26 Ocak 1933 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 8

26 Ocak 1933 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

140 Ni SERVETİFÜN UN Osmanlıların bir rakkas gibi Avusturya'dan İran'a doğru sarkmaları zamanı gelmişti. Burada iki müslü- man millet iki düşman safı halinde çarpışacaktı. Her iki taraf ta müslüman olmakla beraber arada sünnilik şiyilik ihtilâfı vardı. Süleymanı bu cenup seferine ikna etmek için fazla israra lüzum yoktu ve Sadırâzam İbrahim Paşa hükümdarı pek fazla kışkırtıyordu. Yal- nız Süleyman'ın gözdesi Roxelan efendisinin Sadırâza- ma olan itimadını kırmak için uğraşıyor, harbe muarız bulunuyordu. Haremin bu meşhur gözdesi, Süleyman harpte ölecek olursa şehzade Mustafa'ya taraftar olan Sadırâzamın onu tahta geçireceğinden kuşkulanıyordu. O zaman mevcut bir nizama göre böyle bir hal ola- bilir ve gözdenin kendi oğulları şehzade Cihangir, Selim ile Bayezit saltanatın istikrarına tehlike teşkil etmek dolayısile idam olunabilirdi. İbrahim gurur ve gaflet içinde bu fettan kadının elinde oyuncak gibi idi. Cephedeki ordunun başına geçti ve İran'a taarruza adı. Dalavereler çevirerek şahsi rakibi olan Def- terdar İskender'i idam ettirmeğe muvaffak oldu. Sonra Sadırazamlık sıfatına ilâveten Seraskerlik ünvanını da aldı. Tabriz şehri Türk ordusuna teslim oldu. Süleğman İbrahim'in bu muvaffakıyetini duyunca kendisi de kaçan şah Tehmaseb'i takip etmek ve bir hükümdara yakışan zaferi kazanmak emelile yola çıktı. ' Sultan ve ordusu yolda çok sıkıntı çekti. Bir dağ geçidinde müthiş kar fırtınasına tutularak perişan oldu. Fakat Süleyman'ın askeri mahareti ve onun kabiliyeti burada da kendini gösterdi. Hükümdar cenuba doğru inerek ilkbahara kadar kalmak üzere Bağdat üzerine yürüdü. Harur.urreşidin bütün debdebes'e s ıltanat sür- düğü şehrin muhtelif hudutlarla sulayan Dicle hehri sahillerinde hurma ağaçları göründü. Müdafaasız sur- larının arkasından camilerinin, sayısız ziyaretçilerin tevaf ettiği binaların minare ve kubbeleri yükseldi. Süleyman Bağdat'a varmıştı. Timurlenk'in ve diğer cihangirlerin takip etüği dolambaçlı sokakları takip etti. Kapılar çatırdadı ve arkasından kapandı. Gurur ve zafer içinde saraya çekildi. Asur karalla- rının alâmetlerini ve süslü metrukâtını onun ayaklarının altına serdiler. Lâkin şah Tehmasep yakalanır gibi değildi. Ve Süleyman bu uğursuz ve neticesiz seferden payitahta dönmeğe mecbur oldu. İbrahim dümdar müfrezelerini hükümdarın yoluna ipek saçmak için geride bırakmıştı. İranlılar bir baskın yaparak bu müfrezeleri kılıçtan geçirdiler. Sadırazamın şahsiyeti etrafında kara gülleler dolaşıyordu. Roxelan Sultanın kulağına onun aleyhinde zehirli sözler fısıldayordu. Bu kadın İbrahim'in tehli- keli gururundan enirikalarından hiristiyanlarla olan gizli temasından bahsediyordu. Nihayet Süleyman bu sözlere kandı, Sadırâzamı saraya çağırdı. O gece hü- kümdar teessür içinde bu eski dostundan ayrıldı. İb- rahim bitişik odada yatacaktı. Hükümdarın daima uyuklayor gibi görünen çthre- sinden hiç bir kara haber sezmemişti. Çünkü Süleyman İbrahimi o kadar çok seviyordu ki müddeti hayatında İbrahime el kaldırmıyacağına, kimsenin el kaldırmasına imkân vermiyeceğine yemin etmişti. Halbuki âile sev- gisinin tesiri altında kalan Sultan, bu yemini safsataya No.1909—217 boğdu ve bir harem ağasına meşum emri verdi. İbrahim öldürülecekti. Fakat Sultan (yaşarken) değil (uyurken) öldürülecekti. Uyuyan İbrahim'in gırtlağı üzerinde katil harem ağasmın hançeri kaydı. Vurmuş fakat eli titrediği için öldürememişti. Hançerden acı bir yara alan zavallı kurban döşeğinden sıçradı, ve odada müthiş bir bo- guşma koptu. Ve nihayet düşen bir gövdenin sesi hain duvarlarda akisler bırakmış ve İbrahim ölmüştü. Yüzlerce sene harem ağaları duvardaki kan lekele- rini işaret ettiler ve İbrahim'in diğer Osmanlı Sadırâ- zamlarının takip ettiği yolda kaybolduğu karanlık gecenin hikâyesini tekrar tekrar anlattılar. Onların rivayetine göre bitişik odada yatan Süleyman uyanmış, fakat eski ve aziz dostunun ölüm çığlıkları gözdesi Roxelan'ın fırtınalı puseleri içinde boğulmuştu. Ibrahim ölmüştü, bununla beraber Roxelan'ın oğul- larının tahta geçmesine mani olacak şehzade Mustafa henüz sağdı. Muhteris kadının zekâsı onu ortadan kaldıracak plânları tasarlamakla meşguldü. Fakat en- trikalar çeviren yalnız Roxelan değildi. Vükelâ arasında muthiş dolaplar dönüyordu ve Süleymanın karşında bütün kalbile ürken hiristiyanlık kendi ordusundan ziyade bu dedikodulardan yardım görebilirdi. Osmanlı'- ların düşmanları için teselli ve ümit vardı. Osmanlı donanması zayıftı. Orta Asya'dan gelen Türkler deniz muharebesinden hoşlanmamışlar ve deniz kuvvetini ihmal etmişlerdi. Ve Akdeniz'de hâkim olan donanma İtalya hükümetlerinin, Habsburgların, Rodos Şövalye- lerinin kadirgalaridi. Fakat Süleyman artık bu zafer yoluna da girmek üzere idi. İran seferine çıkmazdan evvel kalabalık divanında bir adamı huzuruna kabul etmişti. Bu adam zinde vücudile yaşına inandırmıyacak derecede dinç bir gemici idi. Sultan onun parlak ve açık alnının altında kendisininkiler kadar cevval ve sert bakışlı gözlerile karşılaştı. Kır düşmüş kırmızı bir sakalla örtülmüş olan çehrenin' Akdeniz'in ve Adriyatik'in hiristiyan gemici- lerinin iyice tanıdığı ve öğrendiği bir manzarası vardı. Hükümdarın divanında heybetle duran bu adam deh- haş korsan Barbaros Hayrettin idi. Midilli adasında doğmuştu. Babası bir sipahi idi. Bir muharebede ölen kardeşi Oruç'la beraber Berberiye sahillerinde bir korsanlık hâkimiyeti tesis etmişler Venedik ve Ceneva nın deniz yollarında dehşet salmıştı. Tahtında oturan Süleyman karşısındaki kahraman korsanı süzüyor, her iki tarafta birbirinin ehemmiye- tini ölçüyordu. Türkiye'yi birinci derecede bir bahri devlet haline sokmak için Süleyma'nın bu büyük ge- miciye ihtiyacı vardı. Barbaros'un Cezayerdeki üssü bybrisi Mısır'daki Türk paşalığını tehdit edebilirdi, kırmızı sakallı gemici bunu bilmiyor değlidi, Şari Ken onun hiçe sayamıya- cağı bir düşmanı idi; Cenova'lı Amiral Andrıya Dorya' nın filosu ile daima mücadele ediyor ve Akdeniz'e hâkim olmak üzere Barbaros'la Andriya Dorya daima bir duello içinde çarpışıyorlardı. Süleyman insanların kıymetini takdir etmek hususun- daki dehasını bir kere daha gösterdi: Barbarosa bütün bahri kuvvetlerinin kumandanlığını vererek onu ( Kaptan Paşa ) yaptı. Ve kendisi İran seferine çikti. — Devam var —

Bu sayıdan diğer sayfalar: