25 Ekim 1931 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 14

25 Ekim 1931 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 14
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Evlenirken Hataya | ğünü Sevmiş .. . .. - Büyüğü AE EET K el Vi — Hâli “Efendi, diyordu, sevdiğim kızın eblasile karşılaş- tığım zaman donakalmiş, ne ya- pacağımı şaşırmış, olduğum yer- | de hissiz yığılıvermişim.,, Karısından o ayrılmak üzere mahkameye müracaat eden Ar- terburn mahkemeye talâkın se- bebini anlatıyordu. Hâkim, şim- diye kadar ayrılmak için ortaya sörülen doğru veya gülünç bir- çok sebepler ve mazeretler din- lemişti. Fakat böyle şey işitme- mişti. Genç delikanlıyı bu yanlış aşka kurban eden hâdise Ame- rikada olmuştu. Arterburn o mensup olduğu fabrika namına şubeler açmak üzere şehirleri dolaşıyordu. Neb- raska şehrinde çarşıyı dolaşır dolaşmaz burada bir iş yapıla- mıyacağına hükmetmişti. Bu su- retle akşama kadar yapacak bir iş kalmamıştı. Vakit geçirmek için öğleden sonra spor maçları- mı seyretmek Üzere stadyoma gitti, fakat oyunu seyre vakit bulamadı, yanına öyle güzel, öyle zarif bir kız düşmüştü ki, genç Amerikalı gözünü kızdan kaldıramamış, ona adeta âşık olmuştu. Bereket versin arkadaş- ları kızları tanıyordu. Onu genç kıza takdim ettiler. Oyundan sonra onları evlerine kadar gö- türdü ve ayrıldılar. Bunlar iki kızkardeşti. o Arterburn gencini sevmişti, Şehirden ayrıldıktan sonra kı- zn hayali gözünden o gitmedi. Nereye gitse onu arıyordu. Ni- hayet bir mektupla bu hissini bildirmiye karar verdi. Oturup güzel bir mektup yazdı ve mek- tubu Miss Hilda Jensen namına gönderdi. £ Aklında kızın İsmi i böyle kalmıştı. Az zaman sonra cevap aldı. Demek ki o da kız lzerinde fena tesir yapmamıştı. Yalnız Hilda mektubunda kardeşi Nellie'den de selâm yazmayı unutmamıştı. Hilda ile Arterburn haftalarca muhabere ettiler, Nihayet genci, aile ile temasa gelip tanışmak üzere şehre davet ettiler. Fakat genç, Okumpanyasından (aldığı emir mucibince diğer şehirlere gitmiye mecbur oldu, bu davete icabet (Oedemedi. Fakat hiç olmazsa fotoğraf teatisine. karar verdiler. Genç güzel bir resmini hemşiresile TE YE a. Büyük Tayyare Piyangosu Ayrı Bir Keside Olarak Yıl Başı Piyangosu BÜYÜK İKRAMİYE 1, 000,600 TÜRK LİRASIDIR SON POSTA Korbun Gidenler Genç, İki Kız Kardeşin Küçü- ç Fakat Kazaen birlikte çıkarttığı bir fotoğrafisini gönderdi. Arterburn fotoğraftaki resmile hayalindeki resim arasın- da o kadar büyük bir mutabakat buldu ki, hayret etti. Uzatmiyalım efendim, nihayet genç Amerikalı mektupla kızı ailesinden İstedi. Aile muvafakat etti, Nikâh günü tayin edildi. Genç evlerinden müsaade aldı, Düğünden bir hafta evvel Nebraskaya geldi. Otele iner in- mez telefonla sevgilisini aradı ve derhal giyinip evlerine gitti. Arterburu evvelce kendilerini bıraktığı kapı önünde otomobil den iner inmez kapı açıldı. Ha- fifçe kızarmış, mütebessim bir kız göründü, Sevinç içinde, — Jimy diye bağırdı ve kolla- rim açtı, Genç şaşırır gibi oldu. Fakat kız elini ve yanağım uzatmıştı. Elini sıktı ve istemiyerek uzatılan yanağa bir öpücük kondurdu. Bu öpücüğü kızın annesi babası da tasvip edince biraz rahat duy- du, Fakat dayanamadı, sordu. — Hemşireniz nerede? — Ha, Nelli birkaç gün için köye gitti, Fakat herhalde dü- ğünde burada bulunacak, cevabı- m verdiler, — Nelli mi dediniz? — Evet Nelli. Genç o vakit aldandığını an- ladı ve kapı dibindeki koltuğa yıkıldı, Şimdi hatasını anlamıştı. De- mek ki mektubunda yanlış isim kullanmış, küçük kardeşi sevdiği halde, büyüğüne ilânı aşk etmişti, Fakat şimdi One yapabilirdi. Cihaz hazırlanmış, düğün terti- batı alınmış, davetliler çağırıl- mıştı. Genç hâkime İzahatını şu cümlelerle bitirdi: — Onun için Hâkim efendi, o dakikada kızı reddedemezdim. Kaderime razı oldum, evlendik. Fakat mes'ut olamadık. Hâkim bu izahatı dinledikten sonra kararını verdi ve ayrıldılar. , İKADINİ e İKTİSADİ BUHRAN VE SKARPİNLERİ İktisadi « ubran her şeye tesir ediyor: Kadın iskarpinlerine bile. Satiş aralmış. Kunduracılarda su- rat bir karış, Buna rağmen ka- dınların ayaklarında © papuçlar yepyeni. Rüganlerin, podusüet- lerin, gilâselerin yüzleri, ön se- kiz yaşında bir genç kız derisi gibi kırışıksız, buruşuksuz, yep- yeni, taptaze, Nasıl oluyor? Ha- nımlar sokağa daha seyrek mi çıkıyorlar? İki adım yerine bir adım atarak mı yürüyorlar? U- çuyorlar mı? Fakat biz bu me seleyi halltmek istemiyoruz. Mu- hakkak olan birşey var ki satış az. OKunduracılarda surat bir k Sli Efendinin Beyoğlunda, cadde #stünde bir dükkânı vardı. Fakat işler yürümüyor vesselâm. Düşündü, taşındı, nihayet eli yüzü düzgün, sevimli, kurnaz ve çenebaz bir kız buldu, mağazasına satış memuru olarak aldı. İlk günü kıza dedi ki: — Melâhat Hanım, İşler kesat, piyasa durgun, satış az, vergi çok, işlerin yürümesini istersen beni dinle: İçeriye bir müşteri girdi mi, halinden kılığından, kıyafetinden nasil bir mal iste diğini kestireceksin, hemen ku- tuları indireceksin, birer birer her çeşitten iskarpinleri göstere- ceksin, o bıkmıyacaksın, malları methedeceksin, derilerin, köse“ lelerin iyiliğini anlatacaksın, müş- teriyi kaçırmıyacaksın. Dükkânda Melâhatten başka kimse yoktu. Kapının önünde zarif bir kadın göründü. Tered- dütle içeriye bakıyordu. Gazete okuyan Melâhat yerinden fırladı, kadına doğru koştu, güler yüzle: — Buyurun efendim, buyurun.. Âdeta kadım kolundan içeri çekmek istiyordu. Fakat, bereket versin, buna hacet kalmadı. Me- lâhatin gözlerindeki ve dilindeki cazibe Hanımı içeri çekti. Melâhat, hemen iskemlelerden birini kadının altına iterek: — Oturunuz efendim, dedi, buyurun, o iskarpin. değil mi? Tabii. Rugan mi olacak? Yeni çeşitlerimiz var, okadar beğene- ceksiniz ki... Ben hepsini çıkara- yım da... Bir kerre görünüz, baş- ka birşey demem, İster beğenin, Bu Sütunda Hergün ÂYE Muharriri: Server Bedi ister beğenmeyin, bayılacaksınız amma.. İşte... — Fakat... — Ne zararı var efendim? Sir sağ olun, obeğemezseniz beğenmeyin — Peki amma bu... — Rugan olmasın değil mi? | Hay bay.. Ben tahmin etmiştim zaten, fakat bir kerre göstermek için. Bir saniye. İşte. Aman bu sizin: şarabi eteğinizle ne gider! Enfes.. Hem ne sağlam- dır, biliyor musunuz? Lütfen ça köseleye bakın.. Parmağınızı bir dokunun, Iâtfen, bir dokunun. Çakıl taşları üstünde iki sene, hergün © dolaşsanız bu kösele yıpranmaz. — Teşekkür ederim, fakat... — Rengini mi beğenmediniz? — Rengini değil... — Anladım, anladım, ah be- nim bu kafam, nihayet anladım, tabil, ökçe bir az yüksek olacak degil mi? Öyleya... Ayağınızda- kilerin de ökçesi yüksek... Hak- kınız var... Bir saniye... İşte... Lütfen uzatımz ayağınızı... — Fakat... — Uzatın, uzatın, ben zah- meiten kaçmam, ayağımızı çek- meyin, lütfen, ha şöyle, aman ne minimini, ne kıvrak, ne biçimli, | ne güzel ayak... Giyiniz... Mersi... Allahım... Bu ayağa bu iskar- pinden başka hiçbir şey yaraş- maz. Vallahi Hanımefendi, bu iskarpinden başka ne giyerseniz nalından, kaloş kunduradan farkı olmaz. Sarayım değil mi? Fiatte Uyuşuruz, emin olunki kavga ill haydi şu öteki ayağı lü... — Efendim... — Neden arıyorsunuz ? Öteki... ye Fakat ned ayağa kalktınız? me Müşteri kendi iskarpinini giy- miş, ayağa kalkmış ve derin bir nefes almıştı. Kızın çıkardığı yirmi otuz İskarpin kutusu ara- sında şaşalıyan müşteri, derin bir nefes (Oboşalttıktan sonra dedi ki: — Ben buraya iskarpin değil, iskarpin bağı almıya geldim! Bir kere me İstediğimi (o sormak yok mu? EE, SELÂNİN Tasa tarihi 1888 Sermameyesi Tamamen tediye edilmiş: 30,000,000 Frank İdare Merkezi: İSTANBUL TÜRKİYE'deki Şubeleri: GALATA İSTANBUL, İZMİR, SAMSUN, ADANA, MERSİN YUNANİSTAN'daki ATİNA, KAVALA, SELÂNİK, Şubeleri: PİRE Bilimum banka muamelâti, Kredi mektupları. Her cins nakit Üzerine hesap küşadı, Hususi kasalar can © mimik idi Ma 4 Lİ İİİ İİ İİİ İLİ LİLİ DİĞİ İL İL Ğİ İLMİ İİ ai

Bu sayıdan diğer sayfalar: