14 Aralık 1939 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 15

14 Aralık 1939 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 15
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

j No. 2260—3173 Katil — 53 üncü sayıfadan devam — -— Demek ki sen caniyi cina- yetten dolayı mazur görüyorsun f — Evvelâ takdir ediyorum. Çünkü cani kendine göre cesurdur, Kendi hodgâmlığını her türlü kay- dın üştünde hükümran kılabilmek cesareti. Çoğumuz pısırık, ilcasz, hulâsa tam hodgâm olmadığımız, marazi, miskin olduğumuz için ci- nayet işliyemeyiz. Yoksa hiddeti, nefreti, kıskançlığı, ne bileyim bu ihtirasları özünden bütün kuvvetile his edebilmiş, yaşayabilmiş olsa idik, bizim de cani, katil olmamız tabiidir. Şuur, hele cemiyetten ge- len bağlar, iradeyi, hamleyi kesi- yor, insanı mütereddi ediyor. ve bu suretle cinayetler azalıyor. Ha- yatı yarım yaşayan insanlar cina- yeti takbih ederler Fakat hayatı mukavemet edil. mez bir şidetle sevenler nazarında her cinayette tahakkuk etmiş bir irade vardır. Cinayet havadielerini gazeteda ibretle mi okuruz, yoksa gehvetle mi * İbretle okuyanlar o- nu anlamıyanlardır. Her hangi bir zorbalığı da bu zevkle takdir ederiz. Canilere kar- gı beslediğimiz nefret, büyük düş- manlarımıza karşı beslediğimiz nef- retten farksızdır, Büyük düşmanla- rımız ki bizim yapmak isteyip de yapamadığımızı yapabilenler. dir. Lâkayit kalmak, işte asıl “eza budur. Biz bir şeyi şiddet- le arzular da ona başkası nail 0- lursa duyacağımız hia öyle bir hid- detdir ki, ancak nefret, kinle ifade bulur. Eğer şiddetle arzu ettiğimiz hedefi kavrarsak duyacağımız haz, gururdur, bu sonsuzdur. İşte cani bir müsbet kutupta duran adamdır. Bizler, onu takbih edenler ise, menfi kutupta duruyoruz. — Şuhalde canilere ceza ver- memeli. — Oh, bu hem bizim hesabı- My, Na onun hesabına yazık olur. Bu da ne ? — Çünkü caniyi uzun uzun muhakeme etmek, ona &ırrını faş ettirmek, oha cinayetini bütün çıplaklığı ile söyletmek... Bunda, Tökat, müthiş bir şehvet olduğunu his etmiyormusâunuz ?* Tahta buda- ğından komşunun çıplak genç karı- sını goyunurken gözetlemek bir- çokları için ne müthiş bir zevktir. Ben bir ahlaksızlığa muttali ve Deli UYANIŞ Mesuttur olmuştum. Şuurumda nefret eltti- ğim bir ahlaksızlık. Bunun istic- vabını yapmak vâzifemdi, Fekat bu isticvap eşnasında okadar hırs- lanıyordum ki bir mürakabe, bana bu kılı kırk yararak yaptığım istic- vapta irtikâp edilen ahlaksızlığın bütün heyecanını, zevkini yaşattı. Binanealeyh biz pısırıklar, cinayet- ierin inceden inceye muhakeme- sinde katille oynarız. Tıpkı kedinin avıyla oynaması gibi. Elimize dü. şen ve bizim yapamadığımızı ya- şayan cani, bizim için ender bir telezzüz vesilesidir. Onun için bazı caniler ki bunlar cinayetten piş- man olmuşlardır, sabırsız, hissiz adamlardır hâkime; «muhakemeyi kısa kes, asacakeun asi» derler. Bu cevap bizi kızdırır, çünkü ci- nayeti anlatırken duyacağımız şeh. vete mani olur. Kısa, düpe düz itiraflar da bu şehveti soutur. Bazı canileri çok severiz. Çünkü onlar şairdir. Yaptıkları cinayeti anlatır- ken bize hâleti ruhiyelerini deru- nen taklit ettirirler. Bu Binfüklung bütün bedii duygunun cevheri değil mi? Katil cinayeti hâkime, hapishane arkadaşlarına ballandıra ballandıra anlatır, O bu anlatışla cinayeti bir kere daha, bu defa bedii bir hazla yaşar ve yaşatır. Hayvanlar cinayete karşı lâkayit- tirler. Çünkü onlarda bu bedii hu- lul yoktur. Bir kere cinayet işle. miye muvaffak olan adamın, onu bir daha, bir daha tekrar etmesinin sebebi, hissinin körlenmesi değil, hissinin rafineleşmesi, arzunun ip- tilâ hâline gelmesidir. Biz, medeni insanlar elimize düşen katili asarız. Bu mukaddes bir merasimdir, Biz de busuretle intikam almış oluruz. İntikam almak cinayete cinayetle mukabele etmektir, Onun fert ola- rak başardığını biz cemiyet namı- na icra ederiz. Katillerden, cani- lerden korku duyulur. Bu haşyet zannedildiği gibi takbih değil, tak- dirle doludur. Mamafih katilin asılması yalnız bizi tatmin etmez. Biz katili asarken, katilin son ar- zusunu yerine getirmekde tahalük gösteririz. Çünkü bir katilin en son ve en yüksek zevki aşsılmaktır. Öl- mek değil, öldürülmek. O öldür- müştür. Öldürürken bir failiyyet zevki duymuştur. Fakat bütün bu bet devri «nur> larile tanışmış olması ihtimali vardır. Spenser İrlandaya avdetinde, bir şair için 61 Edmund Spenser —54 üncü sayfadan — pek garib görünen Cork şehri po > müdürlüğüne tayin edildi. Ay» en 8 Munster'de meşhur Tyreme ihtilâli koptu. Des Mond'ın en eski evi olan Kilcolman, ihti- Iâleilerin ilk hücum ettikleri yer oldu, ve Spenser karısı ve iki ço: cuğile birlikte güç belâ kaçarak hayatını kurtardı: Foery Gucen'in yani bitmemiş kısımlarının şatoda yandığı sanılmaktadır. o Spenser, bu müthiç maceranın sarsıntısından kendisini aslâ kurtaramadı. MeyuB bir halde İngiltereye döndü, ve müteakib 1599 senesinde West- minster'de bir handa öldü. Ben Jonson'a bakılacak olursa, Spenser, «ekmeksiziik yüzünden» ölmüştür. Aceba hakikat bu mu- dur ? Zira Ben Jonsun Bu tâbirile Spenger'n mal ve mülkünü kay» bettiğini şairane bir tarzda anlat- mak istemiş olabilir.. veyahut da şair hakikaten fakrü zaruret için- de ölmüştür. Burasını, maalesef tayin edememek iztirar ve mevki inde bulunuyoruz. Spenser, West- minster Abbey'de ustası Ohanser'in yanına gömüldü, ve devrin bütün şairler cenazesinde bulundular, ve Camden'e göre de, <«mersiyelerini ve bunları yazdıkları kalemleri mezarının içine attılar..» İbrahim HOYİ zevk yarımdır. öldürürken ne kendini değil, etmiş olduğunu zevk tattırmak. failiyyete rağmen Katil Okurbanını kadar (didinse kurbanını tatmin sanır. Dişiye bir Fakat acaba dişi bu zevki nasıl duyuyor? Bu meçhul, katilin bey- nini yakar. Tecessüsünü gıcıklar, Ona duyurduğu bu zevki âncak sehpada tatmak ümidi kalmıştır. Binaenaleyh idam sehpasına götü- rülen katil mesuttur. Hayatın en son şeklini, birini öldürürken onda duyurduğu zevki şimdi o da tada- caktır ve onun için eli kolu bağla- nır. Tamamen pasif kalsın diye. Mukavemetler işin gevkini kaçırır. Saf öldürmek zevkini duymakla hayat, bu anlaşılmaz şehvet, sona erer — Demek ki sence katil öltr. ken mesuttur. — Evet, katil gıpta edilecek adamdır, çünkü o iitsüt yaşanliş ve mesut ölmüştüir!...

Bu sayıdan diğer sayfalar: