22 Mart 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

22 Mart 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Sahife 6 PAZARTESİ KONUŞMALARI Rudyard Kipling ve Cengel Kitabı Gemilerile denizleri tarlalar gibi süren, toprakları altın yapmakta orta çağın simyagerlerini hayrette bi- rakan büyük Britanya imparatorlu- ğu; diplomatları, askerleri, bilginleri, Şairleri, sanatkârları, amelesi ve pat- ronları tarafından, her cebheden ve hepsi birden çalışarak kurulmuş ko- caman bir âbidedir. Bu müşterek eserde meselâ Shakespcare'in hissesi, Cromwell'inkinden aşağı sayılamadı- ğı gibi Newton'un emeği! Nelson'un- kinden az görülemez. Biri İngiliz mil- letini bir gaye etrafında topluyacak kudreti göstermişse öbürü bu birliği ruhlarda ve dimağlarda yapmış; biri denizlerde İngiltere satvetini temin etmişse diğeri İngiliz zekâsının tabi- ate hâkim olmasına imkân vermiş- tir. Bu büyük adamlar, o büyük ese- ri yaratmakta İngiltere kadar büyük olmuşlar ve milletlerince de büyük tanınmışlardır. Hemen yarım asır, Britanya impa ratorluğunun bir kaç neslini, © muh- teşem binanın çalışkan, iradeli ve sa- barı, muvaffak bir emekçisi olmak Üzere: şiirleri; şarkıları, romanlarile yuğurmakta Rudyard Kipling; biraz önce dehalar.arasına giren büyük bir İngilizdir. < Hindistanda (o doğarak (1865) İngüterenin bu esmer yüzlü süt ninesinin sıcak kucağında çocuk- Tuğunu yaşamış, belki anndilinden önce süt ninesinin dilini duymuş, ilk çocukluğunda bu hayal ülkesinin masallarile muhayyilesini işletmiş ve nihâyet beş yasında iken çelimsizliği ana ve babasının korkusunu uyan- dırdığından eski bir deniz zabiti aile sine verilerek Portsmut'u gönderik miştir. İngilizlerde ana ve babaya gelme- den, arada bir nesil daha vardır ki o küçükler üstünde ana ve babadan önce müessirdir: Ağabey ve abla, Ağa beye ve ablaya İngiliz çöcuğu behe- mehal saygı besler. Bu saygı, İngiliz cemiyetinde nesilleri birbirine bağla- makta herşeyden, hattâ mektepten daha önçe gelen bir terbiye vasıtası- dır, İngiliz ananesinde itaat, ana ve babalardan, hettâ hocalardan evvel Ablaya ve ağabeye gösterilmekle baş- lar, Çünkü ağabey ve sbla, hepsin- den daha çok ona yakındır. Bundan sönfa, yaş ilerledikçe ağabey, abla, ana, baba ve höcanın yerine şefler, girilen meslekte kendinden öncekiler geçer. İngiliz milletinin sarsılmaz in- zibatı işte bu itaat ruhundan kayna- ğını alır. Rudyard Kipling, bu itaatin one kuvvette ve ehemmiyette olduğunu şu mısralarile bize söyler: Tefrika: No. 56 * “Yalnız kaldığım günler şezlonga w- sahıp sahtlereö konuşmadan, kımılda- madan yatıyorum. Böylelikle şimdiye 'kâdâr yipranan vücudüm biraz din- havadis yetiştirmeğe gelen Leylâ ile Hâle de olmasa yeni evliler hakkında kimseden bir haber slamıyacağım. On yedinci asırda Pariste olduğu gibi şimdi onların da bir «salonsları var- muş. Şairler, muharrirler, müzisyen- ler, hülâsa güzel sanatlara bağlı bü- tün İstanbul halkı sık sık orada top- laniyormuş. Emelin güzelliği, zerafe- ti her yerde konuşuluyormuş. Şimdi artık ticari kelimelerden yorulan, bi- kan bay Mehmed toplantılar esnâsın- da herkesi susturacak kadar yüksek sesle klâsik edebiyattan bahsediyor- muş. — Süzi!, i Balkona çıkmış caddeden gelen ge- çenlere bakmak için parmaklığa da yanmıştım. Ruhla, gözlerin sonsuz bir KIRILAN BEBEKLER Çünkü bizi hakikaten ve candan seviyorlardı. İşte öz İngiliz budur: Bile bile dö- ğer; bile bile, saydığı insandan da yak yer. Buna sevdigi ve sevildiği için katlanır, hiç sesini çıkarmaz. Rudyard ipling kendini yarat- voaya ve terbiye etmeğe, yazı heye- tine girdiği bir gazetedeki neşriyatile başlıyor. Hindistanda yerli ve İngi- liz eilelerinin münasebetlerine acı ve alaycı bakışlarile dolu Şiirleri, onun adını daha yirmi yaşında iken vatandaşlarına ve vatandaşlarının kölelerine duyurmuştu. Şiirlerinden başka ayni sert görüşle küçük hi- kâyelet de yazıyordu. Yazmak ve gezmek... Hayatının sonuna Kadar bu iki sevgiliden ayrılmadı diyebiliriz. Rudyard Kipling, askerlerden, köp- rü kuruculardan, o sömürgecilikten ve sömürgecllerden, İngilizliğin yapı- cı ve sömürücü taraflarından aldığı ilhamlarla yine bunlara hitab ederek, onları düşünerek büyük külliyatını yaratmakla idi. İngiltere ve onun sö- mürgeleri kadar dünya edebiyatında da duyulmuş, okunmuş ve sevilmişlir, Şarkıları ve baladları, kışlalarda a$- kerlerin, güvertelerde (o gemicilerin, yapılarda amelenin, bahçelerde, 50- kaklarda çocukların uğzında idi. Her boyda ve meslekteki İngiliz, onun di- Mile büyük imparatorluklarını teren- nüm etmektedirler. Böylere Rudyard Kipling, sâdece bir İngiliz şairi değil, büyük Britanya imparatorluğunun şairi olmuştur. Türk okuyucuları, mecmualarda ve bâzı mecmuaların ilâve olarak bas- tıkları küçük kitaplarda onu tanımış- lardır. Yakınlarda Nureddin Artamın tercüme ettiği Cengel kitabını neşre- dilmiş görünce milli kütüphanemizin bu eseri kazandığını düşünerek se- vindim (1). Darwin'in ortaya attığı «Yaşamak için savaşs kanununun hayvanlar âlemindeki tecellisini gös- teren bu kitap, hayvanlarda bile na- sıl bir nizam ve uyulması zaruri bir kanun olduğunu bize anlatır. Cengel işte bu hayvanlar yâsasının adıdır. Kurdlar, kaplanlar, filler arasında yaşamak ye het birini bizim, .zekâ- muzla de silâhlarmış olarak görmek, hele emniyetli bir köşede oturup ra- hat rahat böyle fikri bir seyahate çıkmak, başlı başına bir zevk. Baba kurdun emir verişlerini okurken in- san, bu munis, vakur, elddi ve sert hayvan . çehresinin , arkasında, gür kaşları gözlerini gölgelemiş, bıyıkları dudaklarını örtecek kadar alt çeneye doğru poslanıp inmiş yüzile Kipling'i görür gibi oluyor. Bu kitapta, olduğu gibi tabiat var. Fazla olarak tabiate büyük şairin verdiği mana İle tabiatin onda bırak- 1) Cengel Kitabı — R. Kipling: Nureddin Artam. Ankara Ulus Basımevi Fiati 100 kuruş. Nakleden : Zeyneb İdil yordum. Babâmı s€ssizce odama gir- miş. «Süzi» demesiyle öna doğru dön- düm ve gayri ihtiyari; — Aman ne kadar çirkinleşmişsin!. dedim. Şimdiye kadar bin bir itina ile tara- dığı; yatırdığı bıyıklarını kestirmiş. Öpmek için dudaklarını uzattığı za- man yabancı bir insanmış gibi yadır- gadım: — Hoşuna gitmedi mi?, — Gitti, fakat alışmam için biraz zaman lâzım. Çabuk alışmam için babam yüzüme öpücükler yağdırırken hem gözlerimi kırpıyor hem de gülüyordum... Oyu- numuz bittikten sonra: — Bay Zühtüler geliyor. dedi. — Eyvah!. — Eyvah mı? Seni candan seven in- Sanlar için nasıl bu kelimeyi kullanı- yorsun?, Beni candan seven İnsanlar mı? Candan sevgilere artık inanmiyorum. Bilhassa bay Zühtününki sinirime do- AKŞAM ASKERLİK BAHİSLERİ; Madrid etrafındaki son muharebe Askeri muharririmizden: Madrid asilerin el disini bir ker edahi öyle görünüyor ki ık son kuvvetle» rile çarpışmaktadır. Çünkü kendisini kurtarmasına rağmen her gün yerisi- | ni bir parça daha kesen, etrafındaki çemberi biraz daha darlaştıran ha- sımlarını da geri atamıyor, Can de- marına dayanmak. üzere bulunan bi- çak tedricen ve fakat her gün biraz daha aşağı iniyor. Madrid müdafileri bundan bir ay evvel Jarama nehri boyunca senup- tan şimale doğru uzanan kolu Mad- rid - Valâns yolu üzerinde gör tuttu Fakat geri atamadı, Asiller de artık kolaylıkla bu cepheden ilerliyemiye- | ceklerini anlayınca yeni gelen İtalyan kuvvetlerini kendi cephelerinin en soluna aldılar ve bu defa şimalder. ce- nuba, doğru yüklendiler, Hükümetçi- lerin gafil avlandığı anlaşılıyor. Çün“ kü 9 morttan itibaren Guadalajaraya doğru taarruz eden bu kuvvetler İki gün zarfında 40 kilometre gibi hayli büyük bir mesafe katettiler. Vakıa Madridi müdafas edenler çok büyük bir kahramanlıkla bunları da önledi- Jer ve durdurdular, Fakat öyle bir va- ziyet hasıl oldu ki Jarama cephesinde Valâns yolunu göz önünde bulundu- ranlarla Guadalajaraya çok yakla- şanların öncüleri arasında nihuyet 60 - 70 kilometrelik bir mesafe kaldı. Şimalden veya cenuptan yapılacak ehemmiyetli bir ilerleme daha Madrid etrafındaki asi çemberini tamımen kapayabilir. Acaba bir de Madrid muhasarasına mu şahid olacağız? Belki, çünkü içe- ride kalacaklar kendileri için ölüm- den başka bir âkibet düşünemiyecek- leri için belki bu yolu da deneyecek- lerdir. Fakat ne olürsa olsun muha- sarada kalacak veya tahliye olunacak Madrid şimdiye kadar oynadığı bü- yük rolü, asilerin en büyük orduları- nı kendi civarında mıhlayıp tutmak vazifesini artık ifa edemiyecektir. Her iki halde de Frankonun ve buna bağ- hı Alman ve İtalyan kuvvetleri bu de-* tığı insan duygularını ve İngilizlik karakterini görüyoruz. Kimi kurnaz, kimi babayiğit, kimi müfteris, vahşi, kimi zeki ve sevimli olar bu hayvan- Jar mahşeri içerisine çırıl çıplak ve aç olarak attığı bir insan yâvrusunu Movgliyi J. J. Rousseau'nun bile ha- yeline sığmıyacak bir tabiilikle yaşa- tan Rudyard Kipling, bu küçük kah- ramanllie okuyucuya en şaşmaz hâ- yat düsturlarını telkin ediyor, Mek- tep programlarına girmiyen kitaplar- dan da, hattâ ihtiyarlığımızda bile alınacak dersler olduğunu Unutma- malıyız. Hasan Âli Yücel — Yine hepsi birlikte mi geliyorlar? diye sordum. — Hayır yalnız karısı ile kızı. Zaval- lıların bu defa yanlarında erkek de yok. — Niçin? Bay Nedim İstanbulda değil mi?. — Nedimin işten başını kaşıyacak vakti var mı sanki?. — O halde?... — Sana güveniyorum... Bana güvenmek mi?... Sevgili ba- bamın ne kastettiğini tahmin ediyo- Tüm. Son defaki gibi yine bu m ba- yanla ben meşgul olacağım, anları gezdirecek, eğlendireceğim. Fena de- ğil, sekiz günümü öldürecek bir meş- gale... İkisi de yine fazla göze çarpan el- biseler giymişler. Her sokağa gidip £€- lişte yanaklarımdan öperek zahmetim için teşekkür etmeği ounulmuyorlar, Bilhassa küçük oğulları Nedim ile ah- baplık edip ailesini aratmayışımı hiç unutmuyorlar, Teşekkür ederken gözleri ıslanan bu iki kadının samimiyetine inanmamak kabil mi? Kendilerine ayni şekilde mukabele edemediğim için kızarıyo- rum, Bir gün eğlenmeleri için piyano ça- hyordum, Bay Zühtünün karısı yerin- den kalkıp yanıma geldi ve: Kü düşmekten ken- kurtardı. Fakat | Madrid mevziinin son ve garib vaziyeti fa dağrudan doğruya bükümetçilerin can alacak noktalarına, Valânsiya ve Barselona, hem de birbirinden ay- rılmış vaziyette saldıracaklardır. Şurası da ver ki asiler bugün vâsıl oldukları âzami kuvvet derecesine rağmen kısa zamanda mühim işler gö- remezlerse, İspanyayı geniş istilâları- na rağmen vaziyetleri tehlikeye girer. Çünkü kontrol işi bütün ciddiyetile tat, bik edilir ve meselâ İngiliz ve Fran- sızlar asilerin ellefindeki sahillere mü- himmat ihfacını meönederlerse; 0 va- kit içerideki motörlendirilmiş İtalyan kıtalarına rağmen iş akseyabilir, Çün- kü mühimmatsızık bu çeşit kıtalar için daha fecidir ve asilerin elinde belli başlı mühimmat fabrikaları da yaktur. Bunlur daha şiyade şark sa- hillerinde ve hükümetçilerin elinde- dir. Binarnaleyh asiler için yegâne zafer yolu kısa bir zamanda işlerini bitirmeklir. Bu olmazsa onları şimdi- ye kudür himaye edenlerin, hattâ Lon- dra konferanslarına ve anlaşmalarına rağmen onları külliyet yüzsüstü bira- kamıyacakları âşikârdır. Şu olur ki İs- panyadaki iç savaş bir hayli daha uzar gider. Bütün bu görüşleri hulâsa edince sön muharebeler için şunu söyliyebi- liriz: Vakın Madrid bu defa da ken- disini kahramanca müdafaa etmiş ve kurtarmıştır amma, gerisini kesmekle tehdid edenleri son mevzilerinden ge- ri atamadığı için günleri de her an kısalmaktadır. Ağlebi ihtimal şu bir kaç gün içinde yapılacak son bir iler- leme ile ya sukut edecek ve yahut az veya çok bir müddet için devam et- mek üzere muhasara altına alıncak- tir. Bundan sonra Franko ordusu ev- velâ Valânsiyaya dönecek ve bunun Barselon ile olan irtibatını keserek tek başına onu ezmeğe uğraşacaktır. Bu da bitince Katalonyayı harben ve- ya anlaşma tarikile yola getirmek güç olmıyacaktır. Görünüşün gelecek için verdiği en muhtemel hareket tarzı budur. Fa- kat öte yanda Frankocular dehşetli yardımlara mazhar olmalarına rağ- men hakiki İspanyanın dileklerine ce- vap veremedikleri için gene bucala- — Müsaade eder misin yavrum? Diye elime kırmızı kadifeden bir mahfaza tutuşturdu. Kutuyu açtım, içindeki yumuşak yastığın üzerinde üç sıra dizilmiş bir inci gerdanlık ya- tıyordu. Bu ne demekti acaba? Bay Zühtüler milyonlarma rağmen, para” Yı elleri biraz titriyerek harceden in- sanlardır. Kendilerine ve İstanbulda yalnız kalan oğullarına karşı göster- diğim arkadaşlık içinse, bu gerdanlığı çok fazla bir bahşiş gibi görüyorum. Şaşırmış, kalmıştım, hemen iskemlem- den dönüp anneme baktım. Annem almam için mütemadiyen başile. işa- ret ediyordu. Bütün bir gece gözlerimi kırpma- dım, Kıymetli hediyeler öteden beri Asabımı bozar. Sabah yataktan kalkar kalkmaz ilk iş olarak Şuşutun oda- Sına gittim. — Rahat etmemi ister misin mavi Ceylânım?. — Elbette. — Öyle ise hemen giyin, sokağa çı- kıyoruz. İstiklâl caddesinde çok eskiden, be- Tİ tanıdığım bir kuyumcunun dükkâ- mına girdik; kadife mahfazayı uzat- tım: — Mösyö Azizyan, bu gerdanlığın kıymeti nedir? diye sordum. , 22 Mart 1987 KADIN KÖŞESİ GECE ELBİSESİ Siyah kadifeden gece elbisesi, Ko ları beyaz lâmedendir. Bir köprü çöktü Bir araba dereye yuvarland! içindekilerden bir çocuk öldü Karaman (Akşam) — Karamanf bağlı Kaşoba köyünden Bayramın arabası şehre gelmekte iken Eminler * Mercik arasında Deliçay deresi üzeri9” de bulunan köprüden geçerken Köp rü birdenbire çökmüştür. Arabacı 19 dört kadın ve dört çocuk suya yuvar” lanmışlardır. Çocuklardan biri ölmüğ diğerleri kurtarılmışlardır. Bir koyun hırsızı yakalandı Baha adında biri dün Hasköyde hayvan borsasına girmiş. Erzurumlü Raşidin koyunlarından birini çalaraK kaçmıştır. Fakat koyun hırsızı yold# yakalanmış ve çaldığı hayvan elinden alınmıştır. ornuny maya devam ederlerse ona da bir di” yeceğimiz yoktur. 80 bin kişilik İtak yan ordusu da bu işe bir son ver& mezse bilmem ki bunu 180 bine Ş karmak kabil olacak mıdır? Artik ora” sı Franko düşünsü M. Şevki dikkatle bakmağâ bile lüzum göre yerek: — Şu dakikâ iki bin Uraya viii bayan Süzi.. dedi. Dükkândan çıkar çıkmaz bütün w cudümdeki kan başıma hücum Ellerim titremeğe başladı. — İşte buna tahammül demesi Şuşut!... Bu gerdanlığın bir için verildiğini hâlâ anlıyamadım mi? Ben dün gece tahmin etmiştim. — * Şuşut da tahmin elmiş, lâkin tek bir kelime - söylemesini menettiği için sesini çıkarmamış. Dönüşümüz görülmeğe değer vir komedi idi. Yürümüyor asabi; âdeta koşuyorduk. 1 Nedimin tabil hiç bir şeyden van olmaksızın bu plânı iki kadinin hazı” ladığına eminim. Onunla evlenin bir anda gözümde canlandırdım. Bİ birine uymıyan bu çiftin hayali bit midemi bulandırmağa başladı. İ Allahtan Nedim, ağır başlı, man muhakemesi kuvvetli, annesi ile il deşinin hazırladığı tuzağa düşecek bif erkek değil... Fakat bir de aksini dü” şünelim, ya çocuğu kandırırlarsa?.* İşte o zaman tek başıma velinimet” mizin oğlunu reddedecek, iki aileni? arasına unutulmıyacak bir kin s045“ cağım, — (arkası vardı

Bu sayıdan diğer sayfalar: