1 Nisan 1935 Tarihli Yarım Ay Dergisi Sayfa 4

1 Nisan 1935 tarihli Yarım Ay Dergisi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Emek, bilâkis, la içm at bunu © Tr ri yurdumun. ra, divanın Dirseklerini ” ayl çenesini erini soba ne dikti. da dinliyordum onu . Sesi; uzaklarda akan bir pınar şırıltısı gibi geliyordu ban p tığı gönül hatıraların acısını bile o duyurmayacak kadar, tatlıydı çünkü. Evlerinden ayrılıs şımdan, kendisini buluşuma kadar geçen hayatının bütün saf halarını anlatıyordu : Ben aralarından çekildikten ışlarının şirazesi sonra , yaşay bütün bütün MUŞ. Kadın, en bozul- kötü, dedi, Celâl ölümünden ağabey, sonra, hele — Bilsen, bilsen, onun senin aramızdan çıkışından sonra ne kadar yalnız kaldım; ve neler çektim Bu samimi hava İicranın sinirlerini, sıcak bir kompres gibi yumuşatmıştı. Senelerin, küçük kalbinde ve hafıza» sında birikdirdiği bütün acılar, göz bebeklerinde toplanmıştı sanki. iyeteğine Oinanmış saf za gör bir mücrimin çözüklüğü gelmişti diline. Gözlerim, yorgun ve bayğın gözle- soluk gül renkli dudaklarında; rinde.. en çenesi düşük, en kahrı çekilmez nanaları araftacak bir üvey ana kesi- ay İmiş ği b aşına i leyli mektebi bitirinceye imei oldukça orahatmış. Hafta tatil gecesinde evindeduyduğu acıları, mekteb hayatının neş'eli, samimi mubhi- tinde oavutabiliyormuş. Asıl facia; ii © elemen verdikleri gün ba şlan . ibtiyarlığın ie yuvar landılca cılızlaşan Bay Saf bütün gemlerini oObu salt. yetişme şıllığın ellerine vermiş Hattâ nihayet, günün birinde olanca servetini de onun üstüne yap» miş; ve sade kızını değil, dünyayı görmez olmuş bu kadın yüzünden. fe kadın, bu temiz yuvayı, bülün mahallelinin gözlerine batan bir kötü ey baline mii vakitsiz win içine, li girip çıkan erkeklerin, haddi asili tutulmaz olmuş. Saniy bu ne oldukları belirsiz gençlerin herbirine, bir akraba sıfatı takmış; şuuru, anlayışı, gö ülmüş ekmek bi kaldırım taşır gibi körleşen Bay Saffet, bu çı “akraba; 0 lardan hiçbirisinden şübhelenmemiş bile, Saniy her gece kurulan ve çok dafa sabahlara kadar süren sazlı, gazelli içkiler sofrasına oİlictanı da katmak için elinden, dilinden gelen hiçbir gayretden kaçınmamış. Hicran; havası iğrençleşen içinde dönen bütün dolabları dörk muş, ve zavallı kızcağız, tıbkı bucağı tutuşmuş bir odada yanmaktan korunan bir biçare gibi, kıvranıyormuş Yemeğini erkenden çekildiği gizlice mutfakta yiyor, odasının kapısını kilidleyerek, sazın, gazelin dindiği geç saatlere kadar ağlıyormu ş. Hikâyesinin burasında Hicran sus (Sonu 78 inel sayfada)

Bu sayıdan diğer sayfalar: