5 Ocak 1939 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11

5 Ocak 1939 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Bir Çin kızının hayatı Molli - Şu gözlerini açmamıştı; fa- Kat kalkmak saati geldiğini hissedi- yordu. Her halde öğle olmuştu. Sat- biçimi gayet antika zemin üze genç hizmetçi kız, hafif adım- yaklaştı. Sabah kahvaltısı için şekerleme getirdi. Molli, gerindi, Tekrar gözlerini ka» Ah, bu saatte gene Kollejde olup Hele kahvel,.. Kokusu mis gibi bur- nuna çalındı, — Küçük hanımcığım, çayı finca» na koyayım mı? Orkide'nin tatlı sesi, fısıltı halin deydi. Ailenin yegâne evlâdı olan bu genç kızı hızla uyandırmağa kimsenin hak- kı yoktu. Ahenkli sözlerle, okşayıcı kelimelerle gözlerini açmasına çalı- şılırdı. Bu hizmetçi de pek küçükken halayık diye eve alınmıştı. Hanımın- Gan iki yaş büyüktü. Molli Amerika» da tahsildeyken Orkide ona gayet 20- Tif çamaşırlar işlemişti. Bunları gö- ren Amerikalı arkadaşları, hayretle; — Aman bunlar ne zarif işleri «de mişlerdi, - İnsanın böyle bir adamı ol- ması ne şans! Molli, ses çıkartmadan gülümser- di. Halayığının kendisine öyle şeyler işlemesini gayet tahil buluyordu, Ba zan güneşli avluda Orkide'nin oturup dikiş diktiğini düşünerek âdeta daus- sıla duyardı. Fakat bu fikri meşgale si uzun sürmezdi. Zira mektepte çok meşguldü, Hareketsiz hiç bir anı yok- tu. Son derece faaliyetle geçmiş bu dört senelik tahsil hayatından sonra, şimdi bu mecburi hareketsizliği onu ne kadar sıkıyordu, Annesile babası bunu hiç bir zaman anlıyamazlardı. Gözlerini açmadı. Uyanık, yahud uyuyor halde... Ne farkı olacaktı? Bu garbi Çinin küçücük köşesin- de yapılacak hiç bir şey yoktu. Onu enteresan eden hiç... Amma hiç... alayık küçük elile yorganın Üzeri“ ne dokunarak: — Hanımcığım! Valdeniz sizi bek- diyor, Birlikte mabede gitmek istiyor, Hem de gözlerinizi açarsanız hoşunu- za gidecek bir şey getirdiğimi göre- ceksiniz. Çok güzel bir şey, Genç kız, kirpiklerini araladı. Bel- mumu sarısı gibi küçücük çiçeklerle dolu bir dal gördü. — Lâmeler!,.. - diye bağırdı. - De- mek avludaki bambu fundalığı çiçek açtı ha?. — Evet. Altın yığınına döndü. Molli yerinden fırlıyarak: — Bahar geldi Lâmeler açınca kış bitti demektir. Hemen giyinmeğe başladı. Hizmete çi bakır ibrik içindeki rayıhalı suyu döküyordu. Sıcak çayı bir hamlede içti ve annesinin yanına koştu. * Kadın, telâş içinde hazırlaniyordu, — Her şey tamam mı? Tütsüler, mabedde yakacağımız gümüş ayak- | kabı, kâhinlere vereceğimiz tavuk hindi, nargilem, mendilim?... Orkide! Kızım... Bunların hepsi el arabasına konmuş mu?... Çay da bulunsun. Bir kaç tane de pasta koy, belki acıkırız. Amma vejetalin yağile yapılmışları koy. Yemek yağile yapılanlar ilâhları kızdırır. Zira Nâhlar yağ kokusunu gayet çabuk alıyorlar ve hiç de sev- miyorlar. Bilirsin ya, Molli?... Karde- şinin doğar doğmaz ölmesi bence domuz eti yedikten sonra mabede gi- dişimdendir. İlâhlar nefesimin kokü- sunu aldılar da kızdılar. Sargılı minimini ayakları üzerinde sendeleyen annesinin bu gevezelikle- rine sabırsızlanmakta mâna yoktu. Moli onu pek severdi. Fakat genç kız içini çekti ve kendi kendine: — Bıktım, bıktım... Bu saçmalık- Yarı dinlemekten bıktım. Ve birdenbire isyan ederek: — Anne! Size söyledim ya... Bu köhne ve aptal ilâhlaradua etmeğe gitmek kadar saçma bir şey olamaz. — Sus! Yanımızda cinler bulunur, gidip fitlerler ha... Genç kız azimle devam etti: — Annel Amerikadayken... Kadın, kızının sözünü keserek: — Onların da kendi ilâhi var... Bi- Mirim... Her memleketin toprağından, suyundan, havasından doğan Wâht vardır. Moli, el arabasına binip perdeyi çekerek — Hiç birine inanmıyorum! - dedi Şonge - Şov'de iyi bir aile kadını açık olarak sokakta dolaşamazdı. Ba- yan Şu perdeyi aralıyarak: — Kızım! . dedi, « Amerikadayken Mlâhlarımızdan korkmamazlık edebi- Hrdin. Fakat mademki buradasın, ar- tik onların hükmü altına tekrar gir- din demektir, gi Hışımla perdeyi kapattı, Yolda giderken Moli! hayalâta dal- dı. Amerikada üniversite diplomaları- ni almıştı. Arkadaşlarile vedalaşırken genç Amerikalı kızlar ona: — Büyük bir seyahate çıkarsak, Çine de uğrar, seni görmeğe geliriz! « demişlerdi. O da cevaben: — Pek memnun olurum. Fakat ön- ceden haber verin, Düşünülürse, evinden utanacağı bir ları, asırlardanberi ailesinin şerefini teşkil etmişt. Ecnebi arkadaşları an- tika duvarları, süslü kapıları, mun- tazam taşlarla kaplı avluyu, cüce ağaçları gördükleri zaman takdir ve hayretle bakacaklardı. Öbür tarafla» ri da zaten Molli onlara gösterecek değildi. Öbür taraflar,.. Yani toprak sobalı mutfak... Hizmetçilerin çoluk çocuk çamur içinde yuvarlandıkları yerler... Ve sayısız sinekler... Zaten kendi de o tarafa hiç gitmezdi... Orası hiz- metçilere mahsus yerdi, Koca konağının sükünunu pek s6 verdi, Bina üç asırdır mevcuddu, Kim bilir daha da ne kadar yaşıyacaktı. Buna rağmen babası her zaman hüzünle şikâyet ederdi: — Hiç bir şey devam etmiyor. Bu- gün bizler yaptığımız binanın asır- lar süreceğine ecdadımız gibi kali ola» mıyoruz, Bir gün Japonlar gelecek... Babası böyle konuştuğu zaman Molli korkardı, Çocukluktanberi bu nakaratı iştmeğe alışmıştı. Sokakta mahalle çocukları biribirlerile kavga ederlerken biribirlerine: — Seni siyah cüceler götürsün! - derlerdi, (Bu, Japonlar demektir.) Arada sırada da şöyle bağırırlardı: — Dağdan kaplan iniyor, Seni yis |, yecek. Japonlar ve kaplan... Bu iki korkunç şeyi işite işite büyümüştü, Kollejdey- ken bir Japon kızı tanımıştı. Fakat düşman da değillerdi, Kaplansa bir 1988 Nobel mükâfatı alan PEARL S. BUCK'ın Bir nuvelinden kısaltarak nakleden (Hatice Süreyya) eşkıya relsinin lâkabı olduğunu bil- yordu. Bu adam, ihtiyarmış, ve onu şimdiye kadar kimse de görmemiş, Molli'nin zihminden bütün bunla! geçip duruyordu. Birdenbire düşün- dü ki: Ah, babası müsaade etsede Şanghay'a gitseler... Orada modem mobilyalı, kaloriferli bir ev tutarlar. dı. Hem Şanghayda Amerikadaki gibi eğleniliyordu. Babasından şimdiye kadar bunu ne zaman rica etse, ihti- yar adam: — Burada doğdum, burada yaşa- dım... Burada da öleceğim... Yakın- da evlenirsin... Kocana yalvar, Seni götürsün. Ben hem ihtiyarım, hem de şişmanım.. Orada ne yaparım... derdi, Genç kız, gözleri yaşlarla dolu: — Ya ben... Burada ne yapayım...» diye söylendiği zaman, babasi, müte- bessim; —Brşey yap- ma... Bir şey yap- man lâzım gelmez ki... » derdi, Mabede gelmiş- lerdi İndiler, Mol- M'nin annesi dua- lar etti, Avdetlerin- bile gizli konuşu- yordu. Molli koşarak i- geri girdiği zaman, babası başını kal- dırarak dedi ki; — Kızım... Şim- di seni de anneni de çağırtacağım. Annen merede? Derhal Şang - Şov- dan ayrılmanız lâ- ım. Şanghay'a gi- deceksiniz, Molli kekeledi: — Niçin? Babası onu ya- yaşça odadan dı- şarı iterek kulağı- na fısladı: — Kaplan şehre hücum edecekmiş. Ve gözleri dehşetle büyüyerek ilâ- ve etli: — Sanki Japon tehlikesi yetişmi- yormuş gibi bir de kaplanınki çıktı, İçerde, masanın Üzerinde testilerle paralar vardı. Molli onları göstererek: .— Bunları ona mı vereceksiniz? — Tabii... Ne zaman bizden para isterse veriyoruz. İhtiyar kaplan işi idare ettiği zaman bu kadar insafsız değildi. Şimdi genç oğlu daha ber. bad. Molli öfkeyle bağırdı. — Ne diye bu eşkiyalara yardım ediyorsunuz? Babası; — Sus! - dedi, - Görmüyor musun? Arkadaşlarımın yanında beni mah- çup ediyorsun. Haydi, annene hâ- ber ver. Hazırlanın. Şanghaya hare- ket edeceksiniz. Eşyalar toplandı. Vapura birdik- leri zaman Molli'nin annesi yorgun olduğu içni derhal kamaraya çekil İ gi Genç kız, halayığını da annesi nin yanıma yollıyarak güvertede yal- niz kalınca dâha kalkmamış olan merdivenden aşağı, hemen rıhtıma indi. El arabalarından bir tanesini ça- gırarak: — Beni dağa götüreceksiniz. Kaç para istersiniz? — Bir mabedi ziyaret için mi? — Hâyır Kaplanın sarayına! — Hiç birimiz oraya kadar çıka- mayız. — O halde dağın eteğine kadar, — Pek âlâ, Etekte bir at kiracısı buldular. Genç kiz pazarlık etti. Arabayı götü- ren adamlardan biri, atı kiralayana; — Bu hanım Kaplanın ahbable- rındanmış! - deyince sürücü hemen kıza sühulet gösterdi. Yola düştüler. Kaplanın sarayına vardıkları Za- man, kapıcı onları içeri sokmek İs- temedi. -— Kimseyi beklemiyöruz. Emir â- madım. - diyordu. dee kız, bütün cesaretini toplıya- — Ben akrabasıyım... Geleceğimi bilmiyorlardı. . Aç, içeriye girece- Elim!... - diye âmirane bireda ile hay- kırdı. Herif, mütereddid, kanadı araladı. — Bari burada durun da haber vereyim! - dedi. Biraz sonra geri döndü. — Yalan söylemişsiniz. Kaplanın akrabası falan yokmuş amma, ba- na; «Gelen genç. güzel mi?, diye sor- du. Ben de: «Eh, şöyle, böyle!» de- yince: «Peki öyleyse getiris dedi, Birlikte saraydan içeri girdiler, Sofalardan geçtiler. Kapıcı bir odayı açtı. Genç bir erkek, daktilo makinesi önüne oturmuş, yazi yâzı- yordu. Güzel ve cesur bir yüzü vardı. Kesik ve âmirane bir sesle: — Buyurun, oturun! - dedi, Sonra. kapıcıya dönerek: — Sen vazifenin başına git. Kapi kapanınca, imuhis bir eda ile sordu: — Niçin akrabam olduğunuzu id- dia ettiniz? Kimsem olmadığını her- kes bilir, Genç kız gülümsedi. Aman Alla. hum! Herkesin korktuğu Kaplan bu mu imiş? Süale cevab vermeden: — Sizi daktilo başında bulacağımı hiç ummazdım! - dedi, Delikanlı; — Çok iyi makine, Lâkin bugün her nedense aksıyor. Bir kusuru var. Tamir etmek İstiyorum, beceremiyo- TUM... — Durun bakayım... Belki ben yaparım.. Amerikadayken her zaman vazifelerimi odaktiloyla (yazardım. Kullanmasını biliyorum. Şeridde bir hata vardı. Genç kız hemen düzeltiverdi. Uzun uzun ko- nuşmağa başladılar, Artık tamami- le ahbab olmuşlardı. Kaplan, tahsili olan, çok terbiyeli bir gençti. Meğer onun da annesi gayet iyi aileden bir kadınmış, Vak- tile babası sevmiş. dağa kaçırmış. Kadın evlâdını kendi aldığı terbiye ile yetiştirmiş, Molli kendi kendine gülüyordu. — Ne basit... Kaplan, etrafında gördüğü Çin asilzadeleri gibi züppe değil... Bilâkis Amerikan gençleri gibi tahsili, sevimli... Her şeyi öğrenmek istiyordu. Öğ- renmeğe doyamıyordu. Molli Ameri- kada okuduklarını, gördüklerini ona anlatıyor, saatlerin geçtiğini fark bile etmiyordu. Niçin oraya gelmişti? Ne söyliye. cekti? Bunu da unutmuştu. Ertesi gün, ortadan kayboluşunu babasının öğrendiğini tahmin ede rek eve dönmek istedi. Delikanlının ısrarına rağmen, ata binerek tekrar şehre geldi. İhtiyar adam kızını gö- Tünce hayretle bağırdı: — Annen nerede?... Sen burada ne arıyorsun? Vapurdan kaçrmışsın. Neredeydin şimdiye kadar: — Sonra söylerim, — Ne diyorsun?... Bir gece orta- dan kayboldun. Sonra söylermiş... Bir sıkınlı yalnız başına gelmezmiş derler... Japonlar saldırıyor. Eşkiya. ya para vereceğim... Bir de senin derdin! Bütün bir geceyi nerede ge. çirdiği belli olmıyan kızı kime yere. bilirim? — Merak etme... Ben kocamı bul- dum. - diyerek Molli tekrar evinden ayrıldı. Kaplan en yakın yerde onu bek- Myordu. Genç kızı görünce: — Geleceğini, biliyordum. Nikâh merasimimizi hâzırladım. Gel sana babamın elini öptüreyim... Artık, Amerika, asalet, lüks ha- yat tamamile unutulmuştu. Evlendi- ler. Molli kocasını eşkıyalıktan vaz- geçirmeğe çabalıyor... Nihayet kandırarak onu şehre in- dirdi. Kızın gaybubetinden, ev ma- tem içindeydi. Annesi onu ölmüş sa- niyordu. ” — İşte kocamı... « diye delikanlıyı prezante etti, Fakat onun, Kaplan olduğunu duydukları zaman, karı koca hayret- lere düştüler. » Molli: — Japonlar hücum edecek diyor. sunuz... Teşkilâtçı, cesur bir şef lâ- zım... İşte kocamda bütün bu has- salar var. Bana vadetti. Size yar- dımda bulunacek. Eşkiyalık, Dağilik, bağilik kalmadı, . Dağdaki de, şehir- deki de, elele verip vatanını kurs tarmağa çalışacak... - dedi. Ve böylece, Çinin tenha bir köşe- sinde bütün'hayat değişiverdi. Nankleden; Hatice Süreyya .BULMACAMIZ i 8 Yabani güvercinler. 2 — Haftanın bir günü - Bağ, 3 —Bir vapurumuz - İşaretle unlat- mak. 4 — Evveline «K» konursa kötürüm olur - Mabud - Ayının evi 5 — Belediyenin tayin ettiği fiat - İs- tiğna 8 — İnce çubuk. 7 Arka değil - Fırlatmak 8 — Küğıd zamkı - Nefi edatı 9 — İdeni - Kaplıca 10 — Küçük cadde - Beypir. Yukarıdan aşağı: 1 — Ehemmiyet vermiyerek. 2 — Tehlikeli an - İki harf 6 — Geminin erzak dolabı, 7 — Başına «İs gelirse iptida kabasaba. 8 — Eski bir Türk kavmi - Çekiştirme. Bir kâğıd oyunu - Ucu çengeli © olur « sopa. 10 — Kasem - Üstüne yazı yanlar. Geçen bulmacamızın halli Soldan sağa: 1 — Bukalemun; 2 — Ekan, Barut, 3 — Dalaşan, Ma, 4 — Âlim, Bayat, 5 — Vâmü, | İv, Ra, 6 — Al, Rol, Kan, 7 -— Ah, Gaco, 8 — Frine, Alış, 9 — Sağ, La, 10 — Ne, Vaziyet. Yukarıdan aşağı 1 — Bedava, Fen, 2 — Ukalâlar, 3 — Kalın, Bis, 4 — Anamur, Nar, 5 — Omega, 6 — Ebabil, 7 — Manav, Gali, 8 — Ur, Kalay, 9 — Numaracı, i0 — Tatanas, Posta ittihadına dahli «miyan ecnebi memleketler: Seneliği 3000, altı aylığı 1900, üç aylığı kuruştur. Zilkade 4 — Kasım 59 B. İmsak Güneş Öğle Ikindi Akşam Yatan B. 1246 233 725 SAT 1200 138 va. 540 7261219 1441 1084 1830

Bu sayıdan diğer sayfalar: