13 Ağustos 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 14

13 Ağustos 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 14
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

14 Saylfa n—ı—ıa-î «Son Postas nın zabila remanı: 45 )lard XYazan; Bapper Bir kurşun fıs Ve aşağıdan hep birlikte dayanarak ta- gı eski haline getirdiler. O zaman Drummond fenerini yaktı. Kemerli mağaramsı bir yerde bulu - nuyorlardı. Mağaranın bir cidarına bir merdiven dayalı idi ve zeminde bir medhal insana bir maden ocağında bu- Junduğu his$ini veriyordu. Hakikatte bu, madeni levha ve desteklerle tah - kim edilmiş bir tüneldi. Üç dost için tünele iniş kolay oldu, yürürken başlarını eğmek mecburiye- tinde bile kalmadılar. « Az evvel işittikleri motür sesi kesil- mişti. İşin çapraza sarması üçüncü tevak- kufta başladı. Sağ tarafta yeni açılmı- şa benziyen bir galeri üç arkadaşı te- reddüde düşürdü. Bu galeri acaba ne - reye çıkıyordu? Şübhesiz eve olacaktı. Fakat tavanın boyunca imtidad eden kalın kabloların hikmeti vücudü ney- di? Bu kalın kabloların sayısı bir dü- zine kadar vardı. Az çok muntazam | fasılalarla elektrik ampulleri de görü-| nüyordu. Üç arkadaşın ilerlemeleri nisbetinde hava ağırlaştı ve serinledi. Çok geçme- | den üç arkadaş denizin yatağının altı- na vardıklarını anladılar. Zira mağara- nin üstü takviye edilmiş olmasına rağ- men şurasında burasında su sızıntıla- Tı görünüyordu ve bu sızıntılardan ze - minde çamur birikintileri hasıl ob muştu. Tünel yüz metre kadar dosdağru de- wam ettikten sonra yukarıya doğru me- yilleşti. o Drummond birden fenerini söndi basamaklarını çıkıyorlardı. Hiç değilse mezara varabilselerdi kurtulacaklardı. Geriden gelen sesler — yaklaşıyordu. Hemen hemen koşar denecek bir sür - atle ilerleyerek üç arkadaş merdivenin basamaklarını çıkmıya devam ettiler, en nihayet Drummond geniş bir nefes alarak: — İşte mezar! dedi. Hep birlikte taşın üzerine saldırdılar. Fakat taş kımıldanmadı. Dişarıdan bi- risi üzerine bir demir halka geçirmiş olacaktı. Kulaklarının dibinden bir kurşun fıslayarak geçti. Algi: — Omuzumdan; yaralandım, — diye inledi. Drummond emretti: — İkiniz de yere yatınız! Ve ellerini bir huni şeklinde agzına tutarak: — Teslim oluyoruz, diye bağırdı: Bir ziya hüzmesi üç arkadaşın göz- lerini kamaştırdı ve gözlerinin önünde bir çok rovelver namlusu belirdi. Üç arkadaş silâhlarını yere attılar. Algi iki arkadaşıma dayanmıştı. Bir e — İlerleyiniz, dedi. İçinizden birisi en küçük bir hareket yapacak olursa kendinizi ölmüş biliniz. Sessizce itaat ettiler. Ayni adam arkadaşlarına emretti: Günün Bulmacası dü. Önlerine çıkan bir galeriden h bir sizıyordu. Kauçuk iskarpinleri hiçbir gürültü çıkarmadığı için niha- yetsiz ihtiyatlarla ilerlemiye devam et- tiler. En sonra Drummand: — Allahım, bu da ne? diye söylen- di. Bakınız! Biraz geride kalmış olan Algi ile Pe- ter yaklaştılar. Gözlerinin önünde iki ampul ile aydınlatılmış gayet geniş bir mağara vardı ve bu mağaranın içinde, ortaya isabet edeni çok büyük olmak şartile her cinsten müteaddid makine- ler göze çarpıyordu. Hupghes ortadaki büyük makineyi i- şaret ederek: — Yukardan işittiğimiz gürültüyü bu makine yapıyordu, şübhesiz! diye söylendi. Makinelerin yanında da Pelworth marka meyva salatası, konserve kutu- ları yığın yığın yükselivordu. Ve ma - ğaranın bir köşesinde tahtadan bir par- maklık vardı, üzerine «Tehlike» keli - mesi bir mukavva küğid üzerine yazı- larak çivilenmişti. Drummond: — Biraz daha ilerliyelim, dedi. Fakat birdenbire durdu. Zira, ses- sizlik içinde gürültülü bir horultu jşit- müşti. Baktı. Mağaranın dip tarafında bir adam, bir battaniyenin üzerine u - zanmış uyuyordu. Drummond arkadaşlarına döndü ve birden titredi: Mağaranın bütün am - pülleri yanmıya başlamıştı. O kâdar| mütehayyir oldular ki bir saniye bu- Jundukları noktaya —mıhlanmış - gibi kaldılar. Kommütatörü kim çevirmiş- *i? Tehlike nereden geliyordü? Önle - rindeki adadan mı? Arkalarındaki top- raktan mı ? Drummond: — Her şeyden evvel aydınlığın önü- ne geçmeliyiz, diyerek cebinden bir makas çıkarıp elektrik teline saldırdı ve mağara tekrar karanlığa gömüldü, el yordamile yürümiye — koyuldular. Fakat 20 adım gitmişlerdi ki arkala - rından bir ses işittiler. Uyumakta olan adam imdad işareti vermiş olacaktı. yaziyet tehlikeliydi. Drummond ceb 4 — BSarık yapılan bir nevi kumaş - Yazı kurutmak için dökülen. 5 — Kirpikleri boyah - Rabıt edatı, 8 — Beygir « Genişlik - Fazla. 9 — Toprağa tohum atma, 10 — Duir - Mana, YUKARDAN AŞAĞI: 1 -- Talih oyunu - Karadenize — işleyen motürlü mavnalar, 9 — Binirilik. $ — Tarla ve bahçoeye su vermek. 4 — Herkese bildirmek. $ — Vilâyet - İndirlimiş. 6 — Bir nota - Kırmızı kıymetli taş. 1 — Yakmak masdarından emrihazır - Vi- Hiyet - Aleyhinde bulunmak. 8 — Hatırlar - Bağlılık, 9 — Kayboalan bir şeye acırken kelime - Hissettirme. 10 — Vahşi hayvanları vurma ve yakala- mı-nwıı-!ıhıuııııuınmun-[ söylenen fenerini kullanmıya cesaret edemedi. © G w O Vuğ VeNYES —amzM>RI>(0) zi -PiT * Türkceye çeviren: Hasnun Uşaklığll lıyarak geçti — Ellerini arkalarına bağlayınız. Nereden çıktıkları bilinmiyen bheş adam üç esire saldırdılar, Algi bir ölü göbi sararmış olmasına rağmen du - daklarının arasından en hafif bir şikâ- yet bile çıkmıyordu. Drummond karşısındakileri gözden geçirdi. Birer hayduddan ziyade enerji itzhibi birer işçiye benziyorlardı, Şef- leri: — Şimdi size mağaramızda ne yapr dmğu olduğunuzu sorabilir. miyim? Drummond açık kalblilikle: — Tabii, dedi. Bu memlekete turist olarak gelmiştik ve bu gece Helverton köyünde «Şen Balıkcı» hanında kala - caktık. Orada bize, eviniz civarında dolaşan esrarengiz bir hortlaktan bahsettiler, Gidip görmiye karar verdik. Hakikaten de gördük. Fakat mezara benziyen bir tümsekte kayboldu. Bir kaç saniye te- reddüd ettikten sonra tecessüs hissi - mizi tatmin etmiye karar verdik. Diğeri müstehzi, sordu: — Siz turist olarak dolaşırken cebi- nizde hep rovelver mi bulundurursu - nuz? ü Drummond: — Her zaman değil, dedi. Fakat gece gezinlisi esnasında ihtiyaten yanımıza almıştık. (Arkası var) Bugünkü program İSTANBUL 13 Ağustos 1938 Cumartesi ÖĞLE NEŞRİYATI: 1230: Plâkla Türk musikisi. 1250: Hava- dis, 13,08: Plâkla 'Türk musikisi, 13.15: Or - kestra konseri: Novotniden naklen örkes - tra Kemal Akel idaresinde. AKŞAM NEŞRİYATI: 1830: Hafif müzik: Tepebaşi Belediye bahçesinden naklen. 19.15: Konferans; 'Prof. Salih Murad (Fen müsahabeleri). 1955: Bor- Ba haberleri. 20: Saat üyarı: Grenviç ras: hanesinden naklen. Müseyyen ve arkada; ri tarafından Türk muzsikisi ve halk şarkıla- rı. 2040: Hava raporu. 20.43: Ömer Rıza Döğ- rul tarafından arabca söylev. 21: Saat âyan. Orkestra. 21.80: Necmeddin Rıza ve arkadaş- ları tarafından Türk musikisi ve halk gar- kıları. 22.10: Örkestra konseri: Novotniden naklen, Kemal Akel idaresinde. 2250: Son haberler ve ertesi günün programı, 23: Saat Ayarı, AU ANKARA 13 Ağustos 1938 Cumartesi ÖGLE NEŞRİYATI: 1330: Karışık plâk neşriyatı, 13 50: Plâk Türk musikis! ve balk şarkıları, 14.15: Ajans haberteri. 19:15; Türk muzikisi ve halk şarkıları (Makbule). 20; Saat âyarı ve arabca neşriyat. 21.15: 'Türk musikisi ve halk şarkıları (H. Rira). 21: Saksofon solo* (brahim), Piyanoda: Prof. Georg Marko- vite, 21.15: Stüdyo Salon orkestramı, 22: Ajans büberleri ve hava raporu, 22.15: Yarınki program ve İstiklâl marşı. Nöbetci eczaneler Bu gece nöbetci olan eczaneler şunlardır: İstanbul cihetimdekiler: Aksarayda: (Şeref), Alemdarda: — (Ab- dülkadir). Beyazıdda: (Belki), Samat- yada: (Ridvan). Rininönünde: (Bensa- 30n), Eyübde: (Hikmet Atlamaz). Fener- (Emllyadi). Şehremininde; (Hamdi), Şehzadebaşında: (Hamdi). Karagümrük- te: (Arif), Küçükpazarda: (Neexti Ah- med). Bakırköyünde: (İstepan). Beyoğlu cibetindekiler: İstiklil caddesinde: (Dellasuda), Tepeba- gında: (Kinyoll). Karaköyde: (Hüseyin Hüsnü). İztiklâl caddesinde: (Limonci- yan). Pangaltıda: (Nargileclyan), Beşik- taşta: (Nail Halidi). Boğaziçi, Kadıköy ve Adalardakiler: Üsküdarda: (İttihad). Barıyerde: (Nur). Kadıköyünde: (Moda - Merkez). Bü; Yanılıyorsunuz, baylar! Milli güreş takımımız ihtiyarlamadı ! Anlatan; Milli takımdan Adnan Arasıra güzete sayfalarında şu şayanı Teşen en kıiymetli elemanı Ankaralı Hü- dikkat iddia ile karşılaşıyoruz: — Milli güreş takımımız ihtiyarlamış- tır. Yeni bir milli takım vücude getir- meliyiz! Milli takımımıza dahil güreşçilerimiz- den Adnan ile geçenlerde vukubulan bir müzahabe esnasında bahis bu vadiye dö- küldü ve Adnan ileri sürülen ıddiayı şid- detle reddetti. Kendisinden fikrini izah | etmesini istedim. Anlattı. Sözü ona bıra- kıyorum: — Millt güreş takımımızın Avrupa gü- reş şampiyonasına iştirak etmek üzere gittiği (Tallin) den hiç te iyi sayılmıyan dereceler alarak avdetten sonra, şuradan buradan bazı sesler yükselmeğe başladı. Anlattığınız gibi «Millt güreş takımı- mıiz ihtiyarlamıştır! Yeni bir milli takım vücüde getirmeliyiz. dendi. Sporumuzun içerde ve dışarda, en çok muvaffak olan bir şubesi olarak bildiği- miz güreş hakkında söz söyliyen, sütun- larla yazı yazan münekkidin, evvelâ bu spordan tam manasile anlaması, bütün inceliklerini kavraması lâzımdır. Ondan sonra da bu uğurda senelerce emek ver- miş, tecrübe görmüş bizleri: «Sen işe ya- ramazsın'» diye silkip atması değil, doğ- ru yolu göstermesi gerektir. Biz, şimdi, 1936 senesindeki formumuza sahib oldu- ğumuzu, o zamanki gibi kuvvetli bulun- duğumuzu iddia etmiyoruz. Bilâkis zayıf olduğumuzu, çâlışmaya ihtiyacımız bu- lunduğunu kabul ediyoruz. Fakat bu za- fiyetin sebebini kimse sormuyor. Birisi çıkıp ta: «Hastalığın nedir?» demiyor. Yalmız, en büyüğümüzün henüz otuzu bile bulmuyan yaşını ortaya sürerek <ih- tiyarladınız'» diyorlar. Bunu söyliyenle- re hatırlatmak isterim ki Avrupadaki en meşhur güreş Üstadlarının yaşı 3 8 den aşağı değildir. Güreş münekkidlerinin, iddlalarından anlaşılıyor ki bizim birçok mühim sar- sıntılar geçirdiğimiz ve halen geçirmek- te bulunduğumuz bilinmiyor. Zatıyeti- mizin sebeblerini anlatayım da hakkı- mızdaki fikri sabitler değişsin: İstanbuldaki teşkilât dağıldıktan son- ra bizler adetâ öksüz birer çocuk gibi kal- dik. Dağılan teşkilât bizim her şeyimiz demekti. Bizleri onlar yetiştirdi. Gene bizleri olimpiyat ve> şimal — turnelerine hazırlıyan, dünyanın en kıymetli güreş- çilerini yetiştiren İsveç, Finlaândiya, Es- tonya gibi memleketlerin her şehtinde müsabakalar yaptıran ve müsabaka ka- biliyetimizi yükselten onlar oldu. Bizzat milli takımda güreş yapmış, minderde kendini — ihtiyarlatmış — idarecilerimizi kaybetmek hem memleket için, hem de bizim için çok acı bir şey oldu. Millt takımı teşkil eden güreşçilerin üçü Ankarada, diğer büyük kısmı _lımn- buldadır. Ankaradaki kısımla güreş fe- derasyonu reisi Vehbi Tayyar meşgul ol- makta, güreşçilere lâzım olan maddi ve manevi yardımı yapmaktadır. Muhakkak ki, güreşçi arkadaşlarımızın hepsi idma- nını yapmakta ve müsabakalara harzır- lanmaktadırlar. Halbuki İstanbulda bulunan ve milli takımın dörtte üçünü teşkil eden güreş- çiler bakımsız vaziyettodirler. Bir. ay sonra birçok ecnebi temaslar yapacağız. Bilhassa Türk - Finlândiya milli takım- ları karşılaşacaklar. Acaba on beş günlük idmanla bu işleri başarabilecek miyiz? Arkadaşlarımızın çoğu maişet derdinden idmana gelemiyorlar. Bu arkadaşlar sabahın saat sekizinden akşamın sekizine kadar çalışıyor ve sön- ra da yorgün argın evlerine dönüyorlar. Onlar bu bitkin vaziyetlerine bakmıya- rak idman yapmak isteseler de kabil ol- muyor. Çünkü idman saati çoktan gelip geçmiştir. İdmanına yetişmek için vazifesinden müsaade istiyecek olsa yüz kuruş olan yevmiyesinin muhakkak ki kırk kuru- şunu keseceklerdir. Halbuki bu çocuk, onun için çok büyük olan bu fedakârlığı yapamaz, Zira evinde bekliyen anne ve seyin, olimpiyat dönüşü, İstanbul gibi bir şehirde işsiz kaldı. Hem de iyi bir marangoz olduğu halde, Bu vaziyette altı ay boşta gezdi. Bu altı ayın sonunda da inhisarlarda 125 kuruş yevmiyeli bir iş buldu. Halbuki bu para kendisini idare edemiyordu. Çünkü yalnız değildi, anne- sine ve kardeşlerine de bakmak mecbu- riyetinde idi. Bu şekilde daha fazla İs- tanbulda duramazdı. Kalktı Ankaraya gitti. Halbuki bir müddet evvel bir mü- sabakada dört kaburga kemiği kırılmıştı. Hayatı memleket sporu uğurunda tehli- keye girmişti. Bundan birkaç gün evvel de Kabataşta bu vaziyette çalışan ve hariçte Türk milli takımını temsil.eden bir arkadaşı ziyaret ettim. Vakit öğle üzeri idi, kendisi bir kahvede ekmek, peynir ve çaydan ibaret öğle yemeğini yiyordu. Akşam üzeri Antrenmana gideceğini söyliyen bu arka- daşa acıdım, içim sızladı. Bu koca vücud peynir, ekmekle bes- lenebilir mi idi? Peynir ekmekle besle- nen bu vücudden azami randıman bekle- mek ne derece doğru olurdu? Avrupada- ki güreşçileri gördük. Hayatları sigortalı. Her taraftan yardım görüyorlar. Bunlar daamatör. Biz de amatörüz. Bu vaziyet | karşısında bu arkadaşlardan ne beklenir? Müsabakalar başlıyacağı zaman zoraki birkaç idman yapıyor ve ondan sonra da beyenlmilel bir müsabakaya giriyoruz. Canımızı dişimize takarak — kazanmaya çalışıyor ve ekseriya da kazanıyoruz. Bu da bizim yüksek maneviyatımızın seme- Tesi oluyor. Türk çocukları içinden bir tane değil, hemen hemen ayni ayarda birkaç tane milli takım çıkarmak imkânı vardır. Fa- kat bunların bir parça yardım görmesi şarttır, İstanbulda çalışan ve milli takım namzedleri sırasına geçmiş olan arka- daşlar, kendilerinden tam istifade edile- cek bir sırada maişet yüzünden güreşi terke mecbur kalmışlardır. Antrenman günlerinde klübe giderek baksak ancak birkaç çift güreşçi görebi- liriz. Milli takım antrenörü, çok defa antrenman saatlerinde salonda kimseyi bulamamıştır. Halbuki hükümet kendi- sine 200 lira maaş veriyor. Türk güreş- çileri bundan niçin iİstifade etmesinler?. Foderasyon reisi Bay Vehbinin yardı- mile Bursaya tedavi edilmek üzere git- miştim, Bu müddet zarfında klüplere gi- derek arkadaşlarımı çalıştırdım, Bursayı, dört sene evvel Rusya seyahatinden dön- dükten sonra da ziyaret etmiştim. Ara- dan dört sene geçtiği halde güreşçileri gene ayni vaziyette gördüm. Yeni hiçbir hareket olmamıştı. Acar İdmanyurdunun güreş salonuna da git- tim. Ufacık bir salondu bu. Yerde küçü- cük bir minder. Duş yok. Çalıştıracak kimse yok, p Burada birkaç güreşçi nazarı dikkati- mi celbetti. Bunlardan bir tanesi Meh- med Ali isşminde fevkalâde güreş kabili- yeti olan bir çocuktu. Diğer birisi de T9 kiloluk ve çok güzel bir vücuda malik bir arkadaş.. kendisi Bulgar muhacirle- rinden imiş. Çok beğendim. Çekirgede bir değirmende günde altmış kuruşa ha: mallık yapıyor, Eğer bir iki sene çalıştı: rılacak olsa muhakkak ki çok kıymetli bir güreşçi olacak. Bir aralık İstanbula bile getirmek aklımdan geçti. Ama im- kân nerede? Vilâyet vilâyet dolaşıp gü- reşçi arayacağımıza elimizdeki arkadaş- ların geçinebilmelerine yardım etsek ka- zancımızın daha büyük olacağı kanaatini siz de benim gibi beslemez misiniz? Bay münekkid işte bizim içyüzümüz Bakalım bunlara ne buyuracaksınız? Hayreddin Başkut 1,000 yarda yüzme dünya rökorunu bir genç kız kırdı Kopenhagda yapılan bir yüzme mü- sabakasında on altı yaşında olan Da * nish ismindeki kız yüzücü, 1000 yar «

Bu sayıdan diğer sayfalar: