15 Kasım 1934 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 10

15 Kasım 1934 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

” Sahife 10 Yazan; SULEYMAN KÂNI SARAY ve BABIÂLİNİN — Tercüme, iktibas hakkı malıfuzdur & İĞYÜZÜ Tetrika No, 384 Abdülmecit zamanında zevk ve sefahat devri nasıl başladı? (Abbas paşanın valiliğine Mi- Sirdan İstanbula pek çok paşalar, beyler, hanımlar hicret etmişler. di, Bunlar yüksek bedellerle İs- tanbulda, Boğaziçinde konaklar, yalılar satın almış, bunları ala- franga tecemmülât ile tezyin ve tefriş eylemişlerdi. Mısırlılar. İstanbulda bol, bol paralar sarf ve israf eyliyorlardı. Bu suretle sefahat kapısı geniş açık işti, Vükelâ ve kibar da Misirlilarla aşık atmağa, vükelâ haremleri Mehmet Ali paça kızı; Zeynep hanrmefendiyi taklit eylemeğe kalkıştılar. Cevdet paşanm e Abdülhamide (maruzatında) bildirildiğine göre bir Âli paşanım dairesi ma- ayda üç, dört bin altma dı! Cevdet paşa Âli paşa için (Ali namında çarebru delikanlı sının masarifi efendiden bir ada- mın hanesini kibarane bir suret te idare edebilirdi; bu cihetle sadaret maaşı vefa etmez oldu.) diyor. Abdürrahman Şeref bey de ta- rih müsahabelerinde diyor ki: (Âli paşa asaletie Reşit Fast paşaların madununda idi. Bir sktar oğlu iken kapısmı on- lan ziyade açmış onlardan üs- fana gösermiş, masraf ih- yar eylemiştir. Misir hidivi ta- rafından iki defa borçları öder metine r ölümünde tereke- “si borçlarına yetişmemişti. Vakıa Reşit paşa da sonraları Balta li- manındaki yalısını elli bin kese kodar bir meblâğa mukabil Zinci hassaya satmağa mecbur ol- muştu. (Bu yalı meselesinden ev- velec bahsetmiş idim.) amma gerek Reşit, gerek Fuat paşalar varislerine kâfi servet bırakmış. lardı.) Cevdet para o günlerin haya- tını şöyle tasvir ediyo: Eskiden devlet memurl, aşlarını vaktile alır, maişetlerini buna uydururlardı. Ev ve yalı te- cemmülâtı yok idi. Sarayın ida- resi mazbut idi. Şehzadeler ka- feste, mahcur bir halde yaşarlar. dı; saray kadınları bir tarafa çıkmazlardı. Sarayın ahır masrafı hassa atlarının yem ve ot para- sından ibaretti. Bir ecnebi fir gelince ihtiyaç görülürse vüke- lâ dairelerinden beşer, onar do- anmış at alınırdı. Bu gibi şey- ler için hazinei hassaca masraf ihtiyar olunmazdı. Gitgide bu haller devleti aliye- nin dahil olduğu medeniyet mes- leğine muga; zarlarında çirl görüldü. Vüke- lânın, ricalin, kibarın fayton, ara- | ba edinmeleri zamanın icabatın- dan sayıldı; sarayı hümayunda da mükellef arabalarla tecemmü- Iât bulunması halin levazımından addedildi. Daha sonra vükelâ dairelerin- de artık at bulunmaz oldu. Res mi günlerde saray atlarına bin- meğe mecbur kaldılar, Iş tabii mecrasından çıktı; israf ve sefahat ifrata vardı. Evvelce krp masrafı için istikraz yapılı- Sonra diğer masraflar da ka a alışıldı. tida istikrazdan . Lâkin o da rüzgârm önüne düştü. 1271 şevvalinde bir rikâp resminde vükelâya istikraz hak- kında şu hitabede bulundı © (etikraz' olunmamak için çok çalıştım. Lâkin ahval bizi istik- raza mecbur etti. İstikrazların ödenmesi le olur. Bu da mülkün imarile kabildir. Her devlette olduğu gibi bizde de kumpanyalar teşkil edilerek de- miryolları yapmalı. Fakat var dat arttı diye masrafı artırmama! yoksa bir semere hasıl olmaz, Ge- ne batak yoludur. Beşiktaş sara- yıda pek tekellüflü idi. Daha s dece olabilirdi!) Abdülmecidin.itizara benziyen rine derhal Topha- Fethi ve derya kapta m Halil paşalar atıldılar: — Efendimize göre bu bir şey değil Abdülmecit — Yok, yok! Ziya- dece olduğuma benim de kalbim şehadet etti, Abdülmecit böyle düşünürken sultan efendiler Mısırlılar tak- €den vükelâ haremlerinden mutlaka üstün olmak üzere he- sapsız sarfiyatta bulunmakta ler. Artık maaşları idare etmiyor. du, Hepsi borca battılar, Eskiden beri saray hareminde yaşayan kadın efendiler de zama- ne hükmünce arabalarla gezme- ğe başladılar; eşehirlilere» tefev- vuk etmek üzere bunlar da israf ve sefahata daldıla borçlandılar. Alışve, sıta olan kahveci ve baltacılar suüstimallere koyuldular. Meselâ. bir tecirden 100000 kuruşluk mal | alırlarsa 50000 kuruş ta nakit alıp, 150000 kuruşa senet verir oldular. Bu suretle sarayın üç senede 3000000 kese akçe borcu çıktı. Bu da yetişmedi. Sultan ve kadın efendilerin el masları Beyoğlu sarraflarının el- lerinde merhum kaldı. Maişet şeraitinde bu Alülemeeile de gap. O da kar dınlarından bazılarına ziyade mu- habbet ve rağbet gösterdi. En çok yüz verdiği Serfiraz ha- nımın. masarifine dayanmak ka- | yaşamağa alıştılar; B bil değildi. Cihan seraskeri Riza paşa © onlar da | lerine va- | günlerde pek nafiz idi. Saray ip lerine de müdahale etmek isterdi. Yıldız köşkünde oturup Abdül mecide naz ve istiğnasile tahak- küm eden baş ikbal Serfiraz ha- mim kocasına başkasının sözü geç- mesine tahammül edemiyordu. Bir gün kızlar Tahsin Abdülmecidi ber verme: üzerine Serfiraz ha- mum alay ederek — Hünkâr Riza paşadan ruh- sat tezkeresi almış mı? Demiş idi. Tahsin ağa ha bu ağzından kaçırdığı, sö şuyu bulduğu için azlolunarak yerine Hayreddin ağa nasp olun- muştu. (Evvelce de yazmıştık ki Abdülmecit Serfiraz hanımı çok sever, bazan geceleyin Çırağan- dan kalkıp'önünde fener çektire- yek yaya Yıldıza giderdi; bu zah- metin boşa çıktığı, padişahın Ser- firaz hanım tarafından kabul edilmiyerek teessür içinde avdet ettiği olurdu. Serfiraz hanım Abdülmecidin vefatından sonra geçmiş günleri hatırladıkça ben efendime vak: #ile ettiklerimin cezasını. çekiyo- rum! derdi.) Şehvetkârane zevklere düşkün- lük Abdülmecidin vücudunu ha- rap ediyordu. Fethi p: dişaha hulüs arzeylemek üzere Avrupadan kuvvet macununa mu kabil. ilâçlı şaraplar getirip tak ivayet olunur. ziyade meyil ve mazhar olan kadın- ların masarifine hazineler müte- hammil olmadığı halde mütercim Rüştü ve Fethi paşalar kolaylık- ler göstermekte yarış ediyorlar, bununla biribirine galebe çalmak istiyorlardı. Nihayet hazine tam, takır kal- dı; Ali ve Fuat paşalar da istik- raz kapılarını açtılar. Kırım muharebesinde Fransız, İngiliz, Surdonya askerleri İstan- anın pa- Bu sırada vaki olan suru hü- mayunlarda da çarşı esnafı, ba: husus kuyumcular fevkalâde isti- fade eylediler; onlar da kibarane inde yalılar tutmağa kalkıştılar. (Arkası var) yirlere sahip gömük Haline komada etmek ve imkanın kendi gemin iediği hedefe yürüttük. ektir. Sağlam ler mütiş hayat mücadelesinde muvalakiyetin e. ii veminatdır. Binaeneleyi srrlerini Bromural -noli-. Me Kanvveferdiriniz. bunun müsekkin ve arukavul tesiri Mer iste görülür. © Koli kimyevi maddeler fabrikala Hiç bir sarı yoklur ve alışıklık vermez vdwigshafen siRhiin, Her saat yuruşu, kızgın bir çe- kiç gibi Tekinin kalbine | vuru” yordu. Saat bir. Saat iki. Sant üç... Sumer artık gelemezdi, gelmiye- cekti. Tekin evin içinde dolaş” yor, çocukların odasına: girmeğe cesaret edemiyordu. Nihayet ka- Piyi açtı ve eşikte hıçkırmağa başladı, sonra olduğu gibi kendi- mi yalağa attı, gözlerini kapa dı. Uyandığı zamati ilk işi saate bakmak oldu. Sokaktan satıcılar" rin sesleri geliyordu. Kalktı, ağ- rıyan başını soğuk su ile yıkadı. Elbise değiştirdi, çıktı. Kaymbabasınm evine gidecek- ti, Fakat Zehraya, uğruna çektiği azabı, onun için nelere katlan- dığım göstermek istedi. Zehraya başma gelenleri anlatacaktı. — Sumer çocuklarla beraber kaçtı! Diyecek ve ondan sonra kayın babasma gidecekti. Zehra sabah karanlığı Tekini görünce evvelâ şaşaladı ve anlat tıklarını dinlerken, av kokusu alan yırtıcı bir hayvan gibi boynu uzadı, gözlerinin bebeği parla mağa başladı. Tekin susunca sordi — Peki, şimdi ne yapmak fik- rindesin? Cevap beklemeden devam et- — Oraya gideceksin değil mi? Eğer gidersen hapı yutarsın, Bek- | le o gelsin. Burnumu kırıp gelir, o zaman senin yalvarmana ihtiyaç kalmaz. Eğer gider de: Geli di- ye yalvarırsan ona kul olursun. Ben söylediğimi. bilirim. Sakm zâf göstereyim deme, Yoksa bi- zi biribirimizden ayırır. Eğer buna razı isen diyecek yok. Bun- dan sonra biribirimizi görmeyiz. Tekin, sevdiği, çılgınca sevdi kadından ayrılmak ihtimalile ür- perdi: — Allah vermesin! diye hay- kırdı. Zehra, kahpeliğine devam ettir — Ben senin rahatını kaçırdım. Başına dert oldum, dert açtım. Eskiden ne iyi yaşıyordun. Ses siz, sadasız, sakin, durgun bir hayatın vardı. Keşki seni çekip kapından almasaydım... Hattâ daha iyisi keşki tanışmasaydık.. Sen nereden karşıma çıktın! — Bunu söyliyen sen misin Zehra? — Bunu kendi hesabıma söyle miyorum Tekin. Ben bugünlere kadar saadeti tatmamıştım, Öm- rümde sevmemiştim, Yalnız seni sevdim. Bana aşkı tattırdın. Ha- yatıma bu zevki sen aşıladın. Fa- kat benim yüzümden sıkıldığını istemiyorum. İyi düşün Tekin, ayrılmamız senin için çok daha hayırlı olur. Âşıkıma indirdiği darbenin far- kındaydı. Tekin, yaralanmış gi- bi feryat etti. Her gün artan he- vesin daha harareti kesilmeden Zehradan nasıl ayrılabilirdi? Ka- dinin kızıl nemli dudakları: «Öm- rümde sevmemiştim, yalnız seni sevdim» diyen bir kadından ay- rılmak kabil miydi? Tekin bu zevki çok evvelden tatmıştı. Ona bu sözü Sumer de söylemişti, Fa- kat bu sözü Zehra gibi bir kadı. nın ağzından duymak ona başka bir zevk, başka bir gurur du, Sumerin onu sevdiği muhak- kaktı. Fakat Zehra mukayese ve ediyordu. Akşam'ın edebi tofrikası No. 33 'NİKÂHSIZLAR iyor: | Yazan : Selâmi İzzet Zehradan ayrılamaz. Hem artık olan olmuşt bu aşkım esrarını öğrenmi; dan sonra Zehra ile daha korku- suz yaşıyabilecekti. Zehranın da hakkı vardı. Yeşilköye gitmeme- si lâzımdı. Eğer giderse Sumerin emirlerine boyun eğmesi şart ola- caktı. Evinden nasıl kaçtıysa öy- le gelecekti. Geldiği zaman hid- detli, asabi görünecek, surat ede- cekti amma, için için de yaptığı. Ba pişman olacaktı, emretmiye- cek, kaderine rıza gösterecekti Çünkü kabahat zaten Sumerindi Tekin, Zehrann ateşli gözleri önünde kabahati de karısına bul- mağa başlamıştı. İnsan böyle bir delilik yapar mıydı? Kendi yap- lığı şeyde ne Fenalık vardı sanki? Karısının nesi. ektilmişti? Ço- cuklarını sevmiyor muydu? Eğer damarlarındaki kam kaynıyorsn kabahat kendisinin miydi? üşünmüyor, Zehraya cevap veriyor, ona” yalvarıyor, ondan ayrılmıyacağını daha rahat yaşı- yabilmek için bu hadiseyi fırsat bileceğini söylüyordu. Zehra kendini ağır çekiyor, aye rılmamak için Tekini yalvnrtıyor- du. Ve böyle yalvartrken onu ağır taahhütlere sokuyordu. Ev- Tâtlarını görmeğe gidecek olan bu babaya, evlâtlarmi inkâr ettire- bilirdi. Söyle emin olan kahpe, seven erkeğe her şeyi yap- tarabilir. Sumer? Kaya? Atillâ?.. Artık düşünmüyordu. Kendini Zehraya vermişti. Bu güzel gü- mestoluyordu. . Hiç ümit etmedikleri halde, başbaşa bir öğle yemeği yiyeceklerdi. Bu yemek dün geceki yemekler çok daha zevkli olacaktı. Zehra da dün gecekinden bambaşka bir Zehraydı. Sanki Tekinin yaptığı deliliğin mesuliyetini yüklenmek istemiyormuş gibi mahzun bir ta- vir takınmıştı. Tekin ona — Çocuk diyordu, ne şeri; Beni saza dabi ok beğ yan gene o oldu... Ne diye kaç- 417. Oh olsun ona... İyi etti... Ve Zehranın odasmda, harici aklından silmişti. Saatlerin ile rilediğini bile farketmiyordu. Aksam oldu, ortalık karardı. Yeşilköye gitmiyecekti. Hem esa sen Sumer gelmiş olacaktı. Fabrikaya uğradı. Sumeri gö- ren olmamıştı. — Hiç . Eve gitti, kimseler yoktu. Bu boş evde kalamazdı. Esasen Zeh- za bekliyordu. Sumer gelmemişse akşam yemeğini beraber yiyecek- erdi. Zehra Tekini görünce: — Gelmiyeceksin diye ödüm kopuyordu, dedi. Tekinin koluna sarıldı, sıkı sr- kı ellerini tuttu, Tekin gelmiye- cek diye değil, Sumer gelmiştir diye ödü patlamıştı. Düşünüyordu: «Tekini bütün bütün kaybet. mesi için bir müddet daha gel memesi İâzim, Tekin - gözden uzak, gönülden de uzak - diyen insanlardandır. Oh olsun ona. Kocasını zorla benim etti.» Artık hırsının karihasına ge işlik vermişti. Tekin zengindi. Her istediğini yapabilirdi. Otomobile bindiler, Sumerin onları yakaladığı ayni otele git. Zehra kahkaha kahkaha üzerine atıyordu. Gülüşü şampan- Sumer ya tapası gili tavan» “varda,

Bu sayıdan diğer sayfalar: