28 Mayıs 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 2

28 Mayıs 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

iİ— DÜSÜNDİKE| ŞEHİRDE OLUP BİTENLER | GAZETELERİN KALITESİ Bir kısım mecmuaların dele- Besi olduğum balde, bazı hususi engellerden dolayı, gazetecile - tin Ankaradaki toplantılarında bulunamadım. Sizin de öğren - diğiniz kadar biliyorum ki ora: da arkadaşları düşündüren ve konuştüran meselelerden bir de gazetelerin kalitesi olmuş. İyi istekli (hayırhah) bir işaret hududunu fazla aşmaması kay- diyle; hükümetin bu nokta üs- tündeki titizliğini anlıyanlar - dan ve çok yerinde bulanlarda- nım, Yalnız gazetelerden değil, herhangi bir şeyden kalite iste mek, o şeyin etrafından cevheri ne ve kabuğundan özüne doğru yaklaşma iradesi demektir ki o! gunlaşmanın ilk şartıdır: $ < götürmez, Fakat, acaba, iyi bir yazınım kalitesi denince ne anlaşılır?, , Bir kalite vardır ki yazının kendi nev'i içinde iyiliği ve öz « Tüğü demektir: Kültürsüz oku- yucular için yazılan bütün âmi- yane yazılanların da iyisi ve kö- tüsü vardır; meraklı sergüzeşt Tomanlarının iyisi ve kötüsü ol- duğu gibi. Sinema, çocuk, mi - zg!ı sayfalarının da üzenilmişle- Ti ve baştan savmaları vardır; gündelik hikâyelerin seçmeleri ve çırpıştırmaları olduğu gibi. Kalite istemekten maksad, bu yazıların kendi nevileri içinde iyilerini temin etmek midir?, Yoksa bu nevilerden çoğunu te- da ederek yerlerine fikir, san'at ve bilgi haysiyeti olan yazılar koymak mıdiır?, Bu ikinci halinde mesele bir Bazetecilik işi olmaktan hemen çıkarak bütün bir memleketin kültür davası halini alır. Çünkü gazetelerin bu anlamda kalite - sini yapan şey okuyucu seviyesi nin orta âyarıdır. Varlıklarının ilk şartı kendilerini okutmak olan gazeteler, yazılarile okuyu cularının ortalama ( vasati) kül- türleri arasındaki dengi bulma- ya mecbur deği! midirler? Bu | gçok basit kanunu bilen her a - dam gözlerini gazetelerden ön- ce mekteplere çevirmelidir. Rahmetli komik Hasana mal | ti edilen güzel bir söz vardır. Ona Darülbedayi açılacağı için artık tulüatçıların iflâs edeceğini söy lemişler: “Ben, demiş, Darülbe- dayiden değil, ilkmektep açıl - masından korkarım!” ,Sahnenin memleketin seviye- sile münasebetini birçoklarımız dan fazla anlayan komik Hasa- nın bu sözünden alınacak ders, gazetecilerimiz kadar kültür iş- lerile uğraşanlarımıza da aittir. Bununla beraber, gazetelerin or talama seviyeden aşağı düşmi - yerek okuyucularile kendileri arasında bir kürsü mesalesi ya- ratmalarını istemiyecek var mı. dır?. Bazan, bu mesafenin ga- zeteciyi okuyucunun seviyesin - den çok aşağıda bulunduracak derecede tersine olarak arttığı- TAN . Unlversitede Nebatat Enstitüsü inşaatı ileriliyor — Üniversitede imtihanlar başladı. Talebe koridorlarda çalışı- yor — Dün İstanbul susuz kalınca bundan haberleri olmıyan sakalar da çeşme başlarında şaşırıp kaldılar | Romanyadan 5O0bin | Göçmen geliyor Haziran başınmdan itibaren Ro manyadan memleketimize (50) bin göçmen gelecektir. Bu göç- menleri getirmek üzere (7) va- pur hazırlanmaktadır. Bu gemi ler arasında Nâzım, Adnan, Bur sa, Adana vapurları vardır. Ad- nan ve Adana vapurları uzun za man için bu işe ayrılmışlardır. Bu iki vapur İstinye havuzla - rında tamir edilmektedir. Hazi- ranın birinci cumartesi günü vapurlar yola çıkarak Köstence ye gideceklerdir, Bu vapurların hepsi birden, her selerlerinde (3000 - 3500) kadar göçmen ge- tireceklerdir. Seterler birkaç ay sürecektir. Bu defa Romanya - dan memleketimize — gelecek göçmenlerin mecmuu - (50,000) dir, Öğrendiğimize göre, bu göç- menlerin mühim bir kısmı Şark vilâyetlerimize yerleştirilecek « tir, — Bütünleme imt.hanları Kültür Bakanlığı, lise ve orta mekteplerde eylilde yapılmak- ta olan ikmal imtihanları hak - kındaki talimatnameyi alâkadar mekteplere göndermiştir. Yeni talimatnameye gö: ıkmal im- olmuştur. Bütünleme yoklama- larının günleri mektep müdür - leri tarafından tayin edilecektir. Haziranda yapılan sözlü sınıf | geçme yoklamaları gibi, bütün- | leme yoklamalarında da ders mualliminden başka iki mümey yiz bulunacaktır. İki mümeyyiz bulunmıyan bütünleme yokla - maları hiçe sayılacaktır. Bütün- leme yoklamasına kalan her ta- lebe muayyen günde imtihan olmağa mecburdur. Gelmediği takdirde hiç bir mazeret kabul edilmiyecektir. nı da gizlemiyelim. Işte o za - man, her ne mânada olursa ol- sun kalite isteyenlerin hepsi bBirden hak kazanırlar. ami SAFA Aylık Cumartesi Günü Yeni bütçe ve kadroların bu- günlerde gelmesi beklenmekte- dir. Haziran aylığı da vaktinde verilecektir. Aylığın cumartesi günü verilmesi için hazırlıklar yapılmıştır. Üçer aylıklar da haziranın başında — verilmeğe başlanacaktır. — Numerotaj işi vak- tinde yet ştirilecek Genel nüfus yazımı işlerini gözden geçirmek üzere pazar günü ilbaylıkta bir toplantı ya- pılacaktır. Numerotaj işlerinin vaktinde yetiştirilmesi için ge- nel istatistik direktörlüğünden yeni emir gelmiştir. — | Polis olmak istiyen'er Polis olmak üzere müracaat eden 40 kişinin imtihanları dün emniyet müdürl bir komisyon tarafından yapıl- mıştır. İmtihanlar sözlü olmuş- tur. Kazananlar polis maktebi- ne alımacaklardır. — Mason Teşkilâtı Halk Partisi Kurultayınım toplantısında kökleri yabancı topraklarda olan teşekküllerin memleketimizden - kaldırılması yolunda bir karar verilmişti. Türkiyedeki Masonluk teşkilü- tınm bu karar dolayısile kaldı- rılacağı ihtimali öne sürülüyor. Halbuki, tanınmış bir çok Masonlar bu iddiayı doğru bul- mamışlardır. Verdikleri karşı - lıkta diyorlar ki: “— Türk Masonluğu ulusal bir mahiyettedir. Adı da ulusal Türk masonluğudur. Diğer ma- son teşkilâtile olan alâkası Hi- lâkahmerin ilişiği gibidir. Bu i- tibarla kökü hariçte bir teşek- kül sayılmaz.,, SığırEti Azalacak Mezbahada etleri tartacak o- tomatik kantarın ayarı bulun- mak üzere tecrübelere devam edilmektedir. Et resminin kilo üzerinden alınmağa başlanması işinin sonbahara kalacağı anla- şılıyor. Kilo üzerinden 9 kuruş resim alınacaktır. Yeni şekilde, İstanbulda sığır eti bulunmıya cağını celepler söylemektedir - ler. Dün kendisile görüştüğü - müz bir celep diyor ki: — Mezbahada günde 3 bin kadar koyun kesilir. Bu miktar bazan 2 bine iner. Bazan da 5 bine çıkar, Fakat orta hesapla günde 3 bindir. Her koyun üst- üste 10 kilo hesap edilirse, bir koyun için 90 veya 100 kuruş resim verilecektir. Bu koyun tüccarlarının lehinedir. Fakat bir sığır için kilo başına 9 ku- ruştan 4—5 lira verilecektir, Bu sığırların mezbahaya gelmeme- sine sebep olacaktır. Zaten mez stanbullular sığır etini kesilir. hiç yemiyeceklerdir.,, — Hukuk ve Tıp Fakültelerinde imtihanlar Dünden itibaren Üniversite hukuk ve tıp fakültelerinde im- tihanlara başlanmıştır. Hukuk- tan 400 ve tıptan da 100 kişi muhtelif sebeplerden imtihanla ra girememişlerdir. zti başlayacak olan diğer fakülte imtihanlarına da fenden 63, dişçiden 11, eczacı- dan 2, edebiyat fakültesinden 19 kişi giremiyeceklerdir. Hukuk fakültesinin yazılı im itten sonra 23 ha imtihanlara başla- nacaktır. Bunlar da 1 temmuz- da bitmiş olacaktır. Tıp imtihan ları da 27 mayıstan 27 hazirana kadar devam edecektir. Vx | ÜÇÜK HABERLER * İzinle Parise giden Istanbul İl - bayı Muhidin Üstündağ, oradan Ber- line gitmiştir. * Perşembe günü limanrmıza gele cek olan Fransız jandarma mekteb gemisindeki tayyareler şehir üzerinde bir uçuş yapacaklardır. * Çatalcada yapılacak mektep mal zemesini götürmek üzere dün Çatal- cadan 80 araba gelmiş ve malzemeyi götürmüştür. * İlbay vekili, dün Cümuriyet Halk Partisi Istanbul Başkanı Sey - han saylavı Hilmiyi ziyaret etmiştir. * Bir buçuk aydanberi Anadolu « nun türlü şehirlerinde temsiller ver - mekte olan şehir tiyatrosu artistleri- nin yarm turneden dönmeleri bek « lenmektedir. Artistler bir müddet din lendikten sonra yeni sezon için ha - zırlıklara başlıyacaklardır. -Operet kısmı bu yaz da Tepebaşı bahçesinde oynayacaktır. # Hükümetimiz Japonyaya tahsile bir Türk zabiti gönderecektir. Yüz - başı rütbesinde olan bu zabitimiz Pi- re yolile Japonyaya gitmek üzere bu- gün hareket edecektir. * Yunanistanın Ankara elçisi Se - kallarapulos dün şehrimize gelmiştir. * Avusturyanın — Ankara — sefiri Buchberger dün şehrimize gelmiştir. Elçi bir müddet istirahatten sonra Ankaraya gidecektir. * Evvelki gece Boğaziçinde çarpı- katı devam ediyor. Yap.lan araştırma lar her iki vapurun da üyetli surette yaralandıklarını göstermiştir. Hâdise ânında vapurlarda bulunan kılavuzların malümatına müracaat e- dilmiş ve yaralı gemiler Usküdar ö - nüne çekilerek demirlenmiştir. * Bundan bir iki gün evvel Kösten ceye giderken Silivri açıklarında Im- dat adiı motörle çarpışarak hasara uğrayan Romanya bandıralı Borbu - şitiripe vapuru limanımzda tamir edil miş ve dün yoluna devam etmiştir. * Yabancı sularda azıyan Erol va- puru tayfaları hakkında Deniz Tica- ret müdürlüğünce yapılmakta olan tahkikat dün bitrilmiştir. Evvelce sor temsil edilmiştir. Gece; Dolmabahçe, Yenicami ve camilerinde (Kızılaya üye olunuz) ıııhyıhrı_hı- rulmuştur. Birçok semtlerde yeniden müsamereler verilmiştir. Yarın ak - şam Eminönü kazası tarafından Fe « rah tiyatrosunda Kızılay piyesi oyna- nacaktır. * Memleketlerinden gelmiş olan 18.35.935 ——— BU DA BENDEN l HÜSEYİN RAHMİ Çocukluğumu, delikanlılığı « mı ve kırkına merdiven daya - yan yaşımı kitaplarında toplı - yan bir yazıcı olduğu için onu, şu veya bu düşüncenin dışında, tabiatın bir görünüşünü sever gibi severim. Çocukken anam yüksek sesle okur onu, ben masal gibi dinler- dim, Çok yerlerini anlamadan, arap bacılarına, kanburlarının, köftecilerinin, Şıpsevdilerinin konuşmalarına katıla katıla gü- lerdim. İlk delikanlılığımda, bana, in san yaşayışı üstünde düşünce - ler yürütmek kolaylığını göste- renlerden biri oldu. Şimdi ona, bütün radikal, küçük-burjuva i- deolojisini bir yana bırakarak, bütün bir yaşayış tarihinin bir bölümünü gösteren boyaları parlak bir tablo gibi doya doya bakıyorum. Hüseyin Rahmi, yalnız kendi alnının teriyle tanınmışlığını yapan bir büyük yazıcıdır. Bu bakımdan da onu sayarım. . Bugün kaç yaşındadır, bilmi. yorum. Ancak bir büyük yazıcı. mın arasıra kutlulanması yaşına bağlıysa, bu yaşa nasıl olsa çok- tan gelmiş olduğunu sanıyo- rum. Ve yine sanıyorum ki, hal- kın en çok okuduğu bir büyük artisti kutlulamakta geç bile kalınmıştır. Orhan SELİM Kuduran köpek- ler çoğaldı Son günlerde şehirde kuduz- dan ısırılanlar çoğalmıştır. Ya- pılan araştırmalara göre 1sıril- maların evlerde beslenen ve fa- kat sokaklara başı boş bırakılan köpeklerin çoğa!masından ileri geldiği anlaşılmaktadır. Bu gibi başı boş köpeklerin miştir. AMALI —-a İspanya ile ticaretimiz Madritten Türkofise bildiril. diğine göre müddeti 24 mayısta biten Türk » İspanyol ticaret anlaşmast 15 gün için daha u- zatılmıştır. Müzakerelere de « vam edilmektedir. —— Romanya sefiri Filotti ve Yunan se- firi Sakellaropulos Ankaraya gitmiş- lerdir. * Kızılay hastabakıcı hemşirelerin mektebinden bu sene 28 hemşire me- zun olmuştur. Hemşireler yeni va « zifelere tayin u * Esnaf cemiyetlerinin Tecim oda sına ından sönre kapatıları Esnaf mecmuası yeniden çıkarılacak- tır. Bunun için hazırlıklara başlanmış tır. * Tecim ve endüstri odası Ankara 'Tecim odası ile birlikte Marsilyaya yapılacak seyahatin tarihini kararlaş- tıracaklardı. Duyduğumuza göre, bu seyahat bazı sebepler yüzünden kalmış ve şimdilik vazgeçilmiştir. * 'TAN * telrikası t 36. .c Erik Çiçekleri “Patron” umun yüzü, bakış - ları kadar soluktu ve nefes alıp almadığından bile şüpheliydim. Eğer o ânda, tezgâhtaki genç kız, yahut delikanlı, onun “sini- ri,, olan — “gayri intizamlık,, *“gayri muntazamlık,, bir hare - ket yapmış olsaydı, “patron,, - um, böğürmek değil, ıslık bile çalamazdı. Ona, daha yaklaştım, ahbap ahbap omuzuna vurdum: — Ha! ne dersin? Omuzuna — vuruşumdan ür - perdi, fakat gene ses çıkarama- dı, sadece dilenen, yalvaran bir bakışla baktı. ş Delikanlı ile genç kız, için için gülüyorlardı. Bu oyunu so- nuna kadar oynıyabildiğime, içimden taşan kahkahaları ıı'ıııl boğabildiğime hâlâ şaşarım! şnce. süzük yüzlü kıdımı'ı ba- kışları yavaş yavaş sertleşiyor- du. Ben, dükkândan çıktıktan sonra, karı kocanın müthiş bir kavgaya tutuşacakları muhak - kaktı. olduğunu işte o gün anladım. Eğer bana hakikaten tutkun ol. mamış olsaydı, beni, derhal sus- turur ve belki de kolumdan tu- tar, kapı dışarı ederdi. Çünkü bütün bögürmelerine, öğünme- lerine rağmen karısından, kor- kuyor, çekiniyordu. Kendi ken- dine kuruntu ettiği — “Cevher,, karısının parasından, kadın eli ile gelen bir kuvvetten başka bir şey değildi. x Bu kıratta insanların hiç şa- kaları yoktur. Bütün cahil ve görgüsüz insanlar gibi kaba, nobran, nadan olurlar. Kafaları S — L gn l R ee öi GÜĞÜ GN a kızdı mı, gözlerini kan bürüyü- verir. Kadın, kız, çocuk, yani el kalkmıyacak mahlükları da göz- leri görmez, bağırır, talıkir eder, hatta döğerler bile... , Karısı, onun omuz verebildi- ği, daha doğrusu onu ayakta durduran tek kuvvetti. O, her şeyi kırarak, tahkir ederek, hat- tainkâr ederek bu kuvvetten başka kuvvet tanımıyacak, baş- ka puta tapmıyacaktı. İçinden kimbilir, nasıl köpü- Tüyor, nasıl kıvranıyordu? Onu, gaha ezmek, daha hırpalamak — Bugün, hiç neşen yok... Yoksa tansiyonun mu yokladı? Perhizi bozdun galiba! Ölü bir sesle mırıldandı: — Çok hastayım! Bu ölü ölü mırıldanışta: hale geldiğimi görüyorsun! Diyen bir yalvarış, sızlanış vardı. Elimdeki çantayı dizime vur- dum: — Yazık! Benimse, bugün, çok neşeli bir günüm.., Bir yer- de durmak, oturmak canımı sı- kıyor; hep gezmek, koşmak, gül mek istiyorum. Boynumu büktüm, yanık ya- nık baktım: — Gel gör ki, bugün taliim yok... Tek başıma gezemem ki... Yanımda mühakkak candan bir arkadaş olmalı.. O, beraber yaşadıkları za- mandanberi karısiyle kavga et- miş, karısına kızmış olabilirdi. — Allah aşkmha yetişir. Ne Fakat o günkü kadar kızmış, içerlemiş olduğunu hiç zannet- miyorum. Bu adamm hilekârlıktaki kuvvetinin dehşetini de bilemez- sin çocuğum, Soluk manasız ba- kışlı gözlerini, vakit vakit karı- âmıh_ d':f.;"' öyle hain bakryor- (V uncağızı boğmak, ' çalamak, didiklemek mpaue yandığını açık açık görüyor- dum, Lâkin gözlerinin zehirli iğnelerini, solukluk ve manasız içinde öyle ustalıkla gizliyordu ki şaşardın. O gün için bu kadarı kâfiydi. Hep kırıla döküle elini sıktım, gülümsedim ve dükkândan çık- tım. İki gün sonra, tekrar dükkân- da idim. Kapıdan girdiğim za- man gözlerimle dükkânın içini taradım; karısı yoktu. Vaziyetin nezaketini derhal anlamıştım. “Patron,, um, bu- gün bana serzeniş edecekti. Ga- yet idareli konuşmam lâzımge- liyordu. Beni görür görmez, ayağa kalktı; ve koştu: — Bonjur hanımefendi. Uzattığı eli titriyordu. Ben, gayet durgun bir tavırla başımı salladım : — Bonjur! Sesim ve omuzlarım düşüktü. Daha o uzatmadan bir iskemle çekip oturdum: g l;!öuuymı! , söylemek, konuşmak, iki gündür kalbini üzen, beynini kemiren, sinirlerini bozan derdi dökmek için sabırsızlarıryordu. Fakat benim; yorgun yor- gün: — Hastayım! Deyişim, onu, geriletmeğ mecbur etmişti. Derin bir alâka ile sordu: — Geçmiş olsun, neniz var? Omuzlarımı oynattım: — Bilmem... Her tarafım Ef rık... Üşütmüşüm galiba... — Havalar sakat... n Hemen delikanlıya seslendi — İki çay söyle... Delikanlı mu. h;ını Yl= laştı, ancak işitebileceği bir sesle dudakları arasında” mırıldandı: — Geçen gün, ne yı_p!m:,î,_ Hiç anlamamışım gibi retle gözlerimi açmıştım: — Aman, ne yaptım? Onun alnı buruşmuştu? , — Gezme - teklif etmedinif mi? — Evet. Bundan ne î:’.î Yoksa benimle gezmek, 2 daşlık yüzünüzü mü kızartıyOr) (Arkası

Bu sayıdan diğer sayfalar: