25 Şubat 1938 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5

25 Şubat 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

25 Şubat 1938 CUMHURÎYET .«*. thtısadî Iıarekctler Baltık memleketlerile ticaretimiz Baltık denizinin kıyısma sıralanmış Baltık memleketlerile hükumet iyi ticarî münasebatm kurulması arzusunu her zaman izhar edegelmiştir. Mesafenin uzakığma rağmen memleketimizle Baltık memleketleri arasmda ehemmiyetli ticaret islerinin olabileceği kanaati vardır. Nihayet bu sene başında iki tarafm da hüsnü riyetlerinin neticeleri görüldü ve Letonya ıle yeni ticaret anlaşması yapılmasile başlıyan bir çığır açıldı. Baltık devletlerinden gerek alabilece ğimiz gerekse satabileceğimiz birçok şeylrr vardır. Fakat, doğruyu söylemek lâzım gelirse bu memleketlerle şimdiye kadar ticarî münasebetlerimiz istenilen şekilde bir inkişaf göstermemiştir. Mese!â Estonya ile. Evvelki sene ithalâtımız 79,000 ve ihracatımız da ancak 66,000 ıralık iken geçen sene ithalâtımız, gene ayni miktar üzerinde kalmış, ihracatımız da 1 13,000 liralığa çıkabilmiştir. Letonya da böyledif. 936 yılında ithalâtımız 57,000, ihracatımız 114,000 lirahk iken geçen sene ithalât kıymeti 52,000, ihracat kıymeti de 79,000 lirahğa düşmüştür. LJtvanya ile olan ticaretimiz de evvelki sene ithalâtımız 60,000 liralıktı. ihracatımız yoktu. Geçen sene gene 26,000 lirahk ithalât yapmış bulunuyoruz. Buna mukabil ihracatımız gene yok..« Finlandiyanın ise haricî ticaret îstatistiklerimizde yeri bile mevcud değil. Maamafih geçen senelerin bize gös terdiği şu vaziyet, ticaret erbabı için hiç de ümid kıncı telâkki edilmemelidir. Bütün bunlara rağmen Baltık memleketle r'.\t pekâlâ iyi alış verişte bulunmak mümkündür. Büyük davalar KÛŞ6 'AT TETkİkLERİ Yazan: CELÂL ESAD ARSEVEN PENCERESİNDEN Birkaç tabir Süleymaniye minareleri niçin kübbeye yakın ? Beyazıd camisi ve etrafındaki binalar 5 ['] M. Eden'in istifası İngilterenin istifası fnı demektir? Yazan: Robert de Saint Jean Ingiliz siyaseti istikamet değiştiriyor. En başta Fransa olduğu halde bütün Avrupa için çok büyük ehemmiyeti haiz bir mesele olan M. Eden'in istifasında bu mana vardır. Bu hâdiseyi, Paris Londra mihverine vurulmuş ilk darbe ve Ingiliz nüfuzunun Avrupada bir ric'ati olarak mı telâkki etmek lâzım gelecek? Yoksa.kollektif emniyetin kat'î surette tedfinine mi şahid oluyoruz? Ve yahud, M. Eden'in istifası, Italyan İmparator luğunun kayıtsız şartsız tasdik keyfiye tme bir başlangıç mıdır? Parisin zihninden geçirdiği bu sual lere, Londra şimdilik şu cevabı veriyor. Bu hâdise, muhafazakâr parti miralaylarile mülâzimler arasmda cereyan eden mücadelenin sonu, siyasetin mistiğe karşı zaferi, hulâsa, bankerin, ihtıyar kıza ve gene mefkureciye galebesidir. İzah edelim. îngiliz muhafazakâr partisinde, sollar mütemadiyen prensipten bahsederler, bununla beraber menfaatleri siyanet hususunda da ihmal göstermezler. Halbuki sağlar, gerek Imparatorluğun gerek maiye âleminin menafiini korumakla bera ber, arasıra, manevî kuvvetlere de yer verirler. Şimdiye kadar, sağlar ve sollar, Milletler Cemiyeti fikrinde birleşmekte, hatta sosyalistleri de bu fikre taraftar görmekte idiler. Zira, Milletler Cemiyeti, Manşın öte kıyısında, senelerce, gerek emperyalistlerin, gerek hayalperestlerin müntesib bulunduğu bir mezhebdi. Milletler Cemiyetinin büyük buhranı başladığı zaman işler kötüleşri. Bu buh ranın en kuvvetli zamanmda Ingiltere bir nöbete yakalandı. Hatırlarda olduğu üzere, bu buhran Habeş harbi zamanında vukua gelmişti ve sağ cenaha mensub olan Sir Samuel Hoare Hariciye Nazın idi. Lady Cbcford'un dediği gibi «ihtiyar kızlardan mürekkeb uzun bir silsilenin hafidi» olan Sir Samuel Hoare, daha ziyade zâhiren itilâfgiriz, uzlaşmaya meyyal ve bu hususta çok inceliklere vâkıftır. Bu meyli, Laval Hoare anlaşması do ğurmuştur ve Sir Samuel Hoare, Parisle Londranın Romaya yapacakları teklifin son şeklini hazırladığı sırada, bütün memleket ve Avam kamarası birdenbire ka rışmıştı. Papazlar, ihtiyar kızlar, püri tenler ve entelektüeller Hariciye Nazı rına hücum etmişler, onu istıfaya mecbur bırakmışlardı. Sir Samuel Hoare'u istihlâf eden M. Eden, Hariciye Nezaretine çok garib şerait içinde geldi. 1851 senesindenberi ilk defa olmak üzere, 39 yaşında en gene Hariciye Nazın olmuş ve derhal umumî muhabbeti kazanmıstı. îngilterenin ona karşı zâfı vardı. M. Eden, memleketin, kendisile iftihar ettiği insan enmuzeçlerinden biriydi. Oxford'un eski talebesi, cesur ve mütevazı eski bir muharib, güzel tablo, güzel çiçek ve güzel kitab merakhsı olan Anthony Eden, bütün bu meziyetlerine, uykusuzluğa, yorgunluğa rağmen günde on dört saat durmadan çalışan bir devlet memuru olmak hassasını da ilâve ediyordu. Fakat bu gene ve bahtlı nazırın gencIiği ve kanaatlerindeki sarsılmazlık onun aleyhinde iki âmildi. Ingiltereyi idare eden ve hepsi altmışı geçkin olan insan lar, henüz fotojenik olan bu meslekdaşa iyi bir gözle bakmıyorlardı. Her ikisi de Hariciye Nezaretini idare eden ve hezimete uğrıyan Sir John Simon ile Sir Samuel Hoare, bu küçük haleflerini kimbilir nasıl bir nazarla görüyorlardı. Italyanın Habcistanda kazandığı zaferden sonra M. Eden, hayli müşkül devirler gecirdi ve istifasın: vermesine ramak kaldı. Bu tarihten sonra, onun îtalya aleyhtarlığı şöhreti artmış, ve son derece mübalâğalandırılmıştır. Bu hususta birçok vak'alar anlatırlar ki, bir tanesi cle şudur: Ingiliz Hariciye Nazın, Ro mada, Duçenin ziyaretine gittiği zaman, Mussolini, masasının üzerinde duran bir s;ra düğmeyi göstererek demiş ki: «Şu d'iğmelerden bir tanesine bassam, bir iki dakıka zarfında, Italyada seferberlik emri verilmiş olur.» Eden, bir tebessümle su mukabelede bulunmuş: «Ekselâns, bir sandöviç emretmek için çmgırağı çalmak istediğiniz zaman yanhş düğmeye basmamağa dikkat edin.» M. Chamberlain mevkii iktidara geldi|indenberi, Eden, kendi otoritesinin azalmağa başlad'ğını görüyordu. Bald vvin'in, dizginleri gevşek bırakmasma mukabil, yeni Başvekil haricî siyaseti bizzat idare ediyordu. Lord Halifax, memuren Berline gönderilmek suretile muvakkaten onun yerini tuttu ve bu mevkii, belki de büsbütün alacaktır. Sonra Sir Robert Vansittart, Ingiltere Krahnın diplomasi başmüşavirliğine getirildi ki, bu da, M. Eden'in nüfuzunu artıracak mahiyette birşey değildi. Ve nihayet, Başvekil, filân elçiyi nezdine davet etmek ve Hariciye Nazırını da, sırf bu mülâkata iştirake çağırmak hususunda çekinmez olmuştu. Sabık Maliye Nazm olan Neville Chamberlain'in, finans muhitinden yükselen bazı seslere kulak vermiş, bazı te sirlere kapılmış olması ihtimali vardır. Bundan başka, Başvekil, yakında umumî intihabat yapılmasını istemekte ve bundan evvel totaliter devletlerle bir anlaşma yapmak arzusunu beslemekteydi. Bu anlaşmaya karşı, M. Eden'in önce den bazı şartlar koştuğu söyleniyor. Hulâsa, banker ve partinin intihabat ajanı sözbirliği etmişler, ihtiyar kızlardan ve gene muhafazakârlardan fazla seslerini işittirmişlerdir. M. Eden'in istifası, sadece Ingiliz dahilî siyasetini alâkadar eden bir hâdise değil, ayni zamanda Milletler Cemiyeti faciasınm bir safhasıdır da. Giden kırk bir yaşındaki nazır, harbe iştirak etmiş, sonra, son seneler zarfında da, içinde mühim bir mevki isgal ettiği safta, sulhun tarsini isinde elbirliğile çalışmıştır. M. Eden, kollektif emniyet uğrunda çalış mış ve yıkılan bu sanem, bugün, onu da beraber sürüklemistir. Edirnede Beyazıd Darülmccanini ve Beyazıd camisi Acaba Mimar Sinan Süleymaniye minarelerini niçin kubbeye yakın yap ınış? Süleymaniye gibi Türkiyenin de ğil, bütün dünyanın en mevzun ve ahenkli bir eserini yapan bu üstad burada neden bu ahenksizliğe düşmüş? Hiç şüphe yok ki bu camiin inşasmda Mimar Sinan estetikten ziyade statik meselelerile uğraşmış yani inşa cihetini güzellik cihetine tercih etmiş, birinden kazanmak için öbürünü fedaya mecbur olmuş. Filvaki sekiz dıh üzerine istinad ke merleri olmaksızın oturtacağı o büyük ve yüksek kubbenin açılma kuvvetlerine karşı koyacak olan bu minareleri kubbe nin yanmdan pek ayıramamış ve zannediyorum ki en güç bir inşaat meselesini hallettiğinden dolayı bu camie üstadlık eserimdir demiş,. Filvaki bu bakımdan Selimiyeye Türk mimarisinin en yüksek bir inşaat eseridir Gİyebiliriz. Fakdt bedü bakımdan Süleynıaniyeyi şaheser addetmek lâzımgelir. Geliniz bunu bir de bizim profesör Taut'dan soralım. Bu husustaki fikrini alalım. Bakın o da bu fıkirde. «Gördükten sonra anladım ki diyor, Süleymaniye bundan çok güzeldır. Kıyas kabul etmiyecek kadar güzeldir.» Şimdi müsaade ederseniz biraz da talebelerle görüşelim. Camiin iç teşkilâtı hekkında biraz tetkikatta bulunalım. Fakat siz bu tıraşlardan belki sıkılırsınız. Şu kapınm üstündeki karnaslann tıraşlarını seyrediniz. O zamanki senktıraşların bugünkü tıraşçılardan daba nekadar çok mnlumat sahibi olduklarına kanaat ge tirirsiniz. Biz gelir, sizi buluruz. sî 5H sf: deta peri masallarındaki bir saray tesîri yapıyor. Bu camii 1488 de îkinci Beyazıdın mimarı üstad Hayreddin yapmıştır. Camiin sağ tarafındaki binalar darüşşifa ile on sekiz odah tıb medresesi sol tarafın dakiler de imaretle tabhanedir. Malum ya tabhane tâbü tuvan; olmıyanların yatıp dinlenmesine ve barınmasına mahsus bir nevi darülâcezedir. Yoksa bazlarının zannettikleri gibi tabahhane yani yemek pişirilecek yer değildir. Bunun yanmda da fodlahane ve değirmen vardır. Evliya Çelebinin dediğine göre burada bir de darülmaacin yani hastalara (macun) ilâç verilen bir eczane varmış, kı yoksul hastalara haftada üç gün bu radan ilâc dağıtılırmış. Avrupada aklî hastalıkların tedavisi için daha böyle müesseseler yokken burada yapılan bu darüşşifa Türklerin o devirdeki kültür yüksekliğini gösteren şeyîerden biridir. Evliya Çelebi bu tımarhanede on kişiik bir musiki heyeti tarafından hastalara haftada iki gün musiki çalındığını ve musikinin bir tedavi vasıtası olarak kulla nıldığını da söylüyor. *** F.G. Şiddetli poyraz İkbal vapuru, Halicde akıntı yüzünden bazı hasarata sebeb oldu Evvelki günkü güzel havadan sonra, gece saat yirmiden itibaren yağış başlamış. bu yağış geceyarısından sonra saat birden itibaren kara çevirmiştir. Kar, dün fasılalı bir şekilde ve bazan da tipî halinde devam etmiştir. Karadenizde de Şimdi geliniz şu meşhur darüşşifa ve karayel fırtması ve tipi henüz hüküm tımarhaneyi görelim. Darülmacanin de sürmektedir. nilen bu tımarhanede insan kendini Cağaloğlu hamammda zannediyor. Cumhuriyet gazetesinde iki Türk mimarı arasıncla vukua gelen münakaşalan elbet okumuşsunuzdur. îşte bu kavgalara sebeb olan tımarhane budur. Bereket versin Turhan Tanın meraklı romanı bunların etrafına toplanan kari kalabalığını kendine çekti de iş örtbas oldu. Vaktile bu büyük tımarhane kubbesi altında da kimbilir kaç zavalh çarşambadır çarşamba. perşembedir per şembe diye tutturmuş, birbirlerine giriş mişlerdi. Bereket versin küllâbinin sopasına, onları «ne perşembedir ne çarşam badır, ısınnm ha sataşma» diye bağırtarak ayırmıştır. Şimdi de bu kubbede asılı birkaç demir kelepçeden başka birşey kalmamış! Halicdeki kaza İşte îkinci Beyazıd camii göründü. Edirnenin şimaline gelen Tunca nehri sabillerinde şu yüzü mütecaviz kubbelerin crtasmda yükselmiş kutu gibi mikâbî ve iki minareli cami. Bizim Istanbuldaki Beyazıd camiine nekadar benziyor de ğ:l mi? Ayni üslub. Etrafında gördüğünüz o kubbeler de tabhane, hastane, tıb medresesi, imaret, fır.nla, hamam, değirmen ve saire. Malum ya eskiden camiler yalnız bîr ibadethane değil, ayni zamanda içtimaî birer müessese oîarak yapılırdı ve bunlar şehrin sitesini teşkil eder. Yani bü tün halkın ihtiyacını temın edecek binalarla kuşatılırdı. Salâtin camileri denilen bülün camiler hep böyle bir kül halinde inşa edilmiştir. Hamamlan, çarşılan, hanlan, medreseleri, mektebleri, bimarhane leri, kütübhaneleri hep bir sahada ve yanyana yapılmıştır. Cami Tunca nehrinin sağ kıyısında dır, bakın mikâbî şekıldekı bınası ve sülün gibi ıki mınaresile nehrın sularınm yaptığı akısler nekadar güzel. lnsana a CELÂL ESAD ARSEVEN #] ns yazılar 15, 17, 19 ve 23 şubat tarihli nushalarımızda çıkmıştu. Çekoslovakya harbe hazır {Ba.sta.Tati 1 ind sahüede} mmtakalardan emin yerlere naklettik. Hududlarımıza karşı yapılacak herhangi bir taarruz akamete mahkumdur. Hu dudlarımızdaki tahkimat sayesinde ordumuzun seferberlik işlerini kolayca ve rahat rahat ikmal edebileceğiz.» Dün sabah esen şiddetli poyraz yü zünden Halicde bir kaza olmuştur. Sabahleyin saat altıda köprünün aılmasından biraz sonra, Barzilây Benjamin kumpanyasına aid îkbal vapuru, Halicden çıkmak üzere köprünün gözüne gelmiş, kaptan, bu esnada şiddetle esen povrazm tesirile dümene hâkim olamamıştır. Bu yüzden sular, îkbali Eminönü cihetine doğru sürüklemeğe başlamış, Ikbal, evvelâ Halic idaresinin ilk postayı yapan vapuru üstüne yaslamış ve bundan kurtulduktan sonra da sahile düşmüştür. Birçok manevralara rağmen suların tesirinden kurtulamıyan İkbal. sahildeki yelkenli ve sandallarm üzerine de düşerek onları sıyırmış, kırıp geçirmiştir. Bu meyanda Şakir kaptanın En sevimli», Hüseyin kaptanm «îhsaniye>, Bayram kaptanın tHüsniye» ismindeki motörleri ile Eyüb kaDtanm motörü ezilerek harab olmuş, Salihin sandalı parçalanarak batmıştır. Ayrıca hasara uğrıyan sandallar da vardır. Bundan sonra Balıkhane iskelesine yüklenen İkbal, imdada yetişen Liman motörleri tarafından yedeğe alınmış ve buradan çıkarılmıştır. Deniz Ticaret müdürlüğü hasar miktarını tesbit et mektedir. Bursa 24 (Telefonla) Evvelki ak şamdanberi bilâfasıla kar yağıyor. Bu kar, bilhassa Orhaneli, Karacabey ve Yenişehir yolunda yanm metrovu geçmiştir. Orhaneli ile münakalât güçlükle yapılıyor. Mudanva postasını yapmakta olan vapur, iskeleye yanaşamamış, Gemliğe gitmiştir. Bursada 'hararet (8) dir. ROBERT DE SAİNT JEAN Balkan Antantı Konseyinin Ankara içtimaî [Başmakaleden devam) Filhakika dünya sulhunun büyük devletler âleminde tutunacak sağlam bir halka bulamad:ğı şu sıralarda vaktile dünyanın en karışık ve en karıştıncı sayılan Balkanlar mıntakasinın sulh ve sükun itibarile kat'î bir emniyet altında bulunuşu herkes için ve bilhassa Balkan milletleri için ibret ve iftiharla temaşa olunacak bir manzara teşkil etmektedir. Küçük devletlerden her biri kendi kendilerine büyük bir mana ifade etmiyebilir. Fakat işte böyle onların dördü beşi bir araya gelerek sadece sulhu ayakta tutmak hususunda ittifak edince kendiliğinden ortaya saygı ile karşılanmağa lâyık bir büyük devlet heyeti çıkmış olur. Bu heyetin kendi çevresinde sulhu temin etmesi zaten paha biçilmez bir menfaat iken onun kendi haddi ve miktarı derecesinde dünya sulhuna da hâdim olması elbette ayrıca şerefli bir hizmet teşkil eder. îşte Balkanlılar taş atıp kolları yorulmadan, sadece vaziyeti iyi anlayışın verdiği bir azim ve irade ile bu büyük neticeleri temin etmıs olmaktan nekadar gurur duysalar yeridir. Balkan Antantı devletlerinin hedefleri sulh olduğuna göre onlar bunu kendi çevrelerinde bir hakikat kıldıkları gibi dünya sulhunun gelişigüzel bozulmamasma da imkânları derecesiîe âmil olmağa çalışacaklarını söylemeğe hacet bile görülemez. Antanttan kuvvet alan her Balkanlı devletin Balkanlarda müşterek teminata bağlı sükun nisbetinde diğer cepheler için daha kuvvetli olacağı ispata ihtiyacı olmıyan davalardandır. Kaldı ki Antantın mecmu heyeti elınden geldiği kadar milletlerarası sulhunun beka ve devamına çalışmağı bir ideal vazifesi ve bir millî menfaat meselesi bilecektir. Büyük devletlerin çarpışmalarından küçük devletler ancak zarar görebilirler. Büyük devletlerin sulha zıd siyasetlerine alet olmamak küçük devletlerin gösterebilecekleri en ileri akıllılıktır. Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye Balkan çevresine aid umumî ve müşterek hayatlarındaki emniyetlerince en ufak endişeye düşmekten azade bulunmalılardır. İşte Balkan Antantının ruhu. Yalnız bu bile başlıbaşına büyük bir menfaattir. Bunun haricindeki çok şerefli diğer menfaatler de işte Balkan Antantmın Balkanlar çevresinde temin ettiği bu sulh ve sükun hakikatinden doğmaktadır. Arkasmda kendisini tehdid edici endişe bulunmıyan her devlet bu tarikle elde ettiği serbestlik neticesinde gerek millî menfaatleri, gerek dünya sulhu için elbette daha kuvvetli ve daha havırlı bir vaziyetin sahibi olur. Bizim gördüğümüze ve samimî kanaatimize göre Balkan Antantına dahil devletler Avrupayı iki büyük ideoloj blokuna bölen nazariyelerin ve iddialann haricindedirler. Bu da kendileri için ayr bir kuvvettir. îdeolojiler nihayet dahil' idareleri alâkadar eden nazariyelerdir k zamanla gelip geçebilirler. O halde biz dahilî işlerinde her memleketi kendi haline bırakarak gözlerimizi yalnız sulh gayesine dikmiş bir halde yolumuza devam ederiz. Nitekim Antant devletleri binnefis Balkanlılar arasmda mütekabilen yekdigerin dahilî idarelerile meşgul ve alâkadar olmazlar. Sulh gayesinde 1 Paşa bardağı! Nükte savurmayı sevenlerin kıymetsizliğine rağmen sevgi ve saygı görenlere telmih için «Paşa bardağı»; tabirini kullandıklarma arasıra tesadüf edilir. Bu sözün nereden geldiğini, dikkat ediyorum, kullananlar bile temyiz edemiyorlar. Bu sebeble izah etmek istedim: Tanzimat devri ediblerinden Sadullah Paşanm babası Esad Paşa Sayda valisi iken Kapdanı Derya Halil Paşa donanma ile limana gelir, birkaç gün kalır, her ziyaretinde Esad Paşadan: «A. Ne güzel şey» diyerek birçok eşya alır, donanmanm hareketi sırasmda bir ziyafet çekerek Esad Paşayı davet edince de hatınna yapmış olduğu yüzsüzlükler gelir ve şöyle bir teklifte bulunur: Ben sîzden çok şey istedim. Verdıniz. Siz de iyi kötü birşey isteyiniz de takdim edeyim. Esad Paşa gülümsiyerek dört yanma bakınır ve üç kuruş değerinde bile bulunmıyan büyücek bir su bardağını alıp uşağına uzatır: Paşa hazretlerinin, der, yadigârî olsun. Güzel sakla! 2 Şerif Hasan vapuru! Ağdalı kelimeleri, terkibleri yanlış okumak ve söylemek eski devrin cahil rv cali için zarurî idi. O devletlilerden bir bahriye nazın tersanede yapılıp da Şeref« resan adı verilen bir vapurdan bahsettik^ çe «bizim Şerif Hasan vapuru» dermiş* Tabir, konuşmada ve okumada gülüna yanlışlar yapanlan tezyif için kullanılır* di. 3 Malakof tabyası Meşhur Kınrm harbinde Sıvastopol stihkâmlarını düşürmek müttefik ordular için pek kanh fedakârlıklara malolmuştu. Aylarca hücumlar yapılmış ve muvaffakiyet elde edilememişti. İşte bu savaşlar sırasında Malakof tabyası bilhassa şöhret kazandı ve sulhtan sonra peyda olan şişkince kadm etekliklerine «Malakof abyası» adı verildi. Bu moda İstanbulda da kıymet bulmuştu. 4 Mihale borclu! Bu tabir öbürlerine nisbetle yenidir ve rahmetli Talât Paşadan kalmadır. O, herhangi bir şahsın aklını kıt, idrakini gevşek görürse ve bu kanaatini yakmlarından birine de hissettirmek isterse: «Mihale borcludur» derdi. Parolamsı kullanılan şu tabir yüzünden gülünc bir sahne de çıkmıştır: Talât Paşa, kuvvetli surette iltimas olunan bir adamı lzmire mektubcu yapmak zaruretini duyar. Fakat işi kat'ileştirmeden viâyet valisinin fikrini sorar. Vali, o sırada Dahilıye Nazın bulunan Talâtın tabirini kullanarak, yani «bana yollamalc stediğiniz adam Mihale borcludur» di yerek kısa ve menfi bir cevab yollar. Taât da o cevabı, mektubcu yapılacak kimseyi ısrarla tavsiye ve himaye eden meb'usa gösterince adamcağız şaşırır: Aman efendim, der, zavallınıö Mihale borcu varsa ne çıkar?.. îçimizden kaç kişi borcsuzdur. Meselâ benim da birkaç yüz lira borcum var. Talât Paşa gülümser ve şu cevabı ve^ nr: Borc yigitin kamçısıdır amma Mihale borclanmak fena. Çünkü Mihal faiz yerine borclunun aklmı alıyor!.. M. TURHAN TAN Operada grev de işte böyle olur! Artistler dekorların içinde yatıyorlar Varşova 24 Opera grevi devam ediyor. 450 artist, dekorcu, müzikçi ve 200 ü kadm olmak üzere dansörler ti * yatro binasını işgalde devam etmekte a dirler. Birçok lokantalar grevcilere yiyecek» içecek göndermişlerdır. Tiyatronun aksesuarları grevcilerin ikametlerini mümkün olduğu kadar hoşça geçirmeleri icin istimai edilmektedir. Ezcümle bariton Mossakovski evvelkî gece yatağını «Lohengrin kuğusu» içinde vapmıştır. Grevin komünistler tarafından idare edilmekte olduğuna dair bazı şayıaları tekzib etmek için grevciler dün sabahleyin ve akşamüzeri millî marşı söylemişlerdir. (a.a.) birleşmiş olmak onlara kâfi bir dostluk ve hatta ittifak bağıdır. Yukanki satırlarla Antant devletlerinden her birinin, yani hepsinin en samimî kanaatlerirt tercüman olduğumuzu samyor ve Ankarada toplanan müttefik delegelerin sayın şahıslarında mensub oldukları kardeş milletleri hararet ve muhabbetle selâmlıyoruz. Bursada Izmit ve mülhakatında İzmit 24 (Telefonla) İzmit ve mül hakatma kar yağmaktadır. Kar, 10 san timetreyi bulmuştur. Mülhakata giden yollar kapanmıştır. Münakalât güçlükle temin edilmekte. posta nakliyatı hayvanlarla vamlmaktadır. Filistinde askerî harekât gene genişledi Kudüs 24 Cenine mmtakasında büyük mikyasta askerî harekât icra edilmektedir. Bu mıntakada son tecavüzlerin failleri olan müsellâh çeteler araştırılmaktadır. Yollar zırhlı otomobillerle doludur ve Park Londradan sonra Parisi ziyaret eden Yemen Prensi Seyfülislâm tayyareler mıntaka üzerinde uçuşjar yapmaktadır. .(a.a.). Elhü,sşynıt Laa.\:rg müzggmde bjr Sfenks heykeli önünde. YUNUS NADt

Bu sayıdan diğer sayfalar: