7 Ağustos 1941 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 6

7 Ağustos 1941 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

( Mahkümlar Adasında Neler gördüm? İMRALI TECRÜBESİ Cümhuriyet adliyesi için varılmış bir zaferdir. İmralıda gördüğüm mahkâmların ve iyi bakışlarında ben bu zaferi selâmladım sâkin yüzlerinde İ YAZAN : GAVSİ OZANSOY | Sus vapuru ile iki buçuk saat süren bir yolculuktan sonra, ufukta, Marmaranın mavilikleri içinde ye- gil bir toprak belirdi. Bu, İşnrelı adasıydı. En ağır suçları işledikten sonra nedamet getiren, islâhı nef- seden ve burada tekrar iyi bir in- san olarak hayata karışmak için kaybetiiği melekeleri kazanmağa çalışan mahkümların adas. Bir nevi mücrimler manastırı... Vapurumuz İmralı önlerine var- dığı zaman beyaz bir motörün sağ- dan, suldan uçan martılar arasında, "suları yara yara bize doğru yaklaş- tiğını gördük, Cezaevi müdürü Esad Adil Müstecaboğlu ile İmrs- anın en devamlı misafiri ceza ev- leri müfettişi Cemil Ayata Adli- ye Vekilini karşılamıya geliyor- lardı. Biraz sonra vapurun uzattığı iskeleden İmralı motörüne geçtik. Şimdi, iki tarafımızda ve bir hiza» da dizilmiş kürekleri havada, selâm vaziyetinde büyük balıkçı kayıkları ve sandallar arasından geçerek, adaya yaklaşıyoruz. Sandallardaki bütün mahkümlar ayakta, adaları- na misafir olan Adliye Vekilini selâmlıyorlar; hertaraftan yükselen * Sağ ol!» sadaları tepemizde uçu- şan, daireler çizen martıların say» halarına karışıyor. İmralıya ilk defa gelen ve kâh bu manzaraya, kâh sarı ve zarif binslarile adada yükselen küçük kagabaya hayran hayran bakan bir arkadaş gordu; « — Peki amma, cezaevi nere- de ? Adanın daha içerilerinde mi? 136 — Servetifunun — 2346 « — İşte, dedim; bu gördüğün cezaevi», Ö, inanamıyor, ayni hayretle yü- züme bakmakta devam ediyordu. Hakkı da vardı. Hayalimizdeki bü- yük dıvarlar ve demir parmakiık- lılarla çevrilmiş hapishane fikrile, duvarları denizden ve damı gökten it 1. ? Tok imi iniidndak!i Tt ilk anda ne kadar güçtü. Motör, iskelenin önündeki mey- danda iki sıra halindö dizilmiş mâahkümlerın alkışları arasında is- keleye yanaştı. Karaya ayak basan Adliye Vekili Hasan Menemencioğ- lu mahkümlâra sordn: « — Nasılsınız, iyi misiniz, ç0- cuklar 900 mahküm, yüzleri ve gözleri güneğ rengini slmış, ditıç ve zinde 900 adam bir ağızdan haykırdılar: « — Bağoliz. Aralarından geçerken dikkatle onları süzüyordum. Yüzlerinin ifa- desi öyle sâkin ve öyle iyi bakışlı adamlardı ki, insan bir cezaevinde olduğunu unutuyor, kendini Mar- mâranın mes'ud köylerinden birin- de gannediyordu. Ru sâkin yüz- lerde ve bu iyi bakışlarda ben Otümhuriyet Adliyeşinin zaferini selâmlıyordum. * İmralıda ilk gecemiz. Bizim ge- İeceğimizi evvelden haber alarak şerefimize muhteşem bir «uvare tertibeden mahkümların arasında- yız. 10 kişiden mürekkeb saz hey- eti piyasanın en meşhur şarkılarını çalıyor, sesi güzel olanlar saza refakat ediyor: “ Saçlanma ak düştü Sana ad bulamadım Gönüle uçmak düştü Bir kanat bulamadım...,, Biraz sonra da numaralar bağ- Iadı. Mahkümlar birer birer orta- ya gelerek, hünerlerini gösteriyor- lardı. Numaralardan biri bitti mi, adanın en gür sesli mahkümu olan megğhur Bayramı sırası gelen diğer arkadaşlarını meydana çağırıyordu: « — Demirci Ahmed, marangoz Mustafa ... geliniz >. Cezaevleri müfettişi Cemil bir arslık misafirlere döndü, gülümsi- yerek : «— Sesi çok gür olduğu için Bayrama adada bu vazife veril- miştir. İnşallah hayırlısile mahkü- miyetini bitirsin de, artık onu bir muhkemeye mübaşir yaparız ». Bu söz umumi bir tebewüm uyandırdı. Bu sırada tekrar Bay» ramın şesini duyduk ; « — Kanto Kadri.. neredesin ! Haydi, sıran geldi ». Ortada kısa boylu, tatlı mı tatlı yüzlü, kıvır kıvır saçlı, kuzguni bir arab göründü, Kanto Kadri buydu. Fevkalâde kanto söylediği ve Şamramın, Virjinin, Hermibe- nin bütün jeatlerini, bütün mimik- lerini aynen zabtedebildiği için ona bu ismi vermişlerdi. Galiba, adanın sanatkârları arasında en fazla sevilenide oymuş. Göbeğini titrete titrete, sesini incelte incelte kanto oyuamağa başlayınca, onun bukadar #evilmesinin sebebini biz- de anlamakta gecikmedik. Kadri — devamı son vayıfada — | |

Bu sayıdan diğer sayfalar: