20 Kasım 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

20 Kasım 1934 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

© Fakir olmak için Hindistana giden bir Amerikalının başından geçenler çıktığı kadar bağırıyordum. Fakat o hiç aldırmıyordu. Yarım saat kadar mükemmel “Ben avazım bir dayak yedikten sonra beni Dünyada mevcut garip ve fen. ce henüz esbabı meçhul hâdiseler. den biri de Fakirizmdir. Hind fakirleri denilen bu şa yanı hayret adamlar, günlerce diri diri toprakta gömülü kala bilirler. Sivri uçlu çivilerin üs tünde kuştüyü yatakta yatar gibi yatabilirler, ateşleri akide şekeri gibi yerler, en keskin kılıçları ka. rınlarının bir tarafından batırıp diğer taraftan çıkarmak onlar için işten bile değildir. Avuç dolusu iğ ne yutmak camları kıtır kıtır ye mek ise her gün sabah akşam yap- tıkları şeydir. Hele kollarma, ya naklarma şişler (& saplamak kadar kendilerine zevk veren şey yok tur. Bu şayanı hayret hareketleri fakirler nasıl yapar? Zaman za. man dünyanın muhtelif tarafların da bu bahis üzerine münakaşalar yapılır. Bir kısım âlimler bu işleri hokkabazlık, göz boyacılık adde - derler. Bir kısmı iradenin fevka lâde bir şekli halinde göstermeğe çalışırlar. Biz işin ilmi tarfının münaka - şasını âlim efendilere (o bırakarak eğlenceli tarafiyle meşgul olaca - ğız. Kaliforniya Üniversitesi felse- fe şubesi mezunlarından Çarl Kip isminde bir genç bu şayanı hayret işe fevkalâde merak edermiş. O - kuduğu kitaplar merakımı bir türlü teskin edemediğindn nihayet bir gün bunun,esrarını (o çözmek için Hindistana gitmeğe (ve fakirliği yakinen tetkik etmeğe, mümkün olduğu takdirde bir fakir olmağa karar vermiş. Derhal nesi var, ne- si yoksa satıp savmış. Hikâyenin ötesini Çarl Kipe bırakalım: “Bombayda vapurdan inerek! evvelâ mütevazi bir otel bulup yer leştim. Bir gün istirahat ettikten sonra sokağa çıktım ve bir fakir aramağa başladım. Öğleye kadar kızgın bir güneş altında beyhude yere sağa sola taban teptiğim hal. de hiç bir fakire rast Oo gelmedim. Yahut gördüğüm herkes fakirdi. Hepsinin gözleri çukura batmış, vücutları tahminin fevkinde zayif, başlarında sarık, acayip kıyafet. li adamlardı. Nihayet beyhude © yere taban tepmenin hiç bir fayda vermiyece- ğini anladıktan © sonra bir kasap dükkânma girdim. Kasap az bu « çuk İngilizce biliyordu. Dükkân -' dan içeri girer girmez kasap beni müşteri sandı: —Et mi istiyorsunuz? diye sor- du. — Hayir bir fakir, diye cevap verdim. — Anlamadım.. — Ben Amerikalıyım. Amerika- dan buraya fakirlerin hayatını tet- kik etmek için geldim. Fakat sa - bahtan beri dolaştığım halde bir tek fakire bile rastlamadım. Bâna bunların bulunduğu yeri gösterir! seniz çok memnun olurum diye! ilâv ettim. | Kasap sözlerimi işidince göz - lerini fal taşı gibi açtı. (Hemen duvarda asılı duran pala gibi et HABER — Akşam Postası . HABERi Hikâyesi, 30 serbest bıraktı,, a İH3r iğ Bir Hintli fakir — Elveda hayat.. Diye mırıl - danıyordum. Bu cani hörifin beni derhal boğazlıyacağı muhak - kaktı. Nitekim işte sol kolunu srva- dı. Pırıl piril parlıyan bıçağı ha- vada bir ik salladıktan sonra ken - di koluna sokuverdi. (o Sözlerim yanlıştır (osanmayın Gazetenin tertip hatası olduğuna ihtimal ver- meyin, Sermürettip — Evet kendi, bizzat sıvamış olduğu Okendi sol koluna sokuverdi. Bıçağın yarısı - nın kolun diğer tarafından çıktığı. nı gördüm. Hakikati şimdi anlı yordum. Bu adam bir türlü arayıp bulamadığım şu meşhur fakirler - | den biriydi. Gözümde eskisine (o nisbet - le yüz misli büyümüş olan kasaba hürmet ve hayranlıkla bakıyor - dum. Kasap bıçağı tekrar kabze - sinden tutup bir çekişte kolundan çıkardı. Ve eski yerine astı. Parmağını tükürükliyerek yara yerlerinde gezdirdi. Ne bir damla kan aktı, ne de yaradan bir iz kal- İ dır ki iki ders sonra artık gece ya- tarken yastık kullanmazlar, — Peki ya ne yaparlar? — Yastık yerine keskin bir kılıç koyarlar ve öylece uyurlar. Bir an boynumu böyle keskin bir kılıç altında hissettim. Tüyle - rim diken diken oldu.. — Maamafih zannedersem ben o kadar kabiliyetli değilim. — Onu bunu bilmem. Şimdi sen ders almak istiyormusun? — Şüphesiz isterim. — O halde ver 800 doları, — O kadar acele etme (o canım. Dur hele, biraz (o pazarlık edelim. i Bir ders 100 dolar çoktur. — Sen bilirsin., — Biraz iskonto yapmaz mı- sın? — Kat'iyyen.. Düşündüm, herifin o hakkıda vardı.. Fakirlik gibi bir şeyi öğ - rendikten sonra Amerikada mil - yoner olmak ve sinema perdesin- görüp te âşık olduğum Con Krov- fort ile evlenmek işten bile değil - i ta zoru görünce, silâhlarını ona | kız, hizmetçilerin taktığı peruka- | Lort Enton, kralı devirmek, x- rine geçmek istemişti. Fakat, mu- vaffak olamamıştı. Muvaffak ol- mak şöyle dursun, hezimete uğra- mıştı. Hem de nasıl hezimet... Kahkari dedikleri cinsten! Bütün askerleri bozulmuştu... Hattâ, dahası da var: Karşı taraf. çevirmişlerdi! Ne kadar dostu varsa düşman kesilmişti... Az daha ele geçirile- cekti. Zamanm âdeti vechile, o- dunların üstüne çıkarılarak, yakı- lacaktı... Yahut ta, — eğer kral isterse — ellerini, ayaklarını baş- ka başka katırlara bağlıyacaklar; vücudunu hurdahaş edeceklerdi. şehir şehir dolaştıracaklardı. Bir mucize nevinden kurtul- muştu, Muhasaradan çıkarak kaç- mıştı. Ona, Mak Donald isminde bir lardan bir tane vermişti. Elbisele- rini de ona göre giymişti. Bu saye- | de, dikkati celbetmeden ara yer- den siyışıvermişti. Bir sala'atlamıştı. Boğulmak tehlikesiyle yüzyüze gelmişti. Or- manlarda sabahlamıştı. Tam 'mâ- nasiyle serseri kılığına girmiş bu- lunuyordu. Elbiseleri liyme liyme olmuştu... 4 Kendisine azıcık merhamet «- den bir iki adam kalmıştı. İhtimal bunlar da “ne olur ne olmaz! diye düşünüyorlardı. — Belki bir gün talih gene değişir... Kral ölür... İşte bunlar, onu bir takım hay» dutlarla tanıştırmıştı. Bir kaç haf- ta dağ taş aştıktan sonra, Prens, nihayet bir sahile ulaştı. Burada bir kaçakçı gemisi bek- liyordu. Gemi, onu oradan alarak, Fransa sahillerine atacaktı. Böy- lelikle kurtulacaktı... Sonra, kafasını bir mızrağa takıp İ i mağraya döndü. Pejmür' i mek istiyordu. Ilar da ele geçmekten ko yi İ dı. Fakat, onun kadar değil ra, şahsen tanınmıyorlardı- rinden silâhı, bellerinden ri attıkları vakit alelâde benziyorlardı. Prensi ise, tanımıya” Bilhassa takip ediyorlardı: İ taraflarına geldiğini bül renmişti. Ancak, henüz “ | ğını, bir yerde saklı bulunö" biliyorlardı. Kendisini ele 5 mek istiyorlar, ölü yahut di rak teslim edene mükâ dediyorlardı. Bunun haberi, prensin *“ ulaşıyordu. Haydutlar dışar! kıp da geri döndükleri 28! havadisle dönüyorlardı. k Bir gün, içlerinden biri, seleri altından bir kızarmıf ” çıkarıp prense uzatlı: i — Buyurun... Yiyin... Kur mek yemekten mahvoluyo — Çok mu paran var ki aldın? — Hayır.. Sade bir vardı, — Öyle ise?... — Siz rahata, bolluğa bir insansmız... Yiyin! Biz, ekmekle de yaşarız... Sonra, anlattı: — Bugün, kalabalığa şehrin kapısından içeri Duvarlara. yaftalar yapıştı lar... Sizi arıyorlar... Teslim & para veriyorlar. Bunu iyice # dim — Kaç para?... -diye, pref” si titriyerek sordu. — 30,000 altın... Kral, orlu bebemehal ele#” Prens: — Peki niçin beni teslim yorsunuz? — Teslim etmek mi?... Ye yır... Biz bu kadar a Sehpadan, katırdan, satırdan" kurtulacaktı. gi Fakat, bir. küürlüütçençr Bömisi gelmiyordu. Prensin gözleri ufuk- taydı... Aradan bir iki ay geçtik- ten sona, bütün ümidi kırıldı. Yedi haydutla beraber oturu- yorlardı. Bir indeydiler... Haydut- adam eliyle kapıyı işaret ediyor -Jo hiç aldırmıyördu. Yari du. Çarnaçar itaat ederek çıktım. Fakat otele vasıl olunca bey - nim attı. Zira cebimde duran 800 doların yerinde yeller | esiyordu. Hemen koşa koşa kasap dükkânı. na döndüm: — Sakm paramı burada düşür- müş olmıyayım. 800 dolarım kay- bolmus, dedim. — Derin sen çıkarken sana ilk | dersi veriyorum demedim mi? — Evet., Evet.. Hatırlıyorum. | — İşte sana onu söylediğim an- da cebinden para cüzdanmı ve içinden 800 doları aldım. Al sana boş cüzdanını iade ediyorum. İster istemez vaziyeti kabul et- dı. Yarım dakika sonra kol ta - | di. Hususiyle güzel artist şimdi | mek mecburiyetinde idim. Hintli: mamen tabif şeklini aldı. Srvamış olduğu kolunu indirirken bu sırrı bana da öğretmesini rica ettim . Uzun uzun düşündü. Sonra bana döndü: — Kaç paran var? — 800 dolar., — Benim bir dersim 100 dolar - dır. Razı olursan sana sekiz ders veririm. — Bu sekiz dersten sonra ben kocasından o boşanmış ve duldu. | Derhal razı oldum. — Peki kabul ettim. — Paraları ver öyleyse,. — Hemen şimdi mi? — Şimdiya... — Dersi yaptıktan sonra veri - | rim. Amerikada usul budur. Hintli kasap kızdı, Gene göz - lerini açarak bana dikti. Ellerini ! bir kaç defa bana doğru o uzatıp bıçağını yakaladı. Benim korku 'İ de sizin yaptığmız gibi bıçağı ko- | çekti. Sönra: dan nefesim kesilmişti. mıldayabiliyor, ne de kaçabiliyor- dum. İçimden: Ne .kt -| Juma saplayabilecek miyim? — Bu hususta senin şahsi kabi- liyetine bağlı. Öyle insanlar var - | — Haydişimdi git.. Birinci der- — Yarın akşam gel sana ikinci dersi vereyim. dedi. Ben de öyle yaptım. Akşam üzeri dükkâna geldim. Beraberce çıktık. Bir sürü karışık sokaklardan geçtikten son ra yüksek dıvarlı bir eve geldik. İçeri girdik. Evde bir çok hizmet- çiler vardı. Hepsi bizi selâmlıyor- lardı. Altkata indik taş bir odaya girdik, Adam bir işaret yaptı. Beş altı hizmetçi üzerime atılarak be « ni sımsıkı bağladılar, Hintli uzun bir kamçı ile evvelâ beni mükem- si yaptık. Dedi.. Bu işte hiç bir şey | mel surette dövdü. Ben avazım anlamamıştım. Fakat esrarengiz İ sıktığı kadar bağırıyordum.Fakat gı, veee eManetsiniz... gün, ormanda gene karşı karak, neniz var, neniz Yi p baca sizden alabiliriz... Faki safirimizken satmak?.. . yok... Çeviren: (Hadice Sür dar dayak yedikten sonra best bıraktı. Ve: i — Bu ikinci ders dediktefE ra kapı dışarı itti, Üçüncü derse maalesef gi dim. Çünkü yediğim mü dayaktan sonra bir hafta z çıkamadım. Nekahat det girdiğim zaman Hintli ği limde ziyaret etti. Hatır?” duktan sonra: eta — Ne yaparsın? Vücud biye etmek lâzım. Bu ali etlerin crmbızla nasıl ke nı ve bir avüç iğnenin " gi” duğunu öğreteceğim. Art gün de diri diri toprağt sf nin sırası gelecek. dedi v Korkudan tirtir titriy 5 mükemmel dayağı yedi bir engizisyon odası m* ş# da olan o yere imkânı *” mezdim. Nitekim derh* çıktım. KonsoloshaneY? bedava bir pasaport o akşam Nevyorka bere bir vapura atladığım p7 hiş memleketten be Bu suretle Hindist iv mak için giden Çarl KE li ten fakir olarak avdet M5 “ z

Bu sayıdan diğer sayfalar: