22 Mart 1930 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 9

22 Mart 1930 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Zampara Kıral Madam dü “Bari, nin nişanı İki tarafına birer erik iliştirilmiş bir salatalık!.. te madam dü “Barri, nin ehil olanlara verdiği nişan bu idi.. ler ©n beşinci Luinin memleke- en sağlam zamparası oldu- Runu ve bir “bari, doldurmağa Salıştığını söylüyorlardı. Fransız *A “bari, fıçı demek olduğun- bu cınas çok hoşa gitmişti. | Parlömentonun 10 kânunev- Vel 1770 tarihli bir kararınca Parlömento azası mamelikleri- İn hürriyetlerini, başlarını kı- uğruna fedaya hazır ol aklarını bildiriyorlardı. mun üzerine bir Yapıldı. Bu karikatürde v başvekil, tahsilât u- “Mum müdürü ve kontes dü“Barri,, Oturmuşlardı. Parlömento reisi Kralın önline baş dolu bir kü- sepet, kiseler ve s...ler Retirip, koyuyordu. Başvekil ka- hala, tahsilât umum müdürü Keseler ve gözde ise s...ler ü- | hücum ediyolardı. © Sokaklarda kaba kaba şarkılar tekrar ediliyordu. En meşhurla- dan birisi şu idi. kıralın Fransa kaderin bu imif Kadınlara oyuncakan Bakire kurtarmış idi İrospudan batacaksın! Hiciv her taraftan yağıyordu. in küçük risalelerde en ka- en akla gelmez rezaletler kaydediliyordu. Kontesin mazi- «i sayıp dökülüyor, günü gününe ireketleri teşrih olunuyor. Ki- Minle görüşülse hakkında dedi- kodu çıkarılıyor, en ziyade hüs- niyetle yaptığı hareket fe- Yaya çekiliyordu. Bir tarafta “ Şuazöl ,, aleyh- il tarafından takviye edilen , etekli cizvitlerin gizli gizli andık rivayeti yıyııyordu. jzvit cemiyetinin avdet etmesi Miken ileri sürülüyordu. Ma- R dü “Barri,, cezvit taraf- w olduğunda bazıları cezvit- iy , arasında aşıkları olduğunu emekten çekinmiyorlardı. ade cihetten Paris orospu- «çim mütemadiyen madam dü Bari » ye istida vererek polis Mdüründen şikâyet » bunun neticesi olarak mü- rin artık hiç bir umumaneye Mim, atmadığı rivayet ediliyordu, ediklerin göre bu kızlar- ing, oğu kontesin mabremiye- Yak Yaşamış olduğundan, o da, ütü kendi için talep ettiği Rak 1 lötüfleri onlara kazandır- için ne mümkünse yapmış. Pihakıka Paris polis müdürü akan dahilindeki umumi si bütün kârhanelerin hasta- Koy mazareti ile mükellefti. üzün € kontes dü “ Barri ,, nin i hakkında kaleme aldığı en bir nebze bahsettik. h Vâyet edildiğine göre, po- ege rü M. “Dö Sartin,, defi için her köşe başına bir iz durmuştu. Bunu gören er iribirlerine: “Görüyor musun, Üdeyi, işe yararmış!,, diyerek Add telmih ederlerdi. “ Mu- G işaret ettiğiniz veçhile Mi, Firansızca fıçı demektir. Bundan başka bir çok kimse- | karikatür | ettikleri | Madam “Dü Barri, yeni bir nişan ihdas etmiş. Bu nişana “Sent Nikol, nişanı deniliyor- muş. Çünkü o sırada periste Nikol isminde bir şarlatan firen- gi tedavi edermiş. Madam Dü Barri nin nişanına mazhar ol- mak kolay değilmiş. Nişanı ala- cak kadınlar on muhtelif kişi ile yattıklarmı ve üç defa kadın hastalığına tutu'duklarını isbata mecbur imişler. Erkeklere gelince, bunların nişana lâyık olup olmadık- larını bizzat madam “Dü Barri,, tecrübe edermiş. Alâmeti fari- İ kası göğse takılan ve takıldığı tarafta iki küçük erik yerleşti- rilen uzun bir salatalık imiş. “Dü Barri,, bu nişanı ancak kendisini memnun edebilenlere verirmiş. Fakat böyleleri o ka- dar çokmuş ki nişan alanların hesabını tutmak zormuş. Gine * dediklerine göre genç Vikont Dü Barri kontese bazı gayrı sıhhi hediyeler vermiş ve i kontes te bunları kırala mal etmiş... Bundan sonra sultan hanımın | mazisindeki hali sayılıp dökülü- yordu. Kontes Anj Pikpüs is- minde bir papasla köylü bir kadından bir manastırda doğ- muş ve on yaşına kadar orada büyümüş. O yaşta açık göz bir pezevenk kadın bu mübarek nesneyi alıp Fransada gezdir- meğe başlamış. Kız on beş sene müddetle dolaşmadığı yer bırakmamış. Periste her türlü adamla yat- mış. Nihayet aşiklarında biri ona acıyarak bazı nasihatlarda bulunmuş; oda kont dü Barri ile birleşerek bir kumarhane iş- letmeğe başlamış. Sonraları yüz- bin frank borç ve bir araba sahibi olmuş. Kendisinden hoş- lanan bir sevici kadin kıralın baş mabeyincisi “Lö Bele tak- dim etmiş ve onun delâletile saraya (yerleşen (o kaşarlanmış orospu orada bir prenses, iki nazır ve birçok namuskâr adamı kovdurmağa muvaffak olmuş. Ya o küçük apartmanlardaki | Mpa yemekleri için söylenilen- Or... Kontes dü “Barri,, bu ye- meklerde eski zarafet yerine kerhane aleminin kabalıklarını ikame etmiş. Kontesin sevdalısı olan madam dö “ Mirpua ,, , “ Parkoser,, deki güzel kızlar- dan bir başkasına fazla rağbet gösterdiğinden gözdenin hışmına uğramış ve gözde onun yerine meşhur ahlâksızlardan olan mar- ki dö “Şabriyak,,ı dost edin. miş, Hatta marki bile bunu ikrar etmiştir. “ Montelimar,, da sür- gün iken kontes dü “Barri, nin gözdeliğe yükseldiğini işit- mişti. Alayma mensup yirmi kadar zabitin yanında “ Amma yaman adammışım!, diye bağırdı ve neden diye soranlara: “ Müptelâ oldu- ğum belsoğukluğunu ondan ka- İ zandım. Elbet şimdi mükâfatını verir demiştir. / Bitmedi ) Gençlik | mili anket Ost tarafı Gençlik sayıfamızda olamaz Erkek mnallim mektebi #alebesinden Adnan Eyup B. dıyor kı: Cemiyeti akvamın için her şeyden evvel miiletlerin hür ve serbest olma- sı lâzımdır. O Haibuki dünyanın | yarıdan fazla insanı esirdir. Ar- zın en geniş kısmı müstemlike- | dir. Esirler kurtulmadan, müs- temlikeler istiklâle kavuşmadan Cemiyeti akvam teşkilât: Esir- ler siz boyuna esir kalın, müs- temlikeler siz hürriyete ve istik- lâle veda edin demektir. Cemiyeti Akvam bir muharebe cemiyetidir İtalyan ticaret mektebi birin- ci sınıf talebesinden Alâeddin ! Sami B. diyorki; 1918 senesindenber; İngilizle- rin kurdukları bir meclis vardır, buna «Cemiyeti akvam» derler. Cemiyeti akvam bir şekilde doğru olabilir; eğer bütün düm ya milletleri hür ve müsavi o- lursa, ve o zaman bunlar müsavi şartlarla bir anlaşma temin e- derlerse, O©zaman “Cemiyeti akvam,, in manası vardır. Hal buki şimdi dünya bir takım emperyalistlerin arasında taksim edilmiştir; meselâ 45 milyon İn- giliz 365 milyonuk bir insan kütlesine hükmediyor. Ve böylece bir tarafta esir- ler, bir tarafta hâkimler varken bu Cemiyeti akvam değil, ga- | İiplerin cemiyetidir; tabii bu dünya sulhuna değil; dünya mu- harebelerine hizmet eder. Laftır ! Kızıltorakta Kadıköy ÂN ficaret mektebinden H. Su- at B. diyorki: Bugün umumi bir sulh gibi; Cemiyeti akvam da mümkün değildir. Mümkün olsaydı çok iyi olurdu. Olamaması milletler arasında fikir ve kanaat fark- ları ve menfaat ayrılıklarının pek çok olmasındandır. Milletle- rin menfaatları ns zaman telif edilirse, ne zaman bütün mil letler ayni şekilde terbiye edi- lir ve aralarında fikir farkları kaldırılırsa o zaman dünyada milletleri temsil eden bir mil- letler cemiyeti teşki: edilebilir. Fakat bugün için buna imkân yoktur. Bugün Cemiyeti akvam da ya- landır. Size bir misal göstereyim; Büyük karpte İngiliz silâh fabrikalarının sahipleri top, tü- fek, cephane satmak için bita- raf olan Felemenge gönderip Almanlara satıyorlardı. Bunu yapanlar | İngiliz milletini sev- diklerini söyliyen ve İngilizleri harbe sevkeden adamlardı. Kendi çocuklarını (o kendi sattıkları o silâhlarla © öldürten böyle insanlar varken sulh sözü ve bunların teşkil ettikleri ve İngilterenin damgasını taşıyan Cemiyeti akvam birşey değildir. teesssüsü | bütün | | bir şeyler y lâftan başka İ | Müstemlikeler varken | Ana Yazan : Sadrı Etem Dünkü kısmın hülâsası İŞemsı delikanlıyı yakaladıktan sonr mivor wrarla Bunu ileğin kaçırmak İs ordu, kâh sıkımasından 1 den delikanlıyı tahrik edi delikanlıya kâh alnım, teriyor, İç a Nihayet delikanlı kadının bileğini adı ve kadınım başı delikanının ÖR, düştü çin ce geçerken kadın birgün * — Gebeyim, dedi.. Şinsver buna di, Fakat kadının gebeliği Bu hakikat hem karıyı, sarstı, İkiside düşünmeğe de de para, pul nam tu. Kadın gebelik işini dekkanlıya açacakıı, fakat delikanlı Viya- naya tahüle gitmişti.) Delikanlı (Hendis) akademiye ticaret ve iktisat tahsili için gönderildi.. yani kadının bel bağladığı kahraman kafesten uçan bir kuş gibi pırlayıp gitti. inanmak iste bır bakiket idi, hem kocayı başladılar, | Bir daha ele avuca sığmadı. Kadının son ümidi de mah- volmuştu. Karnındaki çocuk üç aylık oldu. Şinaver her gün eve ge- lince: ği — Hanım, bu işin çaresi ne- dir? Diye söyleniyor... Kadın: — Bilmem ... Diye veriyor... cevap Bir gün başabaş verdiler ve | hesap ettiler.. bez, kundak, ço- | | cuğa elbiselik, ebe ücreti lohsa | şerbeti; beşik (parası olarak anha, minha en aşağı altmış lira lâzımdı... Bu altmış lirayı nereden bulacaklardı, düşündü- ler, taşındılar geceleri uykuları kaçtı mdüzleri rahat durma- dılar... Kadın bir gece: — Buldum, buldum uyandı... Meşhur (o Siragüzalı âlim gibi. Erkek sordu: — Nereden buldun... — Bizim Pirinçpalasın Hanı- mından altmış lira ödünç isterim nasıl olsa kızlarına piyano öğre- tiyorum. Borcumu böyle öderim. | onlara dahiyane Bu fikir geldi. * Ertesi sabah Şemsa erkenden Pirinçpalasa damladı. Kıza daha ders vermeden: : — Hanımefendiye söyleseniz biraz kendisile görüşmek isti- yorum. i Dedi; kız annesine ei i piyano ustasını iki saa pm odasında kabul etti ve onu pek soğuk bir ts- | vurla karşıladı: > | — Hanım ne istiyorsun diye | ! söze başladı. Şemsa ezildi, büzüldü, kızar- dı, bozardı: , « — Bir rica bir istirham... — Çabuk söyleyin... | “ - Sizden mübim bir iş için | altmış ira istiyorum. Küçük | hanıma zaten piyano dersi veri- yorum, borcumu bununla öderim. Pirinç Palasın sultan hanımı can- landı, zaten ne zamandır. ona içerliyordu , oğlunu © Viyana- | ya gönderdikten sonra her ak- şam şuna karar veriyordu. “ — Şu piyano hocası olacak kahpeyi karşıma alayım, bir te- miz haşlayım. yüzüne tüküreyim sonra da kovayım... Hanımefendi, bunu epi zaman | diye | evel düşündü, düşündü ama bu güne kadar bir türlü kararını tatbik edemedi. Çünkü piyano ustası sabahleyin geliyor ders veriyor, gidiyordu, halbuki ha- nmefendi öğleden evel uyana- mıyordu, ve çok unutkandı o- nun için Şemsa ile karşılaşamı- yordu... Bu gün bu vesile ile karşılaş- tı. Ve yekten harekete başladı: «— Orospu.... Oğlumu ayart- tın... Kâfi değil mi? Şimdı bir de bizi misoyacak- sın... Artık senden ders alacak kı- zım da yok. Biz ona Berlinden usta getirttik... usta... defol ka- dın seni bir daha gözüm görme- sin Konağın önünden geçeyim deme... Alimallâh uşaklara 8€- nin vücudunu lime, Jime ettiri- rim kahbe... rezil... Şemsa, sümsük, sümsük neye | oğradığını anlıyamadı. Eve döndü Kocasını bekledi. Hoş kocasının bir şey getire- ceği yoktuyal... Belki kumarda bir parti filân vuruverir. dünya bu.. Ümidile akşam oldu.. Kapı ça- lındı. Şinaver içeri girdi ve ya- nık yanık seslendi: : — Yahu.. Bana bak.. İki lir> ver.. — Yok!.. Şinaver kapıya döndü. Yavaş yavaş bir şeyler söyledi, Sert ve kalın sesler cevap verdi: — Paşazadeliğini söylemek kolay ama paraları çık ta asa- letini o zaman anlıyalım.. Oyu- nu oyna iyi... Kazandığın zaman al, O da iyi. Kaybettiğin vakit kaç olur mu, efendim olur mu hiç.. — Yok canım param yok.. — Vereceksin.. — Borcum olsun.. — Kumarda borç olmaz — Paltomu vereyim., — Metelik etmez.. — Ceketimi de vereyim . — Lâfmı buda... — Allah aşkına, paltomu ce- keti saati alda beni bırak. — Ne ise senin hatırın için bunu aldım. Bu sana ders olsun Bir daha oyunda kaybedince ka- çayım deme.. Şinaverle çekişen, karakuru, siyah redingotlu, lâstik yakalı, tıraşı uzamış bir mütekaitti.. Şinaver evine saatsiz paltosuz ceketsiz girdi. Karısı aşağıda geçen şeyleri dinlemişti, fazla bir şey sormadı. Şinaver de ondan bir şey öğren- mek istemedi. Karşı karşıya somurttular. Kara gözlü, aşık ruhlu baldız hanım eniştesini paltosuz ve ce ketsiz bir halde görünce: — Üşürsün enişte bey diye boy hırkasını Şinaverin omuzu- na koydu. (Bitmedi)

Bu sayıdan diğer sayfalar: