7 Temmuz 1959 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 8

7 Temmuz 1959 tarihli Akis Dergisi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

YURTTA OLUP BİTENLER na geleceğini duyan İnönünün göz- leriyle etrafı araştırdığı görülünce, kendisine Başbakan Menderesin bi- raz fince salonun diğer kapısından çıkarak gittiği söylendi. İnönü de aat 12.45 de veda ederek Amerikan Büyük Elçisinin ikametgahından ay- rıldı. Vuku bulmayan karşılaşma merikan Büyük Elçisinin dâveti- hem İnönünün, hem Mendere- sin davetli olduğunu duyan gazete- ciler, bir ehemmiyetli karşılaşmanın heyecanı içinde Ekselans Warren'in ikâmetgâhı etrafında — mevzilenmiş- erdi. -Resepsiyona sadece — Meclis Başkanı, Başbakan, Bakanlar, mu- halefet partilerinin Genel Başkan ve enel Sekreterleriyle askeri ve mül- ki erkân davetliydi: gazeteciler da- vet edilmemişti-. Fakat — beklenen karşılaşma vuku bulmadı. Başbakan, Dr. Namık Gedik ve Melih Esenbel- le birlikte gelmiş, hazır bulunanla- rın ellerim sıktıktan sonra — büyük salonun en dibindeki köşede ayakta durmuştu. İnönünün geldiği . sırada H. P. Genel Başkanı küçük salondan büyüğüne geçerken bir di- ğer kapıdan — çıkmış ve Amerikan Büyük Elçisinin ıkametgahından be- raberinde Dr. mık Gedik, Melih Esenbel, Ahmet Salıh Korur ve Di- lâver Argun olduğu halde ayrılmış- ti. Davetli bakanlardan, Dr. Namık Gedik hariç, sadece Halük Şaman resepsiyona gelmiş ve Başbakan ay- rıldıktan sonra da bir müddet kal- şti. C.K. M. P. nel Başkanı Osman Bölükbaşı da gelmıyen dâvet- liler arasındaydı. Adalet Buluttan nem... Geçen hafta otomobili ile Ankara- daki imar sahalarını gezen Bar- bakan Adnan Menderesin — yanında Kemal Öz çobanı -D.P. Grupuna ba- sın suçlarının affı hakkında bir tak- riri gürültüyle verip sonra — susan Afyon milletvekili- görenler, basın suçlularınm affının eli, kulağında ol- uğuna kanaat getırdıler Gerçi Ba- bıâlide "İktidarın en selahıyetlı kim- selerinden aldıkları vaadlere" daya- narak, bazı üstadlar aylardan beri af için ha bugün, ha yarın deyip duru- yorlardı. Ama bizde — temennilerle tahminlerin biribirine karıştırılması usulü pek yaygın olduğundan bu ri- vayetlere inanan pek ıkmıyordu. Esasen "bugün, yarın" teranesi, af yolunda bir İktidar adımının da bir türlü atılmamış olmasıyla inandırıcı olmaktan gün geçtikçe uzaklaşıyor- du. Bu sebeple Öz çobanın Mendere- sin yanında görülmesi, basın — affı mevzuunda üstadlarm fallarından da- ha fazla güvenilen bir işaret teşkil ettti. Başbakan Menderesin bir. müd- detten beri basın- suçluların — affına gidilmesini düşündüğü bilinmiyor de- 8 ğildi. Bu affın, 1957 de — Kırşehirin tekrar il yapılması gibi bir siyasi manevraya basamak olacağı anlaşıl- makla beraber, gene de yüreklerin- deki ümidin ateşini söndürmiyenler vardı. ramdan evvel kanunlaşması beklenen trafik suçlarının affı tasa- rısının, Hükümet Başkanının arzusu Üzerine Basın affı ile birlikte çık- ması için gecıktırılmesı bu ateşi kö- rüklemişti. Özçobam Başbakanın otomobilinde gorulmesı bu zaviyeden bakınca bir mana kazanıyordu. Zira, Basın suçlularını af tasarısı Meclise gelecekse, bir Hükümet teklifi ola- rak gelmeliydi. Adalet Bakam Esat udakoğlunun bu mevzudaki bir be- yanatında "Henüz erken" demesi de, ayni perspektif içinde bir tezat ol- maktan çıkıyordu. Zira Budakoğlu, "Adalet Bakanlıgmın bu mevzuda bir hazırlığı yoktur" derken hakika- tin ta kendisini ifade ediyordu. Ba- sın suçlularının affı, şüphesiz, hükü- met politikası ile alâkalı bir mese- leydi ve kararının alınma yeri elbet- te Bakanlar Kuruluydu. Sadece Ba- kanlar Kurulu kararı da kâfi değil- di; siyasi endişeler, meselenin bir de Grupundan geçirilmesini za- ruri kılıyordu. Halbuki Grup, uzun bir müddet önce Basın ve Muhalefet hakkında tedbirlere lüzum görmüş, bir komisyon kurmuş, hattâ bir de tebliğ neşretmişti. Komisyonun ha- zırladığı rapor, raportörlerin çanta- sında tatlı tatlı uyutuluyordu. Basın affı teklifi ile beraber D. P. Grupu- na normal olarak bu raporun da ge- tirilmesi gerekecekti. Bu müşküle rağmen, basın affına hararetle ta- raftar olan Gruptan teklif kolayca geçebilirdi ve bu haftanın başındaki işaretler geçeceğini gösteriyordu. Ama artık mesele, Basın suçlula- rının affı değil, bu af vasıtasıyla a- ğır havayı dağıtma politikasının mu- vaffakiyet — şansıydı. İstikrar Politikası Ye kürküm ye... (Kapaktaki — grafik) eçen hafta boyunca zayıf, uzun oylu, gözlüklü bir iktisatçı Turkıyede kendinden en çok bahsedi- len adam oldu. Ağzından çıkan her cümle gazetelerin manşetinde yer a- lıyor, — resimleri ia Kazan'a veya Maggy Roofun kızlarına gösterilen- den daha büyük bir cömertlikle bi- rinci sayfaları süslüyordu. Türkiye- de yabancı bir iktisatçıyla — hem de Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreter muavini Cahan'dan çok daha tanınmışlarla- bu kadar il- gilenildiği- görülmüş, işitilmiş birşey değildi. İşin daha tuhafı, Cahan da- a önce Türkiyeye bırçok defa gel- diği halde kimse onun mevcudiyetin- den bile haberdar olmamıştı. Meselâ Cahan'ın 1955 kışında Türkiyeye yap- tığı ziyareti sadece Dışişleri Bakanlı- ğının ilgili memurları hatırlıyorlar- . O tarihte Cahan, O. E. C. E. adı- na biazat Fatin Ruştu Zorlunun res- men daveti üzerine — memleketimize gelmış, iktisadi durum hakkında ses- siz sedasız bir rapor hazırlamıştı Rapor, İktidarın o günlerde üzerine toz kondurmağa kıyamadığı enflas- yoncu politikasını acı bir dille ten- kid ediyor, enflâsyonun iktisadi ve sosyal neticelerini "büyükler"in göz- leri önüne seriyordu. Tabii ki rapor rağbete mazhar olmadı. Hatta rağ- bet ne kelime, rapor yüzünden Pens- te Zorlu ile Cahan arasında O.E.C.E. nin hafızası kuvvetli memurlarının hâlâ unutamadıkları çok şiddetli bir münakaşa geçti. Cahan, geçen yılın Haziran ayın- da, fevkalâdeden bir dış yardım alma ümitleri belirince Türkiyeye. yeniden eldi. Bu ziyaret te ilki gibi son de- rece gizli tutuldu. O günlerde AKİS muhabirleri, istikrar programı üze- rinde çalışan Cahan'ın kaldığı oteli öğrenebilmek için dahi insanüstü bir gayret sarfetmek zorunda kaldılar! Halbuki aynı adam bu sefer bir polıtıka yıldızı gibi siyaset sahnesi- ön plânına itildi. İktidarın en se- lahıyetlı agızlarının derın bir sessiz- lıge gömü ld ğü şu günlerde Cahan -İktidarın " ruyet şahıdı olarak bol bol konuşturuldu. İktidarın taktiği açıktı: Sayısız zam dalgalarıyla ha- tırlanan istikrar programının biraz olsun itibarını yükseltmek lâzımdı. Yerli politikacıların bu mevzuda gös- terecekleri gayretlerin tesirsiz kala- cağı aşikârdı. Ancak Cahan gibi İs- tikrar politikasının — tatbikatını tef- tişle vazifeli milletleraarası bir mü- tehassısın sözleri, pek" çok tatlı söz dinlemiş kulaklarda bir aksiseda ya- ratabilirdi. İktidar bu sâyede Muha- lefete karşı kullanabileceği bir silâh kazanabilir, Maliye Bakam Polatka- nın evvelce B. M. M. de yaptığı gibi, Muhaliflere dönüp "Bunları söyleyen mütehassısları, maksatlı, cahil diye beyenmıyorlarsa buna bir diyece- ğim yok. Bunu açıkça söylesinler, ci- han duysun şeklinde çalım satabi- lirdi. Bütün mesele, politikanın dışında kalması lâzım gelen ecnebi bir tek- nisyeni, İktidarın bir rüyet şahidi olarak konuşmaya razı etmekti. Fe- leğin çemberinden geçmiş, tecrübeli milletlerarası mütehassıs, ondan ne istenildiğini ve istenilen şeyin poli- tik neticelerini göremiyecek bir a- dam değildi. Nitekim Dışişleri Ba- kanlığının ikna kabiliyeti en yükse elemanları onu İktidar lehine bir konuşma yapmaya zorladıkları bal- de, Cahan dört gün tereddüt etti: Ec- nebi bir teknisyenin, bir memleketin iç politika meselelerine — karışmaya hakkı yoktu. Ama bu tereddütler dört gün sürdü, Neticede Cahan İk- tidarın rüyet şahidi rolünü oynama- yı kabul etti. Cahan, neden adının Türkiyenin iç politikasına karışmasına razı ol- muştu? Bunun muhtelif sebepleri vardı: Herşeyden evvel, E E Genel — Sekreter Muavini, AKİS, 7 TEMMUZ 1959 istikrar

Bu sayıdan diğer sayfalar: