13 Temmuz 1939 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 15

13 Temmuz 1939 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 15
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

No. 3238—5353 UYANIŞ 127 Halikarnas (Bodrum) kıyılarında Bir Gezinti — 121 inci sayıfadan devam — Ebediyyen yeni maviler! Yeni ye- mişler! Yeni yeni havalar! Gözle- rinize inamaz gözlerinizi uğuştu- rursunuz, gene bakarsınız. Tâ za- manın meçhul başlangıcındanberi, madde olarak, esir olarak, cennet olarak, hayal meyal hatırladığınız bir diyara geldiğinizi anlarsınız. Sözü, soğuk şimal iklimlerinde yaşayıp ölmüş, fakat bir müzede gördüğü Arşipele ait bir resmi hiç unutamamış olan Dostolevsky'ye bırakıyorum, Kendisi o hikâyesine «Gülünç adamın rüyâsı» adını tak- mıştır. Hamlet, ne kadar Shakes- peare'in kendisi ise, gülünç adam da o kadar Dostoievsky'nin ken- disidir. Fakat insanlarda, mantıka gelmez bazı derin duygulara gü- denler olur. Onlar gületnesinler di- ye, karların karanlıkları içinde ışıkların parıltısının rüyâsını gö- ren Dostolevesky rüyâsına gülünç adamın rüyâsı demiştir. — İşte: «Güneşin ışığı harlayıcı olduğu kadar da esiri idi. Hava heafifti, büyülüydü, bir cennetin rüzgâr gibi! Arşipel kıyısında bir adaday- dım, her şey maddeten tıpkı biz- deki gibi idi, fakat her şeyde bir bayram günü neşesi ve parıltısı vardı. Zümrüt bir deniz kıyılarda münis münis şıpırdıyordüu; kıyıyı gözle görünen bir sevgi ile öpü- yordu. Ağaçlar büyüktü, yeşillik- leriyle aşgın ve taşgındılar. Mavi- lerde uçuşan kırlangıçlar o uzun ve canlı ötüşleriyle sanki sevgi sözleri söylüyorlardı. Bu mesut el- lerin sükkânını gördüm. Gelip be- ni sardılar. Güneşin evlâtları idi- ler. Ne güzeldiler! İnsan güzelliği- min bu kadar kemale ermiş bu- lunduğu bir başka yere, daba rast gelmedim. Belki ancak çocukları mızda, ve en körpe çağlarda bu güzelliğin hayal meyal bir hâtıra- sı bulunur. Bu sevimli insanların gözleri sâkin ve mesut bir ışıltı ile ışıldıyordu. Yüzümden kederin bütün izlerini sildiler.» Gene Dostoleveaky'nin kendisi “lan Siravruginin (Stavruginin iti- gafları) ndaki rüyasında: — «bir rüya gördüm Arşipelin büyülü kıyısındaydım. Mavi dalgalar ada- darı, kayaları, çiçekli sahilleri ok- şuyorlardı. (Uzaklarda tılsımlar, panoramalar görünüyordu. İşte bu- rası insan oğlunun beşiği idi. Bu- rada her itibarla güzel insanlar yaşamışlardı. Mes'ud ve masüm şarkıları buralarda çınlıyordu. De- nizdeki adalara harıl harıl yağan güneş ışığı, bu güzel insanların üzerine parlamakla seviniyordu. Burada büyülü bir rüya, bir hülya vardı. İnsanın her zaman özlediği, her zaman erişmesine savaşdığı, bir hülya vardı. Öyle bir ümid vardı ki, onlar insanlar yaşamak- dan vaz geçerler, ve onsuz ölme- sini bile bilemezler. İşte ben rüya» mı görürken bunları hep yaşıyor ve duyuyor gibi oldum. Uyanır. ken halâ denizi, kayayı, ve batan güneşin ufku ışığını görüyordum. Uyandığım zaman gözlerimi açtım. Ömrümde ilk sefer olarak gözleri- min yaşlarla ıslak olduğunu gör- düm. Tâ en acı kederin serhad- lerine kadar varan, şiddetli bir se- vinç duymuştum.» » Kıyı boyunca, keman teli üze- rine uzun bir yay çekişi gibi uza- yan beyaz Halikarnasda okadar yabancılıktan ari bir hâl vardi ki, oraşının ezeldenberi sizi beklediği- ni sanırsınız. Eğer iki aüngülü jJun- darma arasında elleriniz kelepçeli olarak oraya sürgün bile gidiyor- sanız, her teessürünüzü unutur, eliniz kelepçelerden kurtulur kurtulmaz, deniz kenarına dizüstü düşer, de- nizi avuçlar, ve yüzünüzü silersi- niz, harıl harıl ekip, dikmeğe bu güzelliğe göre çiçek ve yemiş ye- tirştirmeğe koyulursunuz. , Işık burada okadar berraktır ki, gök okadar tannandır ki bir şehir bir kıyıdan ziyade bir musiki işi- diyorsunuz sanırsınız. Mavilerden ustura ile, pürüzsüz gezilmiş beyaz evlerin arasında, her ağaçdan ziya- de rüzgârda nasıl ekilmesini bilen, yüksek Palmiyeler sallanır. Orasını hiç bir zaman kavurucu &am yel- leri yakmaz,jaoğuk kara kara karlar dondurmaz. Her mevsim oraya ayrı bir güzellik, yeni bir gençlik, yeni bir sevinç getirir. Orasını her mev- sim okşar, Göklerin o mavi mavi gülümsgeyişine, denizler hep mavi gtlümeeyişlerile cevab verir. Bu münia iklimde bütün din- ler birbirine kaş çatınadan yanyan& bağdaşırlar; içiçe hoşbeş ederler. Müslüman Allahı katolik Deusu, ortodoks Theosu, beniesrail Yeho- vası ve eski mitolojik Zeus hep bir- birile yörenlik etmişlerdir. Burada din kavgalarının ne manğsız şeyler oldukları ve insan rekabetinden ve çarpışmasından arta kalan toz- lar ve topraklar içinde, onların da nasıl toz toprak olarak üflenip sav- rulduğu görülür, Burada acsibi şeb'ayı âlemden Halikarnas Mausoleumunun yeri, Halikarnas Amfiteatrosu, Sen Jan Şovalyelerinin şatosu, Bizans mi» marisi ve morayikleri, Romanın eserleri, sürü sürü katakombiee, Halikarnas şehrinin surları ve ku- leleri görünür. Üç bin senelik ku- leleri iklim sarmaşıklerla ve çiçek- lerle giydirip kuşatmıştır. Kule bir çiçek lülesi olmuştur. Evlerin et- rafına ve arasına portekallıklar, mandalinalikler, limonluklar, muz- lar, bademler, incirler, baruplar, seytinlikler ove bağlar dolanır. Üzüm yüklü ağır çardakları tutan bembeyaz ve kalın sütunlar ser- maşıkların menevişlerile sarılıdır. Burada adam akıllı melezleşmiş, zeki bir Akdeniz halkı yaşar, Ka- ra ateşdenmiş gibi kara kara par- lyan gözletle aydınlanan fildişi beyazlığındaki solgun ve sâf yüz- ler, aşk mücadelesinde on erkeği ıskartaya çıkartacak, kuş gibi ha- fif, çelik tel gibi ince ve dinç kiz- lar vardır. Sokaklar çocuklarla do- ludur. Her milletten gelen seyyah- lar bu çocukların güzellik ve gür- büzlüğüne hayran kalırlar. Ev ara- lıklarından geçerken gülen bir kr zın çardak altında şakırdattığı ka- şıklar, oynarken yere çarptığı to- puğunun sesi, kumruların uğultu- suna ve kuşların cıvıltısına karışır. Açık bir kapıdan bakarsınız. Sü- küt ve loşluklar içinde tırmanan yaseminleri görürsünüz. Sevgileri: nin sirrinı veren ins4n sesi gibi müniş rüzgâr fısıltısını duyarsınız. Avluda çocuklar ve çocukların ortaşında birgeyler ören bir kadın — Sayıfayı çeviriniz —

Bu sayıdan diğer sayfalar: