16 Ağustos 1939 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 7

16 Ağustos 1939 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

16-8, 939 a e lu ma EN İ Dünya Sergisinden Röportajlar | al ugoslavya e Pavyonunda Neler Gördüm ? Yazan: Sevim Zekeriya SERTEL Dö Balkanlı dostumuz Yu- goslavya de yine sulh avlu- sunda küçük bir pavyona yerleş. miş, Hemen Yunanlıların komşu. su diyebilirim. Yugoslav pavyonunda dışardan geçenleri içeriye cezbeden bir â- mil var. Hemen dış avluya âdeta bizim Askeri Müzedeki Yeniçeri. ler taşınmışlar. Yalnız bunlar Ye- niçeriler değil; Yugöslavyanın muh telif mintakalarına mahsus tipler ve kıyafetler. Fakat kırmızı şalvâr lar, mavi cebkenler herkesin gö- rünü çekiyor. Seyircilerin bayran hayran köylülerin göğsündeki be- şibirliklere | baktığını gördükçe kendi kendime; galiba diyorum, Kapalıçarşıyı kaldırıp buraya gö trseymişiz, serginin ultını üstüne getirecekmişiz. Yugoslavlar en ziyade kendile. rini ziraatçi ve köycü bir memle. ket olarak teşhir ediyorlar. Üze. rinde durdukları iki nokta var: Bi rincisi yeni Yugoslavyanın eskiye nazaran gerek kültür sahasında, gerek maddeten ne kadar müte- rakki oldüğunu, her yanda grafik. ler ve resimlerle : ispata çalışıyör- lar. | incisi de köylü. Hemen he. men bütün sergi, köy- lünün şarkısını söylüyor. Daha ilk girişte kapıya karşı olan du- varda muhtelif cins ve renkte 700 parça yontulmuş odunu biribirine ekliyerek tam üç Senede yapılmış bir “tahia Körük hir TA Har. man yeri, danseden köylüler. Hepsi bütün sçanlılıkla korşimizda duruyor. Her tarafi zirai terak. kilerin grafikleri, muhtelif tarla. ların, çifçilerin isimleri. İnsan bu pavyonda Adeta Yu. goslavya köylüsüyle temasa" geli- yor; şalvariyle, cebkeniyle, güneş yanığı teni ve sıhhat dolu gözlerile onu taniyor. Fakat caket pantalon giyen hiç bir Slavdan, bir Yugos- lav şehirlisinden eser yok. Duvar- da Belgrat vesair şehirlerin re simleri de olmasa Yugoslavya sade köyden ibaret “olsa gerek diyede- ğim geliyor. B" küçük Slav pavyonunda yalnız bir tek şehirli Yugos lava rast geldim. Sergi komiser muavini Belgratlı Nikola Kasa. viç. Kendisi enerjik: ve kibâr bir zat, —En Mühar ettiğimiz bir köşe. de şurası, diyerek beni büyük bir Amerika haritasının önüne götü. rüyer. Burada, diyor, Amerika dev. letinin kültür ve saadetine bi yük bir teberrüde bulunan baz Tugoslavya pavyonunun dışı Yugoslay vatandaş ve ilim adam. larını hürmet ve iftiharla anıyo. ruz. Birincisi Filâdelfiyalı Telsa dir, (Haritada Filâdelfiya şehrinin üzerine Telsa ismi kazılmış.) Ken- disi elektrik şuninm ilk bulucusu. dür. Sonra yavaşça kulağıma fıs. liyor. “Edison İşin esasım ondan öğrendi. “İkincisi Pupin, büyük fizikçi, E ğer o olmasaydı bugün Amerika» nin bir ucundan ötekine telefon etmek mümkün olmıyacaktı. Bu Duyu gâhiair Kı-uzun messleter arasında telefon omuhaberesini mümkün küdı., ddialârının doğruluğuna sa. mimiyetle inandım. Her milletin kendi kahramanlariyle if. tiharına hürmet ederim. Zsten £ mumiyetle ilim dünyasında asl Kâşifler gölgede kalmaz'mı? Uzun lâfa ne hacet. Bugün Amerika de. diğimiz bu kıtayı Kristof Kolomb keşletmedi mi? Belki Yugoslav dostlarımızın yerden göğe kadar hakları var, Pavyonun hemen hemen bütün ikinci katı turizme ait resimlerle dolu. Seyahat acentesi de hemen aşağı katta. Yugoslav dostlarımız insanı memleketlerinin güzelliği ile teshir ettikten sonra hemen bi. leti orada eline hazır getirmeyi çok kurnazca düşünmüşler. Manzara resimlerinden -maada bir de 36 fotoğraftan müteşekkil diğer bir kolleksiyon var. “Bir A- merikâlı Yugoslavyada neler gö- Tür? Amerikanın Yügosl sefi. rinin kızı Mis Pegy Lane tarafin- (Devamı 8 incide) mankenler Parita a Zi vapurundaki Yahudiler güvert eden muhavririmize cevap veriyorlar İzmirde Vatansız Yahudilerle Konuştuk B undan bir müddet evvel, gazetelerde, Saint - Louis adında bir vapurun, Çekoslo- vakyadan kacan yahudilerle dolu olarak Amerikaya iltica ettiğini okumuştum. Fakat'bu firari mülteciler Amerikâya kabul olunmamışlar, ve liman liman dolaşarak merhamet'di- lenmek mecburivetinde -kal- mışlardı. Henüz vicdanı paslanmamış ve yüreği taşlaşmamış olan her İnsan gibi, onlarla - ben de alâkadardım. Hele, dünyanın hiç bir tıhtimina yanaştırilmiyan vapurlarının yu varlak kamara penceresinden. ,in. sunlara Öksüz bir ürkeklikle, ba. kan o iki güzel. ve yavrusunun mahzun yüzleri, -be- Bi insanlığımdan utandırınıştı. İçimde bu beşeri alâkanın uya- Yü sönelere” Ek gün, onlara dalr havadis aramıya Daşlamıştım, Fakat ben, Almânlar rın şerlerinden kaçan Yahüdilerin, sade b vapurda bulunanlardan ibaret oldukların o sanıyordum. Halbüki, arıtk hepimiz öğrenmiş bulunuyotuz ki, şu anda, muhtelif denizlerde, çıkacak kara bülerm- yan Yahudilerle dolu bir çok va- purlar dolaşmaktadır. Türk sularında H attâ bunlardan bir kaç tane. side, Türk sularında bu- lunmaktadır. Bu acı hakikatin gas zetelerden öğrenildiği günlerden- beri, zihinlere, cevapları buluna- mıyan bir çok sualler üşüşmekte. dir. Hele evvelki gün İzmir lima. nindan uzaklaşan Parita vapuru, bu umumi alâkay; büsbütün art- tırmıştı. Onun İzmir limanma demir at- tığı gün, orndaki meslektaşlarımız- dan aldığımız haber şu satırlardan ibaretti: “. Bugünü, limanımıza, Parita sdında bir vapur geldi. Bu vapur Çekoslovakyadan kaçan Yahudi. lerle doludur. Firari Yahüdilerin sayısı altı yüze yakındır: Hepsi de karaya çikmak istemektedirler. Ge celeri, biçarelerin . feryatlarından durulmuyor, Gündüzleri de, bu vapurların. yanından. geçenler gü- verteye asılmış olan kocaman bir bândta, şu kelimeleri okumaktar dırlar: “.— Ekmek, su, alkol isteriz!,, Bugün, vapurdakifireriler tara. fından çekilen bir telgraf üzerine, “Dünya Musevilerine Yardım Ce. miyeti,, ne mensup'bir zat, “Viy: nadan tayyareyle sehrimize gel- miştir. Bu zat, getirdiği parayla, Musevilerin ihtiyaçlarını tatmin edecektir. Bu « itibarla, vapurun yarın limanımızdan ayrılması kuv vetle muhtemeldir!,, sevimli insan e İzmire nasıl gittim? ğer bu sonuncu satırlar ü- midimi kırmasaydı, derhal İzmire gidecek, ve bu tâlihsizlerle konuşmıya -çalışacaktım. Bu son satırlara bakarak, İzmirde onlara yetişşmemek ihtimalini kuvvetli gördüğüm içindir ki, buniyetten vazgeçmek © mecburiyetinde kal. İzmir limanında demirleyen " Parita,, vapu- rundaki vatansız Yahudilerin acıklı hikâyesini ağızlarından dinlemek üzere tayyare ile İzmi- re gönderdiğimiz arkadaşımız Naci Sadullah, bize fevkalâde enteresan bir röportaj serisi getirmiştir. Deniz üzerinde, toprağa basmak hakkından mahrum, vatansız yaşamanın derin ıstırabını, bu maceraya atılmış bulunan Ya- hudilerin kendi ağızlarından dinleyeceksiniz. Yazan : Naci SADULLAH Parita vapurundaki mülteci Yahudilerden bir grup dım. Fakat ertesi gün İzmirden al dığımiz bir haber bize Musevi va. purunun hâlâ orada bulunduğunu bildirdi. Bu telgraf ta şu cümleyle bitiyordu: “— Vapurun yarm muhtemeldir.,, Gelin görün ki, bu ihtimal, er- tesi gün de, daha ertesi gün de ta. hakkuk etmedi. Ve ben, İzmir va- Wsinden; telefonla, vapurun hare. ket gününü sormak mecburiyetin- de kaldım. Vali Etem Ayku disine Cumartesi günü sorduğum suale şu cevabı verdi: “> Vapur, İzmir Jimanından, Pazartesi günü, sast on ikide ay- rılacak?,, ayrılması ken- Ben, bu cevabı alışımdan tam dört saat sonra, ve Havayollarının dört motörlü tayyareleri sayesin. de. İzmir şehrine ayak bâsmış bü- sanuyordüm! * Vapuru, Hamidiye zorla götürecek B eni Parita vapurunu uzaktan görmiye götüren arabacı “— Galiba, diyordu, bunların gidecekleri yok... Ekmek verili. yör, su İstiyorlar, gu vefiliyor. kö- istiyorlar, kömür veriliyor, elkol istiyorlar, alkol vöriliyor, 14. kin © zamana kadar da ekmekleri bitiyor. Bir defasında da, buradan mür gitmemek için, makinelerinin bo- zukluğunu bahane ettiler! Sonra, başını sallıyarak: “ Bir yandan da hakları var. Diyor... Biçareler, hereye gidecek. lerini bilmiyorlarmış ki?, Malüm dedikoduları da tekrarlı. yor: Fakat, bugün de gitmezler. se, yarın Hamidiye | zırhlısı gelip zorla götürecekmiş... Bari fena bir hâdise çıkmasa... Çünkü gemideki- ler: “— Buradan bir yere gitme yiz... Bu limandan ölümüz çıkar, dirimiz çıkmaz. Evvelâ kap tanı öldürür, sonrâ da intihar cde- riz. Bizim başka çaremiz kalma. dı!,, Diyorlarmış! Nibayet, kalın parmağı İle “Karşıyaka, ile “Punta,, arasında demirli bulunan küçük, harap bir yük gemisini göstererek “— İştesnah,'dedi, gemi şura- dal. İki sahilin hemen tam ortasına demirlemiş bulunan gemi ile ard. mızda epey mesafe vardı. Fakat elimdeki dürbün, onu bana hay- li yaklaştırdı. Uzun uzun, ve dik- katle baktım: Güvertede hiç k se görünmüyordu. Vapurun iki arasında kırmızı, direği mavi, ve beyaz renkli buyrağı sallanıyordu. Arka direğinde, beyaz, yeşil, ve kırmızı renkli Panama bayrağı vardı. Ve siyah boyası solmuş, ve “Transit, kirlenmiş olan harap gemi, bir tür- lü boşaltamadığı yükünü taşımak. tan çoktan usanmış, yorulmuş gö- rünüyordu. Eğer izin verilseydi.. A visa “.- İçine kimseyi sakmu- yorlar mı? Dedim. Saflığımla güldü: “— Deli misin sen? İçine giril- mesine izin verilseydi. gemi şimdi. ye kadar çoktan batmıştı: Çünkü bütün şehir gemiye akin etmek için, bu izni bekliyor. Halbuki, de- &il içine, girilmesine, yakınların- dan geçilmesine bile müsaade yok! Arabacının bu sözleri, cesaret mi sarstı, fakat ümidimi kırmadı. Kafamın içi, bir yığın sualle dolu id eğlenir gibi Bu gemi nereden geliyor- du? İçindekiler, gemiyi nereden bulmuşlardı? Aylardanberi, kara. ya ayak basmamış olan o biçare in sanlar, ne İstiyorlar, ne yapıyor” lar, ne düşünüyorlar. ne duyuyor. lardı? Nasıl, ne haldeydiler? Bu- radan nereye gideceklerdi? Ben, çok daha kabarık olan bu sual listesinin içime doldurduğu meraktan kurtulmak uğcunda, bir çok fedakârlıkları göze almak ni yetindeydim. Fakat anlaşılıyordu ki, aylardanberi kara arayan bü yirminci asır Kristof Kolombları ile konuşabilmek için, Lâvrenskâ- ri bir marifet gösterebilmek lâzım. dı! Eğer icap etseydi. cesur bir ta. kaci bulup, İzmirden nasılsa kak kacak olan bu gemiyi, İzmir lima. nı haricinde bekliyecektim! (Devam 8 incide)

Bu sayıdan diğer sayfalar: