26 Kasım 1966 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 11

26 Kasım 1966 tarihli Akis Dergisi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

AKİS ceğini iddia ettiler. Kongre Başkanı, daha sonra da Hükümet Komiseri bunun aksini ifade De e plânlan- mış olan "tedhiş" Ankara- dan gelenler, korseisli sağcılarla birleştiler. İstanbuldaki TMTF bi- nasının basılmasında baş rolü oy- nayan ve çantasında Hitlerin "Kav- gam" adlı kitabını gezdiren Atillâ Kılıçoğlu, kavgayı başlatanlar ve Sunni ettirenler arasında göze çar- ordu. le süratle b ve okesa aksetti. Ağır ve hafif yaralı çok sayıda İka ia şındı. Polis, gevşek davranmakla be- raber, aleyhine bir hava belirince, mütecavizlerden bazılarını karakola götürmek zorunda kaldı. Fakat mü- tecavizlerin arkadaşları bu defa ka- rakolu bastılar, cam-çerçeve, ne varsa kırıp döktüler. Arkadaşlarını bileklerinin zoruyla kurtaracaklar- dı. Karakola alınan mütecavizler- den Atillâ Akman -AP Gençlik Kolla- rının yeni Genel Başkan adayı-, ka- rakoldan kurtulmak için her türlü kabadayılığı odeniyor, Komiserin masasına ve camlara hücum ediyor ve şöyle bağırıyordu: — Beni ne hakla burada tutu- yorumuz Ben milliyetçi ve AP'li- iy delikanlı, polislerden, Anka- radan Faruk Sükanı telefonla bu- lup kendisine bağlamalarını da is- tedi. Pervasızlığın bu kadarı ancak, Demirel ve anın Türkiyesinde olabilirdi. Daha sonra Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, kendisinden saldırgan- ların isimlerini isteyen gazetecilere şu tuhaf cevabı verdi: — Kimse kimseden davacı de- gil ki isim verelim!.. Nezaret altın- da tutulan yok.." Halbuki o sırada hastahanelerde ağır yaralıların ölümden kurtarıl- ması için çalışılmaktaydı. Bu olaylar, AP İktidarının tutu- mu ve Demirelin konuşma tarzına bakılırsa, devam edecek ve hem de daha vahim biçime girecektir. Gö- rünen, odur. Bir yandan rejimi, a- nayasa düzenini ve demokrasiyi tehdit eden tehlikelerden bahseder- en, bir yandan dâ anayasa mües- seseleri için tedbir alınacağından bahseden Başbakanın tutumu hak- kında, bu anayasa müesseselerinden birinin başı, haftanın başında A- KIS çiye şöyle dedi: — Yahu, böyle mi hükümet ida- re edilir? Eğer, ima ettiği gibi, ana- 26 Kasım 1966 yasa düzenini tehdit eden bir tehli- ke sahiden varsa, niçin bu Başba- kan, anayasa müesseselerini yanına almaya çalışmaz da, tam tersini ya- par ve onları tehdit eder? Bu, bilgi- sizliktir, acemiliktir, o basiretsizlik- tir!" C.H.P. Üç ay, üç yıl.. Adamın adı, Ömer Uyardı. Şive- sinden Rumeli muhaciri olduğu anlaşılıyordu. Kısa kesilmiş beyaz saçlı, şişmanca, kırmızı yüzlü, si- yah aba giyinmiş sevimli ve baba- can biriydi. .Mikrofonun başında kokaşin hatibin sözünü keserek: Bey, bey! Bunları şimdi süli- yorsun.. Bunları gelip, seçimlerden ewel bize süliseydin ya.. Anlata tay- dın ya.. Bak, ne güzel anlatıyorsun.." diye atıldı. YURTTA OLUP BİTENLER Salonda gülüşmeler yükseldi. Bazıları alkışladılar. Mikrofondaki hatip: "— Yok, yok.. Hem geldik, hem de anlattık. “Ama, anlamadınız, inan- madınız.." cevabım verdi. Ömer Uyar lâf altında kalacak adam değildi: — Gelip te böyle mi anlattınız? Sülemediniz, sülemesini bilmedi- niz" diye çıkışmakta devam etti. Hatibin, şarkıcı kızlar gibi, yüz- leri halka dönük olarak bir sıra is- kemlede oturan arkadaşları Ömer Uyara içten bir alkış tuttular. Sade- ce samimiyetini değil, söylediği sö- zün doğruluğunu da alkışlıyorlardı. Hadise haftanın başındaki Pa- zartesi günü, öğleden sonra, Berga- madaki bir sinema salonunda cere- yan etti. O gün CHP'nin yeni Genel Sekreteri Bülent Ecevit Bergamaya gideceğinden parti teşkilâtı bir top- C.H.P. Genel Sekreteri Ecevit konuşuyor Anlatabiliyor, anlaşılıyor

Bu sayıdan diğer sayfalar: