29 Mart 1958 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 15

29 Mart 1958 tarihli Akis Dergisi Sayfa 15
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

YURTTA OLUP BİTENLER. ti. Zaten Kıbrıstaki İngiliz idaresi, anlayışla karşılaması gereken Türk nümayişini mavzerle susturma- ya kalkışarak, ne dereceye kadar 1li- beral .olduğunu göstermişti. Ne tu- haftır, Lefkoşede Türklerin yaptık- ları nümayiş kanla bastırılırken, birkaç gün sonra Magosa Rumları- nın nümayişi sadece coplarla dağıtı- lıyordu. Silâhsız nümayişçilere ateş açmaktan çekinmeyenler ve ekiz Türkü şehit edenler beraat ettirilir- ken, Lefkoşe özel mahkemesi haklı bir dâva için sesini — yükseltenleri suçlu bulmaktaydı Halbuki ayni anda azılı çeteciler serbest bırakılıyordu. Liberalizm gösterisinin silâha sarılan- ların lehine işlediğinde şüphe yoktu. Haklarım sulhçü yollarla aramaya çalışan Ada Turklerının karşıların- da ateş püsküren mavzer ve Zırhlı vasıtalar bulduktan sonra bu netice- ye varmaması imkânsızdı. Liberaliz- barometresine göre ayar- layan İngiliz idaresi de bunu çok iyi biliyordu. Bu sebeple gizli Türk teş- kilâtı Volkanın kuvvetlenmemesi için acayip tedbirlere başvurmaktan bile çekinmiyordu. Meselâ Sir Hugh, ge- çen haftanın sonunda, adaya silâh ta- şınmasından korkarak. Türk hava yolları uçaklarının, Kıbrıstaki Türk acentası tarafından teslim alınması- nı yasak ediyordu! Bu Karakuşi ka- rara, Türk Dışişleri Bakanlığı elbette ki- Tâzım gelen cevabı verecekti. A- ma liberal valinin bu "Sürliberalizm" ine şaşmamak imkânsızdı. Meşhur plân ne âlemde dada bu tek tarafla liberalizm Österisi devam ederken, — siyasi çevreler Vali Foot'un adıyla anılan meşhur İngiliz Plânının akıbetini me- rak etmekteydiler. Bir ara hemen tat- bikata konulacağı sanılan plân, An- kara Konferansından sonra, rafa kal- dırılmıştı. Bu Türkiye için geçici de olsa bir muvaffakiyetti; Ama İngi- lizleri kararlarından vazgeçirememiş, sadece plânı tehir ettirmeye muvaf- fak olmuştuk. Nitekim Ankara kon- feransı sırasında kimsenin vetosuna metelik vermiyeceğini söyleyen İn- gilizler, idari muhtariyet fikrini Tür- i e Yunanistana kabul ettirmek ıçm uğraşıyorlardı. Resmen açıklan- dığına göre İngiltere ve ilgili mem- leketler arasında gizli müzakereler devam- etmekteydi. Taksini — lâfının mucidi Lennox-Boyd, Avam Kamara- sında üçlü bir konferans ihtimalinden söz açmaktaydı Gelgelelim Makari- os. Kibrisin tek temsilcisi olduğunu tekrarlıyarak bu kapıyı kapamak is- tiyordu. Yunan Hükümetinin, üçlü konferansı kabul bile. etse, Makari- osun' da temsil edilmesini isteyeceği muhakkaktı. Bilhassa yeni- seçimler arifesinde geçici Hükümetten, Maka- riosun tasvip etmiyeceği bir karar alması — beklenemezdi. Meşhur Pa- pazla-bir masaya oturmayı da Türk Hükümeti kabul etmiyordu. Bu se- beple, hiç değilse şimdilik üçlü kon- feransın toplanma şansları pek par- lak gözükmüyordu. Herşeye rağmen * ceğini' Batı taraftarı olan Karamanlis, se- çimleri -kaybederse işler daha da sar- pa saracaktı. İyimser Vali Foot'un "Ankara ve Atina — ziyaretlerinden sonra, Türk ve Yunan Hükümetleri- nin, İngiltere ile olan ittifakları çer- çevesinde Kıbrıs meselesine bir hal çaresi bulmayı samimi olarak iste- dikleri" kanaatini paylaşmaya imkan yoktu. Türk ve Yunan tezlerini uzlaş- tırmak imkânsızdı. Bütün mesele İn- gilterenin, iki tarafı uzlaştırmanın mümkün olmadığım tecrübeyle — öğ- rendikten sonra, kendi planını tek başına sahneye koyup koymıyacagıy— dı. Başbakan MacMillan'ın sözlerine inanmak lâzım gelirse, İngiltere bu- Geçen haftanın sonun na hazırdı. Sir Hugh Foot Plândan ne haber ? da gazetecilerle yaptığı bir konuş- masında "Müzakerelerde bir — neti- ce elde edilmezse veya taraflardan biri bu müzakerelere — yanaşmazsa, İngilterenin alacağı nihat karar hak- kında hç bir mesuliyet yüklenmeye- soyluyordu Ama İngiliz Baş- bakanı "Bu müzakerelerde Kıbrıs» meselesinin * muhakkak bir hal çare- sine bağlanacağını" düşünmekteydi. Bu hal çaresinin taksim — olmayaca- ğını da maalesef herkes biliyordu. Hür.P. Hazin akibet u haftanın ortasında — gazeteler, Hür. P. yi yeniden unutmaya baş- ladılar Ikı ciddi partinin, D.P. ile C. in alâkası Hür. P yi seçim- lerden beri daldığı nisyanın içinden gün ışığına 'çıkartmıştı. İki — hafta müddetle Hür P. siyasi aktüalite cüz- danında faaliyet değil de siyasi dedi- kodu zaviyesinden de olsa, yer aldı. Fakat haftanın sonunda dedikodular— dan herkes bıktı, Hür. P. de bir si- yasi faaliyet yapacak halde bulunma- dığından tekrar karanlıklara gömül- ü; Hakikaten, parti denilince hatı- ra ocak çalışması, bucak çalışması, İlçe çalışması, İl çalışması, merkez çalışması geliyordu. Parti demek, in- san demekti. Tabii bu ciddi partıler için böyleydi. Fakat Hür lince hiç kimsenin bir ocak kongre- sinin, bir bucak kongresinin, İlçe ve- ya ıl kongresinin yapıldığını duydu- ğu yoktu. Bunun sebebi, böyle kı releri yapacak bir topluluğun Hür. P. de kalmamış olmasıydı. tekim vaziyetten haberdar olan ida- reciler kongrelere geçmeye yanaş- mıyorlardı. Gayet iyi biliyorlardı ki bunlar- ya iki, üç kişi ile yapıla— cak, hattâ bazı yerlerd bu iki vey Uç kışı dahı bulunmayacaktı. Hakı— kate P. particilik oynayan bir kaç kışının Ankaradaki Menekşe so- kakta toplanıp kendi kendilerine "biz söyleyiş, biz. böyleyiz, bizim üzerimi- ze politikacı yoktur, neydi bizim muhalefetimiz, neydi bizim o fikirle- rimiz, memleket bize muhtaç, mem- leket bizi beklıyor şeref bizim, za- fer bizim" diye vakit geçirdikleri bir' teşekkül halindeydi. Zaten — bu yüzdendir ki o zümre etrafında bir dedikodu" çıktı mı, Hür. P. nin ismi gazetelere geçiyor; dedikodudan bık- kınlık gelince Hür. P. nin ismi gaze- telerden Biliniyordu. Zaten düşünmek lâzımdı. tabirleriyle bir "koca parti". ketin siyasi hayatında rol oynamak istiyor. Hem ne rol? Bu partinin par- lak fikirli mensupları düşünecekler, sadece kendi partilerinde değil, bü- tün memlekette lider rolü oynayacak- lar. Öteki partiler, sadece o fikirleri tatbik mevkiine koyacaklar. Dehşet- li bir parti! Bu parti, büyük gürül- tüyle bir istişari kongre topluyor her ilden beş delegecik-. başka par- tilerin liderlerim davet ediyor. Kong- re toplanıyor. Ne yapıyor? Bir karar alıyor. Düşününüz: Koca partinin tav- ca kongresi koca bir karar alıyor.. Nedir karar: Biz, müstakil kalmaya karar verdik! Bunun ciddiyetle telı— fini görmek elbette ki kolay değil- di. Biz müstakil kalmaya karar ver- dik, : biz kimseye iltihak etmeyece- gız' . Emsalsiz karar, bu. Hakikat bu olduğu içindir ki. haf- tanın sonlarında Hür. P. den gene kimse bahsetmez olmuştu. Kendile rini memleketin beklediği "fikri mesih" sayanlar gene Menekşe so- kakda toplanıyor, sabahtan akşama kadar çene çalıyor, sonra bu fikirle- rini gazetelerine yazıyor, kendileri söylüyor, kendileri dinliyor, vakit ge- çirip gidiyorlar, ocak kongresi top- layamadıkları .halde "biz bir dehşet- li partiyiz" diye avunuyorlardı. Kimseye zararları olmadıktan sonra, niçin avunmasınlardı? Haki- katen bir siyasi faaliyet göstermek isteyenler ise zaten D. P. ile C P. arasında fiilen taksim olunmuş- lardı. Memlekette siyasi faaliyetin, hiç —olmazsa daha uzun yıllar sa- dece bu İki teşekkül safında yapıla- bılecegı hakikati çoktan ortaya çık- mıştı ama, anlaşılan bu hafta içinde de bu hakikat henüz Menekşe sokağa erişememişti. AKİS, 29 MART 1958

Bu sayıdan diğer sayfalar: