1 Mart 1938 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 6

1 Mart 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURİYET 1 Mart 1938 Askerî bnhisler Büyük zırhlılar devri devam ediyor Gülleye, mayine, torpile olduğu gibi tayyare bombasına da en çok dayanan gemi, zırhlıdır Yazan: ABİDlN DAVER Büvük Harb icinde, zırhlılar. denizalgemilerinin korkusundan harb limanına kapanıp kaldılar. Bununla bera, bu limanda vatışın bir de sevkülceyi f sebebi vardı: Fleet in beins; sevkülceykullanmak, yani harbederek değıl, sadece donanmanın mevcudiyetile denize hâkim olarak düşmanı uzaktan abluka etmek. Büyük Harbden sonra, tayyare silâhı, fevkalâde terakki etti. 1909 da Manche denizini, 31 kilometroluk en dar yerinden zor geçebilen tayyare 1919 da koca Atlas Okyanusunu aşmağa, Amerikadan kalkıp Irlandaya gelmeğe muvaffak olmuştu. O zaman, bu yeni silâh, zırhhlara karşı tecrübe edıldi. Bu tecrübeler, demirli, yahud da ağır yolla hareket halinde bulunan, fakat manevra yapacak bir vaziyette bulunmıyan, kendini top, makinelitüfek, sun'î sis ve duman gibi vasıtalarla müdafaa etmiyen eski zırhlılar üzerinde yapılmıştı. Tecrübe tahtası olan gemiler, demir ve ateş saçan bir zırhk değil; zavallı birer zırhlı dubadan ibaretti. Büyük tayyare bombaları, bu eski zırhlıları batırmağa kâfi gelince, «zırhh tayyare karşısmda âcizdir» nazariyesi ortaya atıldı. Halbuki bu tecrübeler, ancak zırhlının tayyareye karşı değil, kendisine isabet eden ağır tayyare bombalarına karşı âciz olduğunu isbat ediyordu. Bu vaziyeti şöyle bir teşbih ile ifade edebiliriz. Bir aslan tasavvur ediniz ki ihtiyarlamış, dişleri dökülmüş, tırnakları sökülmüş, bacakları tutmaz olmuştur; bu amelmanda aslana karşı genc ve ateşli bir Danimarka köpeği saldırıyorsunuz, köpek aslanı haklayınca, bundan umumî bir hüküm çıkarıyor, aslanın artık köpeğe boyun iğmek mecburiyetinde olduğuna inanıyorsunuz. Hele, köpeğinizi bir de, genc ve kuvvetli bir aslanın karsısına çıkarınız, bakalım, netice ne olacak? *** Her silâh yeni çıktığı zaman, bir an îortahğı kanştırır, ve artık bu yeni silâha • karşı durulmak imkânsızthr, zannedılir. Hakikatte bu yeni silâh, bir baskın mahiyetinde olduğu ve karşı tarafı hazırlıksız yakaladığı için müessir ve muvaffak olmuştur. Sonra, buna karşı müdafaa tedbirleri alınır ve ilk müthiş tesiri tabiî haddine indirilir. İnsanlar, kılıca karşı kalkanı, oka ve kargıya karşı zırhlı elbif seyi, kahn kale duvarlarına karşı topu, topa karşı zırhı, betonu icad ettiler. Piyadenin tüfek ateşine ve süngü hücutnuna karşı makinelitüfek ortaya çıkb, makinelitüfeğe karşı müdafaa için siper, taarruz için tank bulundu. Torpil ve mayine karşı teknelerin bölme tertibatile mukabele edıldi ve Yavuz, beş mayin yarası almasma rağmen batmadı. Denizaltı gemisi, Büyük Harbde, bir an denize hâkim oldu; fakat sonra, ona karşı da muhribler, denizaltı muhribleri, su bombaları, dinleme âletleri gibi silâhlarla muvaffakiyetli surette mukabele edildi. Zehirli gaze karşı maske ve kauçuk elbise icad edildi. Böylece, tayyare müdafaası da tayyareye karşı âciz kalmadı, azçok müessir birçok vasıtalar buldu. Tayyareye karşı âciz kaldığı sanılan zırhlının zırh güvertesi takviye edildi. Teknesinde bombalara karşı dığer tertibat ve bölmeler yapıldı. Kuvvetli bir hava defi topçusile teçhiz edılen zırhhlara, ayrıca dört namlılı ağır makinelitüfekler, makinelitüfek kadar seri ateşli makineli toplar konuldu. Zırhlı filolarının yanına, onla^ rı hava hücumlarına karşı korumak için, muhrıbler, münhasıran bu işe tahsis edılen kruvazörler, avcı ucakları taşıyan tayyare gemileri verildi. Nıhayet, zırhlıların yerini tayine imkân bırakmıyan sun'î sis ve duman saçan cıhazlar icad edildi. Böylece tayyare bombasına karşı âciz olan 1920 zırhlısı yerine, nihayet tayyareden korkusu kalmıyan 1935 zırhlısı kaim oldu. Bugün muhakkak olan birşey varsa o da, büyük zırhlının, gülleye, torpile, mayine ve bombaya en iyi mukavemet eden ve en güç batan tekne olduğudur. Masraf bakımından yapılan hesablar da, mevcud iddialar hılâfma, tayyarenin zırhlıya nazaran ucuz olmadığını göstermiştir. 20 yıldan fazla ömrü olan büyük bir zırhlının bırkaç yıl içinde eskiyip modası geçen tayyareden, daha ucuza mal olduğu anlaşılmıştır. Ingiliz Deniz ve Hava Nezaretlerinin hesablanna göre bir zırhlının masrafı, çifte motörlü, vasat büyüklükte 43 bombardıman tayyaresinin masraflarına muadildir. *** Illustration gazetesinde çıkan bir yazı da, zırhlının tayyareye karşı üstünlüğu hakkında şu teknik malumatı vermektedir: Zırhlının tayyareye karşı müdafaası için kullanılan vasıtalar arasında, zırh güvertenin kalınlığı 7 santimetre iken 20 santimetreye çıkarılmıştır. Umumiyetle zırhlılarda muhafazaya tahsis edilen tonaj nisbeti, 1910 da yapılan gemilerde yüzde 27 iken yeni yapılan 35,000 tonluk zırhlılarda yüzde 43 nisbetini bulmustur. Eski ve bakımsız bir zırhlı olan Almanların Ostfriesland dretnotu, sabit hedef halinde 24 saat müddet Amerikan fılotıllâları tarafınddn bombalanmış, isabet eden bombaların açtığı rahneler, kapatılmadığı halde, ancak 115 kiloluktan 1000 kiloluğa kadar bombalardan 16 tam isabet aldıktan ve teknesinin hemen yanında suda patlıyan beheri 1000 kiloluk 3 bombanm infilâkile hasara uğradıktan sonra batmıştır. Zırhlının hava defi bataryalarına gelince, 1914 1918 harbinde, gemilerde 2 veya 4 tane 75 lik hava defi topu vardı. 5imdi ise bu toplar, hava hücumuna karşı kullanılabilecek bir tarzda yapılan vasat bataryalarla beraber şu kadardır: 12 tane 15 lik, 8 tane 12 lik, yahud da 12 tane 10 luk. Demek ki her zırhlıda tayyarelere karşı vasat çapta 20 ilâ 24 top bulunmaktadır. Yakında 30 buçukluk, 38 lik, 40 lik gibi ağır toplar da, hava hücumlarına karşı kullanılabilecektir. Böylece yanlarında 12 muhafız muhrib de bulunan 4 zırhlı, iki murabba kilometroluk bir sahayı müthiş bir ateş altma alacak olan 12 ilâ 15 santimetrelik 120 ilâ 140 topla yüksek irtifadan yapılacak bir hava hücumuna mukabele edebilecektir. Bu toplarla 30 ayrı hedefe ateş acmak kabildir. Alçaktan yapılacak pike şeklinde (yani tepeden inme) hücumlara karşı da zırhhlara 20 ilâ 40 milimetrelik makineli toplar konulmuştur. Bunlar saniyede 2 ilâ 4, dakikada 120 ilâ 240 mermi atabilirler. Yeni yapılan İngiliz zırhlıları, beheri 40 milimetrelik 8 toptan mürekkeb 4 grupla, yani 32 makineli topla teçhiz edilecektir. Bu toplarla, bir dakikada Gemi Kurtarma Diyor ki: şirketi toplandı Memba sularının doldurma ve satış şekilleri Dün maruf bir zattan şu mektubu aldık; «Beledıye Umum Meclisı gunlerdenberi Beledıye zabıtası talımatnamesmi goruş mekle meşgul oluyor, umumun sıhnat ve selâmetinı en çok alâkadar eden bu goruşmeler sırasında, memba sularının doldurma ve satıs şekıllerınm taymıne de sıra gelmış olduğunu memnuniyetle haber alıyoruz. Butun zarurî havayic arasında içme suyunun nasıl bır hayatî ehemmıyetı haız olduğu uzun soz goturmez. Varlık sudan hasıl olduğu gıbı varlığın devamı da suya bağlıdır. Hayat ve maişet ıtıyadımıza gore bız şarklüar, garblılar gıbı gunluk su ıhtıyacımızı saır ıçkılerle tatmın edemıyoruz. Tabıat de bızım memleketlerimize garb memleketlerme kıskandığı buyuk feyızler arasında lâtıf memba sularmı bol, bol ihsan etmıştır. Memleketimızın her hangi bır memba suyunu kana kana ıçtıkten sonra taze bir hayat ve kuvvetle butun yorgunluğu gıdermek saadetıni içımızde bılmıyen ve tecrübe etmiyen hemen yok gibıdır. Elverir ki içilen bu su, temiz bır membadan gelsın ve temız bır kab içinde membamdan çıktığı gibi ayni safıyet ve nefasetı ve ayni temızlıği muhafaza etsin. Işte Beledıye Umum Mecllsimız, Beledıye zabıta talimatının bu faslmda; en çok bu temizlığı temıne aid maddeler ve bunu muhafazaya kâfi hukumler araştırmağa ça lışmaktadır. Bu mesaınin memleketın hayır ve selâmetıne raci en lüzumlu ve yerınde olduğunu buyuk bir vicdanî mahzuzi yet ve iftıharla kaydederiz. Sudan sıhhat ve hayat bulurken gene sudan sıhhat ve hayatımızı kaybetmek tehlikesi, ne elim bir hâdLsedir. Bu tehlikeyi gidennek te mizlığe müteallık tedabir ve tekayyüdatı tam ve kâmil bir şekilde tahtı tatbik ve temine almağa mutevakkıftır. Fıkrimlzce: 1 Mevcud membalar idroloji fennlnin tarifi dairesinde (kapte) edilmiş mi dır? Kapte edilmemlş olan membalar pek tabildır ki temizlik teminatını tamamen haiz değildir. 2 içinde lçtiğimiz sular, nakledilen kablar: Damacana ve galonlar nasıl yıkanmakta ve nasıl ellerle doldurulmaktadır. Ve bilhassa açık yerde ml doldurul maktadır? 3 Gazino ve lokantalarda, vapurlarda, otellerde şişe içinde içtiğımiz su şişelerinin üzenndeki kapsuller herşeyden evvel üzerinde çok tevakkuf edilmök iktıza eden bir meseledir. Bu kapsüller yumuşak alumınyomdan mamul değilse birkaç defalar Lstimal edilebılecek surette hilelı garsonlar tarafından açüır ve sonra ayni şişe, adî sularla doldurularak mustamel kapsulle kapatılarak taliblerine halts memba suyu dıye mukerreren satılır. Bunun için teneke kapsullerin tstimali sureti kat'iyyede menedilerek onun yerine ilk açıldığı zaman parçalanan yumuşak aluminyom kapsullerin Istimaline karar verilmelidir. 4 Su şlseleri boşaldıktan sonra mahallerıne iade edilinciye kadar evlerde ne gibi ellerde ve ne lşlerde kullanıldığı malum olmadığı için âmme selâmeti namına bu şişelerln hıfzıssıhha kaldelerinin butun lcablarma gore kaynar sular içinde kirli eller değmeksızin yıkanıp dezenfekte edilmedıkçe ve bu suretle her nevi mıkrobdan ârî kaldığraa sahihan emniyet edllecek bir hale getirilmedikçe, içine su doldurulup satılığa arzedilmesi şediden me nedilmeli ve bu usul gazoz şişeleri hakkında da ayni ehemmiyetle tatbik kılınmalıdır. Medenî ve içtimaî hayatm bütün icab ve zaruretlerini derpiş ederek tedabirl mânia, ve cezaî hükümleri muhtevi olan bu talimatm sıhhatl umumiye noktasmdan bir an evvel çıkıp sahai tatbika konulmasını dortgözle bekleriz. 3000 mermi atmak kabildir. Bu mermilerden bir tanesi de bir tayyareyi indirmeğe kâfi paralama kudretini haizdir. Ayrıca gemilerde 13 milimetrelik ağır makinelitüfekler de vardır ki bunlar da dörder dörder ateş edecek surette bir kundak üzerine tabiye edılmişlerdir. Zırhlının 25 30 mil süratle hareket ve manevra kabiliyetini, icabında sun'î sis ve duman bulutlarile saklanabıleceğini de nazarı itibara alırsanız, bugün tayyarenin zırhlıyı tarihî bir hatıra halinde müzelık vaziyetine sokmaktan çok uzak olduğunu takdir edersiniz. Şimdılik denizlerin hâkimi donanmadır, zırhlıdır. Onun içindir ki her devlet, denize hâkim olmak için, büyük zırhlılar yaptırıyor. OKUYUCULARIMIZ Ankaradaki Konsey intibaları 937 varidatile şirketin zararları kapatılmıştır Yüzde 70 hissesi Denızbanka aid olan ve diğer hisseleri de bankaya geçmek üzere bulunan Türk Gemi Kurtarma sir keti heyeti umumiyesi, dün şirketin Merkez Rıtım hanmdaki merkezinde yapıl ınıstır. îçtimada Denizbankı banka hu kuk müşaviri Ismail Isa Caniş, Iktısad Vekâletini de Rıdvan Taşkın temsil etnıişlerdir. Evvelâ senelik idare heyeti ve mura1 kıb raporlan okunmuştu' . îdare heyeti aporunda şirketin 1937 lakvim senesinde üç Yunan, iki Rumen ve birer Ingiliz, Amerikan, Italyan Fransız ve Ispanyol gemisi olmak üzere cem'an on ecnebi gemisi kurtardığı, bu ecnebi vapurların umumî tekne kıymetinin 1,365,581, hamule kıymetinin 2,675,119 ve navlun kıymetinin de 171,275 lira olmak üzere 4,21 1,975 liralık umumî kıymette olduğu ve bu kurtarmalardan dolayı henüz hakemde kurtarma ücretı tesbit edılme miş olan dört geminin ücreti haric olmak üzere 242,412 liralık serbest döviz olarak memlekete sterlin sokulduğu, 1936 da kurtanlan iki Yunan vapurunun üc reti de buna ilâve olunursa umumî kurtarma hasılatı yekununun 4,805,995 liraya ve memlekete giren kurtarma ücretinin de 316,812 liraya baliğ olduğu kaydolunuyordu. Geçen sene içinde Türk gemilerinden üç şilebin kurtanldığını, bir Türk şile bine yardımda bulunulduğunu ve bir de keşif seferi yapıldığını zikreden raporda bu suretle 314,000 liralık bir sermayenin kurtanldığı ve 19,248 liralık kurtarma masrafı alınmış ise de bunun 11,000 lirasının Luid sigortası tarafından tediye edilmesi dolayısile gene döviz olarak haricden geldiği ilâve olunuyor ve şir ketin geçen senelerde olan zararlarınra tamamen ödendiği, borçlar itfa. edildiği gibi kâr da kaydedildiği yazılarak bu kârın ihtiyat ve amortismana ayrılması tavsiye olunuyordu. Rapor ve bilânçonun kabulünden sonra idare heyeti ibra edılmiş ve bundan sonra yeni idare meclisi azalıklarına Amiral Vasıf Temel, Ahmed Nesimi Sayman ve Denizbank umum müdür mua vinlerinden Harun, murakibliklere de Cemil Behçet ve Rıdvan Taşkın seçil mişlerdir. Evvelki akşam Ankarada verilen suvarede Yugoslav Başvekili M. Stoyadinoviç, Başvekilimiz Celâl Bayarla görüşüyor. Ayni toplantıda Romanya Hariciye Müsteşan M. Comnene'in sofrast Amerikada faşist propagandasile mücadele Matbuat erkânı şerefine verilen suvareden bir görünüş ABİDlN DAVER Washlngton 28 Roosevelt'in müşavirleri arasında Cenubî Amerikadaki faşist propagandasile mücadele etmek üzere bu memleketlerde yapılacak telsiz propagandasına müteallik usuller hakkında ihtilâf vardır. Reisicumhurun oğlu James Roosevelt tarafından sevk ve idare edilmekte o lan müşavirlerden mürekkeb bir grup, bir devlet istasyonu inşasına muhalif bulunmakta ve mevcud ticarî istasyonlann Cenubî Amerikaya mahsus mun tazam programlar neşretmeleri lâzım gelmekte olduğu noktai nazarını ileri sürmektedir. Bilmukabele ordu, donanma ve Ha riciye Nezareti mümessilleri bir dev let istasyonunun millî müdafaa için faydalı olacağmı beyan etmektedir. Bu mesele, kongrenin şimdiki içtima devresmde hükumetin meşgul olacağı Yukarıdakı resım, kulubün açılış merasiminde bulunan Adlıye Vekill en mühim meselelerden biri olacaktır. Sükrü Saraçoğlu, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Ali Rana Tarhanla Başmuharririmızi, Abidin Daverin nutkunu dinlerlerken göstermektedir. Galatasaray kulübünün Ankara şubesi açılırken Ash ve macera romam • • KOC/AIM Nakleden: Hamdi Varoğlu düşüp kalkmadığım ve konak halkmdan hizmetçi muamelesi görmediğım için, Sıd;kanın bana diş bilediği muhakkaktı. Sıdıka, elinde tuttuğu mektubu bana uzaktan gösterdi: Size bir mektub var, dedi. Bir mektub amma, pir mektub! Sonra, zarfı parmaklarının arasında çevirdi, okur gibi üstüne baktı, arsız arsız sınttı: Adresini söyliyeyîm mi? dedi. Postacı okudu da şaşakaldım. «Nişantaşın da, merhum Nızameddin Paşanın konağmda, Yusuf Haddad Bey zevcesi Mukbile Nusret Hanıma». Ta kendisi değil mi? Mektub sizin. Peki amma, ben sizin evli olduğunuzu bilmiyordum. Hoş, hanımefendi de bilmiyor ya! Neyse, tebnk ederim, Mukbile Nusret Hanım... Sustu. Mektubu bana uzatmağa ha Aradan uzun seneler geçti amma, hizmetçi Sıdıkanın o sabahki halini, bugünkü gibi hatırlarım. Odama girdıği zaman eîinde bir mektub tutuyordu. Bu kız, iki aydır, bana bir türlü ısınamamıştı. Nizanıeddin Paşanın konağına geldiğim gündenberi, bana karşı, her hareketimi tarassud eden, bulsa bir kaşık suda bogmak istiyen sinsi bir düşman kesilmişti. Elimden geldiği kadar tatlı muamele e diyor, yumuşak davranıyor, fakat, Sıdıkaya bir türlü kendimi sevdiremiyordum. Bu düşmanlığın sebebi kıskançlıktan başka birşey olamazdı. Yemeği hanımefendi ile bir sofrada yiyordum; gece, gündüz, çocuklarla ve Sabiha Hanımefen di ile beraber bulunuyorum; bana evlâd muamelesi ediyorlardı. Bütün bunlardan bişka, konakta, hem de üst katta kendime mahsus bir odam vardı. Hizmetçilerle zırlanır gibi oldu, fakat gene elinde tutarak devam etti: Adreste «mürebbiye» yazmıyor amma, adamcağız ne bilsın? Belki ondan da mürebbiyelığinizi saklamışsınızdır. Madem evlisiniz, kendinizi niçin kız diye satıyorsunuz? Demek işin içinde bir iş var. Hey kuzum, dünya yalan dünyası oldu! Ben şimdi kocaya varmıya kalk sam kapıdışan ederler. Sonra, Mukbile Nusret Hanımefendi kırk yıllık kocasını inkâr eder, kendini «kızım» diye satar, baş tacı olur! Sıdıka mütemadiyen söyleniyordu. Bu haddini bilmez, terbiyesiz kızın sözlerinden ziyade, o yılışık, şımarık gülüşü asabıma dokunuyordu. Ne demek istediğini snlıyamıyordum. Bir muamma karşısm da kalmanın verdiği asabiyet, bu hizmetçi parçasının istihzasına hedef olmanm uyandırdığı öfke ile birleşince fena halde beynim attı: Ne demek istiyorsun? diye hay kırdım. Ver şu mektubu bana. Vazifen olmıyan şeye de karışma! Fakat, Sıdıka, kendisinde küstahlık etmeğe hak gördüğünü anlatan bir ta vırla ve hep o arsız sırıtışı ile karşımda duruyor, mektubu hâlâ elinde tutuyor, terbiyesiz sözlerine devam ediyordu: Hele bakın! Hanımefendi evliymiş de bize kendini kız diye satıyor. Yatı mektebinden daha yeni çıkmışmış da.erkek yjzü görmemişmiş de, yok bilmem neymiş! llâhi Mukbile Han:m! Yalancık tan utanıp kızarmasmı nasıl da biliyor sun! Ay hiç güleceğim yoktu! Yusuf Haddad Bey zevcesi ha? Hele bakm haspaya! Mektub avukat Ahmed Şev ket Beyden gelıyormuş. Postacı söyledi. Avukat da yalan yazmaz ya a Mukbile Hanımcığım! Arsız kız, mektubu adeta suratıma fırlattı, bir kahkaha daha attıktan sonra: Buyurun mektubunuzu, Yusuf Haddad Bey Zevcesi hanımefendi. Zevciniz beyefendiye mektub yazarsanız benden bol bol selâm söylemeği unutmayın e mi? Dedi ve odadan çıktı, gitti. Kapıyı kapadıktan sonra, koridorda yılışık kahkdhasını bir kere daha işittim. Bu hiç beklemediğim hâdisenin heye canı, beni, olduğum yere çivilemiş gibiydi. Elimi uzatp mektubu almağa, Sıdıkaya küstahlanma cür'eti veren adresi oku mağa cesaret edemiyordum. Nihayet tehlıkeli birşey tutar gibi, tereddüdle uzanıp elime aldığım zarfa bakınca, gözüme ilk çarpan şey, bu zarfm köşesindeki §u başlık. oldu: «Avukat Ahmed Şevket, Galata, Camlı han». Bu iki satırlık yazı, mektubun ciddî bir mahiyet taşıdığım kâfi derecede gösteriyor, Sıdıkanın terbiyesiz sözlerini dinlerken, bir aralık akhmdan geçen, bayağı bir hizmetçi sakasına hedef olmuş bulunmak ihtimalıiıi ortadan kaldınyordu. Esasen bu «Ahmed Şevket» ismini hatırlar gibi oluyordum Babam bldükten sonra, zavallı anneciğim, çapraşık miras işhrini galiba bu isimde bir avukata ver mişti. Gözlerimi, başlıktan adrese götürünce şaşaladım. Adres aynen şöyle idi: «Nişantaşında, merhum Nizameddin Paşanın konağında, Yusuf Haddad Bey zevcesi, Mukbile Nusret Hanım». Bu ne biçım isti? Şaka desem, böyle şaka olmazdı. Ciddî desem, ciddiyetle hiç alâkası olmıyacak kadar hakıkate z:d bir hâdıse karşısmda idim. Bu mektub, hizmetçi Sıdıkayı, mal bulmuş mığrıbî gibi sevindırebılirdı; fakat ben, evli bir kadm olmadığımı, babamdan kalan isimden başka bir ısim taşunadığımı pekâlâ biliyordum. Mukbile Nusret olalak doğmuştum. O güne kadar da Mukbile Nusret olarak yaşıyordum. Ismimin başına Yusuf Haddad Bey adının ilâve edilmesi her halde bir yan • hşlık eseri idi. Avukatın kâtibi, kimbilir nasıl bir şaşkınlıkla, benim ismimi bir başka isme karıştırmış olacaktı. Belki de, ayni gün, hem bana, hem o «Yusuf Haddad» Bey kimse, ona mektub yazmış, dalgınlıkla bu iki ismi birbinne eklemişti. Sıdıka da bu fırsatı ganirnet bilmiş, hiç yoktan bir masal icad edıp ortalığı velveleye vermişti. Kafamda bu muhakemeleri yürütür * ken, zarfı da elimde evirip çeviriyor, açmağa bir türlü cesaret edemiyordum. Çünkd, tam bunhrı düşünürken, aklıma bir başka ihtımal daha gelmişti. Acaba bu mektub hakikaten bana a'd miydi? Yok?a, avukatın kâtibi, adreste yaptığı yanlışlığa, dalgınlıkla devam edip, Yusuf Haddad Bey zevcesine aid bir kâğıdı bana mı yollamıştı? Maamafih, böyle de olsa, bu zarfı açmak, hiç olmazsa yanlıslığın nn^hiyetini anlamak için, lâzımdı. Mek tub benim ise, yanlıslık zarfm üstünde yazılı adresten ibaret kalacaktı. Zarfm içi de üstü gibi dalgmlık eseri ise, o za n.an, bunu olduğu gibi avukata iade ederek işin içinden çıkmak zor birşey değildi. (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: