25 Aralık 1931 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9

25 Aralık 1931 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

| m m a, DA İdem in edeni 25 Kânunuevvel 1931 Tefrika No:14 Uyuyan adamin cebindeki vesikaya baktım... Tüylerim ürperdi. Karşımda yatan adam sivil bir polis hafiyesiydi! — Salih, bu hakikaten çok nefis bir şey.. — Hafifçe Sonra alıştısın! — Senin de başın dönüyor mu? — Bana çabuk tesir etmez... — Bana da öyle.. — O halde benim gibi sık sık çek te... — Çabucak öyle mi? — Biraz başımız dönerse, gö- zümüzün önüne neler ve kimler gelecek, biliyor musun? — Hayır.. Bilmiyorum. Kimler gelecek? — Dün geceki melekler gözü- müzün önünde raksedecekler... Ben güldüm. Şeyh Salih sözüne devam etti: # — Bu adamın afyonu meşhur- dur. İnsan burada bir kaç nefes çekince, kalbinde yaşadığı ve daima tahayyül ettiği kadın der- hal gözünün önünde tecessüm eder, — Desene içiyoruz..! Şeyh Salih bu esnada, yavaş yavaş gözlerini kapıyor ve söyle- diği sözler anlaşılmiyordu. Biraz sonra arkadaşımın sesi tamamile kesildi; elindeki çubuk ağzından düştü ve başı omuzla- rının üstüne devrildi. O artık iyice sızmıştı. Derhal yattığım yerden fırla- dım.. o Karşımızda bizden evel sızmış olan yabancı gencin yanına sokuldum. Acaba, bu pazuları şişkin cen- tilmen kimdi? Bittabi ilk yapacağım iş üze- rini aramak oldu, Ceketinin düğ- melerini çözdüm.. Ceplerini ka- rıştırdım.. Bir kaç hesap pusu- lası.. Türkçe yazılmış notlar.. Ve bu bir kaç parça evrak arasında ufacık bir resim: Zavwrens in tek- sir edilmiş fotoğıraflarından biri.. Birdenbire hayretimden çıldıra- caktım. Bu adam kimdi? Bu fo- toğıraf onun cebinde ne geziyordu? başını döndürür.. uyuşup sızalım, sihirli bir çubuk Soğuk kanlılığımı muhafazaya çalışarak itidal ve sükünetle dü- şünmeğe başladım. Demek ki türkler benim hududu geçtiğimi zannediyorlardı. Bu takibat onu gösteriyordu. Ben, Filistin hududunda, şüphe tevlit edecek en ufak bir iz bile bırakmamıştım. Türklerin bu şüphesi beni hay- rete düşürdü 84 Tetrika numa Denizlere deşhet-——— salan tahtelbahir Bir Alman bahriyelisinin hatıratı Muharrir Max Valentiner Karşiki vapurda toplarını kul- lanmakta devam ediyordu. Çap- ları bizimki gibi miydi? Mükem- melen endaht ediyordu. Mermi- milerile bizi ihata ediyordu. Mer- milerin mesafesi, bize gittikçe yak- laşıyordu. Reglajı düzeldikçe dü- zeliyordu. Toplarının © sudan kaldırdığı dev âsa sütunlar, takriben yüz metro önümüze ve arkamıza düşmeğe başlamıştı. Mermilerden birinin kaptan köşkünden onbeş metro ileri düşmesi üzerine, vazi- yetin vahametini derhal kavra- mak lüzumu hasıl oldu. İngiliz Casusu LAVRENS İSTANBULDA! İ mazdı. 25 Kânunuevvel 1931 Nakleden: |. F. Ben ingiliz topraklarında bile bir kabile şeyhi sıfatile çalışırken, beni türk hududunda kim ve nasıl teşhis etmişti ? Yabancı adamın evrakı arasın- da zuhur eden bir vesika, şüp- belerimi itmam etmişti: Karşımda yatan adam sivil bir polis hafi- yesidi! Vesikadaki resim temamile ken- di fotoğrafiydi. Tarif edilen hüvi- yeti de tam kendilerine benzi- yordu. oVesikayı iyice tetkik ettim. Üstünde Istanbul polis müdirinin mührü vardı. Demekki bu adam hududda beni taharri etmek için İstanbuldan buraya gönderilmişti! Vaziyetimin ne kadar çok teh- likeli olduğunu görüyorsunuz yal Vesikadan maada bütün evrakı hususiyesini cebine koydum.. Ve- sikaya gelince, onu kendi cebime yerleştirmekten başka ne yapabi- lirdim? Biran için oradaki vaziyetimi düşündüm: Afyonun tesiri nihayet bir saat sonra zail olduğuna nazaran, polis hafiyesinin uyanma zamanı gelmişti. Gerçi, edbindeki fotoğrafa göre beni tanıması ihtimali yoktu. Fotoğraftaki Lav- rens uzun çehreli bir adamdı. Ben ise sakalları uzamış ve toparlak çebreli bir şekle girmiştim. Fakat, ne kadar olsa, ikimizde birer şeyh kıyafetinde © bulunuyorduk. Bu kiyafetimiz her hanği bir polis memurunun nazarı dıkkatini celbe- debilirdi. Türk polisleri içinde çok muktedir hafiyeler olduğunu ve Şarlok (O Holmes'vari > takibatta bulunduklarını işitmiştim. Kudüste Türk polisi ile müca- dele edecek vaziyette değildim. Derhal yapılacak bir iş vardı: Beni taharriye memur edilen polis hafi- yesini orada bir az daha uyutmak. Hemen, benim için geti- rilen çubuğu ateşleyerek yanına | oturdum ve ardısıra bir kaç nefes çekerek (o ağzımdaki dumanları, | polis hafiyesinin burun deliklerine doğru üflemeğe başladım. Afyonun az çok tesir yaptığı muhakkaktı. Çünkü bu üfleme ameliyesinden ben bile müteessir olmuştum. Afyonun dumanını içi- | me çekmediğim halde - itiraf ederim ki - biraz sersemlemiştim. Sedirin üstünde yatan polis hafiyesi gözümde gittikçe büyü- | yor, pazularının şişkinliği bana âdeta dehşet ve korku veriyordu.. Kendi kendime: ( Arkası var ) 25 Kânunusvvel Mütercimi : (Vâ - Nü) Bir tedbire baş vurmak zarureti | vardı. Hem de derhal... Vapuru serbest mi bırakacaktık? Iştebu, asla... Bu, asla ola- Hayır, bunu, şimdiye kadar | hiç esaslı bir vapur batırmadığım | için serbest bırakacak değildim. | Hayır ! Açtık. Açtık, yiyeceğimiz | kalmamıştı da onun için vapurun öyle kolay kolay yakasını koyu- | vermemek istiyorum. Tıbkı Ak | manya'nın vaziyetine düşmüştük : Açtık! Stop ettim. | betsiz mesafelere düştü. İ düşman, kısa bir zaman içinde, pe Akşam Bin bir marifeti var fakat... Gene kendini geçindire- bilecek bir iş bulamıyor! Dünyanın her tarafında işsizlik var. Bilhassa Almanyada işsizlerin miktarı müthiş surette artmak- tadır. Alman gazetelerinin birinde çıkan bir ilân, insanın bu zaman- da ne kadar mahir olursa olsun iş (bulmasının gene müşkül olduğunu ( göstermektedir. Ilân şudur: “39 yaşındayım. Uzun boylu sıhhati (oyerinde, bekârım. Bil- diğim ve yapabileceğim şu işlerin birisine mukabil beni geçindire- cek bir maaş istiyorum. Tahsilim (iyidir, (avukatların yanında kâtiplik yapabilirim. Me- buslara hususi kâtip olarak mec- liste okuyacaklara siyasi nutuk- ları hazırlarım, muharrirlere kâ- tiplik ederek istedikleri zaman tiyatro piyesi, roman, hikâye yazar onların imzası altında neş- rine müsaade ederim. Gayet iyi fotografçılık (| bilirim. Mimarlar için projeler hazırlıyabilirim. Köylerde çalışarak yapılabile- ceğim işler de şunlardır: Arı yetiştirmek, kovan yapmak, sütcülükle (uğraşarak (O tereyağ peynir yapmak, meyva ağaçları ile sebze fidanları yetiştimek, çiçek bahçelerinde çalışmak.,, Bu kadar sanaatı olan bu ada- mın ismi Hans Ştuhledir. 1 Aylık abone 150 kuruş Muhterem karilerimize bir kolaylık Bugünden itibaren abone tarifemize 150 kuruş mukabi- linde bir aylık abonmanı da ithâl ediyoruz. Aylık aboneler bir gazete idaresi için fazla külfeti istil- zam ettiği halde sırf gazete- mizi okumak istiyenlere azami teshilât göstermek maksadile idaremiz bunu kabulde tered- düt etmemiştir. Gazetemize bir aylık abone kaydedilecek muhterem oku- yucularımızdan ricamız: 150 kuruştan ibaret olan abone ücretini müddetlerinin hilamından evvel ve vakti zamanında idaremize göndermek. Aksi takdirde gazete irsalâtında o teahhur vukubulur ki bunu muhterem kari'lerimizin de arzu etmiyeceklerinden eminiz. Birdenbire, makineler sustular. Böylelikle , vakit kazandım. Düşman, toplarını ayar ederken U157'nin süratini de nazarı iti- bara almıştı. Baş vurduğum bu eski hile, fevkalâde muvaffak oldu. Mermi- ler, muayyen bir zaman, münase- Lâkin, endabtını gene tanzim etti. Bunun üzerine, iki makineyi bütün sür- atlerile tornistan işletmeğe bâşla- dım. Vapuru, bir kere daha al- dattım. Mermilerin düştüğü sütun- lar, bizden, gene uzaklaştı. Lâkin, topçu muharebesi beni sinirlendiriyordu. Boş yere tebli- keye giriyorduk. Azim su sütun- ları o derece yakından havalanı- yordu ki, sırsıklam kesiliyorduk. İ Süratimi bir kerre daha değiştir- mek mecburiyetinde kaldım. Am- ma, tam bu esnada, mermilerden bir tanesi, Halit, salon kapısının eşiğinde durdu. Bu eve, şöyle bir, gelivermişti: Malike ile verdiği randevu zama- nına bir iki saat daha vardı da, bu müddeti nerede geçireceğini bilememişti. Eski karısı Hadiye ile, bu müd- det zarfında, görüşecekti. Bu gö- rüşmeleri talâk üzerine, eşyala- rının taksimi için olacaktı. Lâkin, talâk esnasındaki me- rasim muameleler, elâlemin dedi koduları, herkesin huzurunda teş- hir edilen mazileri, hiç biri, hiç biri, Halidin üstünde, içinde bu- lunduğu bu salonun manzarası kadar müessir olmadı: Salonun ortasına toplanıp yığılmış eşyalar dürülmüş halılar, çözülmüş kar- yolalar... Bu tozlu ve kirli inti- zamsızlık .. Halit, içeriye girerken, cömert, civanmert, menfaat naendiş ol- mamağa karar vermişti. Bu apartı- manın manzarası, aklını fikrini allak bullak etti. Anlaşılıyordu ki, Hadiye, mazi- nin bütün hatıralarını harap etmek istemişti. Duvarda yalnız bir resim duruyordu. Bizzat karısının resmi.. Yalnız bu resim, eskiyi hatırlatı- yordu. Genç adam, insiyaki bir hare- ketle bu tabloya yaklaştı. Genç kadınım uzun yüzüne, solgun gözlerine, çehresinin tatlı ve sakin ifadesine baktı. Tablo, izdivaçlarından pek az sonra yapılmıştı O zamanlar, biri birlerinden bıkmayacaklarmış gibi duruyorlardı. Sonra can sıkıntısı, esneme, hattâ münazaa, Yavaş yavaş, evlerinin kapısından görün- müştü. / İstirahatleri (o kaçmıştı. Ocaklarının neşesinden eser kal- mamıştı Yatak odalarının kapısı açıldı. Hadiye oradan göründüğü vakit Halidin hayreti büsbütün arttı. Genç kadın, neşeli bir tavurla : — Bonjur, Halit ! - dedi. - Gel- diğinize çok iyi ettiniz. Vekil göndereceksiniz de kendiniz bizzat gelmiyeceksiniz diye üzülmüştüm. Halit bir nezaket cümlesi mı- rıldanarak, zihnen, iki tablo ara- sında bir mukayese yaptı : (Tezat, komik denecek dere- cedeydi ! ) Terkettiği oOkadın neredeydi, şimdi, bu kadın nerede?.. Terket- tiği kadın, kendini koyuvermiş bir haldeydi. Lâpalaşmıştı. Halbuki, bu karşısındaki kadın, modern ve şıktı; adeta tendürüstleşmişti. — Haydi, burada, müzayede odasında (o durmayalım, Halit.. Benim odama gitmek daha mu- vafık.. Mamafih, şayet muvafık bulursanı: gemimize isabet etti. Bizim (kahraman O tabtelbabrin baş taraflarında bir rahne açtı. Toplarımız, seri ateşine devam eylemekteydi. Endahtlarımız mü- kemmeldi. Buna rağmen, sade iki Oo mermiyi hedefe isabet ettirebilmiştik. Bütün diğer endaht- lar, ya lüzumundan fazla uzağa, yahutta yakına düşmüştü. Ansızın, geride, müthiş bir infilâk oldu. Korku içinde, gözlerimi dürbin- lerden ayırdım. Başımı arkaya çevirdim. Topun tam yanı başında bir et külçesi ve kan seyli duruyordu. Baş topçu, devasa bir alman topun başında, yalnız olarak ayakta duruyor. Gayet sakin bir lisanla, bana şu fenni izahatı verdi. — Gerideki top “ Demonte , oldu. Halit, orada da, eşikte kakıle mak mecburiyetinde kaldı. Eski Zevciyet odasının babayani» liği nerede? Bu odanın modern şıklığı nerede?... — Her şeyi değişmiş buluyor- sunuz, değil mi? Ne yapalım? Insan, yaşayışını değiştirince deko- runu da değiştirmek mecburiye- tindedir... Bir sigara içer misiniz?... Bir Porto şarabı?... Kumarda çok kazandım da..Kendime mükemmel bir şarap kavı yaptım... Siğara?... Porto?... Kumar?... Kav... Bunlar, eskiden Hadiye'nin bilmediği şeylerdi. z Zihnen mukayeseler yapıyordu: 'Malike, ne kadar uğraşsa, bü Hadiye kadar mükemmel ve güzel tavruhareketler olamazdı. Telefon çaldı; kadın açtı: — Allo... Sen misin, Mahir?... Ben sanı bugün telefon etme, demedim miydi?... Biliyorsun ki meşgulüm... Hayır, ölmaz... Im- kânsız; imkânsız.,. Halit, işitmemezlikten gelerek, elleri arkasında odanın içide dolaş- mağa başladı. Duvarlara bakıyordu. Telefonda omuhaverenin uza- dığını görünce, koridora çıktı. Ancok Hadiye kendisini çağırdığı vakit geri döndü: — Beni affedin.. Telefon mu- haveresini kısa kesemedim.. E, şimdi, işi görüşmeğe başlayalım mı? Erkek, biraz süküttan sonra mırıldandı: —Hayır, Hadiye, ben, bir şey almak istemiyorum, Hepsi size kalsın.. Bu dağılmış, yerlerini değiştirmiş eşyanın bence kıymeti yok. — Ben de onları istemiyorum. — Öyleyse hepsini satın... Böys İelikle, mazinize ait bütün hatıras lardan kurtulmuş olursunuz. Sesinin perdesi büsbütün bozul* muştu. Telefon, tekrar çaldı, yine ka- dın açtı, bir san telefonla konuş- tuktan sonra, aletin ağzını kapadı; — Bu sefer sizi arayorlar.. bir kadın sesi,, Sizi burada mı diye soruyor.. İsmi Malike hanımmış.. — İstemem.. — Evet... sizi tekrar gördükten sonra, artık onu istemiyorum. — Deli misiniz? Unutuyor mu- sunuzki, aramızda talâk var. — Ne zarar? — Telefonda bekliyorlar. — Kapatınız... Söyleyin... Teles fonu kapatıp bana söyleyin: Ara- mızda her şey'in bitmediğini bana söyleyin... Hadiyenin elini eline aldı. Ha- diye de elini çekmedi. — Telefonla söyle: Halit, çok uzak bir memlekete seyahat etti, Bir daha avdet etmiyecek! de.. Nakili : (Hatice Süreyya surette (o düşünüyo- rum: Bizim oğlan... Vah zavallı oğlan... Onun kim olduğunu göz önunde canlandırdım. Ben, şaşkın bir halde kalakal- dığım sırada, ön taraftaki top endabtlarına berdevam... Ihtimal, iki darbe daha... Sonra, dimağımdan bir fikir geçiviriyor... “— Yarabbi! Derhal dalmalıyız... Yoksa, mahvolacağız... Topun bozulması hiçte hayre alâmet değil...,, Yüksek sesle kumanda veriyo» rum: — Serian dalınacak... Bir emir daha: — Ölü ile yaralıları ihtiyatla aşağıya taşıyın. *Ön taraftaki top endahattan vaz geçiyor.. Herkes dalmak üzere icapeden tedbirleri alıyor. Ölü ile yaralılar, arkadaşları tarafından taşımılıyor. (Devamı var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: