7 Mayıs 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 10

7 Mayıs 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

“TAN " m tefrikası 1 15. ** Midillinin bu görülmemiş güzelini, “Bir gün Bizans tahtına çı - kacağını düşünmüştü © gece... | Ve yanıbaşında bu saltanata Magdalena'nın ortaklık edece - ğini tahayyül etmişti. Aah... O Mııgdı!cna. hiç şüphesiz şu Bi- zans'ın on asırdanberi Ayasof- ya'da kokulu günlük dümamları arasında İsânın sevgili kulları « na birer Santa Mariye gibi gö- rünerek tatlı heyecanlar vermiş olan Teodora adlı imparatori - çelerin en güzeli olacaktı. Ne yazık ki bu hulya çok u- zun sürmemişti. Tali, onun tat- lılıklarna kanmasıma meydan vermemişti. Tam bir sene sonra bir gün, ölüm, Mağdalenayı al- mış, en güzel Mistra delikanlı- Tarınm taşıdıkları gümüş bir ta- but içinde kimsenin sırrına ere- mediği o bilinmezler ve yok! larla dolu diyarına götürmü Hatırlıyordu: Çanları matemli uğultular çı- karan büyük kiliseden yüksek bir tepenin en yüksek yerinde- ki eski manastıra kadar o £ müşten tabutu ağlamaktan şiş- miş gözlerle takip etmişti. Aci- sını öyle çabuk yayan bir mate- mi olmuştu ki, bir sene'evvel o- nu kıskananlar o günkü kıs- kançlıklarından bin kat daha şiddetle bu matemi de kıskan- mışlardı. Zira o Mistra'nın ma- vi gözlü gençleri, Magdalenanın arkasından öyle ağlamışlar, o kadar göz yaşı dökmüşlerdi ve onların uykusuz geçirdikleri ge- celer öyle sayısız olmuştu ki... Kendisi Mağdalenayı sevenlerin en katı yüreklisi gibi kalmıştı aralarında. Sonra, tam on iki yıl kadın- sız yaşamıştı; ve ölümünün her yıl dönümünde yüksek tepedeki manastıra gidip gümüş tabutu saklıyan kızıl porfir lâhdın ö- nünde istavroz çıkarırken o gü- zeller güzelinin hatırasına her zaman sadık kalmıya yemin e- derek ağlamıştı. Fakat bu ye min ve o hatıra nihayet on iki yıl sürebilmişti işte. Zira 1441 senesinde büyük ağabevsi İyo- vannis'den, yani Kostantiniye- nin bir sene evvel ölen impara- torundarı bir emir almiştı. Evet.. İmparator Sekizinci İyovannis küçük kardeşi Kos- tantin Dragazese bildirmişti ki; 1 — “Bizans tmparatorluğu- nu ellerinde tutan hanedanın vaziyeti de Bizans İmparator- Yazan: Tuğunun vaziyetinden daha düz- | gün değildir. Zira üç defa ev- | lendiği halde kendisinin bir cuğu olmamıştır.,, 2— “Silivri despotluğunu ya- pan Demetriyüs'ten gelecek bir Paleoloğos Prensi, Paleoloğos yük bir leke teşkil edebilse bile buna dahi tahammül etmek minde iken o sef | hi bir evlâdı ol adır, 3 — “Halbuki, Paleolojos banedanının Bizans tahtında de- vamı için mutlaka- ve az değil çok evlâtlar yetiştirmek artık bir zaruret olmuştur. Yaşıyan Paleoloğoslar arlamakta - dır ve saraylarda meme emen tek Paleoloğos yüvrusu görül- memektedir. Bu vazilenin en sağlam Palecoloğosun eri kabiliyetlerine yüklet İmesi n(lrn daha tabii ne olabilir? Magdale- nanın ölümü nihayet hatıralar. da matemli bir iz bali tılmalı ve artık bu ortada k mıyan Magdalenadan vazgeç melidir, Zira Paleolı ailesi nin sonsuzluğa mahküm olması onun genç yaşta ölmesinden da- ha büyük bir matem yaratacak- tır. ğ az- | karı da- 4— “Binaenaleyh Kostantin | Dragazes evlenmelidir. Hem imparator sıfatiyle, hem bir ailenin sonunu düşünen hir banedan rei sıfatiyle verilen bu emre benzer ihtarı Mistra Prensi kırama: 1441 sene sinde otuz altıncı yaşını doldur- muş bulunuyordu. Ama bu yaş- taki erkekler kendilerinde hâlâ yirminci yaşın isteklerini ve a- teşlerini küllenmemiş — zannet- mezler mi? Eh işte.. Kostantin | de ağabeysinden gelen ikinci bir iradeye itaat ederek Prenses Ka terini ziyaret ettiği marlarında 1428 genesi temmu- zunun kızgın genç kanmı yeni: den bulur gibi olmuştu. Sekizinci İyovannisin evlâtla- rı olmamıştı at tarih impara- toriçe yapılacak güzel kadınla- rı seçmekte onun kadar yüksek meharet göstermiş pek az hü- kümdar sayabiliyor değil miydi? Ve “Allahın eline emanet edil- miş,, mukaddes ortodoks belde- inin çok dindar bir hıristiyan türbedarı andıran o imparatoru, Moskovanın en güzel dilberini, Karadeniz kiyılarının en sağlam Nizameddin NAZIF | “ Midilli'nin Eski Kralı Doren dı Kantıloziyo'nun güzel kadınları seçmekteki maharetini bin kere isbat etmiş olan eski İmperator İyovannis Paleologos keştetmişti.,, zaman da- | TAN Kızı Katerin... ,, güzelini ve İtalyanın en ateşli kadınını, ve sayısız dilberleri, sağlam güzelleri, ateşli kadınla- rı Vilâherna salonlarında dolaş- | tırmış olan o- İvannis, kardeşine evlenmesini beyhude yere ihtar etmemişti. Ş "TÜREMNTE saltanat sürmüş olan Kral-Bi- rinci Doren di Kantiloziyo'nun kızıydı. Babası geçen yeğeni Fransesko di Kan- ziyo onu çıldırasıya sevmi.: ölünce yerine | ni zehirletip öldürtmüştü. Fakat Katerin Franseskonun aşkma cebrederek bir sokmak iste- zerine yeğenini lik odasına Midillililer o geceyi, o gece | ütün Midilliyi allakbullak eden | gürültüyü bir türlü unutama- mışlardı. Lâtin ümdarları hâkim bir mevki kurdukları * şatonun ışığı vurmuş bir denize ba- kan geniş yatak odasında o ge- ce soyunup yatağına girmeğe hazırlandığı zamarı Katerin bir perdenin hafifçe — sallandığını görmüş ve evvelâ bunu esen ılık ir yapıyor sanmıştı. Fakat sünü ve ince belli endamını ğa vuran bir serpilişle yata- ğına uzandığı zaman 6 perdenin :ırka—:ıı—.vlan Kral Franseskonun | görünce bir çılgına | dönmüş. tarasaya kaçarak avaz avaz haykırmıştı. Midillililer uyanarak koşuş- | ardı.. Velhasıl görülmemiş bir rezalet olmuştu, Krallığın ihtişamını, bir gecelik erkeklik zevkine feda edemiyen Franses- kö güzel kızım odasından uzak- lTaşmıya mecbur olmuştu. Katerin, biraz da bu kötü ha- | tıralı yerden — kurtulmak — için Kostantine meyletmişti. Yoksa Fransesko hem daha genç, hem | de güzel adamdı. Midilliye uğ rayıp bir ay misafir kaldık sonra Konstantiniyeye gitmiş a- | ğabeysine Prenses Katerinle ev- lenmeği kabul ettirdiğini bildir- | mişti. Nihayet bir ağfustos günü, Kostantiniye ufuklarını güne- şin pembeleştirdiği bir sabah ye- & kadirgadan mürekkep bir Bizi donanmasiyle tekrar Marmarayı geçmiş, boğazdan çıkmış ve Midilliye ulaşmıştı. (Arkası var) | bir yolcunun gölgesi bu HIKAYE Bir Boşnak Hikâyesi İsmetHacic'in karı kocası! ce Bilic ile görüştüğü odaya gir | diği zaman, birdanirc girişinin | iki adamı rahatsız ettiğini anla- | dı. İsmet pencereden gelen ışığa karşı mimar masasının önüne oturmuştu. İhtiyar Mehmed de, kadın içeri girdiği zaman yaka- ladığı bir cetvel ve bir pergelle oynayarak patronunun karşısın da ayakta duruyordu. — Rahatsız mı ettim? Aniça, Ismet cevab verdi: — Bilir - sin ki, daima başımızın üstünde yerin vat. Mehmed Alice Bilic, bu söz. ler üzerine, dudağını başını çevirdi. Asri dü rin arsızlaştırdığı bu çok genç kadına karşı patronunun - zaif davranmasını — affedemiyordu. Mimarın, bu mahlükun sokak ve çarşıda, cami civarında ser- best, açık /saçık dolaşmasına müsaadesini aklı almıyordu. Mimarın karısı devam etti: — Bira zevvel Narenta rıhtı -« mında Yusuf Sero'ya rastla - dım., Sözleştiğiniz gi rin sa bah buluşmanıza imkân olamı - yacağmı sana bildirmemi söy - dedi ledi. Bir iki gün için Saraybos - L naya cağıran bir telefon almış... — Pek âlâ, döndüğü zaman görürüm kendisini... Aniça çıktıktan sonra iki adam tekrar başbaşa kalınca ih- tiyar Mehmed patronuna” sor - du: — Yusufun bu — ani hareketi size bir şey demiyor mu? Mimar cevâp olarak omuzla | rını silkti. Başındaki kırmızı fes olmasa, iyi biçilmiş kurşuni ce- ketinin içinde Belgrad veya Zağ rep sokaklarında rastlanan ka - tolik veya ortodokslardan fark- sızdı. Ş İhtiyan-burcevatma kani olma- Evlenmekte yaş meselesi “Benden on iki. yaş küçük bir kadınla evlenirsem abes olur mu?” Cihangirden K. P. imzasile gelen bir mektup bunu soruyor. Yirmi sekiz yaşında bir adam, kendisinden on iki yaş küçük bir kızla evlenemez, kanun mâ- ni olur, abestir de... Ama kırk | yaşında bir adam, yirmi sekiz yaşında, bahusus dul bir kadın- la Vı('ı!Fn evlenemesin !, K. P. mektubunda diyor ki: “Ben 40 yaşındayım. 28 yaşında bir kadın seviyorum, Bu kadın duldur; iki çocuk sahibidir. Bir senedenberi sözleşmiştik, evle- Sevışnktcn. sözleştikten son- ra, vaziyet iyi bir aile kurmağa mâni değildir. Ancak K. P. nin başka bir endişesi var: “Ölünciye kadar benden ay- rılmayacağını söylüyor ama bi- raz hoppa... Gençlerle fazla lâü- bali... Bulunduğumuz meclisler. de çok lâkırdı eder, ber söze ka- rışır... Ölabilir, bazı kadınlar içii bir kusursa da tashihi imkânı vardır ve bu, evlenmeğe mâni kusurlardan değildir. “Yoksa benimle evlendikten sönra ba- ma ihanet mi edecek?” Bunu siz nereden çıkarıyor- | sunuz? Bir kadının biraz serbest konuşması, biraz veya fazlaca Mübali olması ahlâki zaaflara düşeceğine delil değildir. Ba- husus K. P. tahkikatını da yap- miş. Diyor ki: 'Önun daha evvel, sekiz se- nelik evlilik hayatında hiçbir falsosu olmadığını, kocasına dık kaldığını herkes söylüyo Ö halde-sizi— tereddüde dü- ıs.ırcn aranızdaki yaş farkı m- | Hdır? Eğer kendinizi iyi muhafa- — İsrar edişimi af buyuru - | nuz, üstat. Babanızın idaresi al- tında otuz yıl çalıştım. Onun ölümünden sonra, şantiyelerini zin umumi kontrolunu bana tev- di ettiniz. Plânlarımı dikkatle kurduğunuz binaların inşaatına birer birer taşlarına varıncaya kadar nezaret ettim, Ve hiç bir zaman cinlere, bildiğiniz kurba nı vermemezlik etmedim . İsmet Hacic güldü: — Bu batıl itikatlar, Mehmet ciğim, zamanımıza yakışmaz, Ihtiyarın elmacık kemiklerini kan bürüdü: —Rahim olan Allah kendisine küfreden ağzı cezalandırmasın, dedi ve bir elile de boynuna ası- h akik muskayı okşaı Medeniyetlerin ve itikatların karşılaştığı ve biribirine zit ce- reyanlarını bağladığı Hersekde batıl bir itikat dıvarcıya, bir evin yapısını bitirmeden evvel, bir yolcunun gölgesini yakala- yarak cinlere kurban etmesini emreder. Dıvarcı, evin cephe sinde açtığı deliğin arkasında ve malası elinde bekler. Geçen deliğe tesadüf eder etmez deliğe taşı yerleştirir, sıvayı vurur ve güya gölgeyi hapseder, Ihtiyar Mehmet Alice Biliç, gölgesi böyle hapsedilenin, az çok kısa bir zamanda kuvvetten düşerek ölmeğe mahküm oldu - ğu kanaatindedir. Fakat yalnız bu kurbanın, tâhtaları gıc! e mzk suretile mevcudiyetlerini gösteren cinlerin yeni evlere mu sallat olmalarına mâni olacağı: na da inanır, Patronunun imansızlığı ihti « yarı hem korkutuyor, hem kız- dırtyordu. Ve Mehmet veni ev - lerde bu gölge hapsetme işini yaparken patronundan gizli dav ranırdı. O sabah, Mehmet Alice Bilic gizlice, avukat Yusuf Seronun yük istasyonu arkasında yap - tırmakta olduğu yeni köşke gir- di. Düşünmeden, binanm cephe sinde iki taş arasında gölge hap- setmek üzere bıraktığı deliğe P yürüdü . Ufak odanın kapısını iter it - mez müstehzi bir sesle karşılaş- tı: — Ya öyle mi Mehmetciğim? Hep kendi kafana mı iş görecek sin? Yeni doğan güneşin yandan vuran ışığı, ucu yaldızlı bir si - gara tüttürerek adamımı istih - fafla seyreden İsmet Hacic'in yüzünü aydınlatıyordu. Ihtiyar adam ses çıkarmayın ca mimar devam etti: — Bu deliği derhal kapata - caksın! — Yalvarırım üstat... — Haydi, ne diyorsam onu yap! Fakat ihtiyar isyan etti: — Ustat, bütün yeni evler gi bi bu evde de felâket var... Dos tunuz Yusufu himaye etmek is- terseniz onun yerine cinlere bir gölge kurban ediniz. — Kabul!... Fakat senin hak b olduğunu kabul etsem bile ni çin masum bir yolcuyu felâkete sürüklemeli?... Hem, tekrar edi yorum, bunlar eski zamanların medeni insanlara yakışmayan itikatlarıdır. , Bu sırada evin dışında bir fısıltı oldu ve dar delikten geçen bir gölge dıvara vurdu. İsmet hayretle : — Yusuf! diye mırıldandı... Ben onu Saraybosnada sanıyor düm! Hemen arkasından ikinci bir gölge birinci gölgeye sokuldu ve bir kadın sesi duyuldu: — Kocam şantiyelere - gitti. İki saat rahat vaktimiz var! Mimar kalbinin burkulduğu - nu duvdu ve ihtiyar Mehmed, patroönünün karısırın sesini ta- nıyarak başını eğdi. Fakat İsmet derhal kendinc geldi : — Haydi, çabuk, çabuk! Ma- layı ve sıvayı ver! Ve hain dostile kendisine iha- net eden karısının birleşmiş göl gelerini kendi elile cinlere kur - ban eden gene kendisi oldu. SEM İki Çocuk Sahibi Bir Dul za edemediniz. de vücudunuz. | yaşımızı daha büyük gösteriyor* sa düşününüz. Yoksa kırk ya” şındaki bir adam yaşlı bile sâ* yılmadığı halde iki çocuk sahi- bi bir kadın otuzuna yaklaşınca yaşmı, başını almış demektir. Kadının çalışması, eve yar: Arm etmesi aile geçiminde za- rarlı olur mu? Yani kadın bu | suretle evdeki hakimiyetini art- urarak ahengi, muvazeneyi boz- maz mı? Bunu soran K ü Cihat, vaziyetini şöyle anlatıyor: “Evlendiğimiz zaman bunüu düşünmüyordum. Fakat bugün mesele değişti. Bir çocuğumuz oldu. Benim maaşım azaldı, büt | çemiz sarsıldı. Karım evlenme- den evvel muallimdi, şimdi ge- ne muallim olacaktır. Ancak o- nun alacağı para, — bütçemizin küçük açıklarını kapamağa de- ğil, esasını teşkil etmeğe yarı- yacak. Önu muallimlikten ayır- mağa sebep olan endişem bu- gün büsbütün arttı: Ya bu vazi- yet onun bana tahakkümüne se- bep olursa? Bu, sizin karınızla olan müna- | sebetinize bağlıdır. Birçok aile- | lerde böyle bir iktısadi mesele mevzuubahs olmadığı halde hü- küm, kadındadır. Parayı kaza- nan, eve ,bakan erkek olduğu halde söz kadınındır. Birçok ai- lelerde ise erkek, nüfuzunu o kadar sağlam tesis etmiştir ki, ev, kadınım parasile çevrildiği halde hüküm gene erkektedir. Zaten insanların tarihinde bu iki türlü aile teşekkülü vardır: Kadımın veya erkeğin izlarcsl |otmaaki-aireter.. B Terde kadınmı | nüfuzu kahul edilmiştir. Fakat medeniyet babanın bükmü cari olan ailelerin göğsünde doğ- müştür. Bugünkü hayat şartla- rına göre, ne olursa olsun, evde babanın hükmü cari olmak icap eder. Para meselesi, bu hükmü asla değiştirmemelidir. Bize mektup yazan zat evinde bu o- toriteyi tesis edemiyecekse za- Türeti, parasızlığı göze almalı» dır. Çünkü refaha koşarken aile direğini sarsmış olacaktır. eee nn eee Hidirellez eğlenceleri , Dün Hidirellezdi. Havanın se nnhğine rağmen bir çok-kimse- ler kırlara, mesire yerlerine dö- külerek bütün gün eğlenmişler- dir. Haliç şirketi dünden itiba « ren Kâğıthaneye vapur işletme ge başladığı için bu civara giden ler de olmuştur. Edirne ve havalisi çeribaşılı « ğı bir. beyanname neşrederek gün doğuşundan bir saat sonra başlamak üzere herkesi bayram yapmağa davet etmiştir. Beyan namenin altında çingenece bazi yazılar da bulunmaktadır, Edir | nekapı dışında ve Sulukülede | toplanan çıugen:l:r bir çok eğ * lentiler tertip etmişlerdir. , — Ayasotyada yeni eserler çıkıyor Ayasofyada hafriyat işi de . vam ediyor. Bir kaç gi topraktan çıkarılan bü tun meydanın bir köşesine taşifi | mıştır. Eski Ayasofya kilisesi * |nin termel taşları ve mermer ba* samakları kısımen meydana çık* mıştır, Hafriyat işile meşguül bulu < nan doktor Şnayder bugünlerde Iznike gidecek, âsarıatika araya caktır. Gene Ayasofyanın mozayik” lerini meydana çıkarmağa çalı * Şşan profesör Vitmor dünden ı:r baren tekrar müzede çalışmağ başlamıştır. Ayasofyanın yuka: Ti tabakalarındaki mozayikleri gözden geçirdikıen sonra, 5 cemaat yerindeki ikinci kapıntf! © mozayiklerini temizlivecektir.

Bu sayıdan diğer sayfalar: