile 9 gi sarhoşum ki, bir izdiracın , ne ilâve edeceğini dü ünüyorum Ld — Ne mi? diye haykırdı. Herif gr raber olacağız. Hem sonra be nemin yoluna sürüklenmek güre Güzel kız! Demek kendisine miyordu (arkan ge)

Bu sayıdan diğer sayfalar: