13 Temmuz 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11

13 Temmuz 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hokkabaz Şükrü, Maksim salonun- da son marifetini göstererek pek ai- kışlandı. Bunlara teşekkür için, silin- Bir şapkasından dört beş civciv, bur- bundan metrelerle kurdele çikardık- San sonra sahneden indi. ; Salonda bir caz orkestrası çalıyor- du. Ahbap tedarik edememiş bazı ka- dınlar etraflarına bakınarak, gülüm» #iyerek yalnızlıktan kurtulmağa çâ- Mışıyorlardı. Şükrü bunları gördü. O akşam için- büyük bir neşesizlik hissediyordu. Müessesenin sahibi yanına yak- laştı: konyak içer misiniz? Umumi salondan çekilerek İdare odasına gittiler. Şuradan buradan konuşurken, lâkırdı ipnotizmaya in- tikal etti, Direktör soruyordu: . — Tek bir seyirci karşısında da hüner gösterebilir misiniz? Faraza demincekki hüneri burada da tekrar edebilir misiniz? Hiçbir şey yokken Böz önünde bir süvari alayı geçiyor- Muş gibi bir illusion hasıl edebilir mi- siniz? — Bunlar oyuncak kabilinden ma- Tifetlerdir. Fakat çok daha zor, gü- gel ve enteresan tecrübeler de vardır. — Ne gibi meselâ? — Numara yapan kızlardan birini çağırınız. Ona ipnotizma yapalım. Hayatında fik tanıdığı erkeğin kim olduğunu, nasıl ve nerede tanıdığı" mı bize anlatsın. — Bu hakikaten enteresan bir nu- mara mı olur dersiniz? — Hiç şüphe etmeyiniz. ” Direktör kızlardan birini çağırttı. O salonda uslu durması için azar işi- tecek zannile, mırıldana mırıldan ye- rinden kalktı. Fakat direktörün bir konyak ikram ettiğini görünce hay- retler içinde kaldı. Şükrü, genç artisle; — Biraz bana bakınız, dedi. Sağ #linizi veriniz. Bir müddet hiçbir şey düşünmeyiniz... Sonra hayatınızda ©k erkeği nasıl tanımış olduğunuzu sahici olarak anlatınız... Hah... Söy- leyiniz, şimdi. İlk aşkınız nasıl oldu? Kadının kirpikleri kıpırdadı. Yar- Bun bir sesle, titrek, başladı: — İki sene oluyor... Mayıs ayında 4d1... On sekiz yaşında yoktum. Şükrü, tekrar etti: — İki sene oluyor... Mayıs ayında. on sekiz yaşında... Kadın, somnanbül hali içinde gibi devam etti: — Babam şimendiferler idaresinde | büyük bir memurdu. Teftişe çıkacak* tı. Köşkümüzde teyzemle yalnız kal- mıştım. Nası) oldu, bilmem, bir gün, konservatuara gidecek yerde Gellert Otelinin danslı çayına gittim. Bardan Krasznay isminde bir delikanlı gel di, beni danstemeğe kaldırdı. Yirmi iki yaşında bir gençti... Hâlâ çehresi- nin kibar ve muntazam çizgileri gö- zümün önündedir. Tatlı bir bakışı va * | vardı. Ertesi günü tekrar buluştuk. Beni lüks otomobiline bindirerek Kır- lar, dağlara götürdü. Muhteşem bir rüya içinde yaşıyordum. Dağın münza- rası, oradaki otelin taraçası, çıganların musikisi... Şampanya... İlk defa olarak orada istakoz yedim. On sekiz yaşında idim. O zamana kadar hiç şampanya iç- İmemiştim. Sonra, küçük bir salonu ha- tarlıyorum. Küçük, sarı abajurlu bir lamba bu salonu hafif hafif tenvir edi- yordu. Her taraf pembe renk içinde idi, O kadar güzel, büyük çiçekler vardı ki... Mayıs ayında idik... On sekiz yaşında idim... İki sene oluyor... Baron Krasz- nay... O benim İlk aşkım oldu; ilk tanı- dığım erkek odur. Kadın, bir iki saniye hareketsiz dur- 'du. Gözleri kapalı idi. Burun delikleri titriyordu. Aşkının mazisi gözlerinin önünde canlanmıştı. O güzel ihtiras çılgınlığı içinde hayalen yaşıyor deni- lebilirdi. Şükrü, kadına doğru iğildi. Kadın gözlerini açtığı zaman, ellerini tuttu. Gözlerinin bebeklerine sabit sabit baktı. Sonra, hafif sesle, âmirane tavırla ona şunları söyledi: — Peki, anladık. Bu resmi hikâye. Şimdi, mukavemet kabul etmez bir kuvvet sizi hakikati söylemeğe, yalnız hakikati söylemeğe mecbur edecektir. Cevab veriniz. İlk maceranız ne vakit, oldu ve kimdir? Kadın çırpınıyordu, çeneleri sıkıl- mıştı. Şükrünün nüfuz kudretinden kendisini kurtarmağa çalışıyordu. Fakat muvaffak olamadı. Titrek, gayet zayı! bir sesle şu cevabı verdi — On sene oluyor, dedi. Kânunu- evvel ayında idi... Yirmi yaşında idim. O zaman... babam manav idi. Bir gün dükkândan kaçtım... Kasabamıza bir at cambazı kumpanyası gelmişti. Onu görmek istiyordum. Oraya gittim... vE t Şükrü, âmirane sordu; AKŞAM 13 Temmuz 807 Salı 1: 12,30 Plâkla a, 1805 Muh- İstanbul — Öğ Türk musikisi, telif piük neşriyatı. Akşam neşi musikisi, 1980: kevi sosyal yandım şubesi namma doktor Baki 'Tirogol (Ruhi çocuk terbiyesi), 20 Türk musiki heyeti, 2039: Ömer Rım ta- Fatından arabca sö, a ve arkadaşları tarafı ve halk şerinları (Saat Radyo fonik dram (O 8215: Ajans ve borsa ha günün pr 2230 Ecnebi istasyanların bu akşamki en münteha, Dlilâno (S68) saa! sı plâk ile, Mar- : Orkesita, Prag (470) Bükreş (864) arşova (1339) 2035: Kunrtet fa minör 83: Soprano ve piyano. , Dans musikisi Peşte (549) saat 24, Londra (Kısa dal- ga) 13,15 - 22 - 016, 14 Temmuz 937 Çarşamba İstanbul — Öğle naşriyatı: 1230: Plökla Türk musikisi, 1250: Havadis, 13,05: Muh- telif plâk neşriyatı, 14: BON, — mmm Şehremini Halkevinde zengin bir gece Şehremini Halkevinden: 1 — 15/7/1937 perşembe akşamı saat 21 de Evimizde değerli bilginimiz İzmir saylavı Hasan Âli Yücel (Mem- leket geceleri) seri konferansalarımı- gın üçüncüsü olmak üzere (Halk ede- biyatı) mevzulu bir konferans vere- ceklerdir. 2 — Üyelerimizden Kemalettin Yalikaya ile Tanburi Ali tarafından halk (Kalenderi) lerinden bazı par- çalar çalınıp okunacaktır. 3 — Evimiz Dil, 'Tarih ve Edebiyat komitesi (o başkanı Baha Gökoğlu (Şimal yürüklerinde seymen teşkilâtı) esaslarını anlaftıktan sonra Seymen yürük korolarından (Gelin alma) ko- rosunu okuyacaktır. 4 — Üyelerimizden bestekâr Mu- yaffer Fıratlı şimal yürük manllerin- den muhtelif parçalar okuyacaktır. 5 — İstanbul koriservatuvarından im YOR Mükerrem, Muzaffer, Celâl ve Hüse- iz Er yin tarafından (Filot, obuva, korno > z li ve fogat) ile (Hayden) den bir (duet) İpnotizma tecrübesi ei di gelabaklandır. fakkaşici) 6 — Konferans ve konserler için İ gi Yİ aynca davetiye yoktur, Herkes gele- Bu akşam bilir. Nöbetçi eczaneler : Pangaltıda Kargileciyan, Tak- A aşöcniyari Beyoğlu: İstiklal eaddesinde Deliâsuda, Gulata: Kara- köyde Hüseyin Hüsnü, Kasımpaşa: Müeyyed, Hasköy: Nisim Azeo, Emin- önü: Agop Minasyan, Heybeliada: Halk, Büyükada: Halk, Fatih; Hamdi, Karagümrük: Ahmed Suad, Bakırköy: İstepan, Sarıyer: Asaf, Tarsl piköy, Emirgün, Rumelihisarındaki ec- #aneler, Aksaray Etem Pertev, Be- giktaş: Vidin, Kadıköy: Pazaryolunda Rıfat Muhtar, Modada Alâaddin, Üs- küdar: Merkez, Fener: Emilyadi, Be- yand: Kumkapıda Belkis, Küçükpa- Paranızı beyhude yere sokağa atmayınız! Bize bütün yerli mallarını yabancı mallara tercih ettiren en kuvvetli se- bep olanların taze, ucuz ve saf olma- lardır. Bu evsafı taşıyan öz Türk mamulâtı dururken pahalı ve muhte- Viyatı şüpheli eenebi mamulâtına pa- ra vermek günahtır, Radyolin diş macunu hudutsuz mu- Yalfakıyetile halis yerli malına bu meziyetini parlak surette İsbat et- miştir, RADYOLİN Sizi terkibi meçhul ve ondan üç dört defa pahalı ecnebi mamulâtını kullanmaktan kurtarmıştır. a” 7 — Son tramvay 24/30 dadır. EE b EN Çektiği ıstırabla- rın mes'ulü kendisidir NEVROZİN Kaşelerini tecrübe etmiş olsaydı ona cehennem hayatı yaşatan bu muannid baş ağrısından eser kalmıyacaktı. NEVROZİN Bütün ıstırabları dindirir, baş ve diş ağrılarile üşülmekten müte- vellid ağrı, sizi ve sancılara karşı bilhassa müessirdir, NEVROZİN Mideyi bozmaz, kalbi ve böbrekleri yormaz dehlerini birer birer bıraktılar. bir KUBİLÂY Yazan: İskender F. Sertelli HAN No. 109 Kubilây, amiral Şütsonun gelemiyece- ğinl öğrenince eğlence salonundan odasına geçmiş, yeni tehlikeye yeni tedbirler almağa başlamıştı Demişti. Gülçin odasının demir ka- natlı penceresini kapadı.. yatağının kenarına oturdu. Sarayın misafir sa- lonlarındaki eğlencelerin akislerini duymamak için, başını iki elinin ara- sına aldı. kulaklarını parmaklarile fıkadı. — İki gönül birleşince, samanlık seyran olur, derler. Terlanla beni evlendirseler, ne kadar mesud olaca- üz. Şu babamda ne tuhaf adam. yüzünü yılda bir kere görüyorum.. derdimi ona anlatmak için yılbaşını, büyük bayramı beklemeğe takatim yok. Terlan istese pek âlâ bu işi bi- tirebilir. Babama: «Ben kızınız Gül çini istiyorum! derse, babam önü red mi edecek?! Birdenbire oda kapısı önünde ba- ff bir tılarlı işitildi... prensesin cari- yelerinden birinin sesi... — Bu saatte göremezsiniz. pren- 8€s uyuyor... — Uyandırınız.. mutlaka görmek istiyorum! Bu ses bir erkek sesiydi.. 'Terlanın sesiydi, Gülçin yatağından fırladı. — Uyumuyorum.. henüz yatmâ- dım, Terlan! Diye bağırdı... Odanın kapısını açtı. 'Terlan prensesi selâmladı. Genç hassa kumandanının yüzü gülüyordu: — Size mühim bir haber müjdele- meğe geldim! Diyerek kapıya sokuldu. Gülçin gözlerini hayretle açmış, de- Ykanlıya bakıyordu. “Terlan yavaşça başını salladı: — Amiral Şütso gelmiyor. ve gel- miyecek. Gülçin birdenbire söyliyecek söz bulamadı. Sevinç içinde gözlerini kırpıştıra- rak güldü: — Gelmiyor... Ve gelmiyecek, öy- le mi? > Terlan ilâve etti: — Evet. Bu gece hakan kendisini beklerken, adamı geldi. Kanton ei- varındaki adalarda ihtilâl varmış, ayrılamamış.. Sevindiler.. Terlan fazla duramadı. — Artık'müsterih olunuz! Diyerek cariyelerin arasından ç&- kilip gitti. «Kantonda ihtilâl var!» Amiral Şütsonun adamı saraya girdiği zaman, herkes zevk ve neşe içinde yüzüyordu. Amiralin adamını ilk önce hassa kumandanı Terlan karşılamış ve amiralin gelemiyeceğini öğrenmişti. Kubilây han amirali beklerken böy- le can sıkıcı haberler getiren bir adamı hakanın yanına götürmek te kolay bir iş değildi. Terlan yavaşça Semga bahadırın kulağına fısıldadı: — Amiral Şütso gelmiyecekmiş. Kantonda ihtilâl varmış.. Bemga bahadır bu sözleri duyunca, göklerin bütün yıldırımları beynine inmiş gibi titredi: — Ne diyorsun, Terlan? Amiral gelmiyor mu? — Eayır. bir adam göndermiş. Aşağıda bekliyor. Müsaade ederseniz getireyim buraya. — Aman.. dur bakalım oğul! Bu kara haberi hakana arzetmek her Yiğitin harcı değil. — Ne yapalım. Adam sabıtsızla- nıyor... Hakana Amiralden bir de mektup getirmiş. Hadiseyi saklamağa zaman ve im- 'Amiralin adamını Kubilâyın huzu- runa getirdiler: — Şütso gelemiyecekmiş, hakanım! Diyerek geri çekildiler. Bu tehlikeli sahnede amiralin adamile Kubilây han karşı karşıya kalmıştı. Araya hiç kimse giremiyordu. Davetliler işin farkına varınca ellerindeki şarap ka- EZE EE GREN ÇRŞ âılar; — Kantonda ihtilâl varmış. Kubilây her zamanki gibi soğuk» kanlılığını muhafaza ederek: A — Amirsl Şütso geçen yıl bana; (Kanton ve civarındaki adalarda baş« kaldıracak bir adam kalmadı!) de- mişti. Demek ki o da aldanmış! Diyerek, mektubu aldı.. Bemga bahadıra işittirerek okuma» Ea başladı: «Yay adasile Kanton civü- nındaki adalarda Japonların tahriki yüzünden giltikçe bü- yüyen bir ihtilâl çıkmıştır. Bu- yadaki Moğol donanması bu ihtilâl bastırmağa kâfi değil dir. Moğol kumandanı Hun- Kan ihtilâlin bastırılması için beş bin kişilik muharip bir or- duya lüzum gösteriyor. Bu va- #iyet karşısında Kantondan ayrılıp gelemediğim için beni mazur göreceğinizi umuyorum, Davetiniz bundan daha mü- him bir mesele ile alâkadar ise, emrediniz, her işi yüzüstü bi- rakıp geleyim. İradenizi vekli- yorum, hakanım!» Bu mektubu okuyunca Kubilâym canı sıkıldı.. Mektubun bazı satırlarını bir kaç kere tekrarladı. Ve Semga bahadıra dönerek: — Şütso çok namuslu ve yurdsöver bir miralmiş., diye söylendi. Kubilâyın Terlan hakkındaki bütün düşünceleri suya düşmüştü. Kendi kendine: — İyi ki Terlana bir şey söyleme- dim. Diyordu. Halbuki Terlanın her şeyden haberi vardı, Kubilğyın iki noktedan sanı sikik mıştı: Biri Kantondaki ihtilâl, Öteki de Amiralin kızını Terlana alama- ması. Kubilây han, amiralden gelen bu mektup üzerine o gece sabaha kadar Kanton ihtilâli işile meşgul olmuş, artık her şeyi unutmuştu. O zaten yurd işleri karşısında ferd- lerin şahsi işlerile uğraşmazdı. — Amiral Şütso beş bin kişilik mu- harip ordu istiyor. bu orduyu bir kaç gün içinde hazırlayıp göndermeliyiz.. Dedi. eğlence salonundan Semga bahadırla birlikte odasına geçti. ye ni tehlike karşısında yeni tedbirler almağa başladı. ” Büyük deniz harbine hazırlıklar. Hassa kumandanı Terlanın pren- ses Gülçine gönül verdiğini, ondan başka bir kadınla evlenemiyeceğini! halk arasında duymuyan kalmamıştı, Terlanın bu sevgisi Çinde âile ha“ yatının daha sağlam temeller üzerin. de kurulmasına vesile olmuştu. Kansı çirkin erkekler: N — Biz de karılarımızı sevelim. Diyorlar ve kadınlar sevgiye ör- nek olarak, Terlanın aşkını göslerk yorlardı. Bütün Çinde yaşıyan çirkin kadın- lar Terlana mabud gibi tapmağa baş* lamışlardı. $ Moğol ırkına mensuptu, Böyle oldu- ğu halde bütün Çinliler onu kendi- lerinden imiş gibi candan seviyorlat- d. . Terlan Gülçini sevmekle Çinde aile gusu yaratmıştı. Kocası çok çirkin olan kadınlar da yavaş yavaş kocalar rını sevmeğe, onlara eskisinden dâ“ ha samimi ve daha kuvvetli sevgilere le bağlanmağa başlamışlardı. Terlan Çinde halka yeni bir hayat aşısı ver- miş ve aile içinde sürüp giden bir tas kım mânasız geçimsizliklerin önüne geçmişti. Halkın bu kadar yakından alâka gösterdiği bu hadisenin Kubilâya aksetmemesine imkân yoktu, (Arkası var) saman mn en e

Bu sayıdan diğer sayfalar: