18 Aralık 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8

18 Aralık 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

nü ayramın birinci günü Ankarada dün yapılan maç F .. .. ener Ankaragücü © . zorlukla yenebildi Bir sıfır nihayetlener maçta Ankaralılar bir penaltı kaçırdılar, fakat ihmal edilmiyecek bir kuvvet olduklarını İstanbullulara isbat ettiler Ankara 17 (Husuşil B salatasarayın birinel takımını yenen Ankara Gücü çok zorlü bir oyundan sonra Fenere ancak | - O gibi bir farkla mağlüp olmuştur. Maçta her iki takım da çok güzel oynamışlar ve Ankara şehrine çok güzel bir «por günü yaşatmışlardır. Hava çok soğuktu. Buna rağmen tribünler baştan aşağı denecek şekilde zlı bi tadı ve öyle nihayetlendi. Ankara Gücü 1 isbat etti. Ankaralılar bir penaltıyı boşu akardı, Fenerbah çe ile berabere kalmış olacaklardı. Sta- u alması şunu isbat etmiştir ki An kara futbolü artık ihmal edilecek gibi değikdir. İstanbul takımlarının Ankara lılara fevkalâde ehemmiyet vermeleri lâzımdır. Stadın inşa edilerek gençlerin ve sporcuların istifadesine vazedil- mesi ayni zamanda senelerden beri İstanbulun inhisarımda bulunan bu spo- rün merkezini de Ankaraya nakletmiş bulundurmaktadır. Galatasaray - Al- tınordu maçı yapılmamıştır. Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu galiplere kupalar vermiştir. Ankara Gücü faik oyununa rağme Çeklerle nasıl berabere kaldı? ı Dozr Çeklerle Ankaralı sporcular bir arada Ankara, 13 (Hususi) — Çeki Karlin | şulara nazaran büğgünkü dereceler çok bugün ikinci maçını Ankara Gücü ile| güzeldi. Gençler arasında koşu gene yaptı ve bine karşı bir sayı ile berabere | Halkevinden başladı. Üç kilometrlik o kaldı. Saha bir gün evvelki maça na-|lan bu yarışta güzel neticeler elde edil- zaran daha kalabalıktı, hava güneşsiz| di. Mıntaka atltizm ajanlığı bu koşula- ve soğuktu. Oyun Ankara Gücü saha-|rı birkaç hafta devam ettirecektir, sında oynandı. Hakem Beşiktaşlı Nu- Çekler lımirde Altly i. Çekler dünkü kadrolarını muha- 'a ediyorlar. Ankara Gücü takımı ise: takımını yendiler Natık - Saffet, Ali Rıza - Enver, Semih, Musa - Hamdi, Ali, Yaşar, Bilâl, Abdi. şeklinde sahaya çıkmıştı. Oyuna saat 14 de başlandı ve Güçlüler Çek kalesi- ne kadar indiler, fakat bir netice ala- madılar, Çekler tutük - oynuyorlardı. Bir müddet sonra açıldılar. İki taraf ta Büzel akınlar yapıyorlar, devrenin 27 inci dakikasında Yaşar ilk golü attı. Bu Bol Çekleri harekete getirdi ve sağlı sollu hücumlar yapmağa başladılar. Nihayet 33 üncü dakikada defansın bir batâ lan istifade ederek beraberliği temin etlilr. Ve ilk devre böylece bitti. İkinci devre hemen, hermen Ankara gü cünün baskısı altında geçti. Çeklerin ikinci devrede yaptıkları akının adedi beşti. Güçlüler çok canlı, güzel ve düz- gün oynadılar, Lâkin Çek defansı ye- rinde müdahalelerile göle mâni oldu. Ve ayun böylece 1-1 berabere bitti. An kara Gücü güzel oyunu ile halka çok heyecanlı dakikalar geçirdi. Selim Tezcan Ankara ve atletizm hareketi a, 14 Hus Mıntaka evv inlerin kı yırmi sporcu iş etti. Bunla arışa Halkevinden başlıyarak Türk hava kurumu önünde bitirdiler. Şimdiye kadar yapılan ko- | İzmir, 17 (Hususi) — Ankaradan şeh Timize üç maç yapmak için gelen Çeki Karlin takımı dün ilk maçını yeni stad da büyük bir kalabalık önünde Gözte- »e takımiyel yapmış ve | - | berabere kalmıştır. İkinci maç bugün Altayla yapılmış- tır. Son zamanlarda hayli Zayıflayan Altayhlar Bgayretle oynamalarına Tağ- men 3 . | mağlüp olmuşlardır. Çeki Karlin son maçını pazar günü yapacak tır. SON POSTA Adana trenindeneler gördüm Fakirlere yirmi bin lira dağıtan Kayserilinin hikâyesi Ş PP _———-———-—_ıM Birinkânun 18 € - Bir Yahudi münakaşaya ne zaman ve nasıl karışır?” evinde yatan adam - Halk ticarel Haftada bir gece biletlerinden Adana yolunda, kompartımanda dört kişiyiz. Zengin olduğunu söyliyen ve nahiye müdürünü çekiştirip duran Kay serili bir tüccar, kanapeye bağdaş ku- ran ve tesbihini çekerek konuşan bir derici, Anadoluda yeni çeşitler sürme- ğe çıkmış İstanbul manifatura tüccar- larının komisyoncularından bir Yahudi bir de kendisinin kim olduğunu belli et mek istemiyen bir gazeteci... Ben. Afyondan kalktık... Konya ovasının ufuklara dayanan çoraklığını hiç biri- miz alâkaya lâyık bulmamış olacağız ki Kayserilinin bitip tükenmiyen söz- Jerini dinlemeğe koyulduk. Beşyüz Wra depozit bilmem nereye vermiş, senelerden beri fukirlere da- ğittığı paranın mikdarı 20 bin lirayı geçiyormuş. Kendisine hemşerileri 0- lacak insanlar bilmem ne kadar kazık atmışlar? Fakat kendisi kazık yer miy- miş? Burunlarından fosur fosur, fitil sil çıkaracakmış... Vallahi billahi şu vekâlete kadar telgraf çekecekmiş. Elleriyle havada ateşli işaretler ya- piyor, bir yandan da iskarpininden çı- kardığı ve öteki dizinin üzerine attığı ayağının parmaklarile oynuyordu. Ağ- zı köpürmüştü. Rakiplerinin kendisine oynadıkları oyunlardan nasıl sıyrılıp|' çıktığını büyük bir hâzle anlatıyordu. Yahudi gözünün ucuyle bana işaret et- ti: «Şu kurnaz geçinen adamın haline bak!,» demek istiyordu. Fakat aksi gibi bizimki bu işareti gördü. Tehevvüre Beldi: — Sen adam mı oluyorsun ki benim- le alay ediyorsun! diye söylendi ve ken disinin alay edilmiyecek bir adam oldu Bunu, gene kimlere kaç para verdiğini anlatmak suretile isbata kalktı. Yahudi bu âni tehevvürden korktu. Ortaya bir sükünet ârız - oldı mestli derici, havanın gergini iza- ———0 Si havanın gerginliğini iza- Ankarada sonbahar at yarışları yarışlarına ait bir intıba: Yarışlarda ü, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ve İngiliz Sefiri bir arada görüşürlerken... memnun olan ve 'Toroslara uzaktan bakış le için Kayserili ile Afyonun kaymağın dan, Kayserinin soğanından tuzundan, Adananın bulgurundan — bahsetmeğe başladı... Yarım saat sonra normal vaziyet av det etmişti. Yahudiye sordum? — Nereye ineceksin? — Karsamana! Keşki sormamış olsaydım, Kâayserili den korkarak dilini tutan Yahudi ken- disine hitap eden bir insan bulunca, derdini dökmek için vesile buldu. — Ben dedi, İstanbulluyum, iki üç ayda bir kere İstanbulda bir hafta kala bilirim. Ömrüm hep trende vapurda do Taşmakla geçer. Şu Türkiyeyi en ufak kazalarına, manifatura mağfazası olan nahiyelerine kadar belki on defa dev- rettim. Yolculuğa alıştım, ama karımın yok- gulluğuna alışmadım. Çocuklar bile gö zümde yok... Ben onun bu sözüne biraz gülümse- mek istedim, meydan bırakmadı. İşle- gin geçen senelere nazaran çok iyi oldu ğundan, iflâsların yüzde biri ikiyi geç- mediğinden dem vurdu. Sonra, Giresun ida nasıl fırtınaya yakalandığını, işi na gl yüzüstü bırakıp İstanbula gelerek patronuna : , — Pes... Ben ölecek değilim ya... Al- Jah bir lokma ekmek nerede olsa verir ediğini uzun uzun anlatlı. O kadar u- zun uzun ki koridora kendimi z0r öt- tım. Camdan karlı Konya steplerinin Benişliğini seyrediyor ve Belçika kadar Reniş bir vilâyetin, susuzluktan fakir bir bozkır manzarası arzetmesine esef- Teniyordum. * Geriye döndüğüm zaman mevzuu de. giştirmişlerdi. Derici.. halk tiraret bi- letlerini methediyordu. — Bu sayede işlerim açıldı diye söze başladı. Haftada bir gece evimde yatı- yorum. Üst tarafını hep yolculukta ge- çiriyorum. İzmir, Aydın, Uşak, Eskişe- hir, İstanbul, Afyon arasında boyuna mekik dokur dururum, Elhamdülillah olmıyanlar kazanıyorum. Ben bu biletler mey çıktıktan sonra işe başladım, ondaf v vel sermayem yolculuk mssnnırm;j hammül edemiyorndu. Ali Çetinka: | welinimet gözüyle bakıyorum. olj , Kayserili bu muhaverede eksik mu? O da söze karıştı: — Ne diyorsun birader dedi. Buuğ den maliyet fiyatları yüzde otuz Memlekette gidiş geliş arttı. Gef.'!q”l_ de Sivastaydım, oranın otelcisi 4? tı. Bu biletler ortalıkta yokken mif risizlikten sinek avlyorlarmış. Hâl ki şimdi müşterilere yatacak ye” lamıyormuş, bak Uşak'a iplik a gittim, İplikleri orada gördüm, şe) ,dürttü, hadi bir de Adanaya git Para ile değil a... gittim. Oradak! fiyatça iyi bulmadım. Şimdi hadi Uşak'a gidiyorum. Bu kıpırdanış yı keseden keseye geçiriyor, bef” | yapıyor. a Yahudi sözleri başiyle tasdik ed*Y'", mükülemeye karışmıyor, yalnız: ö — Yolculuk çok, ama... çok ucu7 diyordu. ö Bir aralık koridorda başbaşa Kâl Adanada mevhum çiftlik işleri g! * Be giden benim gibi saf bir .dın“d’ kaladığına memnun oldu, derdini meğe başladı: — Azizim, dedi. Şu içerideki cı?'”; ri görüyor musun, neler ıöylü:':;’ Kızdıracağım diye aksini söylem! ’ Halbuki Ali Çetinkaya benim ocalüy incir dikti. Ne zararlar, ne zararla' * tı? ve Elimden gelse onu şimdi Nıfii.y killiğinden çıkartırım. Bak neden' # kiden, Anadolu tüccarları îsunlfll;f lemezlerdi, bizlerden birinin ayakiji na gelmesini dört gözle bekler” Halbuki şimdi, 50 lira verip iki #ip bilet alıyorlar, ve onbeş günde b"rv tanbula giderek çeşit değiştiriy? İstanbulda piyasaları allak bullak gö bütün fiyatları öğreniyorlar. a M yüzde yetmiş kâr ile yeni çqivl!"yg dolu piyasalarına sürerken bugü? j de on ile iktifa etmek mecburiy# ”y kalıyoruz. Sonra eskiden 2nci # let için bana tahsisat verirlerdi. çüncü ile gezer, her sene 500 Jiff g sarruf ederdim. Tam kendi p yapacağım sırada bu karar * y zim projeler de mahvoldu. Bu h__'_çfl caret biletleri fâydalı gibl gik'ü”“). ma, kulak asma, adamın ocağıt? dikiyor, Xîî%: && & KA * İstanbullu manifatora Wsyd"; sunun sözleri bittabi saçma idi- # gg yahatimde halk ticaret biletleriti? y J sir sahasını ümidin fevkinde !“n;î D düm. Bütün yolculuğum esnasi' f letlerden şikâyet eden yalnız ONÜ Üğp düm. Ali Çetinkaya, bu *““”,âşn*' yonlarca dost ve yalnız bir tek d' kazanmıştı... Hem de ne düŞ"”;;". Mustafa

Bu sayıdan diğer sayfalar: