16 Temmuz 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

16 Temmuz 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

10 BSayfa / OLUM ANGASI “ ... Çünkü, Halide Sultan da bir SON POSTA Gâvur Mehmedin Yeni Maceraları | KA GİBALİ ZİNDANLARI Son Posta'nın zabıta romani: 13 kadındı, o da bir kalb taşıyordu,, Bu tereddüdü hisseden haremağası: — Hazinedar usta sizinle görüşmek istiyor. Diye kısaca izahat vermişti. Uzun uzun koridorlardan geçmiş - — İler.. tavanlarında, duvarlarında, eşya- larında bol bol yaldız parlıyan büyü - cek bir salona girmişlerdi. Haremağası, Gülteri orada yalnız başına terk etmiş; usullacık kapıyı ka- pıyarak çekilmişti. O zaman, yandaki açık kapının önünde duran parava - mın arkasından, esmer, oynak ve çe - vik vücutlu bir kadın içeri girmiş: — Cenan kalfayı görmek - isteyen, SİZ misiniz?. Demişti. Bu kadının sesinde ve gözlerinde o kadar yüksek bir tahakküm tavrı var- ı ki, Gülter bir anda omuzlarına bir kuvvet binmiş gibi, ezildiğini hisset - — Mişti. Kalbinde, âdeta br ürküntü his- sederek cevap vermişti: — Evet efendim, benim. — Ne yapacaktınız, Cenan kalfa - yı.. — Biraz hususi görüşecektim. — Siz, Cenan kalfayı tanıdığınızı.. — we köşkte ahbap olduğunuzu söylemiş- — giniz, öyle mi?.. — Efendim!.. Ahbap olup ta, öyle teklifsiz filân değil... Kadın birdenbire Gülterin sözünü kesmiş, daha mütehakkim bir sesle: — Hayır.. hayır, kızım!.. Sizin, Ce- nan kalfa ile bir kere bile gö nize eminim Doğrusunu söyley bakayım. Sizi buraya kim gönderdi2. Bütün hayatı, Cemilin annesi gibi mütevazi ve şefik bir kadının sâkin hu- — zurunda geçmiş olan Gülter, bu mağ- rTür ve mütehakkim kadının çelik gibi &tTt ve âmirane sözleri karşısında büs- bütün ezilmişti. Vereceği cevabın, Ce- milin lehinde mi, yoksa leyhinde mi o- Tacağını kestiremediği için tereddüt et- mişti. p O zaman o kadın, bu suale kendisi cevap vermiş, ve sözüne şöylece de - vam eylemişti: — Siz, Cemil beyin tarafından geli- — yorsunuz ,değil mi?... Pekâlâ.. doğ - rusu, buna memnun oldum... Benim de, Cemil beye gönderecek bazı sözle- rim vardı. İsabet ki, siz geldiniz. Şim- di bunları, size söyleyebilirim. Kadın, Gültere biraz daha tekarrüp etmişti. Ve sonra, tavrına, daha bü - yük bir ciddiyet vermişti: — Cemil beye, söyleyiniz.. eğer, Halide sultan ona kötülük etmek iste- seydi, çok şey yapabilirdi. Çünkü, Ce- t Sonra; alt kata, mutfağa inmiş.. ku- mil bey tarafından çok acı bir surette | Yedan bir kova su çekmiş; yüzünde ve tahkir edilmiş.. âdeta bütün kadınlık înıeıındşki kırmızı boyaları yıkamış- hissi ve gururu, ayaklar altında çiğ -|*- nenmivti.gul(adın. lıî şeyi affeder; fa- Daha sonra da; tekrar yukarı çıka- kat hakareti affetmez... Böyle olrn.'ık-[mk kırmızı çıkın içindeki makyaj ku- la beraber, onu bir anda çılgıncasına | fUSünu açmış.. büyük bir dikkat ve seven Halide sultan, aşkına mağlüp ol-| Meharetle yüzünü boyamış.. uzun muş.. bir gün gelip Cemil beyi elde e-|Müddet taş ocaklarında çalışmış olan debileceğini düşünerek ©o hakaretin| bir Hırvat işci halini almıştı. üstüne, kalın bir perde çekmişti... An- Gâvur Mehmet; geldiği gibi sessizce cak, o hakarete sebep olan Cenan kal- ı'.'vden çıkıp gitmek için alt kata inmiş- fayı artık gözünün önünde görmeye| '" tahammül edememiş.. onu, uzak bir| Aklına; bir de oradaki yemek odasına yere sürgüne göndermişti... Fakat; a-| "gramak gelmişti. Kapıyı açmış, içeri radan bir kaç gün geçer geçmez, Cemil| S$iTmişti. Bu, bomboş oda; onda yine bey bir iftiraya kurban olmuş; o da|**ki hatıraların uyanmasına sebebiyet | tırap ile titremişti: Yemen'e sürgüne gönderilmişti... Ce- mil beye, istediği teminatı vermeye ha- zırım ki; onun İstanbuldan sürülme - sinde, Halide sultanın zerre kadar te - siri — yoktur... Hiç “ şüphesiz — ki; Cemil bey gittiği yerde, pek çok ıztı - rap çekmiştir. Fakat şuna emin olsun ki; burada da Halide sultanın çektiği acı, ondan az değildi... O İstanbuldan gittikten sonra, Halide sultan da bu - rada sarayının bir köşesine kapandı. Pek çok zamanını göz yaşlarile geçir- di... Çünkü, Halide sultan da bir ka - dındı. Ve nihayet, o da bir kalp sahibi M Bu sözleri söylerken, gittikçe canı artan kadın; birdenbire kesmişti. O mağrur başı, hafifçe eğil- mişti. O, çelik gibi sesi, meçhul bir ız- heye- sözünü — Cenan kalfaya gelince.. onun, ne olduğunu size söylesinler, Demişti. Ve birdenbire geri döne - rek, biraz evvel arkasından çıktığı pa- ravana doğru ilerlemiy.. orada, kay - boluvermişti. Gülter; artık hayret ve heyecanın son raddesine gelmişti: — Aman, yarabbit.. Neler olmuş, neler bitmiş te; bizim haberimiz yok. Bu karmakarışık işlere ne diye bur - numu soktum. Bunların içinden nasıl çıkacağım, Diye' söylenmişti; Salon kapısı açılmış.. içeriye, yine © baş örtülü, ufak tefek kadın girmiş- ti. Ayakta duran, ve şaşırmış vaziyetle donakalan Gülterin yanına kadar ge - lerek şu malümatı vermişti: — Kızıml.. Cenan kalfa; sürgüne giden ekseri saraylılar gibi, Hicaza gönderilmişti. Hürriyetin ilânına ka - dar orada kaldı. (Arkamı var) ——— mlar, bizden sarı, parlak madenler isti - yorlar, sonra bize acaip şeyler, beyaz bir — bez üzerinde oynuyan elbiseli insanlar gör- teriyorlar, tellerden gelen şarkılar dinleti- | — yyorlardı. r eT -- kuvvetimle savurdum. Taş başına büyük bir bızla indi. Benim dünya- mın erkeği, boğuk bir çığlık kopararak kan içinde yüzü koyun toprağa kapandı. Yerimden sıçradım, sulara çılgın gibi güne, aşağı derelerden birine indim. Ora- | böyle, işte büyle... Kollarım arasında sım- vermişti. Fakat bu hatıralar zihnini kurca - larken birdenbire gözüne beyaz bir bez parçası ilişmişti. Hemen bu bez parça- sının üzerine eğilerek almış, bakmış.. derin bir hayret içinde kalarak: — Bir mendil.. hem de, bir kadın mendi Demişti. Derhal pencerenin önüne gelmiş; büyük bir dikkatle mendili tetkik et - mişti. Mendilin üzerinde, üç dört dam- la kan bulunuyordu. Ve o tarihte ki - bar kadınlar arasında moda olan (Lö Ben) levantasının baygın kokusunun eseri hissediliyordu... Oldukça temiz ve yeni olan mendilin hiçbir köşesinde marka ve sair alâmet bulunmuyordu. Gâvur Mehmedin aklına, birdenbire bi ihtimal gelmişti: — Sakın; giderken Lüna düşürmüş olmasın. Demişti le cebrü *« Fakta hâfızasını tamami- azyik ettiği halde, LLünanın elinde böyle bir mendil gördüğünü ha- tırına getireme: * Ayni zamanda mendillerinde levanta kullanmak, Lü- nanın âdeti değildi. GCâvur Mehmedin içine, garip bir Hipberva morak gizinişti. Derhal ayak- larının uçlarına basa basa oda kapısı - nın yanına kadar geri çekilmiş.. orada yere eğilmiş.. döşeme tahtalarile, boş sedirlerin ndeki hafif toz tabaka- sını tetkike girişmişti. Tetkikatı ilerledikçe hayreti art - mış.. kendi ayak izlerinden başka bir takım izler gözüne çarpmaya başla - mıştı, Birbirine karışan bu ayak izleri, se- dirin köşesine dağru ilerliyor; o köşe- deki tozlar üzerinde iki kişinin uzun müddet oturduklarına delâlet ediyor - du. Gâvur Mehmet, bir taraftan bu tet- kiklerinde devam ederken; diğer taraf: tan da mırıldanıyordu: — Burada, ayak izleri, âdeta birbi- rinin içine giriyor. Hangisinin erkek; hangisinin kadın ayağı olduğu tef - ün o sarı saçlı kadınt düşüne dü -| atıldım. Leylâk vücutla sarı saçlı kadını |Tik edilemiyor. Fakat; mühakkak olan bir şey var- da, bir gül fidanının arkasında onu gör -| sıkı tutarak... Kaçırdım. Kaçtım.. kaçtım.. | 3 burada bir mücadele zuhura geli - düm. durup dinlenmeden.. Üzerindeki bezleri attı. Bembeyaz vü «|rulmadan... Kaçtım... Kaçırdım, bizim — cudu, yeni açan ve kokular saçan leylâklar | dünyamızdan kaçırdım... Sizin dünyanıza gibi ortaya çıktı. Aşk dünyamızda böyle |kadar koşarak geldim veşimdi o benim... harikulâde, böyle güzel bir vücut görmiyen |Benim oldu. Beni bekliyor.. Evimiz var.. kuşları dere boyundaki * Uzsanmadan... Yo « yor. Hah.. işte, duvardaki beyaz ba - dananın üstünde, bir el izi.. hem de, kadın eli... Bu kadın, bu köşede otur- duğu zaman, ellerini yere dayıyor, o taç- | Evimizde beni bekliyor. Amma, biliyor mu- | Strada eli terli olduğu için iyice toza lara doldular. Bütün sesleri ile, sulara doğ- | sunur2. Başkaları çalmasın diye onu pen- | bulaşıyor. Sonra da bu kadın bir zor gu kanat açıp, bu leylâk vücutlu kadının | ceresiz bir odaya kapadım. Beni bekliyor.. |karşısında kalarak, duvara dayanıyor. Ü Çırafında dönerek 3tüyorlar, çiçekler bü- — tün kokularını vererek açılıyordu. Leylâk vücutlu, sazı saçlı kadın dereye — yavaş yavaş girdi. Sula ki onun koku- sundan mestoldu, akmaz oldu, durdu. Ha- — waya doğru bembeyaz bir buğu yükseldi. — Kuşların başları döndü, çiçekler dalların -| ÜD dan toprağa düştüler, Ağaçların yeşil yap- | gakları, bütün re le suya aktılar. Ah, — Yarabbi. sanki bir tüya imiş gibi, bu renk, gee ve koku içinde açılan âlem, beni ora - cıkta bayı ik Baygın sulara gömülen bu leylâk be- - yazlığındaki vücudu yalnız ben seyrediyor- dum, Baska hiç kimse yoktu sanıyordum. Fakat yanıbaşımdan benim gibi. ona delice bir erkek gördüm. Yerden bir taş al- Ayağa hızla kalktı: — Ben şimdi ona gidiyorum, beni bek- liyor, ona gidiyorum..«dedi, hızla yürüdü, karşı yoldan koşarak uzaklaştı, * Doktor ciddi ciddi: — Bu adama acıyorum, dedi. Karısını delice sevmenin kurbanı oldu. Zavallı, aş- ika, ve zevke © kadar âşık ki, kendisini se- ven karısının sevgisile çıldırdı. Zavallı ka-| dınt dört ay bir oda içinde hapsetti. Ona herkesten doöyamıyor, kıtkanıyor. Fakat tuhaf değil mi?.. Karısı hastaneye onu geldiği zaman onu kovuyor: | — Git, diyor. sarı saçlı, Jeylâk vücutlu | sevgilim beni seninle görmesin, beni sev- mez!.. diyor, Elinin izi, belli bir şekilde duvara çı- kıyor... A., a.. a... İşte, iki damla da, kan lekesi... Olur şey değil.. her şey aklıma gelirdi de, benim evimde, böy- le bir hâdise geçeceği aklıma gelmez - di... Anlaşılıyor ki, ben burada yok - ken, bizim ev bir ziyarete uğramış... Uğramış amma, acaba bu ziyaretçiler kim?.. Her şeyden evvel, bunu öğren- meliyim. Gâvur Mehmet; bahçe kapısından başlıyarak, tavan arasına kadar tetkik İetmedik, gözden geçirmedik yer bırak- mamiştı. :. Fakat, şüphölerine: şekil ve- recek hiç bir şey bulamamıştı. Yemek odasından aldığı mendili, yi- İ | | | ne aldığı gibi o noktaya bırakmış; ka- pıyı kapamış: — Başımıza, yeni bir iş daha çıktı. Diye mınıklanımş... Büyük bir ihti- yatla sokak kapısını açarak evvelâ sa- ğa sola bakmış.. zaten günde iki üç yolcudan başka hiç kimse geçmiyen o tenha sokağa kaymıştı. Dalgın dalgın, yokuşu inmeye başla- mıştı.,. Bu meçhul hâdisenin esrarı, gittikçe Güvur Mehmede sarmşıtı, — Bu sır halledilmedikçe, evimde emniyet altında bulunamıyacağım... Eve girildiği muhakkak. Fakat; giren- ler kimlerdir?.. Dost mu, düşman mı?.. Yoksa, be- nimle hiç alâkası olmıyan insanlar mı?., Bunlar, bu üç ihtimalden hangi- gisine mensup olurlarsa olsunlar, a - t garip olan cihet, acaba eve nereden girdiler?. Ve.. koca İstanbulda yer bu- lamadılar mı da, benim evimi seçti - ler... Tuhaf.. hem de, çok tuhaf bir meselo... Diye, zihninde bir sürü düşünceler sıralanmıştı. Yokuşu inip te Boğazkesen raddesi- ne çıkar çıkmaz, büyük bir gürültü ile karşılaşmış.. zihnindeki bu düşünce - ler, derhal dağılmıştı. O tarihte Boğazkesen caddesi, Be - için, her tarafta büyük bir kalabalık vardı. j Atlar, arabalar, birbirinin arkasına sıralanmış moloz taşıyan eşekler, yas yalar, atlılar, sırık hamalları, seyyar satıcılar birbirine karışmışlardı. İ Gâvur Mehmet, bu kalabalığın a « rasına dalmıştı. Ellerini arkasına ki « Titleyerek yavaş yavaş Galataya doğ- ru ilerlemeye başlamıştı. İ Daha Galata caddesine sapar sap - — maz, eskiden tanıdığı bir takım sâbı - kalılarla karşılaşmıştı. Fakat Güâvur Mehmet, çehresini o kadar meharetle tebdil etmişti ki; bunlardan hiçbiri kene disini tanımamıştı. Gâvur Mehmet, Galata caddesinin yarısına kadar gelmişti. Dudaklarında garip bir tebessümle, caddenin iki ta- rafındaki meyhaneleri gözden geçir - mişti. Çocuk yaşındanberi hayatıni, geçirdiği bu âlemde, hemen hemen hiç bir şey değişmemişti. Birdenbire sola sapmıştı. Sahile doğ- ru inen dar ve dolambaçlı bir takım 804 — kakları geçtikten sonra; (Acem Ha - — nı) (1) denilen büyük binanın altın- — daki bir dükkândan içeri dalmıştı. Iİ (Arkası var) j (1) O tarihte (Acem hanı) denilen bu binanın yerine, şimdi (Site hanı) denllen pasajlı han yapılmıştır. j İ £ yoğluna çıkan yolların en işleği olduğu gaa ( Emlak ve Eytam Bankası Hânları —| Pazarlıkla Satılık Apartıman: ESAS No. SI G. 10 MEVKİİ VE- NEV'İ — B>yoğlunda Bedreddin mahallesinde Orta Şimal sokağında 5,7 on bir daireyi müş- temil apartıman. 4000 — Lira Yukarıda mevkii ve tafsilâtı yazılı apartıman bedeli peşin veya dört senevi ve müsavi taksitte alınmak üzere pazarlıkla satılacaktır. Geri bırakılan üç taksit *6 9, 1/2 faiz ve komisyona tabidir. İsteklilerin 27 Temmuz 1936 tarihine tesadif eden Pazartesi günü saat onda Şubemize gelmeleri, S0 — Pazarlıkla .Sa*tılık Emlâ ESAS NO.SI MEVKİİ VE NEV'İ 168 DEPOZİTO Büyükada'da Yalı mahallesinde Altın ordu caddesinde 17, 19, 21, 23, 28 No.li Otel Dö- lâplâj. 2400 L Büyükada'da Nizamda Nizam caddesinde 19, 19/1 No.lı kârgir odunluk ve kömürlü - ğü, serleri, kuyuyu 23595 metre murabbaı a « raziyi havi Köşk. İstanbulda Hoca Paşada Hüdavendigâr cad « desinde Şahin Paşa Oteli yanında eski 34 yeni 19/1 No.h üzerinde bir kısım ankazı havi 667,50 metre terbiinde Kalın Mustafa ağa 2670 « medresesi Arsası. Yukarıda mevkileri yazılı emlâk bedelleri peşin ve taksitle alınmak üzere satılacaktır. 4 Geri bırakılan taksitler için fâiz ve komisyon alınmaz. İsteklilerin 27 Temmuz 1936 tarihine tesadüf eden Pazartesi günü saat Onda Şubemize gelmeleri. (381) — Satılı*k *Arsa Esas No. sı Mevkii ve nev'i Depozito 656 Sultanahmed'de, Alemdar — mahallesinde Yerebatan sokağında eski 6, yeni 28-30 Nolı 219,50 metre murabbat arsa, Sultanahmed'de — Alemdar — mahallesinde Yerebatan sokağında eski 6, yeni 20, 22, 24, 206 No. l1 583 metre murabbaı arsanın 96/10hissesi. 612 , Yukarıda yerleri yazılı Arsalar parası peşin ödenmek ve 24 Temmuz 1936 tarihine tesadüf eden Cuma günü saat Onda ihaleleri yapılmak üzere açık t arttırmaya konulmuştur. Satın almak isteyenlerin gösterilen gün ve saatte Şubemize gelmele * ri. / ğ 176 Lira 657

Bu sayıdan diğer sayfalar: