20 Ekim 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11

20 Ekim 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SARAY ve BABIÂLİNİN İÇ YÜZÜ manı MULEYMAN MAMİ DE Adana vakasında kaç — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur No. 224 kişi öldü ? - Muhtelif membalardan verilen rakamlar Karabet Çalyan efendi eserinde ikin.) €i vakayı tertip eden müslümanların | İrtica: iade için eenebi müdahalesini | Celbetmeği düşündüklerini yazıyor. Böyle bir iddianın ne kadar yersiz ve temelsiz olduğunu izaha kalkışmağa bile lüzüm yoktur. Yeni gelmiş askeri işe karıştırmağı Arzu edenlerin emel ve maksadlarına Muvaffak olamadıkları İngiliz konso- Yosunun Adana divanı harbinde mah» İuz raporile tebeyyün etmektedir. Konsolos bu raporunda ikinci vaka» YI yeni askerin ihdas eylediğini redde» diyor: (İkinci kıtalin hakikl menşeini anlı» yamadım. Ancak birinei kıtale müseb- bib olan ve bunun neticelerinden kor- Kanlarla yeniden katil ve yağmaya gi- Tişmek hevesinde olanların askeri iğfal €tmek istediklerini zannediyorum. Bu fena fikir ve maksad sahipleri iptida Ancâk birkaç neferi iğfal etmeğe mu- Yaffak oldular; fakat yeni taburlar “bu birkaç nefer müstesna. iğfal edilmedi. 'Bu askerlerin kıtale sebep olduklarını ben daima reddeyledim.) Konsolos askerlerin oraya, buraya Mtica etmiş Ermenileri kurtarmak hu- #usunda sarfettiği ciddi gayreti de bu Madesinin bir delili olarak göstermiş- tir. Bilhassa bir defasında bizzat hü- kümet konağına giderek yanına aldığı €hi kişilik bir Rumeli askeri müfreze- sile Amerikan müessesesinde bulduğu bütüri mültecileri bu asker muhafaza- sında salimen belediye bahçesine gö- türdüğünü zikrediyor. Bu şehadet askeri karışıklığa, kıtale Ye yağmaya iştirak ettirmek arzusu- hun, hattâ teşebbüsünün akamete uğ» Tadığını göstermeğe kâfidir sanırım, Herhalde tahriksiz çıkmadığı mu- hakkak görülen bu ikinci vakanın na- Ml başladığı hakkında ne mahalli hü- kümetince, ne divanı harp ve teftiş heyetince tam ve vazıh malümat alı- Mâmadığını, bu noktanın müphem kal. dığını kabul etmek zaruri görünüyor. Birinciden az süren ve şiddet ve deh- Şetçe birinciyi geçen bu ikinci vaka €snasında Adana büsbütün harabe za- Ye döndü. Kilise ve mektep gibi bina- lar - içlerinde ecnebi müesseseleri de vardı - mahvoldu. 26 nisanda bütün hıristiyan mahalleleri yangın yeri manzarasını arzediyordu. Meşrutiye- tin ilk günlerinde hürriyet şerefine Adanada bir tak yapılmıştı. 26 nisan akşamı bu abide dahi; — Pâdişahım çok yaşa! Kahrolsun hürriyet! nn ve baltalarla tahrip edil- Abdülhamidin hal'inden bir gün ev- vel Adanada bu hürriyet tâkına indi- rilen bu balta darbeleri Adana vaka- ında irtica karakteristik bir teza- hürü oldu! Adana ve havalisi ahalisinden Selâ- hikte İttihad ve Terakki Cemiyeti Merkezi umumisine birçok telgraflar Şekilmişti. Bunlarda Müslümanlar Ermenilerden, Ermeniler Müslüman- lardan şikâyet ediyorlardı. 1909 nisanının 16-29 unda Adana Yilâyet heyeti merkeziyesi Merkezi niye vilâyet dahilinde asayişin tekarrür etmekte olduğunu ve üç gün Sonra da müsademelerin büsbütün ke- Bildiğini, asayişin tamamen iade edil- diğini bildiriyordu. Adana vakayiine dair Merkezi umu- Miye gönderilmiş olan bir raporun Münderecatı da Tanin gazetesile neşr- rüştü. Kadınlardan mürekkep olarak İs- ldan Adanaya bir Hilâliahmer temiyeti çıkarılmıştı. Bu heyet Selâni, Uğramasile Merkezi umumi bunla. Ya her veçhile yardımda bulunulması. pi Adana vilâyet heyeti merkeziyesine tebliğ al 0 vakasında Meşrutiyetçilere hücum eden şeriatçılar ve istibdad anarlar Meşrutiyetçilerin mukabil ca Bücümile makhur olmuşlardı, Nüfus- bir az zayiat olmuş idise de yağma kçilen matbaalardan başka mala olan t Pril ek raddesinde idi. Adana vükamnda ise mütekabil tah- Yaraş Ve mütehalif cereyanlara kapı- Sarpışan islim ve hıristiyanlar nüfusca ve malca büyük zayiata, za- rTarlara uğramışlardır. Ermeni muharrirlerile ecnebi mis- yonerler Adana vakasında maktulle- rin miktarını yalnız Ermeniler için otuz bine çıkarıyorlar; onlar islimla- rın maktullerinden bahsetmezler. Kon- soloslardan raporlarında hükümetle» rine bütün maktulleri 25-30 bin ara- sında bildirenler olmuştur. Adana merhasa vekili (oiptida (Adana vilâyetinde 14000 maktul Er- meni vardır) diye hükümete defter vermişti. Anca kbu defterde her ma- halle halkından yirmi, yirmi beş mak- tulün ismini gösterdikten sonra (350, 400 kadar da nüfusta kaydedilmemiş olanlar) bulunduğunu bildirmişti. Bu suretle bu 14000 rakamının Ço- ğunu nüfus kaydı harici kalmışlar ve isimleri, hüviyetleri meçhuller teşkil ediyordu. Mebusan meclisince vakanın mahal. linde tahkikine memur edilen mebus- lardan Babikyan efendi İstanbula av- detinde Tasviri Efkâr gazetesine ver- diği beyanatta vali Babanzade Zihni pâşanın tanzim ettiği rapora nazaran vilâyet dahilinde 20008 kişi itlâf edil. diğini, bunların 620 si İslâm, 418 i Ka- dim süryani, 168 ü Keldani, 65 i Kelda- ni katoliği, 210 u Ermeni Katoliği, 655 i Protestan, 99 u Rum, diğerleri de Er. meni olduğunu söylemiş ise de hükü- metçe Adanaya gönderilen teftiş he- yeti azasından Faik bey gene bu gaze- teye vaki olan beyanatında Babanza- de Zihni paşanın nüfus zayiatı hakkın. da Babikyan efendinin söylediği gibi bir rapor vermediğini ve olsa, olsa bu hususta Dahiliye Nezaretine iş'arlar- da bulunduğunu ve Babikyan efendi- nin kendisine gazeteye verdiği beyana» tın iyi saptedilmediğini ve 20008 diye yazılan rakamın mübalâgalı olduğu- nu söylediğini bildirmiştir. Kalbinden muztarip olan Babikyan efendi aşağıda yazacağımız Dörtyol vakasından sonra: — Bence meselenin künhüne vükuf hası! oldu. Sıcaklara dayanamıyorum. İstanbula döneceğim. Diyerek hareket etmiş ve tahkikatın son ve kati safhalarında hazır buluna» mamış idi. İfadesindeki tezad ne söylemek lâ- zam geleceğinde tereddüdler geçirdiğin» den başka şeye delâlet etmez. Teftiş heyetinin fezlekesine göre: (Bütün vaka esnasında Adana vilâ- yetindeki maktullerin miktarı nüfus kaydı mücibince jandarma ve asker dahi dahil olduğu halde 1487 si müs. Tim ve 4196 sı gayrimüslim olarak ce. man 5683 kişidir. (2) Ancak maktul. ler arasında nüfus ceridesinde kaydı bulünmuyanlar ve nereli oldukları bi- | Je meçhul kalan yabancılar pek çok ol. duğu için maktullerin miktarı on beş bin tahmin edilebilir, Halep vilâyetin. de resmen tahakkuk eden maktullerin adedi de (454 tür.) Adana vilâyetindeki Ermenilerin miktarı o tarihte kırk bini veiş için başka vilâyetlerden bugünlerde Adına | ovasına gelmiş yabancı Ermeniler de on beş bini geçmediği cihetle teftiş heyetinin resmi kayde kayıdsız ve iş. mi, hüviyeti meçhul diye tahmin sure- tile Nâve ettiği miktarı da mübalâ. galı bulmamak kabil olamaz. Bu bap- ta en kuvvetli ve hakiki mesned daha fazlası hiç kabil olamıyacak kadar bi. tarafane ve derin olarak yapmakta devam ettiği tahkikatı ikmal eyledik. ten sonra Kastamonu mebusu Yusuf Kemal beyin bütün vesikalarla birlik. te mebusan meclisinin takdim ettiği rapordur. Aldığım 'malümâta göre: Teftiş he- yetinin nüfus kaydı mucibince göster- diği rakamlar bu fapordaki rakamlara tevafuk etmiyor. Maktullerin miktarı hakkında bu rapora dercedilecek mevsuk malümatı toplamak için şu usule müracaat edil- mişti: (Arkası var) (1) Selânikte 1900 da inikad eden İi- had ve Terakki kongresine merkezi umu- mice hazırlanan rapordan. (2) Hatırımda kaldığına göre mutasar- rfığında bulunduğum Cebelibereket san- cağı dahilinde umum mâktullerin mik- darı 1900 (bin dokuz yüz) kadardı. 18,30: beleri, Eşref Şefik, 1930: Orta Anadolu saati; Ali Koç Gürses ve Hayri Karsmete, 1955: Borsa haberleri, 20: Belma ve ar- kadaşları tarafından Türk musikisi ve balk şarkıları, 2040: Ajans haberleri 2047: Ömer Rıza Doğrul tarafından arab- ca söylev, 2130; Sant ayarı: Orkestra: 1 - Cazbant, 2 - Çiran musikisi, 21,30: Rıfat ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve halk şarkıları, 2210: Hava raporu, 22,13: Mandolin orkestrası: Mu- allim Mihalldis ve arkadaşları tarafın- dan, 22,50: Son haberler ve ertesi günün yi, 23: Sant ayarı, İstiklâl marşı, Ankara — Öğle neşriyatı? 1230 - 13: Alaturka plâk neşriyatı, 13 - 13,15: Ha- Derler, 13,15 - 14: Karışık pidik neşriyatı. (Öğle neşriyatı “tecrübe mahiyetinde olarak yeni stüdyoda yapılacaktır.) Akşam neşri 1830 - 19,15: Karışık plâk neşriyatı, 19,15 - 20: Türk musikisi ve halk şarkıları (Salâhaddin), 20 - 20,10: Seat ayurı ve arâpça söylev, 20,15 - Haberler, 20,15 - 21: İncezez faslı (Tal #in Karakuş), 21 - 21,15: Şan piikları, 2115 - 22: Stüdyo salon orkestrası: İ - Manfred: o Bin Oo Karnaval - Trum, 2 - Fetram Skien ans Rusland, 9 - Lanner: Die Weber Walzcr, 4 - Frede- riksen: Pizza del Popolo, 5 - Tschalkowsky: Romanze, 22 - 2215: Haberler ve hava raporu, 22,15: Son. Avrupa istasyonları programı Saat 20 de Braslav 20 karışık gen musiki — Ko- Iomya 2005 plâk neşriyatı — Jeipsig (20 - 2050) bando müzikası — Münih 20,15 beş kişilik bir saz beyeti tarafından muhtelif parçalar — Budapeşte 2070 çingene orkestrası — Budapeşte YI (20 - 2000) dans musikisi — Bükreş 20.15 ba- lalayka konseri ve 20.40 şarkı — Milâno 20,30 konser — Londra Reg. (20 - 2040) hafif musiki — Roma 2030 karışık mu- siki — Sofya 9030 konser — Varsoya 20 şen musiki, Saat 21 de Berlin 2110 karışık musiki ve dans musikisi — Breslav 21,10 Mozart konse- ri — Kolonya ve Danzig 21,10 klâsik şarkı ve musiki — Lefpzig 21,10 orkestra tarafından müntehab parçalar — Münih 2110 (Lehar) in (Oluditia) opereti — Frankfurt ve Ştuttgart 2115 orkestra tarafından müntehab parçalar ve şar- kılar — Bari 21,10 Yunanca neşriyat — Belgrad 21 halk şarkıları ve 2130 senfo- nik konseri —Beromünster 2135 sefonik konser — Budapeşte: Çingene orkastra- sına devam (7130 a kadar) — Bükreş 21,15 senfonik konser (Fransiz beslekâr- larının o eserleri) — Florans 2130 ope- ret — Londra (Reg.) (2130 - 2230) or- kestra tarafından müntehab parçalar —- Sofya 21 piyano konseri — Stokholm 2130 opera ve operet parçaları — Varşova 2140 a kadar şen musikiye devam. Saat 22 de Berlin: Programa devam — Kolouya ve Danzig: Programa devam — Frank- Türt ve Ştullgari: Programa devam — Hamburg 22 şen musiki — Lelpzig: Or- kestra konserine devam — Viyana 22 şen musikisi — Athlone 22 orkestra konse- ri — Belgrad: Sefonik konsere devam — Budapeşte 2235 orkestra konseri — Bükreş: o Senfonik konsere devam — Plorans: Operete derüm — Milâno (22,50 - 2320) viyolonsel konseri — Roma 27 (Wagner) in (Tristan und İsolde) opera- sı — Sofya: Konsere devam ve 2245 dans musikisi — Sottens (2230 - 7330) gen konser — Stokholm (2230 a kadar opera ve operet musikisine devam — Lyon, Bordeaux ve Paris (Eiffel) (2220 - 2430) Mozart'ın (La Flüte enchanted) operası — Rennes, Grenoble ve Paris p- 'T. T. (2230 - 2430) (Andorra) isimli tiyatro — Marsilya (2230 - 2430) kome- diler — Toülouse P, (22 - 2430) değişik program — Varşova (22 - 2240( orkestra tarafından müntehab parçalar. Saat 23 de Dewteehlanda (2340 - 23,45) küçük ge- ©€ konseri (Handel) in eseri — Hamburg 2330 orkestra tarafından muhtelif par- İ çalar — Münih (Giuditta) opereline de- vam — Diğer Alman istasyonları Şlult- gabtan naklen hülk musikisi ve karışık musiki — Atblone (2330 - 2430) şen program — Belgrad (23:15 - 2345) dans — Budapeşte 23,45 e kadar konsere de- vam — Bükreş (21 - 2345) plâk neşriya- tı — Drolterieh bando muvikası — Flo- Tüns: Operete devam — Milâno 2320 ye kadar viyolonsel konserine devam — Sofya: Dans musikisine devam — Fran- mz İstasyonları: Sant 22 deki program- larına devam — Varşova (23 - 23,58) plâk neşriyatı. Sant 74 den İtibaren Deutschlands (24 - 120) İngiliz musi- kisine sid eserler — Diğer Alman istas- yonları Ştuttgarttan (naklen programa devam — Budapeşte "24,10 caz musikisi — Drultwieh 2435 kuvarteti Londra (Reg.) (24,25 - 130) dans — Var» şova (24,05 - 2455) Polonya musikisi — Prankfurt ve Ştuttgart (1 - 3) geca kon- seti (oda musikisile Klâsik eserler) — Hamburg, Münib ve Saarbrücken (1 - 4) gece musikisi, KÜÇÜK İLÂN okuyucularımız arasında, EN SERİ, EN EMİN EN UCUZ vasıtadır. Alım satım, kira işlerin- de iş ve İşçi bulmak için istifade ediniz! * zi DİŞİ KORSAN Tarihi Deniz Romanı Yazan: İskender F. Sertelli 'Tefrika No. 150 Dişi korsan nihayet Trakyalı kumandanı esir almıştı. Cenk meydanı insan kellesile dolmuştu Çünkü, Trakya presinin Bizans tah- tında gözü vardır. Prens, günün bi- rinde Bizansa imparator olmayı ka- fasına koymuştur. O halde biç yar- dım etmemeli diyeceksin, değil mi? Hayır... Trükya prensi bu vesile ile en güzide zabitlerini ve en akılı, en kurnaz memurlarını asker kılığına sokarak Bizansa gönderiyor. Bunlar şehri Arab istilâsından kurtarmakla beraber, ilk vazifeleri imparatorluğu temelinden yıkmak olacaktır. Ben de söz verdim prense, Fakat, sözüm- de durmıyacağım. Çünkü, Trakya prensi, Bizans tahtına Yâyık bir adam değildir!s — Bunları söyliyen kimdi acaba?.. — Her'halde ileri gelen bir ku- mandan olcak. — Onu görsen tanır mısın? — Yüzünü görmeme imkân yoktu. Fakat, sesi hâlâ kulağımda çınlıyor. Trakyalılarla kanlı çarpışmalar... O gün öğleye doğru - gölü geçen bütün Trakyalılar - yola düzüldüler, Hacer: — İşte, düşmana yardıma koşan Trakya Rumları toplu bir halde ge- Jiyorlar. Diyerek, bütün korsanları pusuya yatırmıştı. Trakyalılar ormanın önünden g€- çen yolu tutmuşlardı. Hacer, bunların, Bizansı Arablar- dan kurtarmak gayesile değil, âyni zamanda Mihâilin tahtını yıkıp Trak- ya presini Bizans tahtına geçirmek Üzere yola çıktıklarını anlayınca, arkadaşlarile yeni tedbirler almağa başlamıştı. Eğer harbe tutuşup ta 'Trakyalıları mağlüb edecek olurlar- sa, Trakya presinin aleyhinde söz söyliyen kumandanı diri olarak ele geçirmek Jâzımdı. Hacer, bunun için, onu ancak sesinden tanıyacak vlan gözcüyü de yanından âyırmı- yordu. Gerçek, Trakyalılar Arablar- dan bir misli fazla görünüyordu. Gölden yüzerek giden gözcü yanlış tehmin etmemişti. Yardımcı oördu- nun arkasından da erzak kafilesi geliyordu. Bütün eilar yüklüydu. Trakyalılar büyük bir itimad ve gu- rurla ilerliyorlardı. Gemel: — Acaba Talih kuşu bizim başı- mıza mi konacak, yoksa onların be- şına mı? Diye söyleniyordu. Korsanlar göğüs göğüse harbet- meğe, palalarını savurup yerlere in- sazı kellelerini düşürmeğe susamış- lardı, Hacer bütün pusuları dolaştı: — Ben işaret vermeden oklarımı- sı atmayınız ve palalarınızı kınla- rından sıyırmayınız! dedi, 'Trakyahlar ormana iyice yaklaş- mışlardı. Arablar ilkönce oklarla hücume başlıyacaklar, bundan sonra palalı kolların hücumu başlıyacaktı. Trakyalı kumandan kır bir at üze- rinde gidiyordu. Diğerleri yaya ola- Tak yolu kaplamıştı. Bu sırada Trakyalı zabitlerden bi- rinin sesi duyuldu: «— Arablar ne kadar da korkak insanlarmış... Öyle bir kaçış kaç- mışlar ki...» Hacer ötesini dinliyemedi. Kendi- si, sık yapraklı bir ağacın dalları arasında gizlenmişli. Korsanların gö- zü ağaçta... İşaret bekliyordu. Hacer bir düdük öttürdü. Arablar gerili yaylarını boşaltma- ğa başladılar. Trakyalılar birdenbire şaşırmışlardı. Yolun üstünde sığınacak bir yer yoktu. Düşman askeri biribrinin üzerine yıkılarak kaçışmağa başladı. Arab- Jar, Hacerden ikinci bir işaret alma- dan - çükün ilkönce Gemel siperden fırlayıp ortaya çıkmıştı - Gemelin peşinden palalarını çekip Trakyalı- ların üzerine atıldılar. Korsanlar palalarını öyle şiddetli savuruyorlardi Ki, man kelleleri üzerinden kabil olmuyordu. Trakyalılar kumandanlarının esir düşmemesi için, onu eatile birlikte geri çevirmeyi ihmal etmemişlerdi. Gemel: — Her şeyden önce şu atlıyı ya- kalıyalım. Diye bağırıyordu. o Trakyalılarnın okçuları, ve İglıçh askerleri ayrı İdi. Okçular, iki farsf göğüs göğüse ge lince, ok almak imkânını bulamıyor- lar ve Arabların palaları altında can veriyorlardı. Kılıçlı askerler de kor- ku ve telâş içinde şaşınp kalmış- Jardı. Bunların içinde iyi döğüşenler de yok değildi. Fakat, Arablar Trak- yalları öyle âni baslırmışlardı ki, bu döğüşçüler de . birdenbire iradele- rini kaybederek, büyük bir şaşkınlık ve kargaşalık içinde sağa sola koşu- şuyor, ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hacer, Trakyalı zabitlerin vuruk mamasını emretmişti, Zabitleri birer birer yakalayıp esir alıyorlardı. Erzak kafilesini de ormana çek- mişlerdi. Buradaki döğüş Arebların gelibi- yetile devam ederken, Gemel bir ata binerek, yaymı gerdi ve dörtnala gi- den Trakyalı kumandanın atını ta- kibe koyuldu. Gemel rüzgâr gibi uçarak koşuyor ve kumandanın &r- kasından mütemsdiyen ok atıyordu. Nihayet, Gemelin attığı oklardan biri kır hayvanın sırtına saplanmış ve at birden yere yuvarlanmıştı. Kumandan bir kaç saniye yerde yattıktan sonra, fırlayıp Kalktı. Ku- mandanm belinde bir kılıç vardı. Gemel bu sırada Trakyalı kumanda- nin yanına varmıştı. Hemen alın- dan yere indi. Kumandan kılıcını savurarak: — Kendine güveniyorsan, gel de döğüşetim...! Diye bağıriyordu. yere attı: — Korkar müyım sanıyorsun? de- di, palasını çekti, meydana atıldı. İki büyük kayanın arasnda müt- hiş bir kılıç döğüşü başlamıştı. Trakyalı, iri boylu, heybetli bir adamdı. — Kıheın üstünde «İsa» nın İs- mi yazılı, Seni mutlaka yere sersce- Diye homurdandı, Gemel, kudurmuş bir aslan gibi, dişlerini sırıtarak, acı acı güldü: — Benim kılıcımın kabzasında da «Allahs ın adı var... Reisim bana s€- ni diri olarak tutmamı emretti! Se- ni şimdi bir hamlede yere sermek işten bile değil. Fakat, kılecmı atıp bize teslim olursan, seni Mihallin Oturduğu tahta geçireceğiz! Dedi, bir taraftan da süratli ha- reketlerle opalasını savurup duru- yordu. Trakyalı kumandan bu sözleri du- yunca bir kaç adım geri çekildi: — Beni aldatmadığım ne ile min edebilirsin? Gemel, palasını yere indirdi: — Biz, sözünde duran erleriz. Kah- belik bilmeyiz. Relsimiz bir kadın. dır. Onun namına sana söz veriyo- rum. Kılıcını at ve benimle birlikte gel. Hiç kimse kılına dokunmuıyacak ve çok yakında Bizans tahtına sen oturacaksın! Kumandan bu sözleri duyunca, karşısındaki korsanın aklı başında bir adam olduğunu anladı. Zaten Arab korsanına . yenileceğini biliyor- du. Çok yorulmuştu. Arablarm vu- ruculuktaki mebaretlerini de duy- muştu. Kılıcını yere atarak: — Sözüne İnanar&k teslim oluyo- Dedi. Yavaş yavaş korsanın yanı- na doğru yürüdü. Gemel, bu âdamın Bizansa ne yoaksadla gittiğini Hacerden dinle mişti. Kumandana: yere düşen düş- yürümek te- (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: