24 Temmuz 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11

24 Temmuz 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

güzel bir genç ndan görüyor- yeni ni Yüzünüz yeni yetişen, erindendi. İne vardı Güzel ydı, fena halde sende- dırıma, çarptı. Eğer yetişip tutma dım fena halde dü- gecek, belki de bir yerini filân kıra” çaktı. Kendisini toparladıktan sonra ba- na döndü, Almanca: şekkür ederim. deği... “ Ben de Almanca dilimin döndüğü kadar: ” Bir şey değil. fakat bir yeriniz İncinmedi ya... — Hayır. dedi, ehemmiyetsiz bir sendele . Biraz ayağım burkuldu. Biraz diyordu amma adamakıllı ca- nının acıdığı yüzünden belliydi. Al mancam çok kuvvetli değildir. Mao- mafih gene: iğ — Canınınz acıyor zannederim, de- dim, şuradaki gazinolardan birinde beş dakika dinlenseniz fena olmaz... Gene teşekkür etti. Beraber gazi- noya girdik. Oturduk. Kendi kendime: «Haydi konuş na... Ne duruyorsun?. Bütün Alman- canı topla ve koni diye cesaret veriyordum. Fakat aksi gibi genç ve güzel kadın da pek konuşkan değildi. darı, sanki kelimelere acıyormuş gibi, gayet kısa sözler çıkıyordu. İçimde «Güzel, fakat gayet cid- di bir kadın.» dedim. Bunun için ben de konuşmalarımda idareli davranı- yordum, Ona: «İsminiz ne? evli misk, niz? Zevciniz var mi? Nerede oturü- yorsunuz?> gibi her aşk tanışma sında sorulan bayağı sualleri sormu- rdum. Mei resmi tanıdık gibi havadan, su- dan baysediyorduk. Böylece bir saat kadar geçti. Aynıırken rica ettim: — Sigi bir daha göre Güzel kadın gözlerini yere indi- rerek: — Belki... diye mınldandı. He- men yapıştırdım: y eselâ yarın?..- — Olur... — Kaçta? — Öğleden sonra... burada... Elini öptür zel sevgilimin İs tım. şnldık. Fakat gü- ini bile sormamış- A; O gece'hep onu düşündüm. Ertesi | günü sevgilime söyliyeceğim sözleri bir kâğıda yazdım. Ona söylerken si- kıntı çekmemek için bunların Alman- calarını ezberlemeğe başladım. Yaz- dığım cümleler içinde neler yoktu, neler... «Gözlerinizde çoban yıldızının pür rıltıları yar.> cümlesinde dura kal dım, Çoban yıldızının Almancası ne idi?.. Derhal lügatleri e », çoban yıldızı, çoban yıldızı... Take. yalla Ve başladım çoban yıldızınm Almancasını ezberle- meğe... Ondan sonra «kâlbimi kuş tüyün- den yumuşak bir yastık halinde ayaklarınızın dibine atmak İsti; 0- rum> cümlesi vardı. Fakat kuş tüyü- nü bilmiyordum. gelsin Jüga tler.. kuş tüyü, kuş tüyü, kuş tüyü... Neyse onun da Almancasını bulduk, yaz- dık, ezberledik... Sonra geldi: «Dudaklarınızın üs tiündeki ruj olmağı me kadar arzu ederdim » cümlesi... Öp babanın eli- ni. bu seferde dudakrujunun Ar mancasini unutmuşum... Neydi ca- nım?.. Hemen lügate yapıştım. Ruju aradım, aradım. Nihayet buldum... Bir mektep talebesi gibi o gece, ertesi günü sevgilime söyliyeceğim cümle- lerin Almancalarını ezberledim. Vazifemi gece yarısına doğru bi- tirdim, yattım. Ertesi günü gene ay- ni gazinoda buluştuk. Geceden epi çalıştığım için bu sefer konuşmakta pek o kadar güçlük çekmedim. Zaten sevgilimin de güzel ağzı - dünküne nazaran - biraz dala açılmıştı. Ko- nuşmağa başladık. Fakat ben gene «isminiz nedir?» Zevciniz var mı? Ne- reliçiniz?» gibi sualleri sormağa ce- saret edemedim, için bir randevu sefer sevgilime söy mâm 67 cümle hazırladım. Bunların nı yazdım. Gece otelim- 2 trar 1oda, yol m, onu biraz daha dillenmiş bul Bu tarzda bir hafta geçmişti. İşin ki hâlâ se mi dair hiç bir şey bilmiyordum. Sadece buluşuyor, akşamdan ez- berlediklerimi ona söylüyordum. O da kâh gülüyor, kâh sözlerimi mü- 'balâğalı buluyordu. Sevgilim de bana: «İs neta, «evli misiniz?> şeyler sormu- «ne iş yaparsınız?», «bekâr mısınız?» gibi yordu. Muhakkak o da bu sualleri âdi bu- Tuyordu ...İşte bir gün genc buluş- muştuk. Sevgilim kasâ kollu güzel bir elbi- se giymişti. Ona: — Köllarınız ne kadar güzel... de- dim. » Gülümsedi: — Mübalağa ediyorsunuz. diye ce- vap verdi. Bunun üzerine ben: — Mübalâğa mı dedim.. fevkalâde, harikulâde, nefis... Ve bu söylediğim Almanca sıfatların arkasından far- kında olmıyarak türkçe: —— Kaymak, kaymak... demişim Bu «kaymaks kelimesi ağzımdan çıkar çıkmaz sevgilim güzel gözlerini hayretle kocaman kocaman açarak yalnız kaymak kelimesini türkçe geri kalan tarafı Almanca olarak sordu: — Ne «kaymak: mu dediniz?.. diye sordu. Ben: — Evet, dedim, bu türkçe bir keli- medir. Sevgilim büsbütün hayretle türkçe olarak: — Ay siz türkçe biliyor musunuz? demez mi? Be — Tabii de: Ben küm. — Sahi mi? Ben de türküm... — Hay Allah cezasını versin... Günlerdenberi size o söyliyeceklerimi Almanca olarak ezberlemekten ne 8i- kıntılar çekiyordum. HASAN ve 24 Temmuz 57 Cumaretsi İstanbul — Öğle neşriyatı: 1230: Plâkla Türk musikisi; 1250: Havadis, 13,05: Muh- | teli plük i (Deniz banyol rarları) dan Türk m | ayarı), 2145 Orke su haberleri sikisi ve ve ertesi günün sololar, opera ve op Fenebi istasyonların en müntehap programı Baal 22: 00: di Milüno (3 yan güzel k tasyonları (vi «Lohengti nda uyu” Alman is- » Operası, Prag (470) * öperet, Sotlens (443) si, Peşle (549) 24: Tzigan mi Dans musikisi Berlin (3567 saat 2330, Breslav (316) 23,50, Londra (Kısa di ) 18,35 - 7335. 25 Temmuz İstanbul — Öğle Ma Türk musikisi * 1230: Pik neşri 2.5 13: Bey- oğlu Halkevi gösterit kolu tarafından bir temsil, 14: BON. Akşam neşriyai: 1830: Plâikla dans 19,30: Konferans: Ordu saylavı Tarcan (Gençlerle hasbihal, at savaşında gam), 20: Müzeyyen ve kadaşları tarafından Türk musikisi ve şarkıları, 2030: Ömer Rıza tarafın- dan'arabca söylev, 2045: Muzaffer ve ar- kadaşları tarafından “Türk musikisi ve halk şarkıları (Saat ayar), 2115: OR- KESTRA: 22,1 âns ve borsa haberleri ve ertesi ograru, 2230: Plükla sololar, opera ve operet parçaları, 21: SON. Bu akşam Nöbetçi eczaneler Şişli: Pangaltıda Nargile sim: Limonciyan, Beyoğlu caddesinde oDellâsuda, Tepobaşında Kinyoli, Galata: Hüseyin Hüsnü, Ka- sımpaşa: Vasıf, Hasköy: Hakcıoğlun- da Barbut, Eminö; iehmed Kâzım, Heybeliada: Halk, Büyüksda: Halk, Fatih: Sarachanede İbrahim Halil, Karagümrük: Mehmed Fuad, Bakırköy: Merkez, Sarıyer: Nuri, Tarabya, Ye- niköy, Emirgâ: Rumelihisarındaki eczaneler, Aksaray: Yenikapıda Sa- rım, Beşiktaş: Nall, Kadıköy: İskele caddesinde Sotizyadis, Yeldeğirmenin- de Üçler, Üskü Balatta Merkez, : çükpazar; Yorgi, Samatya: Samatya» da Çula, Alemdar; Cağnloğlunda Ab- dülkadir, Şehremini: Ahmed Hamdi. Sevgilim güldü: — Ah ben de... Ben de bütün söy- Tiyeceklerimin Almancasını ezberliye- ceğim diye uykularım feda ettim. (Bir yıldız) DEPOSU KARAKÖY ŞUBESİ açılmıştır. NEVR ZiN Kullanmakla kabildir! İcabında günde TELLER EA EA APNE Bir hamlede nezle ve gripi geçirir. Harareti sür'atle düşürür. Baş, diş, sinir, mafsal, adale ağrı! almak suretile çarçabuk defedilebilir. Kat'i ları ancak NEVROZİN Tesir 3 kaşe alınabilir. | | İl | EMEK KEN EZ APA Kulağınıza küpe olsun! | | | misil Tiyen-Fo bahçede birdenbire KUBİLÂY HAN Yazan: İskender F. Sertelli No. 120 dolaşırken, Terlan İmparatoriçenin karşısına çıktı: Gülçini bana bağışlayınız.. O suçsuzdur! dedi. 'Terlan çok mütecessirdi... Gülçine o kadar acıyordu ki... Bu cinayetle suçu ve parmağı olsa bile sevgilisine yardım etmeğe karar vermişti. Hal- buki, o Güiçinin bu işte en küçük bir suçu ve tesiri olmadığına kanidi, Terlan: — Şi - Yamayı Tiyen - Fo öldürt müştür, Diyordu. O, bu hükmünü çoktan vermişti, Bir aralık arkasında dolaşan bekçi- ye döndü: Sülçini ziyarete gelen var ım? Diye sordu. Bekçi önüne bakarak başımı salladı: — Dür Hakanın müsaadesile Tar- han Şanga gelmişti, — Ne diyorsun... Tarhan prensesi görmeğe mi geldi? Evet... Neden hayret ettiniz? Terlan tekrar kapıdaki deliğe s0- kuldu. Yavaş yavaş seslendi: — Gülçin... Gülçin... Gülçin hâlâ ağlıyordu. İ "Terlan tekrar bağırdı: — Niçin ağlıyorsun, yavrum? Dün Tarhan Şanga seni görmeğe gelmiş... Neden bunu bana söylemedin? Gülçin: — Tarhan beni buradan kaçırmak istedi. Başka türlü kurtuluş yolu yoktur, dedi. Tiyen-Fo babamdan ve mahkemeden benim idammı iste- — Terhan buraya, sana bu kara | haberi vermek için mi geldi? — Hakikati gizlemiyor o. Tiyen-Fo | beni cellâda vermeden rahat etmiye- cekmş. — Acele etme, telâş etme, Gülçin! Son söz Tekinboğanındır. Mahkeme- nin adaletine sığınarak neticeyi bek- Tiyelim. — 'Tekinboğanın Tiyen-Foya karşı zaafı olduğunu, onu rencide etmek istemediğini söylüyorlarmış. Bu va- ziyet karşısında Tekinboğaya değil, Allaha sığınmaktan başka elden ne gelir? Gülçinin anası Gökçin hatun müs- lüman olmuştu. Kızı da müslüman» dı. Allahtan başka bir kuvvete tap- muıyorlardı. Tiyen - Fo Budistti. Ku- bilây han da çoktan Buda mezhebini | kabul etmişti. Tinyen » Fo: — Ben Budâya sarıldım, Gülçin ve Gökçin de Allaha dayanmışlar. Şim- | di ilâhlar karşı karşıya geldiler, Ba- kalım davayı hangisi kazanacak? di yor ve Gökçin hatunla dalma istihza etmekten geri kalmıyordu. Terlan, Gülçinin kaçırılması teklifi Üzerinde bir kaç dakika düşündükten sonra, yavaşça sordu: | — Tarhan Şangaya ne cevap ver- din, Gülçin? — Ne cevap vereceğimi tahmin edemedin mi?... Reddettim. Suçsuz | bir insan kaçmağa teşebbüs ederse, © suçu işlemiş gibi sayılmaz m? O zaman arkamdan neler söylemezler. Hem ben yıllaröanberi saray duvar- larından dışarıya çıkmadım. Bütün yollar açık ve tehlikesiz olsa bile, ne- reye kaçabilirim? — Böyle bir fırsat ele düşerse, ben sana yardım ederim, Gülçin! Pekinde ve Pekin civarında akrabamdan bir çok aileler vardır. Seni bunlardan bi- rinin evine götürürüm. 5 — Sonra ne olacak? Ölmüş bir in- san gibi, bütün ömrümce gizli olarak mı yaşıyacağım? — Günün birinde hakikat anlaşi- hınca, sen de meydana Çıkar, kurtu- tursun, Gülçin! Bu, talihin ecı bir cilvesidir, Mukadderata boyun eğ- mekten başka elimizden ne gelir? Ya- şamak, elbette her şeyden tatlıdır. Gülçin, Terlanın sözlerini dinlemi- yor gibi görünüyordu: — Ben haysiyet ve şerefi yere vu- rulmuş insanlar gibi yaşıyamam, Ter. lan! Babam ölmemi istiyorsa, mutla- ka ölmeliyim... Diyerek ellerile yüzünü kapadı, Yere diz çöktü: — Tanrım! Senden başka sığına- cak kimsem yok. Sen bana acı! Zin bekçisi Terlanın yânma sokuldu: — Prensesi fazla ağlatmayın! Ya- rın belki kurtulur. Ben yirmi yıldır zindan bekçiliği yapıyorum. Burada hakana mensup birinin idam edildi- gini görmedim... Ve yavaşça hassa kumandarnının kulağına şu sözleri fısıldadı: — Vakit geldi. Artık dönelim. Eli kesilen aslan fena halde bağırıyor... Bu yüzden başımıza bir felâket gel- | mezse, ne mutlu bizel Terlan ilk fırsatta tekrar geleceği- ni söyledi, Gülçin zindanda ağliyordu. Zindan bekçisi küçük pencereyi ka- padı, Terlan Öayak yemiş gibi, vücudünü güçlükle sürüklüyordu. Ayni yoldan döndüler. * «Kantona giderseniz geri dönmiyeceksiniz!» Sarayın başsihirbazı Panta bir gün İ Kubilâyın önünde diz çöktü: — Buda emrediyor, hakanım! Be- ni cellâda verseniz de söylemeğe mec- burum: Kantonda sizi ölüm bekliyor. Eğer oraya giderseniz, geri dönmiye- ceksiniz! dedi. Kubilây saray Lâmasının sözünü dinledi. Hazırlanan ordu bir gün sonra Pe- kinden hareket edecekti. Moğol im- | paratoru, Kantona büyük bir ordu ile geleceğini amiral Şütsoya önceden bildirmişti. Kubilây, Pantaya: — Ordu başı boş olarak mı gide- cek? Diye soruyordu. Punta; — Ordunun başı boş değildir, ha- kanım! dedi. Askerin başında iki de- gerli kumandan var, Bunlar Kanton gibi çok mühim seferlere yalnız çık- mışlar ve muzaffer olarak dönmüş- lerdir. Kumandanlarımza itimad edi- niz ve onlara selâhiyet veriniz. Kan- tona gider gitmez amiral Şütso ile birleşip harbe girişsinler. Eğer Kan- tondan muzaffer dönmezlerse, o zâ- man beni saray kapısında idam atti- rirsiniz! Kubilây, o günlerde ardı sıra #2 rayda dönen entrikalardan ve ölüm hadiselerinden esasen çok üzgündü. Pekinden ayrılacak olursa, döndüğü zaman çok daha can sıkıcı hadiseler- le karşılaşacağını umuyordu. Kubilâ- ya, tabibler de, sıhhatinin uzun yol- culuğa müsaid olmadığını ısrarla söy- lemişlerdi. Hakan, Lâmanın öğüdlerine teşek- kür etti. — Pek ülâ, gitmiyeceğim, Pantal Fakat ordumuz Kantondan mağlüp olarak dönerse, müsebbip sen ola- caksın! Hakanın birdenbire Kantona git- mekten vazgeçişi herkesi hayrete dü- şürmüştü. Kubilâyın Pekinden uzak- laşmasını bekliyenler vardı. Bilhas- | sa Tiyen-Po... İmparatoriçe Tiyen-Fo, Gökçin ha- tundan öç almak için bundan daha güzel bir fırsat bulamazdı, Kubilây han, Tiyen-Foya: — Bu sefer vekli olarak seni bıra- kacağım. Semga obahadırla birlikte devlet işlerini idare edersiniz! Demişti. Kubilâyın, Kantona gitmekten vaz- geçmesi herkesten ziyade Tiyen-Fo- nun canını sıkmnıştı. , TiyenFo kindar, inadı bir kâ- dındı. Sehhar güzelliğine rağmen, sayıla- cak hiç bir güzel huyu yoktur dene“ bilirdi. i Tiyen-Fonun vaktile idam kararı- ni tssdik eden Gökçin hatun, Kubi- lâyın Pekinden uzaklaşmasile derhal onun tuzağına düşecekti. tü "Tiyen-Po kendi kendine: (| (Arkası var),

Bu sayıdan diğer sayfalar: