12 Şubat 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

12 Şubat 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

LULU tt Bir insan Güzel san'atları severse ona iç bir iş ağır gelmez. © İşte, bizim iddiamız budur. Biz hikâye- izi bu iddiaya istinai ettirerek muay » yen neticeler çıkarasağız; fakat diğer ta- raftan gene bu neticelerle, bizzat ileri iğümüz iddianın da yanlış olduğu - Donu isbat edeceğiz. © Bu vaziyet «mantıka te bir yeniliği i - ettiği gibi. Çin seddinden daha es “ki bir edebi oyunu da ifade eder. © Co Larrabi, bütün benliğini resme vak- İÜ fetmek ateşile yanarak «Orta garbı ın £ ormanlarından ayrıldı. Kendisi he- daha altı yaşında iken, doğduğu ka « “ sabanın su tulumbasının, ve bu tulumba- nın yanından acele acele geçmekte olan “kasabanın eşrafından birinin «portre» si- ni çizmişti. Küçük ressamın bu ilk eseri çerçevelenerek, üzerindeki tanelerin sa - “yası tek rakamla nihayet bulan bir mısır koçanile birlikte kasaba eczanesinin vit - “rinine konmuştu. Cö Larrabi yirmi yaşında iken, boy » nunda ihmalkâr (bağlanmış bir kravat, koynunda ise biraz daha dikkatlice bağ - “lanmış bir para kesesi olduğu halde Nev- .yorka geldi. © Delya Karruder, Cenubdaki çamlarla — çevrili köyünde altı oktavlık parçaları © okadar güzel ve o kadar vâldkâr bir şekil- “de çalardı ki, akrabaları, genç kızın «Si- mal» e giderek .müzik tahsilini o(kmab ed esi için lâzım gelen parayı ârâla - orımda toplayıp ona vermekten kendileri- nl alamadılar. Bunlar genç kızın istikba- Jini...... « Fakat zaten hikâyemizin budur. » Cole Delya, bir çok mübtedi ressamla- rm ve musikişinasların devam ettikleri 'bir stüdyoda tanıştılar. Bu gibi Tessam “ ve müzisyenler bu stüdyoda (toplanır, ş de gölgede ve ışığın rolünden, Wağz nerden, müzikten, Rambrand'ın, Valdty- fel'in eserlerinden, duvar kaplamaların. © dan, Şopen'den, Ulonge'den bahseder - erdi. | Coile Delya birbirlerine âşık oldular; veyahud —daha hoşunuza gidiyorsa— | birbirlerini sevdiler. kısa bir zaman son- | “ra da nikâhlenıp evlendile”. Çünkü —hi- kâyemizin başında ( söylediğimiz gibi— — bir insan güzel san'atları severse ona hiç © biriş ağır görünmez!, Mister ve Misis Larrabi mütevazı bir €v tüttular.. Bunların tuttukları bu ev, tıpkı klavyelerin sol köşesindeki mi - âj- .yez gibi, insana elem ve keder ilham edi- mevzuu da “Son Posta,,nın Hikâyesi it . am â | :l HM ETİNİ! zel LR yordu. Fakat karı - koca bahtiyardılar. Onların bu bahtiyarlıklarının derecesini anlayabilmeniz için şu tavsiyeme kulak veriniz: Küçücük bir evde sevgili Delyan- In ve san'atınla başbaşa yaşamak bahti « yarlığını tatman için icab ederse bütün varını yoğunu sat ve parasmı fakirlere ver! Ucuz evlerde oturanlar, dünyanın ye * gine mes'ud ve bahtiyar insanları ken » dileri olduğu hakkındaki mütaleamı her- halde derhal tasdik ederler.. Bir evde sa- adet hüküm sürüyorsa, şöm'ne « Jimnaş - tik aleti, yazı masası - misafir karyolası, musluk « piyano vazifesini bile görte, ge- ne bu ev insana dar görünmez!. Delya - nızla bir arada olduktan sonra, isterse €- vinizin dört duvarı birleşsin, size vız ge- lir!, Fakat aile ocağınız mes'ud değilse, o » nun genişliği ve uzunluğu ne olursa ol - sun, orası size zindan görünür. Co, büyük üstad Macister'in rehberliği altında resme çalısıyordu. Üstadın şöhre- #ini herhalde siz de duymuş olacaksınız! Üstad, dersleri için yüksek (o üeret alır, buna karşılık sudan haf:* dersler verir - di; esasen fırçasının hafifiğile (şöhret bulması da bundan ötürüdür. oDelya ise Rozerstok'tan ders ahıvordu. Bu adamın piyanolara zulmetmekte one büyük bir şöhreti olduğunu tabit bilirsiniz... Kari - köca, paraları bulunduğu müd « detce fevkalâde bahtiyardılar. o esosen herkesin bahtiyarlığı da böyledir... Fa - kat, ben riyakâr olmasını istemem...... Karı - kocanın hedefi sarih ve musyyen- di: Co, bir an evvel tablo resmetmesini Öğrenmek istiyordu. Bu tabloları gören resim meraklıları, bunları satın alma yü- zünden birbirine girmeli idiler. Delva i- se bir an evvel müziğin bütün incelikle. rini kavramak istiyordu; halbuki sonra lari bü san'ata yüksekten bakmak, ön sı - radan bazıları ve localardan bir kısmı dol madı diye eve kaçarak sahneye çıkma - mak istiyecekti, UASANALIRLINLUNNN, 11 müşmalar; canlı öğle yemekleri, şen ve sanatları severse.. Ceviren: H. Alaz LL? kıymalı börekler... İşte onların aile ha » yatı bu tarzda geçiyordu. Fakat bir müddet sonra güzel san'at - Jar tavsamağa başladı. Kaba (insanların dediği gibi, mütemadiyen evden öte be - ri götürmeğe, fakat eve hiç bir şey ge - tirmemeğe başladılar. Mister (oMacistsr ile Her Rozenştok'un aylıklarını vere « mez oldular.. Fakat bir insan güzel san - atları sevdiği zaman ona hiç bir iş ağır gelmez!. İşte bunun içindir k! Delya, gün delik yiyeceklerini tedarik etmek düşün- ces'le, müzik dersi vermek niyetinde ol- duğunu söyledi. Deva, müzik dersi alacak bir talebe bulmak ümidile iki üç gün dnlaştı. Niha- yet bir akşam neş'eli bir halde evine dön- dü. Büyük bir sevinç içinde: — Sevgili Co, dedi, artık ders verecek bir talebe buldum. Hem bunlar bilsen ne İvi insanlar... General.., Müstakbel ta - lebem, yetmiş birinci caddede oturan Ge. neral P'nkinin kızıdır. Ah Co, bilsen ne | kadat gürel bir ev! o Yalnız bir kapısını görsen mutlaka «Bizans mimarisi tarzın. da» derdin!, Ya evin içerisi!, Ah Ca, ben #mriimde buna benzer bir ev görmedim. "Talebem. Generalin biriefk kızı Kleman- tin'dir. Ben onu şimdiden sevmeğe baş » Tadım. Görsen ne ince, ne narin bir kız!. Her zaman beyaz giyiniyor.. Hareketle » ri o kadar sevimli, o kadar sade ki... Ben ona haftada üç defa ders vereceğim... Hem de ders başına beş dolar alacağım, Co. Doğrusu bu vâziyetter hiç de müte - essir değilim, Daha iki üç ders bulursam, tekrar Her Rozenştok'dan © ders almağı başlarım. Sevgilim, artık suratını asmak- tan vazdeç de neş'eli neş'eli akşam yeme- Bi vivelim. Eline bıçağı alarak bir konserve kutu- sunu acmağa koyulan Co; HALININ LAYLA ma Delya, ben burada Ben güzel san'atlar âleminde senin böyle işlerle uğrasmana necl oluyorum? yüzerken müsaade Yazan : 0. Hanri iyen ayrılmamairşın!, Fakat düşün sev * gilim, tamamen müziği (o terkederek bu « 'wunla hiç te münasebeti olmıyan bir işle meşgul olduğum iddia edilemez!, Talebe. me müzik dersi verirken, dolayısile, de öğrenmiş olurum. Ben ne de olsa gene musiki ile meşgul oluyorum. Haftada on beş dolar almakla, biz milyonerler kadar mes'ud olabiliriz. Sakın ha, sen Mister Macisteri bırakayım demeyesin!. Yemek tabağını kendi önüne çekmekle meşgul olan Co: — Peki öyle ise, dedi. Fakat senin ders vermen benim o kadar fenama (gidiyor ki, sarmal, Çünkü bü artık, güzel san'at - lar çerçevesine giremez!, Bu fedakârlığı göze aldığın için sen cidden iyi ve şeker bir kızsın!, Delya: — Bir insan güzel san'etiarı severse hiç bir iş ona ağır gelmez, dedi. Kısa bir sessizlikten sonra Co: — Mister Macister, parkta yaptığım €- tüddeki semayı pek beğenmiş. 'Tinki'de, tablolarımdan iki tanesini onun vitrinin. de teşhir etmeme müsaade etti. Paralı bu- dalalardan biri görecsk olursa bunlardan birinin satılması ihtimali var. Delya, müşfik bir eda ile: — Herhalde satın alırlar, dedi, Şimdi - Yik biz, hem bu General Pinkın için, hem de şu kızarmış dana ( eti için talihımize şükredelim. Bu konuşmayı takib eden bütün bir hafta Delya, sabahları çok erken kahval - tuetti,. Co ise, Merkez parkında yapmak» ta olduğu bir tablonun sabah renklerile meşguldü. Delya onu okşayarak, kucak - Tıyarak, öperek ve karnını doyurarak, her sabah saat yedide (o selâmlıyordu. Güzel san'atlar insana, füsunkâr bir sevgili ka- dar cezbediyor, Akşamları, Co, pek nadir — Bütün bu sövlediklerin iyi, hoş am-| olarak yediden önce eve dönüyordu. 'Haftanın sonunda, biraz yorgun, fakat göğsü zarif bir gururla dopdolu Delya, misafir odasının ortasındakı masanın ü - edeceğimi mi zannedivorsun?, (*) Ben - zerine muzaffer bir eda ile, beşer dolar « venuto Çellini'nin kemiklerine yemin © -| lık üç banknot fırlattı. Biraz yorgun bir Neyse, bütün bunları bir yana bıraka. | der'm ki buna asla müsaade edemem. E-| sesle: hım.. Fakat bence hepsinden iyi olanı, kü | V9 bir iki dolar getirmek icin gazete sat- çücük evdeki aile hâyatı idi: Gündelik | masını, kaldırım döşemesini ben de bili - işden sonra hararetli ve uzun uzun ko -| TİM. Delya kocasının yanını yaklaşarak boy hafif sabah kahvaltıları; şan ve şöhrete | DUna asıldı: müteallik karşılıklı hayal kurmalar (bu — Sevatlim, Co, sen ne kadar da tu - hayal kurmalar bilhassa birbirleri 'ehine | hafsın!. Sen kendi meşguliyetinden kat » olurdu; esasen başka O hayalperestlikleri yoktu) ve —tab'iliğimi mazur görün— — Klemantin bazan beni yoruyor, de - di. Benim haricimde o çok az mümarese yaptığından şüphe ediyorum, Bunun için uzun müddet ayni şeyin üzerinde dur - mak icab ediyor. Sonra kız, dalma beyaz- lar giyiyor.. Bu, biraz yeknasaklık doğu- ruyor., Fakat babası General, çok sevim- yanımıza gelerek, baş ucumuzda durur —anirparantez onun dul olduğunu söy - Byeyim— ve kır sakalını sıvazlıyarak ça- luşmamızı takib eder, Ve her defasında: ben! .Sizin sekizlikler, on altılıklar, triyoller, i bemoller ne âlemde?» diye sormasını hiç unutmaz!, A, Co onların misafir odaları » nın duvarlarını, şarkın en güzel halıla. rından olan Kapı perdelerini görmeni ne kadar isterdim! Klemantinin, mütemadi- yen öksürmek gibi gülünç bir âdeti var. Görünüşte zayıf bir kız olmakla beraber | Allah vere de hasta olmasa', Ah, Co, ben bu kıza samimi olarak bağlanmağa baş - ladım; bilsen ne kadar nazik, ne kadar sa mimi bir Kız!. Kızın babası olan General, bir zamanlar Bolivyada sefirlik yapmış... Delyanın sözleri bittikten sonra, Co, ha kiki bir Kont Monte » Kristo edasile ce - binden ilk önce bir unluk, bir beşlik, son- rada bir ikilik ve bir birlik banknot çı « kararak masanın üzerine, Delyanın ka - zandığı paraların yanına koydu. Sonra da genç kızı derin bir sevinç ( şaşkınlığına uğratan şu haberi verdi: — Peoria'lının birine boya resmi sattım. Delya: — Yalan söyleme, dedi. Onun Peoria'lı olmasına imkân yok. — Evet, oradan gelmiş. Onu göremedi. ğine çok üzülüyorum, Deiya. Kaş - nesi yünden, gürdan'ı kaz tüyünden, şişman, acayib bir zat. Sulu boya resmi flk ön - ce Tinkl'in vitrininde görmüş ve bu obe- liks'i bir yeldeğirmeni sanmış. Maama « fih buna rağmen bunu satın almaktan ge- ri kalmamış. Neyse. Bu zat bana b'r tablo daha ısmarladı: Lakatann'daki yük istasyonunun resmi, Fakat bu yağlı boy olacak.. Adam bu tabloyu evine götüre cek.. Delya samimi ve candan bir sevinçle: — Resimle meşgul olmana devam et - tiğin için ben çok bahtiyarım, dedi. Bu şerait altında muvaffak olmamana imkân yoktur, Otuz üç dolar!, Biz hiç bir zaman bu kadar çok bir parayı bir arada görme- dik, Bugün biraz istiridye satın alalım. Co ilâve etti: — Bir de mantarlı bir file - minyon. Benim zeytin çatalım nerde? Bunu takib eden Cumartesi, eve ilk ge len Co oldu. Cebindeki on sekiz doları çi- kararak misafir odasındakt masanın üze“ rine dizdi. Sonra da, ellerindeki siyah bir Obeliksli sulu (9) Banvenuto Cellini; XVI üncü yüz yılda li birihtiyar, Onlarla tanışmamış olmana | şeyi herhalde koyu » yeşii bir boyayı, yi yasamış meşhur İtalyan skulptor'cularından | çok müteessifim, Co. Biz piyano başında | kamağa koyuldu. gece saat on birde peynirli sandviçler ve' biri. Klemântinle meşgul olurken bazan o da (Devamı 13 üncü sayfada) — Evet.. ah, ne idi ol.. Ne korktum RO 1 A A Yazan: Halid Fahri Ozansoy — Niçin? sandım. Süheylâ, tekrar (o ölgünleşen, kopan sesile son kelimesini tekrarladı: — Evet. böyle bir faciayı... Birdenbire içimde bir hırs uyandı. Niçin bilmem, o kadar şiddetle yolun ortasında durdum ve Süheylânın bu gece ış'ğında hatlarını iyice seçemedi - ğim güzel vücudünü kollarımla omüz- larından yakalayıp sarsarak: — Ey, yeter, Süheylâ! dedim.. yeter artık!. Görüyorum ki demizd hep bu meselenin üstünde muztarib - i bilsenizt. Demin kendi kendime, kim| Bu anda kolumu beline dolamıştım. | sin. O dava nihayet benim ailemi, be « | bilir şimdi evin içinde hepsi ne halde -| Kendini büsbütün bana bıraktı ve Oo «İnim ablamı alâkadar eder. Ve. bu ci- > dirler diye düşündüm. Fakat sonra, an © nem uyuyunca, sabredemedim. Hemen İÇ sessizce aşağıya 'ndim. Zaten besleme- ye aksamdan gizlice söylemiştim. Gı - 5 cırdamasın diye bizim bahçedeki de . 'mir kapıyı açık bırakacaktı, : Mahallede yeni bir rezaletten kor - ie — Annenin uyuduğuna iyi emin mi- — Evet! dive emniyetle cevab verdi. Hem coktan vyudu. Zaten akşamdan fazlaca Takı iemişti, Hattâ sizin evdeki gürüvüyü bile yarımyamalak işitti O © esnaris masanm basında iskembil falı acaren elindeki kâğıdları düşürüyor © ve pörleri kapanın adeta kendinden ge çiyordu. Bense pencerenin yanında i » dim Annem, yalnız, başını kaldırarak: — Kim bağıryor öyle?» o diye sordu. ıyor'» dedim. — Demek ondan sakladın? bilmesini istemedim. EE muzlarımda omuzlarının sarsıldığını hissettim. Yüzünü ise karanlıkta iyi seçemivordumı. Ağlıyor muydu? Cevab vermediğini görünce sualimi tekrarladım: > — Niçin, söyle? Niçin bilmesini is - temedin? — Niçin mi? Cünkü ablanızın o çığ- hikları, bana babamla anamın o müthiş kavgasını hatırlatmıstı. Hani babamı sakat eden ve belki en sonunda ölümü. ne sebeb olan kavgayı... İşte o geceyi hatırlamıstım. Amma şüphesiz bunda ablanız haklı idi, benim anam gibi hak- sız değildi. Burada zalim olan eniste - nizdi, ablanızsa zavallı, sinirleri boşa. nan bir kadın. fakat ne de olsa, anne- me anlatmak İstemedim bunu. sevdi - ğim adamın evinde böyle bir facla geç- tiğini... Sesi, gittikçe gerginleşen ve bazan Ben de: — Kadının biri çocuğunu pay-| kopacak gibi olup gene canlanan teller gibi titriyordu. Yüzünü tutup yüzüme çevirdiğim zaman, dudaklarımı, ka - — Evet. sizin evdeki bu gürültüyü | ranlıktan daha yumuşak ve hiç kızıl - hetten tabil beni de alâkadar etmelidir. Ancak, bu anda, doğrudan doğruya şahsen alâka duyduğum, hayatımı, is- tikbali terim. Seninle asıl onu konuşacaktık bu gece.. gönderdiğin kâğıddan da bu- nu anlamıştım.. öyle değil mi? — Evet... — O halde?. — Sabret.. onu da konuşacağız.. fa - kat bam yok.. şuraya oturalım da... Yolun kenarındaki bir çamın altın. da oturduk, O zaman, başymı dizlerinin üstüne düşürdüm ve böyle, gökten vü- Tan dumanlı gece ışığı içinde, onun, Üs- tümde büyük bir yıldız gibi parlıyan yüzüne baktım. En fazla gözlerinin pa rıltısını ve bayaz bir duman gibi eri- yen yanâklarınm hatlarını görüyor, minimini burnunun titrek kanadlarını — Annem ne dedi size — Evlenecekmişsin.. bir başkasile... — Evet.. doğru! — Nası!?, Başımı koyduğum ipek yumuşaklı - ğın adet benimle beraber toprağın içi- me, asıl büyük ve sonsuz geceye kaydı- ğını sandım. Bu diz başımın altında sanki taş kesilmişti ve bu kız bir lâhza evvelki Süheylâ değil, onun zalim bir iberi/ gölgesi idi, — Ne diyorsun, diye haykırarak doğ- ruldum, bunu söylemeğe nasıl dilin va- rıyor? Hiç sarsılmadı: — Dinle beni.. dedi. Bu gece anlaşa- ım. Belki bir deha hiç bir zaman bu i bağladığım davaya gelmek 1s.| kadar iyi nnlaşamayız. — Peki, diye inledim, söyle, seni din- Tiyorum! Fakst şunu bil ki, seni hiç kimseye bırakamam. Şimdi anlat masa- Yarı!” Karşıdan, Dil tarafından, asfalt yolu takib eden arabaların takırtıları geli - yor, bu mehtabsız gecede bile kafile ile tura çıkanların kahkahaları işitili- yordu. Ne tuhaf, Biz de pek yakın bir zamanda, fakat mehtabl: bir gecede böyle yola çıkmıştık. O gece onu yalnız eniştemden kıskanmıştım. Şimdi ise o geceden daha bedbattim. Süheylâ, elile arabaların gittiği ta - rafı gösterdi: — Bak, dedi, gecenin içinde şu ara- hissediyordüm. Ve dudaklarının sıcak) baların hangi yola kıvrıldığını ve hangi ve baygın menekşe kokusu sinirlerime akıyordu. Sesim titriyerek: yolu takib ettiğini insan nasıl da fark ediyor! Bak işte, nasıl, çamlıkların ara- amda kaybolarM fenerlerinin ışıkları, sönüyor ve bu parıltılar hep yukarıy? doğru ilerliyorlar!.. İşte bak, şimdi karşıdaki dağa tırmanıyorlar gibi... BU tırmanış, görüyorsun ya, birdenbire ge riye, sağdan sola bir kıvrılıştır. Tabif bu sefer daha yukarıdan geri dönüyor” lar. Lâkin nereye bu dönüş, Tuğrul tekrar geldikleri yola mı? Hayır değil mi? Simdi Lunapark tarafından Sent* toryom yoluna dönmüşlerdir, oradan da Viranbağa doğru giderken, gene W zakten bı" ışıkları tekrar dağa tırmant yor sunacağız. Ondan sonra hiç bir şey... Işıklar sönmüştür ve artık çam ların arasından koşup giden yıldızlar belirmiyecektir Yalnız yeter ki Ni * zamdan Dile başka arabalar yola çık sın ve bu başka arabalar Dilden de £© ne sola kıvrılsınlar, Lunaparka varsım lar ve oradan da Avayorgi sırtı aşağı” sından tekrar sağa bir kavis çizerek... Çıldırmiş mıydı? Yoksa bana bu £* cenin ıssızlığında, evvelce ezberlediği mensur bir şiir mi okuvordu? — Süheylâ, dedim, ne demek isti * yorsun? — Demek istiyorum ki, Tuğrul, ha © yatımızın günleri, saatleri de bu ışık * lara benziyor. Simdi bakıyoruz şu ça” lıktayız, şimdi bakıyoruz başka bir Yy” lu aydınlatmış gidiyoruz. Bu kaça” ışıkları tutmak kabil mi? Onlar bizim irademiz haricinde koşuyorlar. İşte be? şimdi böyle bir dönemeçteyim, Tuğ rul! Fakat zannetme ki bu dönemeçi©” öteye ısığımı parlatarak geçeceği” Hayır, Tuğrul, hayır, ben o nokta? varınca fenerimi söndüreceğim ve 879” — Anlat, dedim, anlat. doğru mulbirbiri arkası sıra; büyücek eteşböcek-|bamı bir matem arabası gibi karanlık * ik vermiyen acaib bir alevle tutuştulannenin söylediği? leri gibi ikide bir parlayıp parlayıp lara ışıksız süreceğim. (Arkan ver)

Bu sayıdan diğer sayfalar: