30 Kasım 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 3

30 Kasım 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 3
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

9 msm ŞŞöPBTERŞPERTUY 30 Teşrinisani 1937 ii a AKŞAM Sahife 5 AKŞAMDAN AKŞAMA - - İSTANBUL HAYATI Mostralık ŞEHİR HABERLERE Yağmurda İstanbul S Kaça elmalar?” sokakları — Otuz beşe. ! .. . ir Men Mekteplerde soba (Barbarosun tÜrDESİ| mr birsen” rm Manav, yüzüme, yan gözle şimşek gibi bir nazar attı: 4— Ne toy adam! Pazarlık elmiyor. Dünyada böyleleri de kalmış demek?» diye düşündüğünü hissediyordum. Eli meyva kümesinin arkasına doğ- Tu giderek işlemeğe başladı: Kâğıdın İçine pat pat atıyor. — Dur bakalım, dur! - dedim. Manavı hafifçe iterek dükküna geç- timi Dışardan pırıl pırıl yanan elmala- Ya birde arkadan baktım ki, bu taraf- tan manzaraları bambaşka: çürük ça- keyler; Tipkı Karadenizdeki bazı sahil ka- “sabalarımızın evleri gibi! Denizden gir- diğiniz zaman hepsi beyaz beyaz bo- Yalı! «Aman, ne güzel, ne muntazam!» dersiniz; fakat bir gün arka taraftaki dağa çıkarak baktım, Ayni kasabayı tanıyamadım. Zira, yalnız ön cephele- rini boyamışlardı. Üç yanları kara ka- ra, Bir kere de, Şişlide: — Ne zarif kadın! - diye bir bayanı Medhe kalkmıştım. — Sen terzisini dinle! - demişlerdi. - Dinle de o zarif elbisenin altındaki ça» Maşırları anlatsın, Kombinezonu kan- calı iğne ile, çorabı şiridle bağlanmış... Orta halli bir mahalle karısı ondan iti- malıdır. Geçenlerde Falih Rıfkı Atay, amba- Kijelhiğı bilmeyip zarfa değil mazrufa baktığımızdan şikâyet ediyordu. Evet, “ütün paketlerimizi zerafet cihetin- 'en henüz diğer şark tütünlerile yarış- aramıyoruz. Fakat «ambalajların» ne türlüsünü öğrendiğimizi yukarıki üç misal gösterir... ... Manava dedim kiz — Boşalt bakalım o kâğıdı... Boşalt, boşalt, çabuk... bak, ben seninle pa- zarlık etmedim... Etmediğimin de sebe- bi, kendim seçmek içindi. Ve elmaları, elimle alıp alıp kese kâ- İda koymağa başladım. Dükkâncı, telâşa düşmüştü: — Yok, yok... Bayım... Onlar mostra- lik;.. Elli kuruşa du vermem... Bırak, vaz geçtimi, ... Mostralık?.. Bunun mânasını düşü» hün: Aldatmak, müşteri celbetmek, sonra çürüğü sürmek için bir göz bo- yacılığı!.. Eskiden İzmire vapurlar yanaşın- €a, çoluk çocuk bir sürü esnaf güver- teye üşüşürdü. Kutularla incir satma- ğa uğraşırlardı. Alırdmız: Aman ne güzel, kehrüba sarısı, iştiha gıcıklayı- <ı meyvalar... Fakat üst sırayı kaldırın. ca, altından simsiyah, berbad hattâ vı- cır ıcın kurtlu, kuru yemişler çıktı. Zını görürdünüz... Bu hal, bize tabit gelirdi: — Elbette... Üst kat mostralık!- der- dik, Fakat medeniyet âlemi, bu şarklılı- İl hazmetmeli. İzmir mahsullerinin âleyhine propaganda başlayınca, biz de uyandık. Şimdi hilesiz dizilere, hattâ Standardizasyona gayret ediyoruz. İh- racat cihetinden âlâ, bunu yapıyo- ruz. Fakat dahili ticaret?... Serapa mostra düzenbazlığı.... Mostralık âdetini piyasada kaldır. mak için ne yapmalı? Camide vaz mı? Halkeyinde mecburi konferans'mı? (Hani şu xehirli gaz kurslarında ya- pıldığı gibi mecburi konferanslardan!) belediyenin kontrolu mu? (Tramvay- Haklı şikâyetler İğ eriköy pazar yerinin hali (Bostanlara, şehir haricinde bir mıntaka gösterilecek) serlevhası altında bir havadis nazan dikka- timi celbetti. Bostanlardan. evvel pazartesi ve perşembe günleri Deyoğlu Feriköy Frenk mezarlığı arkasında kurulan pazar yerleri- ne zahmet buyurup bir bakılsa satılan sebze ve sairenin hali ted. kik edilse... Bunların hiçbiri sağ- lık noktai nazarından ekle salih değil, sira her taraf çamur der- yası! Hele o zavalk satıcılar ça- murlar içinde! Alışveriş için gi- den biçare halk (kt bunları ekse- riyetle kadınlar teşkil ederler) ge- çecek yer olmadığından çamurlar içinde yuvarlanırlar. O civarda üç dört muhtelif ilk- mektep vardır, biçare yavru- cukların sabah, akşam çektikleri azabı sormayınız. Bu yetişmiyor- muş gibi Belediye orada haftada iki defa pazar kurulmasını emret- ti. Bari bir kerecik gelip kurulan pazarın felâketini gözleri ile gör- seler de bir çaresine bakıp hem biçare pazarcıları, hem ahaliyi, hem de en çoğu fakir aileden olan zavalı mektep çocuklarını bu si- kıntıdan kurtarsalar... Bazı mekteplerde neden elân soba yanmıyor? Dün bazı gazeteler İstanbulun bir- çok mekteplerinde talebenin soğuktan ıztırap çektiğini, çünkü soba yanma- dığını yazıyor ve bunun kabahatini vi- lâyete atfediyorlardı. Bu hususta bize şu malümat verilmiştir: «İstanbul mıntakası dahilinde Yilâ- yetin idaresinde bulunan hiç bir İlk- | mektepte suba yanmamış değildir. An- | cak Kadıköy ilkmekteplerine kömür verecek müteahhid zuhur etmediği için | bu mıntaka ilkmekteplerinin soba kö- | mürü mâalesef temin edilememiştir. Mahrukatsız kalan diğer mektepler bazı ortamekteplerdir. Bunların ihti- | yaçlarile de vilâyet değil, lseler alım | satım komisyonu meşgul ajur. Alım satım komisyonunu da suçu yoktur. Komisyon altı ay evvelinden lise ve or- | tamekteplerin mahrukat ihtiyacını tes- bit etmiş, münakasa ilân etmiş, mü- nakasaya hiç bir müteahhid iştirak et- memiştir.» Maarif müdürlüğünden yaptığımız tahkikalta odun, kömür ve soba nok- sanı bulunan mekteplerin bu gibi nok- sanları telâfi edildiği bildirilmiştir. Ma- arif müdürlüğü dün bu işle bilhassa meşgul olmuştur. z MR Kader Basımevi sahibi Kömürden zehirleniyordu! | mem Vaktinde uyanan genç Belediyeye teşekkür hem kendini, hem ederiz Bu sütunda yazdığımız şikâyetleri nazarı itibara alarak düzeltmeler ya- pan müesseselerin başında belediye olduğu için kendisine teşekkürü borç biliyoruz, arkadaşını kurtardı Erenköyünde Etemefendi cadde. 8i üzerinde bir köşkte oturan Yaver adında bir gençle arkadaşı Enver; evvelki gece yatmadan az evvel bir maltızda kömür yakarak odalarına koymuşlar ve âleşin iyice yanmasını beklemeden kendileri de yatağa gi- terek yatmışlardır. Biraz sonra; fenalaşan ve gittikçe baygınlaşan bu iki arkadaştan Ya- ver, bin müşkülâtla kendini toparlı- yabilerek oda kapısını açmış, arka daşını da yatağından dışarı sürük- lemek suretile onu da muhakkak bir ölümden kurtarmıştır. Ayni köşkte oturan diğer şahıslar tarafından her iki arkadaş ta bay- gın bir halde bulunmuşlar ve zabı- ta haberdar edilerek tedavi altına Azgın mandalar Bir ahıra kapatılan ikisi de öldürüldü” Üsküdardan yüze'yüze Sirkeciye geçen üç azgın mandanın yaptıklarını dünkü nüshamızda kiydetmiştik. Bir kaç kişiyi yaralıyan bu mandalardan biri Sirkecide öldürülmüş, diğer ikisi de Ahırkapı civarına kadar Kovalana- m | Tak orada metruk ahırlardan birine Siyasal bilgiler okulunun | kapatılmışlardı. yıldönümü Bu mandaları almak üzere dün Sa- bah ahırlara giden sahiplerile zabıta memurları, bir de baytar ahır kapısır nı açar açmaz garib ve korkunç bir manzara ile karşılaşmışlardır. İki manda, boynuzlarını biribirine takmışlar, ve yerde güreşiyorlardı. Mandalar, karşılarında insan çehresi görür görmez; biribirlerini bırakmış- lar ve. gelenlere doğru saldırmağa başlamışlardır. Bu vaziyeti görenler, mandaların Siyasal bilgiler okulu (Mülkiye mek- tebi)nin yıldönümü münasebetile kâ- nunuevvelin dördüncü ve bayramın birinci cumartesi günü akşamı, şehri- mizdeki mülkiye mezunları Tokatli- yanda bir toplantı yapacaklardır. nm dan atlamağı yasak eden o yaman, ha- yırlı, azımlı kontrollerden!) Bütün hisleri, dini, mili, medeni yollarını aramalı, bulmalıyız. kudüz alâmeti gösterdiklerini anla- Medeni ahlâki esnafa aşılamak za- | mışlar ve silâh istimaline mecbur kal- manı gelmiştir. mışlardır. Bu şekilde bu mandalar da (VA-Nü) İ imha edilmiştir. Etrafının açılması için tahsisat aranıyor Beşiktaşta Barbaros Hayreddin pa- Şa Lürbesinin etrafının tanzim ve ısla- hına dair B. Proste'un hazırladığı pro- jenin esaslarını yazmıştık. Belediye bu işi başarabilmek üzere tahsisat ara- maktadır. Tahsisat bulununca işe baş- lanacaktır. Evvelâ türbe bahçesinde bu- lunan sabik Beşiktaş muhafızı Hasan paşanın türbösi ile diğer mezarlıklar kaldırılacaktır. Bunun için mezar sa hiplerinin ailelerine tebligat yapıla- caktır. Türbenin önündeki rıhtımda yapi- lacak deniz müzesinin nasıl tanzim edi- leceği de ayrıca tesbit edilecektir. Kıdem zammından istifade eden muallimler bu zammı almağa başlıyacaklar Kıdem zammına hak kazanmış olan muallimler, elde tahsisat olmadığı için bir senedenberi bu haktan istifade ede- miyorlardı. Son zamanlarda alınan teğ- birler sayesinde kıdem zamlarının ö- denmesi için lâzım gelen para bulun- muştur. Yarın idarei hususiye maaşları veri- leceğinden kıdem zammından istifa- de eden muallimler, kânunueyvel mâ- Aâşlarile beraber bir senelik kıdem zanı- mum da alacaklardır. Bu zamdan isti- fade edenler sekiz yüz kişiden fazla- dır. Bahçekapıda bir otomobil kazası Bir taksi 50 yaşında birini ağır surette yaraladı Dün sabah; saat dokuzda Bahçe- kapıda İş bankası önünde feci bir otomobil kazası olmuştur: Kazayı yapan şoför Enverin ida- re ettiği bir taksi otomobilidir. En- ver; Yenicami virajını dönerek ban- ka önünden ilerlemekte iken orta koymuşlar, yaralının hüviyetini öğ- renmek istemişlerse de ağzından bir söz alamamışlardır. Üzerinde yapı- lan araştırmada da hüviyetini isbat edecek bir vesika bulunamamıştır. Yaralı otomobil ile derhal Cerrah- paşa hastanesine kaldırılmış ve hü- viyetinin tesbiti için zabıtaca fotog- rafı ve parmak izleri almmıştır. Emniyet direktörlüğü ikinci şube birinci kısım memurları tarafından yapılan tahkikat neticesinde bu ada- mın Cibalide oturan ve o civar. da bir birahane işleten elM yaşların- da Praşköva olduğu tesbit edilmiştir. Praşköva, yaraları ağır olduğu için henüz ifade verememiştir. Şoför En- ver tevkif edilmiş olup, tahkikat iler- letilmektedir. ii ii denbire tepemden aşağı şarıl şarıl bir su boşandı. Geriye çekilerek yukarı- ya baktım. Kübik, yepyeni bir bina, Saçak kenarlarına yağmur olukları dizilmiş ve uçları kıvrılarak binanmn mur şelâlelerinin pis çırpıntılardan kurtulabilmek için, caddenin tâ ortasına çıkmak lâzım. Dikkat ediyorum. Caddenin iki ta- rafına sıralanmış yeni, eski binala. rın ekserisinin saçaklarından ayni şekilde çamur sağanakları saçılıyor. Demek ki; İstanbul gibi koca bir me- şehrinde yağmur yağınca, mak lâzım, Karşı yeti var. Zaten, otomobil de hiç bir şey yap- mama meydan bırakmadı. hızile çamur sellerini yara yara ya- nımdan geçti Artık ne tahmin edersiniz. Kendimi korumak için ancak ellerimi yüzüme kapaya- bildim. Bu sayede, hiç değilse te kerleklerden sıçrıyan zifosun yüzü çıldı. Biri haykırdı: — Körmüsün be adam? Yol ver- sene, © Başımı çevirdim. Bir adam Şşem- siyesini açıp yüzüne doğru indirmiş. Etrafına bakmadan koşarken şemsi- yenin sivri demiri benim şakağıma saplanmış. Söz söylememe vakit bırak» madan küfürler savurarak uzaklaş- tı. Sızlıyan şakağımı oğuştura oğuş- tura, tepemden inen çamur sağa- naklarının altında ve kaldırımın bu- lanık selleri içinde yüzerken düşün- düm. Ya; İstanbul, meselâ gibi, yağmuru daha bol bir ket olsaydı. Demek ki, hiç Cemal |

Bu sayıdan diğer sayfalar: