25 Eylül 1938 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 7

25 Eylül 1938 tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Tercitme ve iktibas hakkı mahfuzdur. Yalrız Son Ferikliğe Herkesin h 'T 'da neşredilecektir. terfi ettiğ ayretten dona vak'a nasıl olmuş küne güvenen Refik Pa: bu hâberine ald: ayı bu da- zorla ara - Kadıköydeki itiriye karako- odaya kapa - « Oradan da, bir kaç askerin rası l z kumandanlığına yolla - ek, bayundaki hasına bindire anbula Tadiğ a hakaretlen dolayı şikâyet etmişti. Fakat, Ali Şamil Paşanın hdııu. galib gelmiz Ali Şamil Paşa; bir gün de, o muantakada oturan Müşir rütbesi- Ni haiz bir doktarı tokatlıyacak kadar cür'e göstermişti Sarayda bir çok dedikoduya se- hebiyet veren bu hâdise de, Ali Şamilin lehine olurak sönüp git- Mişti. Fakat günün birinde öyle bir Vak'a olmuştu ki, artık hi Eh... Ali Şamil, mahv Demişlerdi. Fakat bir kaç gün Bönra; (Mizliva Alt Şamil nin (Ferik) olduğunu işi tin Bir hayret göstermişi Bu mühim vak'a, şır suretle Tevan etmişi, Bir cuma klaşı Taba piyasası başlamıştı. Her biri o devrin mümtaz şalı - siyetlerine, enyüksek düki telif şekllde Yük bir dalre t ailelerine lef faytanlar, muh- r, Fenerin bü-, ına çekilmişti. l:pın arabacı, bu mül Saçan atlar kanın n arabanın köpükler | ni tutuyorlardı. Ara- de bulunan iki kişi de; büyük bir vakar ile oturarak, Taba piyasasını ; Arabadakilerin biri, başındaki fe- &e dört parmak sarık sarılmış, ar-| kasında gül kurusu softar cübbe bulunan bir gençdi. | Araba piyasasındakiler, bu gen-| €i birbirlerine gösteriyorlar | — İşte. Ebülhüdanın oğlu. Ha- &an Halid Bey.. Diyorlardı. Ebülhüda, Yıldız sarayının en nafiz bir şahsiyeti idi. Onun bu genç oğlu da, Sultan Hamide — kendisini son derecede Bevdirmişti: (bâlâ rütbesi) Ie (ki- fabil hazreti şehriyari) ünvanını İktisab eylemişti. ni adama gelince; © ta- Tihde bu nüfuzlu gence dalkavuk- luk eden, (Kürd İzzet) di. Yani; Mütareke devrinde, (İzmir) i düş- TMana tesdim eden, meşhur kam- bur İzaet... diyorlı | | Genç ve şirin bir delikanlı alan Ebülhüda zâde Hasan Halid Bey, İçi al atlas düşeli fayto - hunun köşesine kurularak sürmeli Rözlerinin mağrur nazarlarile a- Tabasınt temaşa edödürsun; öfe- den birdenbi kün etmişt Ali Şamil, kır bir ata binmişti. | Gümüş saphı kırbaç tutan sağ eli- ni, dizine dayamıştı. Ağır ağır *liyordu. Bir gavuşu ile dört şahane | kid ede | barile Fransa evvelâ birin: süvarisi de, kenı takib edi- yo Ali Şamil, Hasan Halit Beyi örünciye kadar tam bir sükün Fakat -Ebülhüdanın nu görür görmez — birdenbire ftna halde hiddetlenmiş atar — mahmuzliyarak, snun yanına giderek: inde Idi Derhal fayt daya inti: tisab bazı hâdiselere sebebi- rmiş; iki taraf arasında şid- detli münaferet husı O tarikten itibarı raf arasında bir mi mıştı, Ebülhüda, Ali Şarnili İstan- Buldan atmak için çok uğraşmış ise de, muvaffak olamamıştı. Bu- nu haber alan Ali Şamil de; Hele, Ebülhüda jle mensub- larından birisi benim mıntakama, assınlar.. Bn onlara göste- Diye, haber yollamıştı. Zatı hazreti şehriyarinin genç ve| zarif kitabisi, zaten Ali Şamili gö- Tür görmez telâş ederek, rengi bembeyaz kesilmişti Ve o kadar korktuğu adam karşısına dikile- rek o tehdidkâr suali sorar -— — Kızıl donanma Ve harb (4 üneü sahifeden devam) matbuatında buna dair yazılar gö- 'akat Rusya tara - fından bu hususta son derece sıkı bir ketumiyet muhafaza edilmek- tedir. Bununla beraber Avrupalı mü- ların kanaali yukarıda de gibi Rusyanın da tahtelbahir barile pek kuüvvetli olmağa ka- rar vermiş olduğu ve kaç senedir bu maksadla çalıştığıdır | Framsızlar kendi kendilerini ten-| K tabtelbahir inşaatı do- layısile İtalyadan sanraya kaldık- larını söylüyorlar. Tahtelbahir " iken | şimdi üçüncü dereceye İnmişlir. | diyorlar. Fakat bunun sebebi zah edenler de var, tenkide devam | edenler de. Tahtelbahir inşaatının | gerilediğini söyleyen — Fransızlar | bilhassa İtalyanın denizaltı kuvve- ti arttığı bir zamanda Fransanın | böyle kalması caiz olmadığını ileri sürüyorlar, Geçen — mayısta Her Hitler'in İtalyayı ziyareti sırasın da yapılan manevralarda 90 tane İtalyan tahtelbahrinin bir işaret- le denize dahwermesinden çok bah- sedilerek bunun şimdiye — kadar denizcilik tarihinde emsali gö - rülmemiş olduğu — söyleniyordu. Pransızların noktal nazarınca bu kabil manevralar zor değildir. / cak diğer devletlerin deniz müte- hassısları bu hal karşısında İtal- | yanın gitgide tahtebbahir inşaatı- | sör- na verdiği ehemmiyetin derece - sint görmüş oluyorlardı. O zamans| danberi ise muhtelif bakımlardan | tahtelbahirler için hesablar yapıl-| masımı, ilerisi için tahminler yü - rütülmektedir. Fransızların. denizaltı inşaatın- | da neden geri kaldıkları bahsi ay- mıdır. Onlar buna az ehemmiyot | yerdiklerinden değil, daha başka şeylerden dolayı geçilmiş oluyor- | lar. Mütehassısların buna dair yaz- | dıklarım «Son Telgrafs başka bir gün hulâsa edecektir. yi iği işi ün leri Yazan: Ziya Şakir itildi kaldığı bu idi? Hasan Halid Be; yüksek tabaka: . İstanbulun en mensub yüz - adın ve erkek naruz kaln an Ali Şami, aç darbelerile m mişti. t panik i araba- Böyle mühim bir şahid olmamak içli arabasını dözt nala sürdüre - olan ıztırab içinde, avdet etm Ve doğruca saraya giderek, seyi - bilvasıta » Sultan Hamide arzetmişti. Vak'ayı haber âlan Ebülhüda, Sultan Hamidin huzuruna daya- narak: — Şevketli padişahım!.. Artık bu adamın elinden ilâllâh... Ya, ©.. ya, biz... Diye, ayak diremişti (Devamı var) |HİR ÂYE Kaderden Alınan intikam (4 üncü sabifemizden devam) de bö lemi terkettilerdi. Ne yaptın söy- le. Suat gözlerinin pencereden dı- şarıya çok uzaklara çevirdi. De- nizin ufacık köpükleri 21 yuvalanan küçük beyaz bir yel- kenliye baktı. Hayattan, kader- yden, herkesten inti- karar vedim. * Nuranın birden çöken gözleri | sararan inceler yüzü bütün aile- sinin telâş; $ onun bir ay için Ada; ğe karar vermişi niz durgun gök berrak, hava saf ve temizdi, Nuranı kapısından a- lan otomobil yeni bahar güneşi- Rin yeşrettiği ağaçn yoldan ağır ağır ilerlerken, sarı örgülerinin sardığı başı tesellisiz bir ümitsiz- likle omuzlarının arasında kaybo- luyordu. Suadın evine uğramak i- çin durdukları zaman kendinde i- necek kuvvet bulamadı. Şoföre ka- pıyı çakdırdı fakat onun olmaması gitmeden evvel biricik arkadaşı- Mi görmek arzusuna mâni olmuş- ... Ada iskelesi kalabalık Nu- ran o gün geleceğini bilen arkadaş- geçir - | teyzesine gönderme- | lerdi. O gön de- | ları hepsi karşıcı gelmişler clle- | tindeki mendilleri sallıyarak va- run yanaşmasını telâşla bekli- yarlardı. Nuran bü neş'e saçan insaların rasında bir mumya gibi ,..mr. ken gözleri karşı kaldırımda mü- hürlendi. Titrek parmaklarile yü- zünü örterken dudaklarından çı- kan acı bir feryadı zaptedemedi. - Semih! Suat! Ve kemikten bir külce gibi kollardan sıyrıla- rak taştarın üzerine yakıldı. M. MARAŞ Tiyatrodan balıkçı kayığına.. (5 inel sahifeden devam” — Ben şehirde alış verişi olan bir adamım. Kayıkla bir deniz gezintisi yapmak istiyozdum. Fa- kat ben gezinti biraz uzun ve me- raklı olsun diye düşünüyordum. Ve işte böyle eğer İngiltere sa - | hillerinden Franaa sahillerine ka- Ali Şamil mahvolmuştu derken dar balıkçı kayığı ile gidip g sem bumerakımı yerine getirmiş olacağım. et balıkçı yelkenini aça- l anlattı. Fa | aden 15 İn- h ölür kat buna mukabil b giliz 1 rdu. yordu. Ben parayı vermeğe oldum. Yolculuk- b Sal rası de yordu. Yatta T t balıkçı ka; hleyin erken deniz üz şüdüğümü düşündü: kat ne olursa olsun artık rü rın bizi götüreceği gibi gider * Fransa sahilir deniz gezintisi de k z balı ik. Bu bitmiş « m olacağı ünen erek: Artık geldik, dedi, ş m di bana sahili | Böst mdi ri di - Hayır, dedim, geri dönmiye- im. Ben sahile çıkmak istiyo - | ruro!. O zaman hisseder gibi - oldum ki balıkçı benden b heleniyordu!.. Ni dönmek istemi, hiline çıkmak istiyor? diye dü- şündüğünü anlıyordum. O larda aksi olacak bir de kat ranıyordu. İngilterede bir cinayet şlemiş olan bu çin her tarafa emir ti. Balıkçı benim de bu katilden başka bir şey olamıyacağın: şünerek güli Anlamıy sahilinde ne yapacaksınız?. Bu sefer onu ri» demek istedi- ğini anlamıştım. Vurulmuşa dön- müştüm. Fakat mutlaka bir şey yapmak lâzımdı. Karşımdaki adamla kavgaya giri>. şerek onu dövmek suretile sustur- maktan başka çare yoktu. Müca- deleye başladık. Denizin rüzgârlı gürültüsü içinde bizim gürültü müz kaybolup gidiyordu. Nihayet kayıkçıyı epeyece dövdüm. Yatır- dım. Artık kendine malik bir hal- de değildi. Ben de omun vermiş olduğu muşambayı, sonra kendi esvablarımı da çıkardım. Herşey balıkçının muşambası içine sar - | dım. Balık ağlarının iplerinden o-

rada bir hayli vardı. Bunlarla da bu bolçayı sardım. Sonra da oe | Beçir Ben eskidenberi iyi yüzme bilir bir adamım, Onun denize atarak sahile çıkacağıma n. Balıkçırın parasına msedi Fransa olarak avcuna 25 İngiliz lirası koy dum. Sırtımda bağlı duran boh - la çırçıplak bir halde kendimi ıktan denize attım. Bu sırada ttöm ki kayıkçı kendine gel- meok üzeredi kete geçiyordum. Kendi tığım zaman suyun ne kadar so- ğuk olduğunu anladım. Ben iyi yüzme biliyordum. Fakat sahile geldiğim zaman hakikaten kuv - vetten kesilmiş bulunuyordum. Sahile çıktım. Beni kimse gör- medi. Göneş artık iyiden iyiye yükselmişti. Bohçayı açarak es- vablarımı çıkardım, giyindim. Ce- bimde ufak Bir rom şişesi de var- dı. Onu ağzıma götürdüm. Artık isiniyor. ve kendime geliyordum. Bir müddet sonra iş başlıyordu. Çünkü sahildeki gümrük kç larına, muhafaza memurlarıma, lisi kendimi anlatmak, ce « bimdeki pasaportumu göstermek ve onlara kendi hakkımda bir ka- vaat verdirmek lâzımdı. Bununla beraber kimseye görünmeksizin yoluma dı ettim. Nihayet ilk Tasgeldiğim bir otomabili çağır - dim; Östendet. Diye şaföre söyledim. Yol ü at sürdü. Nihayet Östende yarmış bulunuyordum. Esvablarım ka - yakçının muşambası içinde 1slan- maktan muhafaza edilmiş ise de mek ( ne kadar olsa üzerimde yaşlık var dı. Fakat yolda bu yaşlık da ku- rudu. Ostende geldiğim zaman ar- | tık kıyafetim hakkında kimsenin nazarı dikkatini - celbetmeksizin seyahat acenti müracaatla Vi- yana için bir bilet almayı dü; düm. Bunu Gdoğrudan doğruya kendi ismime alacaktım. Çünkü yolculuk uzundu. Sahte bir isim tum vardı. İşte bunu tererek şimendifer bi tım. Fakat daha evv dostumla işi kararlaştırdır rada bulacaktı. Onu lanca sevindim. Pasa rildi, bilet temin edildi. kendimi atmadan evvel düny hiş korkularını geçi kü düny burada idi. Bunların alma mümkündü. eline ge Yanım- i dostumla son derece ihtiyat nde konuşuyordurm. Fakat e gözüm ilişti. Beni dikkat- ediyor, her hareketimi nizle birşey öğrenmek xm OT 'n hareket karşısında bir saniye Bütün kuv yarak bu adama bü - cum eder gibi bir vaziyette: Evet, dedim, bu trenle hare- ket ediyorum. Siz İngilizsiniz değil mi?. — Evet... İngilizim?, Acaba bundan sonra ne olacak- tı?. Bunu merak etmemek - kabil Kildi. Fakat başka bir şey, sor- | madı. Adımı öğrenmek istemedi. Yalnız başını sallıyarak oradan çe-| kildi gitti. Ben artık genişlemiş- | tim. Fakat gayet tabii bir vazi - yetle dostuma birşeyler daha söy- liyerek kendisine veda ettim. Tre ne bindim. Trene bindikten sonra da her şey bitmiş değildi. Bilet alıncıya kadar geçirdiğim korkunun ne ka dar müthiş olduğunu yukarıda söylemiştim. Fakat artık trene bin dikten sonra da korku bitmiş ol muyordu. Çi arası birkaç da» kika geçer geçmez karşıma muh- telif adamlar dikiliyor. beni bir kere süzdükten sonra şekilip gidi- yorlardı. Bu süretle biri geliyor, beni gö rüyor, çekili bir kaç dakika sonra bir başkası geliyordu. | Diken üstünde oturuyor gibi son derece rahatsızdım. Tren memur- larından biri geçiyordu, ve dedim ki — Herhalde burada birçok si vil memur var. Bunlar burada yapıyarlar?, Fakat bi ik olamazdı. Kendisi- | >difer memuru hiç birşey iyormuş gibi gülüm- siyerek: — Ben bunlara dair dedi, lm,- j birşey bilmiyorum!. * Sonra durmadan o da keçti. Hal buki bu memur her şeyi biliyor- du. Fakat hiçbir şey bilmez gibi görünüyordu. Canım o kadar çok sıkılıyordu. ki nihayet — artık yerimden fırlıyarak kendimi d şarı atmak ve bu sivil memurların arasına girerek: — Niçin beni tevkif etmiyor - sunuz? Ne duruyorsunuz? Demek için büyük bir arzu duy mağa başlamıştım. Fakat bunu yapmağa da vakit kalmadı. Tren harek&t etti. Tre- nin hareketi beni de pek müşkül bir vaziyetten kurtarmış Kendi kendime: Oh, dedim. Arltık bu adamla. rın hepsi arkada kak Öyle düşünüyordum, öyle zan- nediyordum. Halbuki çok geçme- mişti ki bunlardan iki kişinin tren de benimle beraber seyahat etmok te olduklarını anladım. Vagonda koridorun öbür ucunda ikisi de ayaktla duruyorlardı. Ben kori- dozdan geçmek, öle tarafa git - ordum. Bunları görünce geri döndüm. Aksi istikamete git- mek istedimse de koridorun o ta- rafında da iki sivil memurun daha bekleştiğini görmiyeyim mi? Bunlara karşı elimde bir çare olmadığını görüyordum. Kendi oldu. Kendime şöyle diyordum: — Bunlar herhalde beni bekli- yorlar. Herhalde benim için öte- 'e telgraflar çektiler. Ma- tediler. Şimdi cevab ala- lar, İlk hududa gelir gelmez beni edecekleri. Bunu böyle düşünmekle beraber ımın ne kadar acıktığını da yor değildim. Yine şöyle kar görülmüyordu. Ancak bu ) rmodt. Çünkü j zaman sivil po- ından içeriye gi oluyadlardı. dolik tarafı | Kadının — arayı üliyesi sondek temizolmalıcır Si takdirde fena darç kadımın sab bit YSOLA » tavsiye Orjinal ambalılıkda israr Lysol” BAAKORL Mahürmü » mesinden: mandı - n çiftliği sa- Baltalimanında rası yanında hihi Şefik yanındı miya zmetçi Lâza- tarafından — aleyhinize 4 edilen 30 Jira alacak sonunda müddeabih n yürde 10 ücreti vekâlet rifi mubal le birlikte siline gıya- tebliğ ben idlünen Tavlama usulü nedir?. (4 üncü sahifeden devam) ikta giderken ömründe bir defa olsun görmediği, konuşma- | dığı bir adamın bir parti iskam- bİl oynatmak teklifine marüz ka- lan zavallı adam, İlk evvel kazır nur. Fakât sonrâ mütemadiyen kaybeder, Cüzdanın — boşuldığını görür, Ya pazarda, bir kilo kolanyayı 10 franga aldığına sevinen kadın- lara ne demeli? Şüphesiz bu şişe- deki âdi sudan başka bir şey de- ğildir. Fakat bunun ancak eve gi- dip şişeyi açınca ferkına va dolandırıldığını anlar. «Tavlanma usulü» ile dolandı- rılanlar da pek çoktur. T kaklarda açık bir şemsiyenin zerine konulan üç dört iskambil kâğıdı ile şunu ve bunu dolandı- fan kumarbazlar da vardır. Banlar — saf kimseleri aldatır. Fakat daha bir çok hileler vardır ki bunları yapanlar çok kurnaz adamlardır. Ebe kadınları dolardıranlara ne dersiniz? Bunlar, rine kos- tirdikleri bir ebeye giderler. Ve karılı çocuk düşürdüğünü, müthiş ıztırap çektiğini söylerler. Bura da kerdisini sebep olduğu- nu, zabıtaya müracat edecekleri- ni söylerler, tehdit ederler. vallı ebe kadının, bundan haberi yoktur. Ne çocuk düşürtmüş, ne de kadının yüzü müştür. F: | kat, düşününüz bir kere... K: kola gidecek, ilade verecek. Son- ra mahkemeye çıkacak. İsmi ga. zetelere geçecek. Neticede davar ya kazanacak, mahkeme salanun- dan beraet kararile almı açık çı- kacak. Bu muhakkak... Lükin iz- mi ne de olsa lekelenöcek. Birçok kimseler şüphe edecekler, Müşte. nçoğunu kaybedecek. Ça- istenilen parayı verir. kur- tulaur. BİR BAŞKA DOLANDIRICILİK USULÜ DAHA Dolandırıcı posta müvezzli kı- yafet ive elinde bir paketle bir doktora, bir avukata müracaat ede — Ben koli postal müvezzliş Namınıza bir posta paketi geldi. Fakat eksik pul yapıştırılmış. Pa- keti almak için 35 frank 85 santim vereceksiniz. Aksi halde mürseli- ne izde edereğiz. Fakat bir şey sipariş etme- dim. Ne var bu paketin içinde?,. ap olsa gerek, Her halde bir düzüne kadar var. İhtimal üşterilerinizden biri tarafından size bir sürpriz yapmak için gön- derilmiştir. Olmaz şey değil. Zavallı adam parayı verir, paketi alır. Tabil da- ha paket açılmadan sahte müvezz! sıvışır, ınan cır; | Ğ Saf kadınlar, dolandırıcılar için | mühim bir kaynaktır l koca bulmak, v aldatırlar. Varımı yoğunu alırlar, Drahomalarını, birikmiş paraları» | ni bu gibi dolandırıcılara kaptıran | meteliksiz kalan kadınlar az m- dır * KIYMETLİ MÜCEVHERLERLE DIRİCILİK Altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerle, elmas gibi kıymetli taşlarla yapılan dolandırıcılıklar her yerde ve her zaman görülen ve işitilen şeylerdir. Dolandırıcılar, yolda gözlerine kestirdiklerine bir sant, bir yü- zük veya bir bilezik gösterirler. İhtiyaç içinde bulunduklarını ve acele elden çıkarmak istediklerini | söylerler. — Beşyüz franga vereceğim. Hakiki fiatı üç bin franktan aşağı değildir. Derler ve ekseriya da yutturur. lar. Fakat, el çabukluğu ile hakikt altın saatı veya elmas yüzüğü sah- tesile değiştirmeyi ihmal etmez. ÂAz sonra muhammen, saatın n yaldızlı ve yirmi frank de- ğerinde olduğunu söyleyince pa- rayı verende şafak atar. Daha kurnazları vardır: Önü- nüzü keser, elinize kıymetli bir ş bırakır. ebin frank veriniz, ahı- der. Tereddüt ettiğinizi gö- rünce ilâve eder: «Gidiniz, şu kö- şedeki kuyumcuya gösteriniz. Bir misli fazla kıymet biçmezse size porasız vereceğim...> 'Tabil me- rak eder, kuyumcuya gider, taşt gösterirsiniz. Kuyumcu, taşı eline alır almaz «Hakikt elmas. Kıymeti iki bin, iki bin beşyüz frank arasındadır. cevabını. verir. Artık tereddüde mahbal var mı? Böyle bir fırsat kaçıtılır mı hiç?... Bin frangi ve- rir, taş talırsınız. Fakat Bu alış ve- riş esnasında dolandırıcı ne yapar yapar, bakiki'taşı bir sahtesile de- Hiştirmenin yolunu bulur. Dolandarıcılar, altım külçelerin den çok istifade ederler. Bu külçe- — lerin üstü tam ayar altın, fakat iç leri kurşandur. Bunlarla da bir çok kimseleri aldatırlar. Paraları- ni çarparlar. SAHTE DOLARLAR, AİLE YADİGÂRLARI Dolandırıcılar, saf kimselerle — münasebat peyda ederler. Hakikt dolarları verirler, bankaya götü- rüp bozdururlar. Kendisine de u- fak bir komisyon ayırırlar. Sonre — günün birinde, banka kapalı ol- duğu sırada paraya ihtiyaçları öl- duğundan bahisle sahtalerin” | virler. paralarını vururlar MADENLER VE DOLAN. nız..

Bu sayıdan diğer sayfalar: