9 Mayıs 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 17

9 Mayıs 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 17
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

g Bir Fransız gazeteci anlatı - Yör : Sivil bir polisle birlikte idim. —ivimtirakpşıir gecede, Pire Nhtimlarında dolaşıyorduk. Bir bire esrar içilen yerleri gör- tek aklıma geldi. Bana Yuna- Ristanda esrar içilen yerlerin Sokluğundan ve bu yerlerin ga Tabetinden bahsetmişlerdi. Hat- elimde adresler bile vardı. Ar — Bana göste!: niz bu yer şimdi kapanmıştır. Bunlara arşı merhametsiz bir mücade- e bulunuyoruz. Bununla be- ,Bir şoförü durdurdu, gidece - Bimiz yeri söyledi ve otcmobil H bütün hızile, şehrin henüz et etmediğim bir semtine Bötürdü. Burası, gümrüğü gec- tikten sonra, solda, mühacirle - fin mahallesinde bir yerdi. So- k yokuştu. Ara sıra boşluk - dan denizi — görüyordum... mra sağa saptık. Bu saatte, Sokakta kimseler yoktu. Herşey #yuyordu, her şey sönm Yolun kenarma bakmı. rabeler eski surlarm dökün! keridir: Fazla bir şey kalmamış fakaf... O kadar sallanıyorduk ki: ,— Yakında otomobilden de bir şey kalmayacak, dedim, Şoför bin bir ihtiyat'a ilerliyor d, Yayvan, çatısız evlerle dar, tğri büğrü, karanlık sokaklara | ba zryordi Arkadaşım devam etti: Ti bDöyle yerlere gelmek kecini göze almazdı. Bura- ker hırsızlarla her çeşit fena Adamlarla dolu idi. Bunlar si - fin “havalandıran nesne,, dedi- Üiniz şeyi kullanırlardı... İne - eldik. A 'T:ı ksi durdu. Yolun aşağısın. 4, kayalar arasında dar bir ge- Şitten sahile kadar indik. Orada .î'f taralı kapalı, içinden ışık Azmayan bir kulübe vardı, Ku« enin yanına ucunda bir bay- :?k sallanan bir direk dikilmiş. U Anlaşılan bu direk denizden nİllh_enin yerini tayin ettirebil- Mek için dikilmişti. Arkadaşım Biya vurdu, uykulu bir ihtiyar SSizce kapıyı açtı — Kalinikta, ne istiyorsun? _Po!gı ihtiyarı itti ve içeri gir- » Birinci bir salon masaları ve te_?ı'!âhle bir kahve manzarası g“":_riyordı Buradan da, da « Bi Ufak bir odaya geçiliyordu. v: '©dada portatif bir karyola & İm_ ünde boş bir şişenin ucu - Ha dikilmiş bir mum yanan bir emle vardı. htiyar tekrarladı: — Ne istiyorsun? Polis ziyaretimizin maksadı < * Anlattı. İhtiyar ya samimi ve ’ll)ı.u_' da bize emniyet edeme « kâ 1 için, inleyerek uzun bir hi- Ye anlatmağa koyuldu. Yu - ti Ca söylediği için bir kelime- Di anlamadım. B j j "—’Tdv_v,l—:'e diyor? Diye yavaşça t Burada esrar içilmediğini İdar . ar iç iğini hhî“ ediyor. Söylediğine göre &u G& esrar kahvesi olsa koku- d“yuhımuş. İn? Doğrudur, fakat ya koka « .eğ" Strada dışarıdan düdük ,eneh geldi. Meğer devriye ge- “—::hl:lef yolun aşağısında hrt“b“ı görmüşler, şoförü ı,,qdyl_çekmîşler ve nihayet h.:me?l anlayarak — kulübeyi h'hhîg. gelmişlerdi. Ellerinde alarla içeri girdiler. Ar - Ter AM keni tanıttı. Polis- ;:,î::’"trık öteyi beriyi araştır | ae ıma: k Adam sende, dedim, bir rik lâmbalarını drvarla- , BİR FRANSIZ GAZETECİSİNiİN ATİNADA YAPTIĞI BU ÇOK ŞAYANI DİKKAT RÖPORTAJ g MERAKLA OKUNMAĞA DEĞER; BiR VESİKADIR | —ei niandlememae ŞHAŞ , başka yere gidelim. Burada bi- ze iş yok. — Nasıl istersen! Çıktık. Bir makas kırmak tehlikesi içinde taksi bu sefer bizi Emana doğru — götürdü ve arkadaşımın emri erine - bir müddet rıhtımda gittikten son. ra istasyon mahalle: ucundan demiryolu geçen kol kunç bir yola geldi. Burada oto vi ü Yolu yaya gi ında — pencere | r ev görün koyu bir di kanatları açık uf dü. Evi ve ağaçlar kak kapısını açtı ve hiç bir şey sormadan bizi içeri alarak kapıyı kapadı. İçeri girin c€e, bir meşalenin mlığında bir çok kimseler gördi çuvalların Üstüne oturmuş, ga. rip bir şekilde parlayan sabit bakışlarla bizi tetkik ediyorlar- dı. Bunlardan b n elinde bir Buranın sahi yah saç- h, sert çizgili, atmaca burunlu de bilhassa itina ettiği bir. şey vardı. Bu şey burada söylenen dile göre bir çimbuki (çubuk) idi Bu çubuk içi su dolu bir kab ile tan ibaretti. Kamış lardan ağızlık, diğeri de ucundaki yuvarlak tenekede yanan tütün ve ateşlerle lüle va zifesini görüyordu. Bu iki ka » mısın uçları kabın içi! ya sokulmuş bulunuyordu. Çalgıcı birdenbire udunu ça « larak şarkı söylemeğ Oradakiler hep $ Kala! diye memnuniyetle gırıştılar, Alçak ve dumanlı tavanın al« tında ud inlerken çalgıcının se- si de daha hazinle: taraftan Sicilyalı manlarını etrafa sa delikanlı da, parma! larınla eze rek, esrar hazırlayordu: Polis alçak ses'e — Bakımız, esrar onar gram- hit paketler içindedir, dedi, Her paket aşağı yukarı üç çubuk dol durur. Şimdi İsizhia! diyerek size de uzatacaklar. Bu ade! Bazıları da İtalyanca Eviva! di ye bağırır. Siz de çekecek misi- niz? — Tabii , Sicilyalı çubuğu uzatırken â- det olan kelimeyi söylemeği de unutmadı. Dudağımı yaklaştı - rarak bir nefes, ikinci bir nefes, üçüncü bir nefes çektim. En ya- kınitr*e bulunan birisi kokusu- daı — aamıyarak, OKsurüge tü tulduğum bir sızada, çubuğu elimden kaptı, hırslı bir neles çekti. — İsizhia! Diye bağrıştılar. Nefesi çektikten sonra adam kendisini yere bıraktı ve daha bana bir şey olmadığı halde o aptala döndü. Sicilyalmın bana söyledi ufak bir nutuktan sonra arkada şım: — Siz de uzanınız, rahat edersiniz, dedi, — Haydi canım! — Doğru yapmıyorsunuz, de meğe kalmadı. Başım döndü ve yavaş yavaş kendimden geçtim. © * uğraştıam, fakat — osrar öyle kuvvetliydi ki, kemikleri « me kar * ıztırap düydüm. Her gey bulandı, donuklaştı, anlaşıl- maz hele geldi. Başımdan vurul muşa döndüm ve o zaman anla- dım ki, (mastor) olmuştum. — Bir şey değil, durunuz si - ze bir portakal soyayım: Bun - dan iyi panzehir olmaz. Bununla beraber vücudüm sertleşti. Udun sesini başka bir yordum. Tam mânasile dalga geçiyordum. Udun tellerinden yayılan ses içimde uzadıkça uza yordu. Bir aralık gözümü açtım. Dıvardaki * —-" Akropol resmi gö -deser gibi göründü. a portakaldan bir kaç dilim yedim ve nihavet ayağa ka!ktım. Artık gitmek is teyordum. Dışarıda köpek öyle acı havladı ki, hep birden durak ladık. Sicilyalı: — Durunuz, baka - yım. Dedi. Biraz sonra ka'ıka" geldi, Çalgıcı ne old du. Gülerek anlattı esrar kaçakçısı bizim ötornobili görmüş, gecenin bu saatinde bu nu hayırlı görmemiş, esrarkeşle re haber vermeğe gelmiş, — Polisin baskım yapa sanıyor zavallı.. rahat uyu... Ve sız etme! Polis da dolaşıyı ilk defa korkr rum,, Arkcadaşım hom — Elbette. -O da gülüyordu ama bu gülü- ŞÜ yalandı...

Bu sayıdan diğer sayfalar: