7 Kasım 1934 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11

7 Kasım 1934 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

8 Tesisieymel 1934 - AKŞAM Tetrika No. 39 Yazan: BARBAROS İskender Fahreddin Kabile şeyhleri Hızır beyin önünde yemin ettiler: İ “Sen bizde vatan aşkı yarattın! Ana yurdumuzu düşmana elimizle vermiyeceğiz, bu uğurda “Şen, bizde vatan aşkı yarattın!,, (Akte) üç gündenberi yatı yordu. Gözlerini açmıştı.. Tekrar Hızır beyin eline düştüğünden memnun- du. Nasıl kaçırıldığını anlatıyordu: — Her zamanki gibi o gün de bahçede hurma ağaçlarının ara- sında dolaşıyordum. Zenci hizmet- giden bir şerbet istemiştim. Hi: metçi yanımdan uzaklaşınca, bi denbire ağaçların arasından çıkan üç adamın üzerime atıldığını gör- düm. Bağıramadım.. Birisi ağzımı kapadı.. Ve diğerleri kucakladı. lar. Korkudan bayılmıştım. Bir #aat sonra kendimi kayıkla bul- dum. Fakat, kollarım sarılıydı. Beni büyük bir hasıra sarmışlardı. ımdaki sesleri işitiyordum. sun gözdesi, ami falın ümit ettiği malümatı verebi- lecek mi acaba...2» «— Hiç şüphe yok, Çünkü Hı- Zir reis ondan bir şey saklamaz.» «— Amiral Hugoyu nasıl bulu- yorsun?» «— Marki de Gumar gibi kor. kak bir kumandan değil, (Cezair- 'de bir Türk bırakmıyacağım!) di- yor.» © «— Bunu söylemek kolay. Ami ral Diego ve Gumar dı ö Tüyordu: ceğiz!) diyorlardı. Fakat, bir şey yapamadılar. Dayağı yiyip ka: tılar.» «— Amiral Hugo dayak yiye- cek adama benzemiyor. Cesur, atılgan bir kumandan. Üstelik Telesman emirile de ittifak yaptı.» «— İyi amma, Barbaros ta Ce- zairdeki kabilelerle anlaşmış. Ma- Tüm ya.. O havalideki kabileler Melemsan sultanınn İspanyollarla veya her hangi bir hıristiyan dev- Tetle ittifak aktetmesini hoş gör- müyorlar.» «— Adam sen de, Barbarosun yanında şimdi bin Türk bile yak. “Amiral Hugo yüz elli parça gemi ile Oran kalesi önünde (Akte) yi Bekliyor. Kartal sürüsü gibi, Ce- Zaire bir hücum ederse, taş üst 'de taş bırakmıyacak, deki Türkleri tamamile imha et- mek için, Romaya uğramış. Pa panın huzurunda yemin etmiş!» Hızır bey (Akte) nin anlattı Jarını merak ve hayretle dinledi — Hepsi böyle yemin etmi; (di, Fakat, Allah Türkleri yeryü- ünden © kaldırmıyacak, Akte! Böyle söyledikleri için, yüksekten Atıp tuttukları için, gene mağlöp olacaklar. Hızır bey, geçen sene İspanyol ların ve müttefikleri Arapların yaptığı tahribatı ancak yeni telâfi edebilmişti. Cezair sahilindeki Cerbe, Şerçel, Melyanc, Fenis li- manları kalelerile birlikte Türk- derin elinde bulunuyordu. Markinin yerine gelen amiral Hugonun sırf Telemsan emirine muhakkaktı, Amiral evvelâ (Oran) limani- na gelerek buradaki üç binden fazla hiristiyanı gemilere bindirmi; ka İspanyadan yeni gelmiş yirmi hepimiz öleceğizl,, bine ve tecrübeli İspanyol muharibi vardı. (Akte) nin kaçırılması ve tek- rar elde edilmesi Hızır beyin işine yaramıştı. İspanyollar askeri va: Ziyetlerini çok gizli tutuyorlardı. (Akte) yakalanmamış olsaydı, Hızır bey bu malümalı nereden alacaktı? 4 Hızır reisin karergâhında haki- katen bütün Türklerin yekünu bin kişiyi bulmuyordu. Bu kadarcık kuvvetle yirmi bin Kişilik bir orduya karşı koymak ve yüz elli parça geminin top ate- Şi altında barınmak kolay bir iş miydi? Bu harplerin, bu ehli salip akım- larının, bu” sonsuz dövüşlerin 80- nu gelmiyecek miydi? “ex “Aradan on gün bile geçmemişti. Bir sabah Telemsan civarından gelen bir balıkçı kayığı tayfaları Hızır beye şu haberi getirdiler: «— Emir, İspanyol amiralı ile müştereken şu kararı verdiler: Müttefik kuvvetler Cezayiri baş- tanbaşa işgal edecekler. Türkleri denize dökecekler ve kurtulma- maları için, bacaklarından biribi- rine bağlıyacaklar. Yerlileri de, Türklere yardım ettikleri için kı- lıçtanı geçirecekler ve kadınlarını Ispanyol askerlerinin koyunlarına verecekler!» Hızır bey ahaliyi bir meydana Yerliler zaten Hızır beyden memnunlardı. Ve. içeri kabilelerin şehleri de Türklerle ittifak etmi erdi. Bu içtimada kabile şeyhleri de hazır bulunmuşlardı. «— Düşmanla, ittifak eden dindaşlara lânet ol- sunla Diyerek Hızır beyin etrafında #oplanmışlardı 7 Hızır bey, bütün bu müzal retlere rağmen, bu sefer, manı mağlüp edeceğinden emin değildi. Amiral Don Hugonun kumanda rdu ve donanma çok kuy- vetliydi. Hızır bey halkın kuvvetli ima- mina ve bir avuç maiyetinin ce- #aretine güvenerek şehrin kalesi- dür ni son meferine kadar müdafaa Hızır beye: — Kaleyi sulhen teslim edelim de beyhude yere kan dökülmesin! Demişti. Hızır be; — Evvelâ kanını dökecek olan Türklerdir. Biz, son neferimize kadar çarpışırız. Sıra size gelince, © vakit ne isterseniz yapınız! Türk ayağını bastığı yerden diri olarak çıkmaz! Diye cevap vermişt Hızır beyin sözleri müttefik arap şeyhlerini büsbütün coştur- muşuz — Senin arkandan geleceğiz. Sen ölürsen, biz de öleceğiz! Ana yurdu düşmana elimizle vermiye- ğiz... Sen bize, toprak sil kan döküldüğünü öğrettin! Bizde vatan aşkı yarattın! Bu aşk uğrunda icap ederse hepimiz öle- etmişlerdi. (Arkası var) Zaman ve aşk 7 Aşkan nadir, kiymetli fakat ma- zik ve pek çabuk geçen bir şey ol. duğunu, maatteessüf, pek geç an- Tadım. Çocuk iken, hattâ koca bir kadın okluğum zaman bile aşki sade fakat devamlı bir saadet zan- ediyordum. Aşkı ta küçüklüğüm- denberi tanımıştım, Teyzemin oğ- lu Kerametle küçük yaştanberi s€- vişirdik, on beş yaşına girdiğim zaman, aramızdaki aşk âdeta res- mi bir mahiyet almıştı. Aile içinde herkes bunu biliyordu, Herkes, Keramet tahsilini bitirir bitirmez. evleneceğimizi zannediyordu. Halbuki, babamın işleri bozul- mağa başladı. Huyu değişti. Ufak şeye hiddetleniyordu. En kız- Çünkü o yardım etse babam düştüğü müşkül mevkiden kurtu labilirdi, Fakat hiç bir yardımda bulunmuyordu. Babam bu hiddet arasında, bir gün bana: — Ben mezara girmeden sen Keramete varamazsın! dedi, Ağ- lamktan başka elimden ne gelir- di? Erenköyündeki köşkümüz sa- tlmıştı. Artık yazları Keramet ile bağda buluşmak saadeti uçmuştu. Sayfiyeye gitmez olmuştuk. Şimdi Keramet beni gizli gizli görüyor- du. Fakat görebilmek için yağmur ve kar altında saatlarca sokakta beklemeğe mecburdu. Bana öyle aşk mektupları yazıyordu ki en katı kalpleri bile ağlatabilirdi. Halimizi bilenler bu aşkın diller- de destari olan aşklara benzediği” ni söylüyorlardı. Keramet benimle yalnız. kala- bildiği pek nadir zamanlarda yal varırdız — Yemin et bana: Ne olursa olsun, beni unutmıyacaksın, bana daima ina “Ağlıya ağlıya yeminler ederdim. Günün birinde babamın dostla- Findan biri beni istedi. Bu artık genç bir adam değildi, Fakat ya- kaşık, zarif, sakin, iyi kalpli ve çok zengin bir adamdı. Babama müşkül dakikalarında yardımda bulunmuştu. Ailemiz ona yük bir minnettarlıkla bağlı aksın! Benim evvelce Keramet ile ni- şanlı olduğumdan haberi yoktu, bilse idi muhakkak benimle evlen- meğe kalkmazdı. Çünkü o kadar ince ve kibar hisli idi. Ben, ilk tek- lifte her şeyi kendisine anlataca- Zımı. söyleyince az kalsın baba- ma nüzul inecekti, Annem ise düş- tü bayıldı, Evin içinde kıyametler koptu, Ben tecrübesiz zavallı bir genç kız ne yapabilirdim? Ailesi Kerameti alıp İstanbuldan uzak- laştırmışlardı... Nihayet kocaya vardım, Doğrusunu söylemek lâzım ge- lirse, korktuğum kadar bedbaht olmadım. Kerameti sevmekten, onun aşkına daima iman besle. mekten vazgeçmiyordum. Mek- tuplarını yanıma almıştım, Bir sandığın dibinde sakladım. Bun- ları okumuyordum. Fakat aşkımi- zn bu kıymetli yadigârları nimle beraber bulunması ki Ne bekliyordum? Ne ümit ediyor- dum? Bilmem. Kocam bana sakin, hakiki bir saadet temin ekti, Kızım Handan doğduğu zaman artık dünyada her şeyi unuttum, Onun çocukluk seneleri hayatımda tatlı bir rüya i geçi Sonra, aci seneler geldi, Kocam İyiler vemet edemedi. Tebdili havaya gideceğimiz sırada | birdenbire Uzun, yeknesak hüzün ve melâl ayları geçirdim. Handan mektebe gidiyordu, Evde yalnız başıma ya- #iyordum. Bir gün, bir mor me nekşe demeti koklarken, dünya- pin bütün kokuları ruhuma dok muş gibi bir baygınlık hissettim, zlerimin önünde bütün mazi, bütün gençliğim ve çocukluğum. canlanıyordu. Keramet ile Eren- köyündeki köşkümüzün bahçesin- de geçirdiğimiz mesut aşk günleri Kalbimin çarpmtısını sanki ellerim- le bastırabilecek imişim gibi ü tutarak yerimden fırladım. İçimde büyük bir aşk ihtiyacı can- lanıyordü, nihayet Keramet ile mesut olabilmek imkânı hasıl ol- muştur! | Kerameti görmüyordum. Bir ban-! kada yüksek bir vazifeye geçmiş olduğunu biliyordum, Hemen gi- | yindim. Aynanın karşısında itina | süslendim. Güzel siyah tuvale- #imle gözlerimin hummaya tutul- muş gibi parladığını görüyordum. Hiç bir zaman bu kadar esrarlı bir güzelliğim olmamıştı Bankada beni hürmetle k: yarak Kerametin odasına düler. Gözlerim kararmışt laklarıma bir ses akseti): Zeynep, sen misin? Hemen yerinden fırladı, elim- den tuttu, Bir koltuğa oturdu. Kendisi de koltuğun kenarına oturdu. — Gözlerin eskisi gibi Ağzın, dudakların hiç değişmemiş... Ne güzel bir çocuktun, şimdi ne ka- dar güzel bir kadınsın... Çok güzel Ellerimi öpüyordu: — Zeynepciğim! Sevgili Zey- nebim! Ben bir şey söyliyemiyordum. Sarhoş gibi idim, Keramet elleri »raktı, belimden tuttu, göğ- #ünde sıktı. Ben derin ve nami tenahi buseyi içmek için gözlerimi kapadım. Açtığım zaman muş yüzünü gördüm: — Böyle öpüşmeyi sana kim öğretti? Diyordu. Onun maziyi kıskan- dağını düşündüm. Bir elini aldım. Bütün kalbimle öptüm, Sordum: — Bana gelecek misin, Kera- met? — Şüphesiz. Bankadan ayrıldığım zaman, inyada benden mesut bir kadın. olabileceğini tahmin etmiyordum. İnsanın bir an için böyle bir his duyması bütün hissiyatına yetişir! O akşam, Keramet geldi. Vakit geçti, Handan mürebbiyesile be- raber odasına çekilmiş ve yatmıştı. Yalnızdım. Keremete eski mazi- yi, çocukluk ve gençlik aşkımızı hatırlatmak istiyor, o zamanın ha- tralarını tazeliyordum. Keramet gittikten sonra içimde garip bir boşluk ve soğukluk hissi vardı. O sabahki ateşli saadet ne olmuştu7 Sanki o.güzel bir kış rüzgârı kavurmuş gibiydi. Ne- den? Bu suale cevap veremiyor. dum, Uzun uzun ağladım. Uyan- iğim zaman kendime alık diyor- dum! Onun nüvazişlerini hatırlı- yordum. Hâlâ gençtim. Seviyor- taktan kalktım. Öğleden sonra Keramete tele- fon ettim. Yorgun, uzak bir ses ba — Zeynep, sen misin? vap verdi, Buraya telefon etme- Sahife () #çn daha iyi olur. Tabi, takdir. edersin... — Tabii, tal Bekliyorum seni. İçimden de bu akşam gelmiye- cek! diyordum. Sahihten, gelme- di! Azaptan yastığımı ısırarak sa atlarca ağladım. Ertesi sabah he- men bankaya koştum. Beni gi rünce kâğıtlarından © başını kal- dardır — Ah şekerim, öyle bir dakik da geldin ki... Bu akşam muhal kak sendeyim... Şimdi git yav. rum, Buraya gelmek, telefon et mek çok ihtiyatsızlık olur. — Beni öpmiyecek misin? Demek istiyordum. Fakat ce- #aret edemedim. O akşam da gel- medi. Ertesi akşam da gelme: Hiç gelmedi. Handan soruyordu — Anne; ne var? Gözlerim telefondan ayrılmi- yordu. Sanki baka baka ondan beklediğim sesi çıkarabilecektim! Çilgm gibiydim. Bankaya kadar gidiyor, bekliyor, dolaşıyordum. Sonra evinin önüne gidiyor, yürü- yor, dolaşıyordum., Bir gün Keramete sokakta iki kadın ile rasgeldim. Biri yaşlı, biri genç idi, Koluna girmişti. Vaziyet- lerine bakınca, hükmettim. Çektiğim. tık son dereceye geldi mış gibi Keramet te o gece bana geldi. Bozuk bir çehre, mütereddit bir tavırla ilerilediz — Zeynep, affet, beni, dedi. Sana ill; defasında haber vermeli idim. Aramızda her şeyin bittiğini Söylemeli idim... Ben nişanlıyı Cesaret edemedim, o kadar gi din, o kadar emniyet ve itimat ile bana geliyordun ki... — Daima böyle olacağına ye- min ettirmemiş mi idin? © — Doğru, yavrum. Benim ne azaplar çektiğimi bilsen. Ölmek . Ölemedim. Azabı çeke geke nihayet şifayap oldum. İkimiz de susmuştuk. Bu süküt içinde, biribirimizden ebediyen . ayrılmış olduğumuzu hissediyor. duk. O benim kendisini affedemi- yeceğimi biliyordu. Ben onun b. na merhamet edemiyecei yordum. Aşkta afin ve merhame- tin bir manası olur mu? Ellerimi tuttu, öptü, süküt içinde, ayrıldı giti. Hihâyeci Çocuğunuza iyi bir dadı arıyorsanız AKŞAM'a bir KÜÇÜK iLÂN vermekle bunu hemen temin edebilirsiniz. Deniz kızı Eftalya hanımla Sadi beye teşekkür Himayeietfal Beyazıt nahiyesi in inden: 25-10-1934 perşem- be akşamı Himayeietfal Beyazıt nahiyesi âzaları şerefine Şehzade- başında Ferah sinemada verileni büyük müsamerede Deniz kızı Ef- talya hanımla kemani Sadi bey ve arkadaşları tarafından fahriyen verilen konser çok candan ve ca: | zip olmuştur. İdare heyetimizin ve âzalarımızın minnet ve şükranini mucip olmuştur. Muhterem ceri-' denizle mezkür heyete teşekkür” ler iblöğna tayassutunuzu rica ederim, db 2 elimi

Bu sayıdan diğer sayfalar: