12 Ekim 1957 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 17

12 Ekim 1957 tarihli Akis Dergisi Sayfa 17
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

A D A Hapishaneler Demirlerin gerisi (Kapaktaki Gardiyan) büllününkileri andıran siyah adam karşısındakinin elini babayani bir edaya büründürmeye ça- lıştığı bir ses "— Haydi, Allah selâmet versin, Allah bir daha düşürmesin" dedi. Ankara Cezaevinin başgardiya- nı İlyas Mert tahliye edilen bütün mahkumları böyle bizzat uğurlamaz- dı. Başgardiyan İlyas Mertti o! Bir bakıma, koca devletin taş duvarlar arkasındaki dünya nezdinde elçisiy- di, temsılcısıydı Maiyetinde, küçük bır ısmı hariç hemen hepsi Napolyo- nun mareşalleri kadar azametli 40 ta ne gardiyan vardı. Gerçi bu mareşaller topluluğu eski çobanlardan eski sığırt- maçlardan, eski çöpçülerden teşkil edilmişti. Ama şimdi, başlarında es- ki er İlyas Mert olduğu halde "Mali- ktim vatandaşların kalkınması — ve ıslâhı" gibi son derece mühim İ vazifeyle — meşguldüler. Vazifelerinin sosyal bakımdan arzettiği yet bir çok Adalet bakanına Büyük Mecliste ve Meclis dışında parlak nu- tuklara mevzu olmamış mıydı? İhti- mal ki gururları ondan ileri geliyor- du. Üstelik demir parmaklıkların ge- risinde hepsı birer hakimi mutlaktı- a her şey münakaşa edilebilirdi, onların emirleri asla! İlyas Mertin uğurladığı mahküm, hapıshane tabiriyle "forslu mahküm" L E |T du. Yalnız bırakılmamıştı, kendisi- le alâkadar olanlar vardı, mahkü- miyet aylarının mümkün nısbetinde eçmesi için gayret sar- Hapishanelerde siyasi ve- ya fikri suçlardan yatanlara bu iti- na gösteriliyordu. Ama gene de bun- ların her biri "iyi muamele" hariç mahpusluğun bütün dertlerini Öteki arkadaşlarıyla beraber çekiyorlardı. Olsa, olsa kendilerine küfredilmiyor- du, dayak atılmıyordu, itilip kakıl- mıyorlardı. Zira hapishanelerde kü- fürden, dayaktan ve itilip kakılma- dan bol şey pek azdı. Bunların dı- şında saçların kesilmesinde, yattık- ları yerlerde, sıhhi şartla da nizam- lara rıayette ziyaretçi bahislerinde diğer ma ardan zerrece far rı yoktu, hattâ hariçle temas etme— meleri için mutadın fevkinde ted- birler alınıyordu. Eski "forslu mahküm", — İlyas Mertten ayrılınca başını kaldırıp ma- Vi göğe baktı ve derin bir göğüs ge- çirdi. Hurrıyetsızlıgın acısı ne olduğunu daha İi dgı 1ç1n in- sanların niçin hurrıyet ıçınde yaşa- maları gerektiğini artık tâ kalbinde duyuyordu. Fakat onun kadar mü- him bir başka şey görmüş, bir baş- ka şey öğrenmişti: Demir parmak- lıkların gerisinde yaşayan insanların hali. Demir parmaklıkların gerisinde değişik, bilinmeyen bir dünya vardı. Orada o dünyanın kanunları, âdet- leri mer'iydi.İnsanlar oraya geçin- ce başkalaşıyorlardı. Islah — gayesi, Cemiyetin alâkası, Allahla başbaşa kalma.. Bütün bunlar dışardakilerin kendi kendilerini avuttukları bir e- Ankara Merkez Ceza ve Tevkif evinin tabelası İçini, giren bilir AKİS, 12 EKİM 1957 Osman Şevki Çicekdağ Hapishanecilerin — babası debiyattı. Hakikat, kitapların — yaz- dıklarından o kadar farklıydı ki... * Unutulmaz bir gece Hapishaneden yavaş yavaş uzakla- şan mahküm, hayatı boyunca u- nutamayacağı bir geceyi gene gözle- rinin önünde gördü. Marttı. Soğuk bir akşamdı. Mahkümlar koguşları— na çekilmişler, üzerlerine demir ka- pılar kapanıp kilitler — vurulmuştu. Yemek yenimsi, yataklara girilmişti. Saat onda koğuşun önündeki avlu- dan gürültüler — gelmişti. Meraklı mahkümlar pencereye koşuşmuşlar- dı. Gardiyanlar, bir kafile halinde infaz hücrelerine gıdıyorlardı İnfaz hücreleri on beş senenin üstünde ceza almış mahkümların on iki ay bir baş- larına kaldıkları, ki turulmedıklerı sadece meğini yemeğe mecbur bırakıldıkla- rı, tek kişilik, taş hücrelerdi. Bir kaç gün evvel Yozgat hapishanesinde. is- yan olmuş ve o isyanın elebaşıları Ankara Cöezaevine getirilip infaz hücrelerine atılmış, ayaklarına pran- ga vurulmuştu. Gardiyanlar, hücrelere griden ka- pıyı açmışlar, bağırtılar, çağırtılar olmuştu. Sonra yeni bir gardiyan ka- filesinin koşar adımlarla geldiği gö- rülmüştü. Başlarında İlyas Mert var- dı. Bir kaç kişiyi almışlar ve götür- müşlerdi. Koğuşta kalan mahkümlar sinirden ve heyecandan titreşiyorlar- dı.Hepsi, gidenlerin dayağa götürül- düklerini anlamışlardı. Kafile hama- ma gidecek, orada kurbanlar soğuk taşlara yat 1r11acak ayaklarına fa- laka geçirilecek ve tabanlarına vur Allah, vurulacaktı. Bütün hapisha- nelerde dayak, 1 numaralı terbiye vasıtasıydı. O gece sopa yiyecek o- lanlar haftalarca evvel bir başka ha- pishanede — isyan çıkarmış olmakla 17

Bu sayıdan diğer sayfalar: