13 Nisan 1960 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 18

13 Nisan 1960 tarihli Akis Dergisi Sayfa 18
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

YURTTA OLUP BİTENLER -sübversif ofaaliyet- asla niyeti yok- tur. Yalnız, karışıklıktan yani gizli ve yıkıcı faaliyetten hükümetin ne anladığı hususunda endişeler besle- mek için ortada ciddi sebebler var- dır." Bilinen gerçek Aslında C.H.P. milletvekillerinin bu konu üzerinde tekrar durma- larının sebebi, anlaşmanın manâsının ne olduğunu bilmemelerinden ileri gelmiyordu. Çünkü C.H.P. Andlaş- mada bahsi geçen Eisenhower Dokt- rininin -ki bir Amerikan Kanunudur- bizzât Amerikan Hükümetince nasıl anlaşıldığını en yetkili ağızlardan en kesin bir şekilde öğrenmiş ve -aklın yolu bir olduğundan- kendi tefsir tarzıyla Amer kan resmi tefsir tar- mr tıpatıp birbirine uyduğunu bü- k bir memnunlukla müşahede et- Hakikat şuydu ki, dünya- yerinde demokrasiye doğ- ru gelişen hareketleri -içinden de olsa- sempatiyle karşılayan Ame- rika, Türkiyenin iç işlerine (o karış- mamağa kat'i surette kararlıydı ve kendisine "karış!" diyeceklere Tür- kiyede milletlerarası komünizm, runa silâh çekecek, kimsenin bulun- madığını çok iyi bildiği cevabını ver- meğe hazırdı. Nitekim Şubat ba- şındaki müzakereler esnasında And- ettiği söylenerek, Amerikadan yar- dım talep etme hakkım D.P. ye ve- recek tefsirlerin Meclis Komisyonu huturunda Hükümet adına resmen yapıldığı sıralarda Amerikan Büyük- elçiliğinin memurları derhal Harici- yenin yolunu tutmuşlar, Andlaşma- nın da, Andlaşmanın dayandığı ve atıf yaptığı Eisenhower Doktrininin de hakiki manâsım hukuki metin o- kumasını bilmeyen ilgililere etmek istemişlerdi de ilgili memur şöyle bir müddet tik bir hastalığa tutuluvermişti! As- lında Muhalefetin Amerikadan yana en ufak bir endişesi yoktu. Fakat, bakalım, D.P. şefleri bir milletlera- rası andlaşmayı hâlâ iç politikaya âlet edecekler raiydi? Kurtuluş ricatte Komisyon toplanıp daha çalışmala- ra başlamadan işin aslı meydana çıktı. ric'at -tafralı da olsa bir ric'at- yap- mak sorunda olduğunu anlamıştı. Komisyonda zorlu Dışişleri o Bakam önce hazır bulunmuyordu. Fakat, Dışişleri Bakanlığı İkinci Dairesinin yeni Umum Müdürü Kâmuran Acet her zamanki efendi haliyle, C.H.P. li Hamza Eroğluna Andlaşmanın “silahsız tecavüz" o halleri diye bir? 18 Şeyden bahsetmediğini açıkca söyle- eç de olsa ni- hayet teşrif eden zorlu ise -filmdi Kâbil yolunu tutmuş olan- eski U- mum Müdür Talât Benleri açıkça "silâhsız tecavüz" diye acayipliğin oandlaşmada yer alma- dığnı ifade etmiş oldu. Gerçekten, zorlu Bakan "bu Andlaşma Eisenho- wer Doktriniyle Amerikan Hüküme- tine verilen salâhiyete dayanmakta- dır. Biz bununla iktifa etmeliyiz" bu- yurdu. Halbuki Esenhower Doktri- ninin dolaylı veya dolaysız herhalde sadece "silâhlı" tecavüzden bahset- tiğni artık öğrenmeyen kalmamıştı. Bakan ayrıca "Hükümet, dahili ka- rışıklıkları kendi ücü ile bastıra- cak kudrettedir. Bunun için bir ya- bancı askeri müdahaleyi davet et- mek aklından geçmez" demek sure- tiyle, C.H.P. nin andlaşmayı anlayış tarzını, zımmen de olsa, bir kere da- ha sineye çekmiş oldu. Gerçi, zorlu Baltan o gün hakikaten pek çalımlı bir günündeydi. Patlata patlata te- lâffuz etmeğe çalıştığı "iktidarımız, kahrütedmir, v.s. v.s." gibi pek tum- lâkırdılar Burhaneddin O- Bayurun da pek hoşuna gitmişti ama bütün bu taf- ralar, kuru sıkılar, zorlu Bakanın Faruk Tunca Ah şu basın! nihayet e geldiği hakikatini de gizliyeme Böylece bir D.P. balonu daha iğ- neyle delinip foslayıverdi ve b çevrelerin oOAmerikayı D.P. hâmisi gibi gösterme manevrası ricat ile ne- ticelendi. İzmir Sinirli bir adam Uzun boylu, saçları hafifçe dökül- müş yakışıklı adam 0003 plâka numaralı siyah makam arabasının kapısını o şoförünün Oo müdahalesine lüzum kalmadan hışımla açtı. Önce sol ayağını ileriye doğru atarak ha- fifçe eğildi ve sonra sağ ayağıyla yeri hırsla tekmeleyip gıcır gıcır si- yah otomobilinin içine kuruldu. Şo- för marşa bastı, 0003 numaralı şa- hane otomobil yola revan oldu, Hadise geçen haftanın başında bir gün İzmirde cereyan ediyordu. Si- nirli adamın adı Faruk Tuncaydı. İzmir D.P. İl ve Belediye Başkam sıfatlarını taşıyordu. -Hiç olmazsa, şimdilik!- Her şey bir raporun gaze- te sahifelerinde yer almasıyla alev- lenmiş ve gidişat yakışıklı Belediye Başkanını sinirlendirmişti. o Rapor, Gümüşsüyü Askeri Hastahanesinin mühürünü taşıyordu. sıldığı yerdeki tarih, Mart 1060 tarihinde tanzim edildiği- ni göstermekteydi. Muhtevası ise bir hayli enteresandı. İzmir Belediye ve D.P. İl Başkanının bir Psikonevroz olduğunu ifade ediyordu! İşte, kızıl- ca kıyamet bu meşhur, meşhur ol- enteresan raporun basının eline geçmesiyle koptu. İşle- ri tam yoluna koyduğu sırada yakı- şıklı Belediye ve D.P. İl Başkanının tepesini attıran bu insafsız, bu gad- dar basının, raporu mal bulmuş mağribi gibi ortaya (o atıvermesiydi. , Cumhurbaşkanının ve oBey- İzmiri o şereflendirecekleri bir sırada bu kabil dedikoduların şu- yuu Tuncanın canını ziyadesiyle sık- mıştı. Ne yapıp yapıp buna bir çare; bulmak gerekiyordu. Askerlik odurumuna karşı bütün Türkiyenin ilgi duyduğu İzmirin saçları hafifçe (o dökülmüş, yakışıklı Belediye ve D.P. Başkam bu çareyi bulmakta gecikmedi. Çare şuydu: Bir basın toplantısı tertip etmeli ve ga- zetecileri bu hususta gereği Okadar aydınlatmalıydı. Ne var ki Tuncanın basın toplantısı, bilinen basın top- lantılarından bir hayli farklı oldu. Yakışıklı ve D.P. sever başkan, bu mühim toplantıya sadece bir gaze- rinin belediye muhabiriydi. Bir müd- AKİS, 13 NİSAN 1960

Bu sayıdan diğer sayfalar: