9 Haziran 1960 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 20

9 Haziran 1960 tarihli Akis Dergisi Sayfa 20
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HARBİYE mandanlığına bildirdiler ve geleci bir binbaşıyla yüzbaşıyı (o gönderdiler. O gece hadiseye karlışan, polislerden bir çoğu Örfi İdare Kumandanlığınca tevkif edildi. Sadece, hâdisenin tah- rikçisi ve elebaşısı omalüm komiser ortalarda yoktu. Taşıran damlalar Bu hikâye Harbiyeli gençlere anla- tıldığı zaman hem gülmüşler, hem de sabık rejimin temsilcisi gibi görülen birkaç satılık polisin şahsın- da iradeyi elinde bulunduranlara ada- makıllı içerlemişlerdi. Yüzlerinde acı bir tebessüm belirmişti. Aynı gün- lerde bir üsteğmene Demokrat par- tili bir zatın sahibi bulunduğu bir lo- kantada yemek verilmediği duyuldu. İşte bunlar bardağı taşıran damlalar oldu. Bütün bu hâdiselere rağmen Harb Okulunda ufak bir çıt- çıkmamış, en ufak taşkınlık oOOolmamıştı. Belki de bundan ötürü, sabık İktidarın başla- rı Harb Okulu talebelerini pek sev- mişlerdi. Nitekim Nehrunun Anka- raya gelişinde sabık Başbakan Men- derese tezahürat yapmaları için para ile tutulup getirtilen ve yol boyuna dizilen halkın muhafazasına ve misa- firin emniyeti için alınan tertibata Harb Okulu talebeleri memur edildi. O gün Harb Okulu talebelerinin çek- tikleri sıkıntı denilebilir ki hiç kim- seye nasip olmamıştır. Halk yol bo- yunca sıralanmış genç Harbiyelilere dargın bakıyordu. Onların olanlara seyirci kalmalarını âdeta ayıplıyordu. Neler, neler söylemiyorlardı. "Biz de size güveniyorduk" diyorlardı. Ama yapılacak bir şey yoktu. Harbiyeli- ler herşeyden evvel askerdiler. Ertesi gün takvimler 21 Mayısı gösterirken oHarbiyelilere ikinci bir görev verildi. Misafir Başbakan Anıt Kabri ziyaret edecekti. Harb Okulu talebeleri Bahçelievler ve Anıtkabir *civârmin emniyet tertibatıyla vazi- Harbiyeliler bunu da yaptı- lar. Sabık Başbakan Menderes geçer- ken gözlerindeki kini saklamayı bile Vazifeleri. bittikten meklerini yediler. Yemek biraz ma- nalı yendi. Vazife sırasında kulaktan kulağa bir ses, kim olduğu, kimin olduğu bilinmiyen bir ses "Saat 14.30 da Kızılayda bulunun" demişti. De- mek saat 14.30 da Kızılayda buluna- caklardı. Genç askerler bunun mânâ- sım derhal anladılar. Zaten o günler- de Kızılay Meydanında toplanılıp ne yapılacağı herkes tarafından bilini- yordu, İşte Kızılayda, gaflet içinde bulunan sabık İktidar mensuplarına verilen ve ilk işaret sayılabilecek ses- siz yürüyüş böyle başladı. Gruplar halinde Kızılay» inildi. Orada birle- 20 şildi. Yürüyüşe bir gün evvel onlara dargın gibi bakan halk da karışmıştı. Kalabalık muazzamdı. Harbiye mar- tı binlerin ağzından haykırılıyordu. Kalabalığa yüksek rütbeli subaylar da karışmıştı. Harb Okulu Kumanda- nı General Sıtkı Ulay talebelerinin arasındaydı. Onlara itidal tavsiye e- diyordu. General Burhanedin Uluç, jibin içinde yer almıştı. Okul subay- ları onun arkasındaydılar. O gün öğ- renciler belki kendi kumandanlarına bir parça kızdılar. Ama birkaç gün sonra olacaklardan genç askerlerin haberleri yoktu. Sıtkı mayın vardı. Tedbir, tedbirdir Havanın kararmağa yüz tuttuğu saatlerde okullarına dönen Harb Okulu talebeleri biraz olsun rahattı- lar. Kurtlarını dökmüşlerdi. Bu işle- ri tasvip etmediklerini belirtmişler ve sabık İktidarın doymak bilmiyen başlarına âkibetleri hakkında fikir vermişlerdi. Müteakip günler olduk- ça sakin geçti. Harb Okulu talebele- ri içlerinde beliren garip bir sezginin tesiriyle birşeylerin Olmasını bekler gibiydiler. Sabık Başbakanın tanta- nalı seyahatleri oldu. Tahkikat Ko- Müçteba Özden Kumandanlar önde gider misyonu adı altında bir araya getiri- len 15 azgının vazifesi şeklen niha- yete erdi. Günler birbirinden fark- lı geçiyordu. Bu arada genç askerler yaptıkla- rı yürüyüşten dolayı Okul Kuman- danlarının tevkif edildiğini duydular. Gerçi haber mevsuk değildi. Değildi anla, yaşanan devir ne devirdi bili- yorlardı. Doğru Alay Kumandanları Müçteba Özdenin şimdi Okul Ku- mandanıdır- karşısına çıktılar. "Biz paşanın tevkif edildiğini duyduk. Ya Ku mandanımızı görürüz veya derse filân girmeyiz" dediler. Alay Kuman- danı Albay Özden her nekadar böyle birşeyin mevcut olmadığını söylediy- se de genç Harbiyelileri ikna edeme- di. Bunun üzerine Sıtkı Paşayı bul- mak üzere şehre ineceğini, bir saate kadar dönmezse kendisinin de tevkif edilmiş olacağını söyledi ve General Ulayı bulmağa gitti. Hakikaten de General Ulay tevkif filân edilmemiş-- ti. Kendisine durumu anlattı ve Ku- mandanı Okula götürdü. Harbiyeliler paşalarım görünce rahatladılar ve derslere girdiler. Ancak bir şart ile- ri sürdüler. Bundan böyle her gün evvelâ Okul ve Alay Kumandanları- nı görecekler, ondan sonra derslere gireceklerdi. o Hakikaten öyle oldu. Her sabah Kumandanlarım gördü- ler, ondan sonra gönül rahatlığı ile derslerine girdiler. Ve nihayet... Bu 26 Mayıs akşamına kadar devam etti. O akşam güneşağır ağır ışıklarını Ankaranın Üzerinden çeki- yordu ki Teğmen Ağabeyler genç Harbiyelilere "Bu gece bir şeyler o- lacak" dediler. Ne olacaktı? Teğmen Ağabeylerin o"olacak" dediklerinin mahiyeti neydi? Genç askerler, her asker gibi sual sormadılar. Sükünet- le olacakları ve kendilerine verilecek vazifeyi beklediler. Halbuki ertesi gün sılaya gideceklerdi. Okulda ka- lacak olanların da Konya yolu üze- rindeki Ahlatlı bey kampına gönde- rileceği bildirilmişti. |. Teğmen Ağa- beyler bir şey daha söylediler: filân almayın, paranıza yazık ollur. Daha bir müddet buradayız". Harb Okulunda o saatten sonra korkunç bir sükünet hasıl oldu. Herkes ola- cakları ve ikinci haberi bekliyordu. İkinci haber gene Teğmen Ağa- bağ tarafından talebeye iletildi: Koğuşlarda sükünetle bekle- yin. Biraz imiz var" Allah Allah, bu saatte iş ne olabi- lirdi ki? Genç Harbiyelilerin gözle- rindeki parıltı arttı. Gönüllerinde bir rahatlık hissetmeğe başladılar. Ses- siz sedasız, beşer onar kişilik grup- lar halinde obeklemeğe ve havadan sudan konuşmağa başladılar. Saat AKİS, 9 HAZİRAN 1960

Bu sayıdan diğer sayfalar: