5 Eylül 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 2

5 Eylül 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hergün Hatay Ermenileri için Tarihi bir an — ldazan: Muhittin Birgen en kendimi bildim bileli yani si- yaset hayatını içerden ve dışar- dan dikkatle takibe başladığım zaman- danberi Türkiyede ve Türkiye haricinde Ermenileri bilhassa bir davanın peşinde koşar gördüm: Demokrasi davası. Abdül- hamide bomba atan Ermenilerin istedik- leri bu idi; bir gün ecnebi müdahalesini harekete getirmek maksadile Galatada bir isyan hareketi çıkaran Ermeniler de ayni geyi istiyorlardı. Beni siyaset h fiilen sokan 908- inkılâbını müteakib, Ci- han harbine kadar hangi Ermeni ile ko- nuşsam ondan daima ayni sözü işitirdim: «Demokrasi isteriz; paşaların ağaların tahakkümlerinden bık dık. Bunlar bize zulmediyorlar.: di. Bilhassa Kürdlerle karışık bir halde yaşıyan Etmeniler, Kürd (eodalizmine karşı şiddetle hücum ederler ve ayn manda gerek Abdülhamid, gerek İttih d| ve Terakki rejimlerini bu paşalara, bey- lere, ağalara müzaheretle itham eylerler- di. Rusyada, İranda ve Türkiyede hangi Ermeni teşekkülünün programına baksa- 'nız, içinde ya sosyalizmi yahud da demok- gasiyi görürdünüz. Taşnaklar Hinçaklar, bütün Ermeni fırkaları, derece derece, .ya Ermenilere mahsus bir nevi milli bir sosyalizmden bahsederler, yahud da de- mokrasi idealini bayrak olarak taşırlar- dı. Ermeni hareketini, ekseriya Ermeni münevverleri ve Ermeni burjuvaları - dare etmişlerdir. Bunlar pek güçlükle sosyalist olurlar. Bunların nüfuzları eden fırkalar için sosyalizm iyi ölçülm şuurlu bir içtimat hareket değil, belki de yalnız bir demokrasi idealinden ibaret- fi. Ermenilerin ağzından şu tarzda sözle- ri kaç defa dinledim: — Biz Anadolunun ve bilhassa Şarki “Anadolunun eşraf ve mütegallibesinin a- yakları altında çiğneniyoruz. Sultanların siyaseti bizi bu suretle cezdirmek oldu. İttihadeilardan aksine bir siyaset bekler- dik, onlar da ayni şeyi yaptılar. Bir ara- lhik müfrit bir ittihadcı olan meşhur ko- miteci Pastırmaciyan, 913 nihayetine doğru, bir gün, bana şöyle söyledi: e— Sizinle bizi ayıran yegâne dava demaokrasidir. Biz İttihad ve Terakkiden demokrasi bekledik. Bulamadığımız ıçın,’ bugün artık onun aleyhindeyiz!» Bana sorarsanız, hakikatte Ermeniler ne istediklerini az biliyorlar ve bu arzu- * larını elde etmek için gidilecek yolu da | | hiç bilmiyorlardı. Bununla beraber, A- nadolunun eşraf paşalarından, beylerin- den, ağalarından şikâyette haksız dej lerdi. Yalnız İttihad ve Terakki rejimi, memlekoti tutabilmek için meydanda bunlardan başka kuvvet göremedi. Feo- dâlizmin kuvvetli olduğu yerlerde Erme- niler, İttihat ve Terakkiye, kütle halin de, emniyet veren bir müzaheret göster- mediler. İttihad ve Terakki de anlara em- niyet edemedi. * Bununla beraber İttihad ve Terakki içinde demokrasi hareketi kuvvetsiz de- Bildr, İttihadcılık idealinin bayrakdarı o- lan Tanin, memlekette demokrat bir nes- lin yetişmesi için, elinden gelen gayreti gösterirdi. Eğer Ermeniler iyi anlamış ol- salardı, İttihad ve Terakkiyi kuvvetli ol- duğu ilk zamanlarda değil, harice karşı mücadeleye giriştiği harb esnasında da tutarlardı. İttihad ve Terakki de onlar kadar ve belki de onlardan daha fazla de- mokrasi istiyor ancak, imparatorluğu *tutmak için meydanda eşraf ve mütegal- Tibeden başka yardımcı kuvvet göremi- yordu. Olanlar oldu. Cihan harbi, bütün dün- yada yaptığı gibi, Türkiyede de demok-| rasi hareketini kuvvetlendirdi. — İstiklâl mücadelesi ise bu harekete hâkim bir kuvvet mahiyetini verdi. Bugün Türkıye- yi eşraf ve mütegallibe değil, Halk Fir- kası ve demokrat Türk devleti idare eder. Derhal söyliyelim Türkiyede tam demok- Tasi hâkim midir? Gerek içtimaf ve gerek giyast manasile eşraf nüfuzu ve tegallüb kümilen kalkmış mıdır? Hayır, Fakat, hangi memlekette bu ruh tamamen kalk- mıştır. ki? İngiltere ile Fransada, hattâ bunlardan daha demokrat Amerikada Içtimaf ve siyast nüfuz ve tegallüb, hiç olmazsa para aristokrasisi şeklinde, hâlâ yaşamıyor mu? Bu memlektlere kıyas e- zifesini Okuma yazma Bilmiyen Yunanlı Bir milgyoner Geçenlerde Nevyorkta «Püro siga - raları tüccarları» nın bir toplantısı ol- du Bu toplantıya Cavara isminde aslen Yunanlı 'milyoner bir püro tüccarı ri - & |yaset ediyordu. Toplantı hitam bulup ta tutulan zabıtlar imza edileceği za -|? man reis cebinden büyük — bir mühür çıkarmış, zabıtları mühürlemeğe baş - lamıştır. Diğer tüccarlar reisin müh kullanmasına hayret edince — Cavara söz alarak şunları söylemiştir: — Arkadaşlar, ben okuma yazma bi miyorum. Bugünkü mevki ve ser mi de okuma yazma bilmemememed- yunum. Çünkü ben ilk defa Amer ya geldiğim zaman mezar kazıcılığı ya- pıyordum. Bir müddet yazma bilmediğim için vazifeme niha- yet verdiler. Ben de sokaklarda şurada burada püro satarak geçinmeğe başla - dim. Nihayet en büyük püro fabrikası sahibi olarak bugünkü servetimi ka - zandım, Eğer okuma yazma bilseydim, hâlâ mezar kazıcısı kalacaktım.» Garib bir balık_îı';cı!ıgı Yugoslavyanın Üsküp şehrinde hu- kük mektebi talebesinden Petroviç is- minde bir genç bütün balıkçıları şaş - kın bir hale getirmiştir. Bu genç tale- be hiç bir av âleti kullanmadan Ohri üne girip büyük küçük bir çok ba- lıkları avlayıp çıkmaktadır. Talebe ba- lıkları nasıl avladığını gizli tutmakta ve kimse de buna akıl erdirememekte- dir. Bir hafta evvel göle girip on daki- ka kadar yüzdükten sonra yedi buçuk kilo balık avlayıp çıkmıştır. Petroviç mülemadiyen avladığı balıkları tale - be klübüne hediye ediyor ve klübün lokantasında artık hariçten balık satın alınmıyor. Petroviç'in bu masrafsız ve şayanı hayret avcılığını seyretmek için her - gün bir çok meraklı insanlar gölün ke- narıma gelip toplanıyor, fakat hiç kim- se de balıkların nasıl avlandığını keş- fedemiyor. ——— — dilirse, Türkiye, demokrasinin hâkimiye- ti yolunda ölçülemiyecek derecede mü- him bir yol almıştır. Dava, rejim tarafın- dan açıkca meydana konulmuş ve onun hâkimiyet hududu pek çok genişletilmiş- tir. Türkiyede feodalizmin son ocakları da son senelerde Uzak Anadoluda imha edilmektedir. (Devamı 3 üncü sayfada) İSTER İSTER Bir ülke, içinde oturanların müşterek gayreti, müşterek teşebbüsü ile yükselir, refah bulur, kuv- vet bulur, emniyet ve sşervet kazanır, Hepimiz bir değirmeni döndüren muhtelif çarklardan birine benzeriz. Birimizin va- prnaması bütün mekanizmayı aksatır. sonra okuma Gazetelerimizden birinin başmuharriri diğer meslekdaşla- rile birlikte İmrakı ceza evini görmeye gitmişti. Geldikten sonra bir başmakale yazdı, orada edindiği intıbaları anlattı. Bu arkadaşın bu yazısının içinde şöyle bir cümle vardı; sâyi, müşterek. yapmaktır. ge © Hergün bir fıkra Ziyan edilmeyen tentürdiyot Hasis bir İskoçyalının oğlu parma mt kesmişti. İskoçyalı bir pamı biraz tentürdiyot döktü. Çocuğunun kesilen eline sürdü. Pamuğa — baktı. Pamuktaki tentürdiyot daha bitme mişti: — Fazla dökmüşüm, ziyan olacak. Dedi. Atmıya kıyamadı. Bir an dü şündü. Cebinden - çakıstnı - çıkardı. türdiyotlu. pamuğu çiziğin üzerine baştırdı: — Çok şükür, dedi, tentürdiyodu. Es ükenlnek Hlanı Tngiliz boksörü Eddie Phillips dünya- nın en mükemmel adamı olarak telâkki edilmektedir, Sarhoşlar, çıplak ayaklılar trene binemez! Romanya şimendiferleri idaresi son çıkardığı bir tebliğ ile vagonlara sar - hoşların, pejmürde elbiselilerin, çıplax ayaklıların girmesini yasak — etmişti Hayat değirmenini döndüren kollar arasında küçük, bü- yük ayırd edilmez, hiç kimsenin diğerini eksik veya fazla görmeye hakkı yoktur. Hangi sınıfa mensub olursa olsun bütün insanların bir vazilesi, bir ehemmiyeti, bir faydası andır ve insanın ilk vazifesi hayat değirmenindeki işini SÖZ ARASINDA Parasız elbise Tedarik etmenin Yeni bir usulü İtalyanın şimalinde fabrikalarda ça an 37 yaşında Karol Stenker elbise- lerini çoğallmak için — şimdiye kadar Grülmemiş tuhaf bir usul keşfetmiş - Birgün çırçıplak zabıtaya müraca- ! ederek ıssız bir sokaktan geçerken azı hırsızların üzerine — hücum edip stündeki bütün elbiselerini aldıkla - 1 söylemiştir. Ertesi gün Karol yeni ık bir elbise ile görülmüştür. Ara- dan birkaç gün geçtikten sonra Pur - nan'a gidip ayni şekildeki oyunu ile yeni bir elbise daha tedarik etmiştir. Fakat üçüncü defa müracaat ettiği po- s memuru Karol'ün anlattıklarına i - #inanmıyarak gene öyle, çırılçıplak ha - pishaneye sevketmiştir. Hapishanede sinema ve kütübhane İngiltere mevcud hapishane sistemini değiştirmeye karar vermiş ve hazırladığı projeyi adliye nazırı Sir Samoel Horun elile Avam Kamarasına tevdi etmiştir. 'Tasavvura göre her mühim şehirde ye- ni bir hapishane binası yapılacaktır. Bu binalara her mahküma mahsus bir oda bulunacak, haftanın muayyen günlerin- de sinema gösterilecek, jimnastik yapı- lacak, mahkümların yalnızlıktan — sıkıl- mamaları için toplu bir halde çalıştırıl- maları temin edilecektir. Bunun haricin- de her hapishanede bir kütübhane bulun- durulacak ve her mahküma odasında is- tediği kadar kitab okumak imkânı veri- lecektir. Hâkimin tavsiyesi Papur ormanlarında yaşayan bir ka- bilenin adamlarından ikisi düşman ol- dukları kabileden birisini hükümet yo- lunda öldürmüşler ve yakalanmışlar, mahkeme huzuruna çıkarılmışlar. Hâ- kim, uzun süren bir muhakeme safha- sından sonra şöyle demiş; — Sizleri asmak lâzımdı. Fakat kan gütme davanız var. Onun için sizleri iki sene hapse mahküm ediyorum. Bu da hükümet yolunda adam öldürmeni- zin cezası. Bundan böyle düşmanları- nızdan birini öldürmek iİstediniz mi, o - nu hükümet yolunda değil, çölde, ova- da öldürünüz.» — varakası ibraz edemiyenlerin 5 bin lei Ayni tebliğde her yolcunun üzerinde nakdi cezaya çarpılacakları — bildiril - hüviyet varakası bulunması ve hüviyet | mektedir. İNAN, İSTER İNAN, İSTER İNANMA! «— Her nedense katl denilen cinayet, kanunlarımızla ya- sak edilmiş olmasına rağmen cahil halk tabakası arasında pek çirkin görünmüyor.» İNANMA|L Sözün Kısası Kıyamet kopacakmış E Talu h! Belâlar mübareğil, Artık sonumuz yaklaşmış, kıyamet alâmetleri beliriyor, yahud ki belirmek üzere imiş. Gökyüzünde, belki de daha ötelerde 14 aydanberidir birçok tuhaflık- lar oluyormuş ta, biz faniler farkında değilmişiz: Güneşte korkunç tegayyür « ler, ayda değişiklikler, yıldızlarda bil- mem neler,.. ve bütün bunların neticesi € - bu tâbir tuhaf düşmü- lar, ötede beride kan yağmurları, küres nin bir tarafı kuraktan çayır çayır yanar- tarafta su baskınları, daha ne- neler,, ne maydanozlu köfteleri! Dünya âlimleri bunun sebeblerini © ar. Öyle bir takım ahkâm çıkar- mışlar ki, hülâsası şu: Küremizin yetmiş, yetmiş beş yıllık ömrü kalmış, kalmamış- tır. 2000 senesine doğru, Kafdağının ar- kasında binlerce yıllardanberidir çulunu yamamakla meşgul olan deccal işini bi- tirmiş olacak ve vazifesini görmek üzere insanların arasına gelecektir. Bütün diğer sayın arkadaşlarile birlik« te bu güzel haberi bize veren Frankfort rasadhanesi müdürü, üstelik bizi paylı« yor da... Diyor ki: — Behey gatiller! Siz ekonomik buh- randan, İşsizlikten şikâyet ediyor, harb- den ve harbin fecayiinden korküp duru- yorsunuz. Bunlar ise, beşeriyeti bekli- yen âkıbetin yanında lâtilokum — şekeri gibi kalır. Yakında kürretarz, üzerindeki insanlarla beraber kül olacaktır. Siz, hâ- lâ gülünç endişelerle vakit geçirini: Ben, bu müjdeleri okuduktan ve üze. rinde durup hayli düşündükten sonra, kendi kendimç: — Eh! Ne yapalım? Elile gelen düğün, bayram! deyip, teselli bulmağa çalıştım. Yanımda, o esnada bir arkadaşım var- dı. Meseleyi ona da açtım.. — Adam, sen de! dedi; bunların hepsi de masal! Senin heyetşinas dediklerin, daha havarın yarın nasıl olacağını, yağı- mur yağıy yağmıyacağını kestirmekten âciz kimsiler. Kıyametin ne zaman kos« pacağını nereden bilecekler? Ona da hak yerdim.. ve Nasreddin Ho- cayı hatırladım.. Hani ya, rahmetliye sormuşlar: — Hoca, kıyamet ne zaman kopacak? — Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopacak.. ceva- bını vermiş. Ve gene bir gün, ona: — Dünya altüst olacak.. demişler de, © da: — Bırakın, olsun! demiş.. belki de al- tı, üstünden iyi çıkar! Bu köhne dünya değil mi? Hiç kork« mayın! O daha bizim gibi birkaç yüz, birkaç bin nesil eskitecektir. E. Talı Balkan Tıb Kongresi Balkan Tıb Koöngresi yarığdan sonra Yıldız sarayında açılacaktır. Bu seneki kongreye Balkan milletlerinden Bulgar- lar iştirak etmemektedir. Bugün Yugos- lavya murahhasları yarın ve öbür gün Rumen ve Yunan murahhasları şehrimi- ze gelmiş olacaktır. Kongreyi Sıhhiye Vekili namına, müs- teşar Asım açacaktır. Dört gün devam e- decek olan kongre bittikten sonra mu- rahhaslar üç gün kalmak üzere fuar mü« nasebetile İzmire gideceklerdir. TAKViM

Bu sayıdan diğer sayfalar: