10 Eylül 1939 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

10 Eylül 1939 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

“Harpten kazananl ar Bir barut fabrikasile 200 sene içinde yarım milyar dolarlık servet sahibi olan bir aile Avrupada başlıyan yeni harp bir | çok felâketlere sebep olmaktadır. Fa- kat bu felâketler arasında harpten | büyük istifadeler temin edenler de vardır. Bunların başında silâh ve mü- himmat fabrikatörleri geliyor. Harpte bozulan, harap olan silâhların yerine yenisini koymak, mütemadiyen sarfedi- len mühimmatın yerini doldurmak lâzımdır. Bunun için silâh ve mü- | aları gece gündüz çâ- | ve sahiplerine müthiş kazanç in ederler. Hükümet bu kârdan ne kadar çok vergi alsa gene silâh ve mühimmat fabrikatörlerine tahmin edilemiyecek kadar büyük hisse kalır. Bir silâh veya bir mühimmat fab- rikasının ne kadar büyük kâr.bıraka- cağını anlamak için vaktile Ameri- kaya giden ve bir barut fabrikası ku- rarak dünyanın en zengin adamla- rından biri olan Du Pont de Nemours'un hayatını teğkik etmek kâfidir. Du Pont de Nemours ailesi bugün dün- yanın en zengin allelerindendir. Se- nelik varidatı 150 milyon dolardan aşağı değildir. Bu müthiş servetin temelini atan Pierre Samuel Pont de Nemours'tur, Pierre on asrm sonlarına doğru Eleutbre ile birlikte Fransadan Amerikaya git- miş, orada yerleşmişti. O sıralarda Amerikada barut ticareti münhasıran İngilizlerin elinde idi. Barut İngilte- reden gelir ve çok pahalı olarak sati- lurdı. Bazan haftalarca barut gelmez, bir çok ocaklarda, madenlerde işler Gururdu. Pierre çok zeki, çalışkan ve müte- şebbis bir adamdı. İyi bir kimyager- di. Fransada Lavoisler ile birlikte kimya tahsil etmişti. Amerikadaki vaziyeti görünce bir barut fabrikası kurarak memleketi İngiltereye tabi olmaktan kurlarmağı düşünmüştü. Epeyce bir müddet uğraştıktan son- ra Delavare nehri kenarında Wi. mington'dan dört mil mesafede kâin Brandyvine'de bir barut fabrikası kurmak için izin almıştı. Barut fabrikası çabuk inkişaf etti. Her sene büyüdü ve yüzde yirmi kâr tevzi etmeğe başladı. Hükümet te fabrikatöre yardım etti, 1802 de Cleuthere Fransaya gide- rek bu sanatı ileri götürmek için ser- maye aradı. Nâpolyon Bonapart İn- giltereye indirilecek darbeyi sezdi ve kendisine plânair, makine verilmesi- ni emretti. Bu suretle Brândyvine Tefrika No. 65 yordu, Kırım harbi ve bunu ta barnt fabrikası büyüdü ve her sene | bir parça daha genişledi, 1320 de fabrika yalnız Amerikanın değil, bütün dünyanın en bi k ba- rut ve mühimmat fabrikalarından biri halini aldı Amerikadan başka İspanyaya, Meksikaya, Cenubi Ame- rika hükümetlerine mühimmat satı- p eden | harpler fabrikanın yağ sürdü. Bühassa umumi harp Du Pont de i çok kârlı oldu. ngiltere ve Amerika ile müt- tefiklerinin sarfettikleri o mühimma- tin yüzde kırkını. bu ailenin elinde ekmeğine bulunan mühimmat fabrikalar, te- min ediyordu. 1914 de iki buçuk mil- yon libre ol: Bandırma piyade alayının bay- rağına Istiklâl madalyası takıldı n barut istihsalâlı 1918 Alayın şanlı bayrağına Bandırma (Akşam) Bandırma | piyade alayının İstiklâl sav İ gösterdiği fevkalâde gayret ve yarar- lıklara binaen Cümhuriyet hükümeti tarafından alay İsti taltif edilmiş ve madalyeyi Tümgene- ral Vehbi Kocagüney alay sancağına | merasimle takmıştır. | Kalabalık bir halk kütlesi huzu ründa ve bütün ala yomda yapılan mı ral Vehbi Kocagüney çok kıymetli bir hitabede bulunmuş ve Bandırma pi- yade alayının Trablusgarp, Balkan, Umumi harp ve İstiklâl savaşında ge- rek cephede düşmana karşı ve gerek- SEVİLEN KADIN b — O isim bana çok acı şeyler hatır- Jatıyor. Şayed maziyi unutabilsem memnuniyetle «Cemil Hüsnü» olur-( dum. Gözleri pırıldadı. Parmakları kirpik- lerinden bir hiddet yaşını âdeta kope- rırcasına söküp aldı, — Bu sinde erkeklere ağlamak hiç yaraşmıyor! - dedi, Daha büyük bir sükünle: — İşte azizim, öyle bir memleket. ten geliyorum ki, beni kâhya oğlu ol- duğum için hiç bir kadın tahkir ede- medi. Zengin olduğum için parama baş eğiyorlardı. Üstelik, Mısırda bütün eski ve asli aileler ya Türk, ya Çer- | kes... Aslımin Türk olması kâfi geli- | yordu. Tabii, Türkiye esas vatanım, fakat Mısır da ikinci bir vatanım ha- Mine geldi. Hemen her milletten insan- lar kendi hududlarının dışında servet. ler yapmışlardır. Bunlar arasında bir- kaç Türkün de bulunmasından daha tabil ne vardır? Hak ver... Burada, bu muhitte, «Kihya oğlusun! Sana | (kız vermeyiz!» diye tahkire uğradığım | köpekler tarafından paralandığım | v < p Nakleden : ( Vâ - Nü ) | bu eski muhitimde o zamanki haleti | Tuhiyemle oturamazdım; değil mi? — Necileden adam akıllı nefret mi ediyorsun? — Doğrusunu istersen hissivatımın pe olduğunu tahlil etmekten bile kor- kuyorum, Muamele ne zaman bitecek! — Ne zaman istersen. Zaten esaslı kısmı hazırlanmıştı. Hattâ bu eak- şam. — Âlâ... Bu akşam. — Ne şekilde ödiyeceksin? — İstersen dolar, istersen Misir ya- hud İngiliz lirası... i bey tarafından kim imza — Bende vekâletnamesi vardır. | — Peki Necile hanım tarafından im- ga lâzım değil mi? — Hımm... Onun bizzat hazır bulun. masını mi İstiyorsun? -— Böyle birşey söylemeğe bile edemem... Gelir mi? — Beki... Bir haber yollıyayım. — Ne diyeceksin? — Sadece müşterinin ismini bildi- cesaret de 400 milyon İfbreye çıkmıştı. Ev- velce fabrikalarda 5000 amele çalı- şırken bu miktar 100 bini bulmuştu. lere verilen mühimmatın par& yar 250 milyondolar gibi müthiş bir rakamı bulmuştu. Bugün Du Pont de Nemours fir. ması dünyanın en büyük mühimmat olduktan başka otomobil vissesi vardır. Bir de, ilâç, boya, ipek, kauçuk, deri fabrikaları vücude getir. r. Bu fabrikalardan binden faz- lâ madde çıkmaktadır. Du Pont de Nemours âilesi beş nesli içinde, bir barut fabrikası sayesinde, dünyanın en zengin ajlesi olmuştur. Ailenin serveti yarım mliyar dolardan. aşağı değlidir müesse: istiklâl madalyası takılırken se cephe gerisinde dahili isyanları k hususunda göstermiş oldu- ğu fevkalâde yararlıkları tebarüz et- türmiş veicab ettiği zaman harp meydanlarında vatan müdafaası için €n ön safta yer alarak şanlı tarihine vesinden i işaret et- bas miştir. Bu veciz hitabe asker tarafından (sağol) nidasile ve halk tarafından da sürekli alkışlarla karşılanmıştır. Bilâhare bütün slay ihtiyat efra- İ derun da iştirakile bir geçit resmi ya- pılmaştır. ririm. «— Bay Acibas diyeceksin demek? — Âlâ... Öyle deriz... Yemeği bera- İyeceğiz? — İmkânsız. Niçin, canım? — işlerim var. — Vah vah... Neyse, akşama görü- şürüz.. Eğer muamele bugün bitemezse yarım mutlaka arazi senindir, İki dost, birbirlerinin elini sıktılar. Avukat, koridorun sonuna kadar arka- Gaşını teşyi etti, Henüz saat doküzdu. Cemil Aciba otomobiline binerek: — Çek, Beyoğlunat... Emrini ver- | di. "Tepebaşı hizasına geldiği vakit, yan sokaklardan birinin köşe başında şöy- Je bir ilân gözüne ilişti: «KİRALIK ODALAR» Kendi kendine: «— Allah kısmeti ayağile getiriyor... Bundan âlâ fırsat bulunmaz!., Haydi bakalım!...» diye söylendi. Şoförüne seslendi: — Sami!,.. Dur! Geri dön, şu soka» ga sap! *» Yüksek, kârgir, eski bir bina idi bu- rası. Şık otomobil kapının önünde du- TUNCA, şişman bir kadın kâpıcı odasın- dan göründü. İ — Kimi aroorsunuz, beyelendi? - l diye sordu, İ <2 sair Almanya ile Bulgaristan arasında ticaret durdu 15 bin vagon üzüm ihraç edileceği ümid ediliyordu, halbuki ihracat bir kaç vagondan ibaret kaldı Sofya 8 — Bulgaristan, Mracatının yarıdan fazlasını Almanyaya yapmak- taydı. Buna mukabil sınai inaddeler ması dolayısile Bulgaristanın en bü- yük ihracatı olan üzüm ihracatı, hâ- Jen durmuştur, Bulgâr üzümleri Al- manyaya sevkedilemediğinden, üzüm müstahsilleri ve ihracatçıları zarar etmişlerdir. Üzümlerinin kaynatila- rak reçele, pekmeze çevrilmeleri"em- ilmiştir. Her nekadar hükümet, müstahsillerden ve tacirlerden üzü- mün kilosunu 2-3 levadan alıyorsa da ihracat kadar kâr, kazanç getiremiye. ceği âşikârdır. Bulgar domatesleri, sebzeleri, mı Yalari da Alman pazârlarına sevked liyordu. Harp sebebile Almanya gibi büyük bir ihracat piyasası Bulgarista- na kapanmış oluyor. Bunun içindir ki, hâlen Bülgaristanın Almanya ile ti- cari mübadelede bulunamaması, Bul- garistanda tesirini göstermiştir. Al. manya, harbetmemiş olsaydı, bü yıl Bulgaristanın üzüm ihracatı 15.000 vagonu bulacağı tahmin ediliyordu. Almanyanın gittkçe fazla Bulgar üzümü istihlâk etmesi dolayısile Bul- gar üzüm ihracatı neden seneye artmakta idi. Bulgaristan, 1934 yı- lında 3,740vagon, 1935 te 6,702, 1936 da 4,674, 1957 de 7,523 ve geçen 1938 senesinde de 12,257 vagon üzüm ih- raç etmişti. Artan üzüm ihracatına Bulgar vagonları yetmez olduğundan bü yıl Yugoslavyadan, Macaritandan ve diğer Orta Avrupa memleketlerin- dan vagonlar kiralanmış, büyük ba- zrliklar yapılmıştı. Harp kopmasile bunlar suya düştü, Bu yuki Bulgar üzüm ihracatı birkaç vagondan iba- ret kaldı. Bulgaristan, her ihtimale kârşı hu- bubat, et, yağ ker, pirinç, patates ve saire gibi yiyecek maddelerinin ve diğer bütün sinai, zirai mamüulâtın ih- râcıhi yasak etmesini müteakip Bul- garistanda bu mallar üzerinde ihtikâr yapıldığı göze çarpmıştır. Bunun Üzerine ihtikârla mücadele başlamış- tır. Sofyada ibtikâr yapanlar arasın- da tevkifler yapılmıştır. Tüccarların. mağazalarına mal satarken kime ve ne miktar ve fiatinin kaçtan oldu- gunu bildirir beyannameler doldur- maları mecburiyeti konulmuştur, Hal kın da çuvallar, sandıklar dolusu tun, hububat gibi şeyler, eşya almaları yasak edilmiştir. Fazla mal alanların dn muhtekirler gibi şiddetle cezalan- dınlacakları ve işsiz amele taburları arasına katılarak cebren çalıştırıla- cakları veya sürgün edilecekleri bil. dirilmektedir. — Hiç... Kimseyi aramıyorüm. Bu- rada Kiralık odalar varmış da... — Vardır, lakin size göre deeğildir. — Neden, canım? — Biz tak bir bakışta gelen adamı Anlarız... Sana göre tapon odalardır... Sen Tokatliyanlıksın... — Canım, ben de kendim için değil, başkası için istiyorum. — He öyle isem başkadır... — Sen burada kapıcısı! dudu! — Be Cemil, cebinden bir lira çıkararak şişman kadına uzattı; — Seni yoracağım... Yürüyüşünden belli... Romatizman da var.. Haydi yorul da şu kiralik odaları bana gös- ter... İ Kadın, iki tarafına yalpalıyarak he-| men davrandı. 'Tâ beşinci kata kadar çıktılar. Fena bir yer değildi. Duvar. ları kâğıdlı. Yerde hâlı. Bir demir kar. yola. Elbise dolabı, Elektrik. Hepsi vardı. — Kaça? — On beşlira!... — Haftalık mı? — Alay edoorsun!... Aylığı, Cemil, gülerek: Biraz pahahı!.. - dedi, Ermeni kadını artık yağlandıra bal- | landıra medhediyordu değil mi — Tak şurada bakıp görmoorsun? | Ne kıyak manzarası vardır he... Ayak | Bütün Sofya sokak ve cadde du- varlarına: «Vatandaşlar, 30 ağustostan evvelki fiatlere göre ödeyin...» beyannameler yapıştırılmıştır. Tüccarların, depo ve ma, Ga bulunan istihlâk maddeli nai emtia kayıt altıma alınmıştır. Ne- tice olarak Bulgaritanda hâlen met ihtikârla şiddetle mücad: yor, gazetelerde ihti makaleler yazıyorlar, pıyorlar. İhtikâr yapanlar te dikten maada malları da heczedili- yor. Tİ ve si- Harp vekayii Harp safahatı Bulgaristanda bü dikkatle takip edi N zi gazeteler, başlıklarile Po! kazandırıyor, Zora gibileri de Alman- ları muzaffer kılıyor. Fakat efkârı Slav kardeşliği sebebile Polonyanın muzaffer olmasını, istiklâlini muha faza etmesini istiyor ve buna taraftar. dır. Nitekim, Çekoslovakyanın işgali €s- nasında Prag düştüğü zaman Sofyada Bulgar üniversitelileri ve umum tale be protesto makamında sokaklı Almanya aleyhinde ve Alman sefare önünde nümayiş yapmak teşebbüsün- de bulunmuşlardı ve bu yüzden Sofya Üniversitesi birkaç gün kapanmıştı. İki kadın biribirini yaraladı Galatada oturan Sultan ve Ester isimlerinde iki kadın bir kıskançlık meselesinden kavga etmiş, yekdiğerini döğüp yaralamışlardı Polis ikisini de yakalıyarak haklarında Kanuni ta- kibeta başlamış Yangın başlangıcı Nuruosmaâhiyede B, Adnanın do kuma fabrikasında dün gece yanın çıkmış, vaktinde haberdar edilen ite faiye derhal yetişerek ateşi söndür- müştür, Yangının sebebi tahkik edil. mektedir. Bir çocuk oynarken düştü, yaralandı Kınalıdada outran dokuz yaşlârın- da Yaşar isminde bir çocuk evinin önünde oynamakta iken ayağı kaya- rak düşmüş ve yaralanmıştır. Yer değiştirecek kiracılara tavsiye! Akşam'ın KÜÇÜK İLÂNLA. RI'nı dikkatle okursanız kendi. nize en elverişli yurdu yorulmâ- dan bulabilirsiniz. yolu şurasındadır... Musluklarından salma su akoor.. On beşlira çok oluur?.. Amma senin güzel hatırın için on ikiye ederiz, — Öbür odalarda kimler oturuyor? — Dükkânlarda çalışan, şirketlerde iş gören tezgâhtarlar, daktilolar, me- murlar oluroor... Taşradan gelen bir- kaç talebe ki vardır, onlar da oturooor. — Aklı başında, sakin insanlar mı bari? — Sakindirler... Zatınız bu odayı kimin için istooorsunuz2?... Kendiniz için değiiil? — Hâyır dudu! Sakın aklından fe- nalık geçirme. Biliyorum, şüphelene- ceksin amma, yanlıştır. Civarınızda i çalışan bir kız için istiyorum. — Ne kızı, he? Kapıcı kadın erkeği baştan aşağı süzüyordu. — Terzi kızı... — Eyllik edeceksin kiza? — 'Tamam, işte,. Doğrusunu buldun. Bu eve asla adımımı atacak değilim. Ben bu kizi hayatımda ancak on de- kika gördüm. ihtimal ilerde de görmi- yeceğim, Fakat kendisine bir yardım. da bulunmak kalbimden doğdu. Ga- yet namuslu bir insandır. Âdeta ço- cuk denecek yaşta, Anası babası çok uzak yerde oturuyor. Bunun da işine | gücüne gitmesi güç oluyor, — Biz yalnız kızlara oda vermoooruz, (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: