7 Mayıs 1936 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 6

7 Mayıs 1936 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

370 SERVETİFÜNUN yz Sami Paşazade Sezainin Ölümü Karşısında: En Büyük Şairimiz Abdülhak Hâmidın Teessürleri Sami Paşazade Sezginin acı ölüm haberini duyar duy- maz, yüce şair Abdülhak Hâmidi hatırladım. Onlar, bü- tün bir ömrü beraber geçirmiş, iki candan arkaduştılar. Bezainin ölüm haberi Hâmidi nekadar üzecekti. Bun- ları düşünürken nasıl bir kuvvet beni sürükledi, bil- miyorum. Telefonu açtım ve şairi buldum. Fakat ne soracaktım 7 Bunu ben de bilmiyordum; söze başlı- yacalıri saniyede : — Vü bilmiyorsa... diyn düşündüm. Evet, büyük acıyı kendisinden saklamışlarsa ; Hayır, telefonda ko- nuşamıyanaktım. — Üstad, dedim, sizi tallwisz etmem” müsaade- nizi rica #iscektim, Bir an süküt oldu. Sonra: — «Çak mitreitim. Ço üzüntüdeyim.» Dedi, Hire; esniyilen #iira ilâve elti: — Bekliyorum. ikilübilirsin.. “". Abdülhak Hâmid, “e dalgın ve çok sinirliydi. Billerini uğuşturuyor, şezlongta mütemadiyen kımıldı- yordu. Eşi Bayan Lüsiyeni “ezainin evine göndermişti. — <fiwlmedi.. Nereşe gömeceklerini bilmiyorum. Cidemezsem çok üzüleciiiliri,» Diyordu. — Sezai İelğlin dedim. Gözleri derinlere, çok iletin ve uzaklara bakar gibi daldı. — <telâl.. İelâlin yanına..« diye mırıldandı. Sonra; — «<Olelâliçok #verdi, #sdi. Minimini kızdı İolâl,» -—- İBirnmi İl& op Yürek İareilinmiz 1. — «tpüleil bildik bileli. Çamlıcada komşuyduk. Konaklarımız tutyikii.- O çocuktu, Ben henüz genç- tim. Babası Sami Pöşwilin beraher İ'arsça ders glir- dık.) Sezai ile muhabbetimiz, Esrabetin fevkindedir. Çok fevkinde.. Bezmi büyük bir adamdı. Bir umman- dı o. Pek uzakta sahilleri “iin bir umman, O um- manın sahillerinden biri Namık Kewaldi, diğeri Re- caizade Ekrem. Bir kenarında da ben vardım. Sezai nin ziyai için milinin gönlüm taziye vermek ister.» Ağır ağır söylüyor, Arada bir pencereden dışarı bakıyordu. Gözleri bir alev gibi parlıyor, yanıyor gi- bi oluyordu. Sözlerine ilâve etti: — «Kendimi de muhtacı taziyet, hem çok muh- yanına Göksuda gömülecek. ve ben bazan Sezai.. Altmış yıl hiç ayrılmadık. Ayrı dü No. 2072 —387 bulunduğumuz zamanlar dg kalben, ruhan yanyanay- dık. Daima mektuplaşırdık. Ben Londrada, Brükselde iken gelir beni görürdü. Bir gün Madridden beni gör- meğe gelmişti. Çocukluk, gençlik hatıralarımızı daima anardık. O çocukken bir gün bihçede havai fişek atıyordu. , — Sezai, dedim. Bu havai fişeği atıyorsun. Sonra” sana havai Bey deriz, dedim. Bunu hiç unutmadı. Her zaman söylerdi. Onun büyüklüğünü anlıyanlar pek mahduttur. Ekseriyeb onun kabiliyetini idrakten &cizdir. Sezai manzum şiir yazmazdı. Çünkü bir de- nizden katre çıkar mıf. Denizden dalgalar çıkar. Manzum söz ona bir mel'abei subyan gelirdi. Fakat bütün sözleri, manzum olmamakla beraber mahza giirdir. Sezainin ne ağzından ne de kaleminden ba- yağı bir kelime çıkardı. Edebiyatta küçük nüveleri ilk defa o yazdı. Onun mevcudiyeti malümattı,» i Üstada Şezainin hastalığını sordum : — «Beş aydır hastaydı, dedi. Bir gün ziyaretine gitmiştik. Nezlesi vardı. Bizi yanına sokmadı: — Uzaktan konuşalım. Elimi sıkmayın, belki has- talığım geçer.. dedi. Kendisine nasihatte bulundum. Sokağa çıkma, de- dim. Çok zayıftı.» Konuşmamız Hâmidi yoruyordu. Sevgili arkada- şının hatırası ile başbaşa kalmak ister gibi olduğunu hissediyordum. Bu his, beni başka bir gual sormak- tan korkutuyordu, Üstad, görünmiyen, yanında olmı- yan kimselere söz söyler gibi: — «O çoktanberi ebediyetteydi, diyordu. Sezai, ebedi bir adamdı. Şimdi hakikaten ebediyete gitti.» Birden yerinden kımıldadı : — «Onun ölümü benim için büyük bir evenman- dır, dedi. Nöbet benimdi. O benden sekiz yaş kü- çüktü... Masanın üzerinde duran üç köşe çerçeve içinde- ki üç resme gözüm dalıyordu. Abdülhak Hâmid : — «Evet, dedi, onlar bir müsşeileşti. Namık Ke- mal, Recaizade Ekrem, Sezai. Üçü de gitti. Beni yalnız, yapayalnız bıraktılar İ» Sezai, Hâmide gönderdiği resminin altına şun- ları yazmıştı: “Namın sana senadır,. Abdülhak Hâmid ile bir saat Sezainin hatıralarını andık. Hizmetçisinin getirdiği kahveler söğumuştu. İçi sızlatan şeyler konuşuyorduk. Hayatın çok büyük acılarına göğüs geren şair — «Bugün bağrımızı yakan acılarla içimiz dolu.. Fakat insanız. Atalarımız: «Acı yeri başka, aç yeri başka» demişler, Ne doğru» dedi. Abdülhak Hâmidi büyük matemi içinde bırakarak ayrıldım. ğ Niyazi Ahmed

Bu sayıdan diğer sayfalar: