21 Ekim 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 6

21 Ekim 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

G2 6 TAN 21-10.935 yere ünya Gazetelerine Göre Hâdiseler MISIR VE HABEŞİSTAN Mısır Kralının yeğeni Prens Davut Habeşistana gitti Gençlik Habeş Kardeşlerile Birlikte Harp Le Petit Parisien'den: Akdeniz, bu son günlerde çok barış sal olmuştur. Ulukta hiç bir bulut, fırtmaya delâlet edecek hiç bir emare görünmüyor.Bugün Mısır ile yeniden temas ettim. Sokaktaki sat mü racatlarından kurtularak, Mısırın nab gın: yokladım ve kalbini dinledim. Isimlerini söyliyemiyeceğim kimseler bana dediler ki — Bu işte bizim dahili kavgaları- mızın ehemmiyeti yoktur. Çünkü bü tün Mısırlıların menfaati ve duygu- ları Uluslar Sosyetesine uygundur. Bizim menfaatimiz Nil ve onun mu- kadderatından ibarettir. Herodot de- miştir ki: “Mısır nilin bir hediyesi- dir,, hattâ uzak bile olsa Nil kaynak larının muhasara altına alınması ihti- mali ile karşılaşmak istemiyoruz. Duygularımız şundan ibarettir: Af tikanın son imparatorluğu bizim kom şumuz ve kardeşimizdir. Kendi ulus- severliğimiz sayesinde onun ulusse - werliğini anlıyoruz. Onun erkinliğine wâki olacak bir taarruz bizi rencide eder. Bundan başka, bir buçuk milyon Mısırlı, Habeşlilerle ayni dindedir. Habeş imparatoriçesinin önünde iki defa dir çöktüğü ve Kopt kilisesinin şefi bulunan Patrik, Mısırda oturu » yor. Kiliselerimizde ve metropolitha ne kilisesinde imparatorun muzafferi yeti için dua ediliyor. k Mısır Kralının kuzeni Prens Isma- Etmek Istiyor Habeş Veliahdının Kahireyi ziya yeti esnasında Mısır Kralı ile çekilmiş bir resmi Portsaidde İsmail Davudun araba- sile karşılaştım. Beyaz çehreli ve kır- mızı fesli polisler, ellerindeki sopala- rr sallayarak yolu açıyorlardı. Halk gittikçe yüksek sesle bağırıyordu. Ba na tercüme ettiler: Kahirede Memlukler mezarları ve iç kale 1 Davut Cibuti ve oradan Adisababa- ya gitmek üzere Portsaidden vapura bindi. Ismail Davut Habeşistana yar- dım merkez komitesinin murahhası - dır. Saraya davet edilen Prens Habeş imparatoruna misafir olacaktır. İsma» il Davudun Kahireden hareketi halk tarafından onümayişler yapılmasına vesile oldu. Patrikhane önünde kala- balık toplanmıştı. İsmail Davut bura da patrik tarafından kabul edildi. İstasiyonda İntizama memir olan polis İsmail Davuda husust vagonu- ma kadar yol açmağa mecbur oldu ÖĞ eki EDGAR WALLACE — Evet, ikinci kule şatonun arka- «ına düşüyor. Zaten şatonun asil kü- lesi orasıdır. Zannederim, Gregory- nin ya arazisi dahilinde veyahut se- nurında olacaktır. Burası, yedi met- to kadar irtifada, belki iki bin sene- Yik bir yerdir. Benim eski şeylere merakım olduğu için gidip bu yeri tetkik ettim. Duvarın iç kısmını mu- hakkak Romenler düzeltmişler. Ro- menler bu civarda büyük karargâh. İar kurmuşlardı. Regnermde asıl u- #mumi karargâhı teşkil ediyordu. Bu kulenin niçin inşa edildiği birçok se- beplerle izah ediliyor. Kimisi bura- nım bir tarassut kulesi, kimisi de bir erzak deposu olduğunu söylüyorlar. Benim fikrimce Romalıların kulesi birkaç metro irtifada idi, müdafasya yaramazdı. Bunun için muhtelif de- wirlerde kuleyi yükselttiler, Brixan: — Mükemmel, dedi, eğer ben de tahsinimde aldanmıyorsam, yarın sabaha kadar bu kule hakkında hay- İi şeyler öğrenmiş olacağım. Otele gitti, bavullarını Knebvorth- — Yaşasın Mısırm sadık evlâdr. Yaşasın Kral Fuat, yaşasın Haile Se- İâsiye. Veft fırkası bizimle beraber- dir. Yaşasın İsmail Davut. İsmail Davut, genç, sportmen bir adamdır. Üzerine Londra biçiminde ye renk bir kostüm giymişti. vi gözlerine bir tek gözlük takmış ta. Ağzında kalın püro sigarası vardı. Halkı selâmlıyor ve sokaktaki heye- candan kaçıyordu. Ekelede toplanan halk elân bağır. yordu: — Uğurlar olsun.. Selâmetle Isma- un evine götürdü. İhtiyar direktö- rün evine geldiği zaman, üç kişilik bir sofra hazırlanmış olduğunu gör- dü. Sofrayı işaret ederek: — Birisini mi bekliyordunuz? de- di. Bütün ihtiyar bekârlar gibi, Kneb- vorthda da herşeyi muntazam mesa» felerle yerli yerine koymak âdeti vardı. — Evet, dedi, dostlarınızdan biri. ni bekliyorum, — Benim dostlarımdan birini mi? Allah allah.. — Evet.. Küçük Adele'i yemeğe çağırdım. Bir genç kızın ismi söyle- nince, hemen kızarıveren delikanlı- Tardan ben pek hoşlanmam ha!,. Ge- lecek... Bir taraftan işlerimizi görü- şeceğir, bir taraftan da, kendimi şöyle insanların arasında görmekten zevkalmak — istiyorum. Stüdyodaki bali bilirsiniz. Bugün de işler karma karışık gitti. Galiba hepimiz yavaş yavaş zrvanadan çıkıyor” Genç kız az sonra geld. O gün üzerinde insanın hissine dokunan tat UL bir hali vardı. O kadar ki Adele delikanlının kalbinde büsbütün yer pt. Knebvorth mantosunu çikarmağa yardım ederken dedi ki: — Buraya gelirken düşünüyor. dum. Hayatta insan bir şeye İnan- mamalı! Doğrusu Mister Knebvorth Sovyet Rusya ve Zecri tedbirler' “Karl Radek, Izvestia” dan: Mussolinr yıldırım gibi birtakım tecavüzi hareketler sayesinde Habeş kuvvetlerini dağıtacağım ve halk aras sında korku ve telâş uyandıracağını ve böylece derebeylerinin merkez bir devlet teşkiline muhalif olan erelle- rine serbest bir cereyan vermeğe mu- vatfak olacağını ümit ediyor. Bu su- retle Adis - Ababa Hükümeti kolay- kkla düşürülecek ve İtalya karşısm- da kolaylıkla idare edilebilecek bir derebeyi kütlesi bulacaktır. Ayni za- manda Mussolini Habeşistanda haki- miyetini temin edecek olan yollar ya- pacak, bu yolları diğer devletlerin Akdenizde Italyan ileri karakolların | karşı kullanmalarına mâni olacaktır, Italya, Habeş siyasası dolayısile, İngiltere ve Fransayı, yanlarında ken- disine münasip bir yer vermeğe razi olup olmıyacaklarını anlamak için İs- kandil etmek istemiştir. Halbuki In- giltere Italyaya kaba bir şekilde ret cevabı vermiştir. Zira Italyanın Habe- şistanı zaptetmek için yaptığı o kor- kunç sücl hazırlıklar, Habeşistandan başka bir mesele bahsolmadığını ve Italyanın yakında müstemlekelerin yeniden taksimini istemek için, Ingik tere İmparatorluğunun münakale yol- ları Üzerinde kendisi için kat'i bir mevki temin etmek istediğini, Jagil- tere nazarında kat'i bir surette mey- dana koymuştur, Bunun üzerine İtalya hiç ummadı- ğr bir mukavemet karşısında kalmış- tir. Fransanın, İngilterenin muhalefe, tini azaltmak ve İtalyayı cerman aleyhtarı bir kuvvet olarak muhafaza etmek için sarfettiği gayretler, arsı ulusal münasebetlerde ehemmiyeti ikinci derecede olan bu değişiklikler müstesna olmak Üzere, iyi neticeler | verecek gibi görünmüyer. Böylece Italya için olduğu gibi, Ingiltere ve Fransa için de aralarmdaki münase- bet meselesi meydana çıkmıştır. Bu mesele yalnız bu anlaşamamazlığın devamı müddetince değil, bir Avru- pa harbi çıkması ihtimali karşısında da mevzuubahistir. Emperyalist saha- da açılan bu savaş ve Almanyanın sü- el hazırlıkları, kapitalist kuvvetlerin kat'i bir toplanmasına delâlet etmek» tedir. Bu ibtilâfın neticesi, Uluslar Sos- yetesinin Habeş ihtilâfnm karşısın. da tutacağı hattı hareketten sonra an laşılacaktır. Sovyet Tttihadı, dünyanm yeniden taksimi için yapılan bu savaştan uzak kalacaktır. Sovyetlerin vaziy e ti, İtalyanın Habeşistana taarruz et- mesile karşılaştırılacak olursa iki şes kilde tebarüz eder: Sovyet Ittihadı müstemleke genişleme siyasası düş- manıdır. Sovyet Tttihadr, bir cihan barbi çıka- rabileçek olan her türlü gizli kuvvet» leri serbest bırakanlara muhaliftir. Bundan anlaşılıyor ki Sovyet İtti- hadı, barışı müdafaaya ve harp suç- Yularma muhalefete hazır olan devlet- ler ârasındaki çalışma birliğini kuv- vetlendirmeğe taraftardır. —— — Son Ve Kat'i Plân Harrar'da 200 bin kişilik Hartar şehrinin beş kapısı vardır. Ne bir eksik, me de bir fazla. Halk arasında telâş ve heyecanım önüne geç mek için hükümet her zaman, kadın ve çocuklarla hayvan sürülerinin, sur lar dışa çıkmalarını ve bütün gün orada kaldıktan sonra akşam üzeri dönmelerini emretmiştir. Açık ve mü. dafaasız bir şehir olan ve Adua'da ol duğu gibi silecek hir hezimet hâtırası bulunmayan bir şehri İtalyanlar ne - den bombardıman etsinler?. Bu şehir esas itibarile bit Habeş şehri değildir. Burada Habeşli olarak yalnız hükü - met memurları vardrı. Ahalinin müte bakisi Harrarlı denilen ve dilleri ve örf ve âdetleri bambaşka ve duyada biricik bir ırk teşkil eden halktan mürekkeptir. Bu halka birta- kım Gallas'lar, Somaliler Hintliler ve İ Rumları da ilâve etmelidir. Bu balk sakindirler ve karada ve havada barış tan başka birşey İstemiyorlar. “Paris-Soir” in Eritre aytarı bildi- riyor: N Bütün Tigre vilâyeti Habeş impa- ratoruna karşı isyan halindedir. Ha- İ beş şefleri, ardı arası kesilmeden, tes- lim şartlarını görüşmek için istihba- rat zabitlerinden kabullerini istemek» tedirler, Bu kabil mrülâkatların ikisin- de bulundum. Mülâkatta tuz, un, bal ve süt hediye ediliyordu. Yakıcı #rca- ğa rağmen çok şık ve üniformasınm yakasında kâattan yapılmış bir çiçek bulunan bir Italyan zabiti bana dedi — Bakınız, ben bunlarla bir bakkal dükcânr açabilirim!, Filhakika böyle aynen verilen he- diyeler rüvelver kılıfları ve palaska- lar yanında yığınlar teşkil ediyordu. Bu kabul odasına yakın ayni zamanda yatak odası ve mutbak olan küçlik bir odadan güzel börek kokuları geliyor- du. Bir petrol ocağı Üzerinde ve kim bilir nereden tedarik edilmiş bir ta - va içinde bir asker profesyonel bir maharetle börek kızartıyordu. Bana karşı misafirperverlik eseri gösteren bu İtalyan zabiti, oradan çıkarken ku lağıma fısıldadı: — Patronun neler yaptığından ha beriniz var mı?. (Patron, General de Bono'düur.) — Hayır. dedim. — Öyle ise dinleyin... Yakatma kâattan bir gül takmış o- lan bu zabiti dinlerken, benimle alay edip etmediğini düşünüyordum. Fa - kat söyledikleri doğru imiş. Sözlerini il. Sonra ardından: — Yaşasın Mısır, kahrolsun müs- tevliler, kahrolsun haksızlık. Yaşasın 1923 meşrutiyeti, Teri gelenlerden biri Ismail Davu- dun bindiği vapurun hir Fransız va- puru olduğunu görünce Fransa hak- kında nüvazişkâr birkaç söz söyledi ve sonra herkes birden bağırdı: — Yaşasın Fransa... Prensin bir kötibi üzerinde Habeş arslanı bulunan yeşil, sarı kırmızı bayrağı salladığı esnada Prens, günün birinde sofranıza davet edile- ceğim hiç aklımdan geçmezdi. — Benim de sizi solrama çağıraca- ğım hiç aklıma gelmezdi. İhtiyar direktör kızı omuzundan tutarak, yemek odasına götürdü. Adele genç detektifi orada görtince, birden irkildi, Knebvorth'a dönerek: — Biz bu akşam filmlerden, se- naryolardan konuşmıyacak mıydık? Brixan: — Ben sizi rahatsiz etmem Mis, ben hiç ses çıkarmadan insanları en iyi dinliyenlerden birisiyim. İlk de- fa hangimizin ağzından cinayet sö- zü çıkarsa onu pencereden atalım. Genç kız iki elini başına götürdü: — Eyvaaah, öyleyse kaldırıp ken- dimi pencereden atayım. Halbuki ben size cinayetlerden, esrardan, muam- malardan bahsetmek istiyordum. Adele'in ilk gelişindeki çekingenli. ği, hatta soğukluğu bu iki adamın sa mimi meclisinde yavaş yavaş dağıl. mıştı, Kahveyi içerlerken: — Biliyor musunuz, dedi, ben bu- gün öğleden sonra polis hafiyeliği yaptım. Böbürlenerek ilâve etti: — Keşiflerde de bulundum ha, Be- nim sokağımın öbür ucundaki hâli arsadan geldiğini anladığım o otomo- bilin izini bulmağa çalıştım. Arsada bir tek otomobil izi vardı ki, her hal- de beyaz elli şoförün otomobili ola. — — — run birinci mevki salonunda eşraftan bazılarının nutuklarını dinliyordu. Be yar kordelalı bir genç, müslüman fa- kültesinden olan arkadaşları namına gür bir sesle diyordu ki: — Çok asilâne olan bu hareketiniz Mısırlıların kalbinde büyük bir akis bırakmıştır. Memleketimize ve ayni zamanda biz talebeye çok şeref ver- diniz. Yalnız bir arzumuz vardır. O da sizin yanmızda Habeşistana hiz - met etmek ve Afrikalı kardeşlerimiz. le beraber harbetmek için sizinle be- bir Habeş ordusu bekliyor General de Bono Somaliye Giderek General Graziani İle Son Harp Plânını Hazırlamış! Harrarda bulunan Habeş dskerleri kontrel ettim. Doğru çıktı... — Bundan beş gün evvel, General de Bono Adua'dan ta; e ile İtalyan Somalisine giderek al Graziani ile görüşmüştür. Bütün Habeş top » rakları imtidadınca küçük bir gezin- ti. Sonra, Avrupanın en sakin kır- ları, üzerinde en basit bir hava seys- hati yapmış gibi ayni yoldan dönmüş tür. Bu seyahatler, daha bu harp meclisleri büyük neticeler doğu racaktır. Iki büyük Italyan kumanda- run, Somali cephesindeki askeri hâ- diselere son kat'i bir şekil verecek o- lan bir harp plânımın son tetkikatmı yaptıklarını temin edebiliriz. Ogaden üzerinden Basa - Baneh sularına doğ ru muazzam bir taarruza geçilecektir. Bu hücuma 300 den fazla tank ve 200 den fazla da tayyare iştirak ede- cektir. Adua'daki erkân: harbiyeden aldığım malümata göre İtalyan ileri hareketine, Ingiliz Somalisi hududu yakininde ve Bohatleh kaynakları ci- varında, başlamıştır. General Grazia- ni bu havalide beyazlardan mürekkep Üç ve yerlilerden mürekekp iki fırka» ya rastgelmiştir. Bu fırkalarda yür kadar tank ta bulunuyordu. İleri yürüyüşlerine mâni olan bü tün Habeş kuvvetleri öldürülmüş ve dağıtılmıştır. Karakollar ve tanklar Kabrin - Deenleh - Masara - Berida- leh hattına varmışlardır. Harbin baş- langıcından beri, bu havalide 10 bin- den fazla Habeşli ğidürülmüştür. Fa- kat Harrar ve Jijika ve Tomsa ara - sında Habeşliler Vehip Paşanın, Re « nin kamyonlarla Ogadene gidişleri Leoben'in kumandaları altında 200 bin kişilik bir ihtiyat kuvveti topla « mışlardır, Harrar'da Vaziyet nedir ? “Paris - Soir" dan Uzun ve yorucu ve cehennemi bir yol üzerinde, daha doğrusu kötü bir kervan izi tirerinde ve kamyonla 300 kilometre yol aldıktan sonra Harrara vardım. Eski bir müslüman şehri ve dağlık bir vaha olan Harrar, Somali gölünü, Sudanı ve Arabistanı andır- maktadır. Burada cephenin pek uzak olmadığınm hemen farkına varılıyor. Bu eski şehrin sokaklarında tesadüf ettiğim insanların hepsi silâhlıdır. Ak şamın beşingen itibaren kapılar dik » katle kapanmıştır. Bu dalma uyanık ve hazır bulunmak içindir. Buna bom balarla mücehhez Italyan tayyareleri- nin gelmesi ihtimalinden çıkan korku yu da ilâve etmelidir. Bu endişe, ge- celeri bahçelerde çadırlar altında otu ran gazetecilere de sirayet etmiştir. Şehirde benim indiğim otel tamamen boştur. Bu sabah saat dörtte büyük bir karışıklık oldu. Telsizler üç İtal- yan tayyaresinin gelmekte olduğunu haber verdiler. Kadın, çocuk, keçi, ko yun, eşek hepsi arka sokaklara kaç * mağa başladılar. Vakit geçiyor. Mü « kemmel bir surette açık olan geceleri ortalıkta hiçbir şey gözükmüyordu.Şe hir, gün doğarken yavaş yavaş uya» niyor. Geldiği haber verilen teyyare- dir Paşanın ve Alman Generali Von ler şimal yolunu tutmuşlardır!. caktı. lerden birinde yildiz işareti olduğu için İzi kolayca takip ediyordum. Hâli arsanm ortasına ge- lince, yerde dökülmüş benzinler gör- düm. Demek ki, otomöbil orada dur- muştu. Sonra da... Orada şunu bul- dum, Çantasını açtı, yeşilimsi bir şişe çı kardı. Şişenin ne ağzında tapası, ne de üzerinde etiketi yoktu. Brixan şişeyi aldı. Gözden geçirdi, kokladı. Şişede keskin, fakat hiç te mahoş olmıyan acayip bir kokü vardı. Adele sordu: — Siz bu kokuyu anladınız mr? Brixan başını salladı. Bu sefer Knebvorth ald 6: da kokladı: Yr — Chloral butyligue, dedi, Genç kız da hemen tasdik etti: — Ben de öyle zannediyorum. Ba- bam cezacı-kimyagerdi. Bir gün dis. panserde oynarken, dolabın birinde güzel bir küçük şişe buldum, açtım. Eğer babam görmeseydi, kim bilir başıma neler gelecekti. O zamanlar daha küçücüktüm, fakat kokuyu hâ- lâ hatırlarım. Brixan alnı kırıştırarak düşündü: — Chloral betyligue ? K eth dedi ki: et, hatta onun başka bir ismi daha vardır. “Ölüm damlaları” da derler. Limanlarda iş gören ve deniz- cileri soyan hırsızlar bu ilâçtan kul- lanırlar, İçine birkaç damlası karıştı. rlmış bir kadeh şarap insanı bayılt- mağa kâfidir. Brixan şişeyi aldı. Eczanelerde kullanılan alelâde bir küçük zehir şi- sesi... Hatta şişenin üzerinde kabartı Ein yazılmış “Zehir” kelimesi de var. — Fakat etiketi yök, Genç kız dedi ki: — Bu şişenin belki de esrarengiz otomobille biçbir alâkası olmıyabilir. Her ikisini de korkunç bulduğum için biribirlerine yaklaştırmak istiyorum. Yine çantasını açtı. İki ucu kırık madeni bir şey çıkardı. — Bu nedir bilir misiniz? dedi. Knebvorth madeni parçayı alıp mu- ayene etti, detektile uzattı; — Doğrusu ben bir şey anlamadım. Genç kız dedi ki: — Ben ne olduğunu anladım. Çün- kü stüdyoda buna benzer bir şey müştüm. Her halde &iz de - niz, değil mi ? — Evet, bu parça bir kelepçenin kısmıdır. orta . Genç kızın temizlemiş olmasına rağmen, maden parçasının üzerindeki pas lekeleri tamamen gitmemişti. — İşte ben arsada bunları keşfet- tim. Keşfettim de ne anladım diye s0- rarsanız, doğrusu bir şeycikler anlı- yamadım. “ Brixan dedi ki: — Bu iki şey otomobilden atılmış olmuyabilir. Fakat dediğiniz gibi, pek tenha olan bu yerde, evinde muhafa- za edemiyeceğini anladığı bu iki şes yi otomobildeki zatin getirip oraya Atmış olması da mümkündür. Bunla rı denize atmak deha emniyetli bir iş olabilirdi, galiba orası daha kolayı» na geldi, Ben bunları cebime sokuyo» rum, İkisini de bir kâğıda sarıp cebine soktu, ondan sonra sinemadan bah- setmeğe başladılar. Knebvorth dedi ki: — Yarın Griff kulesinde çeviriyo- ruz, Fakat bu sefer hakiki kulede Eski bir kule.. Birdenbire kıs kıs gülmeğe başlı. yan Brixan'a baktı; gi — Ne o? dedi, tuhaf bir şey mi söyledim? — Yook! Tahmin ettiğim bir şeyi tahakktle ettirdiniz. Şu uğursuz ku- lenin mutlaka burada da adı geçecek diye düşünmüştüm. —28— KULE Brizan'ın zihninden meler, neler geçmiyordu. Kapak otomobil hikâ- yesine genç kızın zannettiğinden da- ha çok ehemmiyet veriyor ve onu Arkası var —

Bu sayıdan diğer sayfalar: