11 Haziran 1932 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

11 Haziran 1932 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Sahife 6 gi nan © Perşembe paz pazarında | bir saat.. “Haniya Bayrampaşa ışa gülleri!. Çiçeği Akşam burnunda.. Dört metrosu bir çeyrekl!,, “Arnavutköyünün değil, in değil, Yarımcanın değil, Edirnenin değil,, diye karınlarını bedava doyuranlar b Bütün sesler birbirine karışarak, garip bir musiki halinde etrafa yayılıyor: — Bayrampaşa gülleri.. Bayram- paşa gülleri! — Haydi çiçeği burnunda! Çi- çeği burnunda!.. — Beybaba sem de ye.. Çibal. Çibal.. — Kuzular.. Kuzular.. “ 20, kuruşa bir kuzu.. Palamuta gel.. Palamuta gel.. Kuzular.. Ayaksız kuzular., — Dalları bastı.. 15 kuruşa böylesi.. Darıcanın, darıcanın... — Eecece lokma gibi... Arna- vutköyünün bu.. — Dört metrosu 3 kuruş... Sekiz arşın bir çeyrek... Dört metrosu üç kuruş... Sekiz arşın bir çeyrek... Ken kendime : — Ne ucuz kumaş böyle... Yeni bir Japon malı galiba... diye dü- şürdüm, dönüp baktım Dört met- metrosu bir çeyrek, sekiz arşını beş kuruş olan meğer salatalık değil mi imiş?.. Herkes bir tica- ret yolu tutmuş... Bugün perşembe pazarı pek kalabalık... Perşembe pazarının bir hususiyeti de şu: Ertesi gün cuma, her yer kapalı olduğu için bütün civar halkı buraya doluyor. Bir gürültü ki sormayın.. Satıcı seslerine müşterilerin yüksek sesle konuşmaları karışıyor: — Huuuu Nebiye hanım... Ayol nerelere böyle? Sizi gören hoca mı olur, hacı mı olur? Aya- Şınıza sıcak su mu dökelim? Soğuk su mu?... — Aman komşucuğum, ben hiç bir pazarı kaçırmam doğru- Su... Geçen gün kalktım taaa cumartasi pazarına gittim. Düşün nekar yol. Bizim semt nerede, o nerede... Halbuki bir şey ala- cağımdan olsa... Değil.. Beş para- lık bir şey almadım.. Kör olasıca buyum... Can çıkar huy çıkmaz... Alışmışım bir kerre pazarlara.. Duramam ki... Buradan da öte perşembe pazarına gideceğim... Ta koca Mustafapaşaya.. — Bilirim, bilirim kardeş.. Be- nim de başımdan geçti. Insan merak sarınca pazardan çıkmaz.. Damat gailesi üzerime çökmeden ben de öy': idim.. Bak Selime hanım.n takımı beş kuruş harcet- meden pazar pazar dolaşıyorlar.. Gaileleri yor ki.. Hemşire, bizim küçük oğlan da: “İlle iç bakla ile enginar . isterim, isterim de isteriml.. , diye tutturdu. Bari Perşembe pazarından ikl sahne pazara çıkıpta alayım dedim.. İ A kardeş anası- i nın nikâhını isti- | yor.. Ateş baha- : sı doğrusu.. Bi- zim zerzevatçı da bu hafta yok.. Kızını mı evlendiriyormuş, ne imiş.. Olsa ucuz alırım. Biraz sonra ayak üstünde dedi kodu faslı : — A Nebiyeciğim... Duydun mu ayol Ayşenin kızı küpe sıçan düşürmüş... — Aman deme, üstüme iyilik sağlık... Kıyamet alâmetleri bunlar... Kocası iki senedir gur- betlerde ayol... Bir parça ileride hararetli bir pazarlık : — Hanım gel.. nim ?.. Canım söyle?.. — AA..Ben ne fiat söyleyeyim.. Sen 25 kuruş dedikten sonri... — Hanım yirmi beşe amma böyle fasulye alacaksın... Haydi yirmiyz olsun... Almaz mısın?. Haydi güle güle... Yirmi beşe çalı fasulyesi, yirmi beşe böylesi.. Salatalık satanların önünde iki Ne virirsin ha- sen de bir şey kâmil zat... biriz — Vallâhi birader dahiliye vekilinin - hakkı var. Hakikaten Pazar yerleri nisbeten daha uçuz... — Bari şuradan dört körpe salatalık seçeyim de bu gece bir cacık.. Şöyle buzlu tarafından... Perşembe (o pazarında dikkat ettim. Burada anafordan karınla- rını doyuran, istediği yemişi yiyip istedikleri şeylerden tatanlar var. Meselâ işte bir büyük hanım çilekçinin sepetinden bir çilek alıp ağzına attı. Yedikten sonra: Almam.. dedi, Osmanlı Ve yürüdü. Ben de arkasından.. İri iri okirazların önünde durdu. Dört kiraz aldı.. Dördüncüsünü de mideye indir- dikten sonra ağzıyle beğenme- diğini anlatmak için bir “çık!,, yaptı : — Yarımca değil... Büyük hanım buradan dutçunun önünde durdu: — Nafile daha tatsız.. Tatlıdan sonra tuzlulara baş- ladı.. Peynirlerden birer parça aldı : — Edirnenin değil.. deyip geçti.” Yağa bir parmak çaldı: — Bursanın değil.. dedi, iler- ledi.. Düşündüm, Vallahi mükemmel iş.. Arnavutköyünün değil, Yarım- çileği değil. sonra canın değil, Edirnenin değil, Bur- sanın değil diye karnını bedava- dan doyur... Pazardaki çınçın öten seslerden biri de: — Götürelim.. — Küfeciiüis... sesleri... Fakat bunlara kimsenin rağbet ettiği yek. Şık şık hanımların bile elle- rinde bir örme torba, herkes kendi malını kendi taşıyor.. Hattâ bir aralık işsiz dükkâncılardan biri bu avaz avaz bağıran çocuk- lara baktı, baktı da birine: — Haydi oğlum.. dedi, nerede o masraf düzen eski konaklar... Şimdi küfecileri arkasına takıp elde alınacak erzakın listesini dükkân dükkân dolaşan vekil- harçlar nerede... Hikmet Feridun anana 10 dirhem zehir, 10 büyük çivi! Fakir bu defa kurtulamadı öldü Bütün dünyanın, en şayanı hayret marifetler yapan fakiri Vami Hindistanın Rangon şehrin- de vefat etmiştir. Nobel fizik mü- kâfatını kazanmış olan Hint âlim- yaptığı marifetleri, fizik kanun- larının fevkinde şeyler olduğunu söylemiştir. Mafafih son defa göstermek istediği marifet ölümüne sebep olmustur. Bu sefer en kuvvetli zehirlerden on dirhem içmiş, mü- teakiben uçları fevkalâde sivri on büyük çivi yutmuştur. Bir saat sonra fakirin midesi rontkenle muayene edilmiş ve keskin çivi- ler midesinde görülmüştür. Fakir Vami bu kuvvetli zehir- leri içtikten ve keskin çivileri yuttuktan iki saat sonra mide- sinde şiddetli ağrılar duymuş ve bu ağrıları def için âdeti veçhile dualar okumağa başlamıştır, Fakat bu defa, duaları hiç para etmemiş ve on iki gün sonra hastanede ölmüştür. Fakir Vami kazandığı mabedi etmiştir. yaptırılmasını — vasıyet lerinden M. Cel Raman bu fakirin | paralar ile bir Buda | Havaya karşı korunmanın ilk şartı düşman hava taarruzundan vaktile haberdar olmaktır. Bunun için ta cepheden başlanarak mem- leket içerisine doğru hava. bekçi postaları yapilır. Esas bekçi şe- bekesini askerler tesis ederler. Fakat memleket: dahiline doğru gelindikçe iş ciheti mülkiyeye ve ahaliye düşer. Bekçi postalarının kuvveti 7-8 kişidir. 8-15 kilometre mesafe ile yüksek yerlere ikame edilerek deliksiz bir gözetleme çemberi teşkil ederler, bunlar dinleme aleti ve dürbünler ile de teçhiz edildikleri için düşman hava kuv- | vetlerinin gelişini geceleyin dahi uzaklardan haber alırlar ve telefon ve diğer muhabere vasıtaları ile yandaki postalara, gerideki mev- kilere haber verir. Seferberlik ve harekâtın başla- masile beraber ordu, kara ve deniz hudutlarına muvazi olmak üzere böyle en az iki gözetleme hattı yapar. Bu umumi bekçilerden baş- ka her şehir, kasaba, hattâ köyde ayrıca bir bekçi ve tehlike işa- retçi teşkilâtı yapar. Talimatname bu teşkilât için diyor ki: “ Hava bekçi postalarının teşkilinde ma- halli ahaliden azami istifade edi- lir, icap ederse kadınlar bile bu işten istisna edilmemelidir. Ciheti mülkiye bu hususta askerlere her türlü yardımı ifa etmelidir, Bekçi teşkilâtının genişliği şeh- rin büyüklüğüne tabidir. Maksat bütün ahaliyi ve bir anda haber- dar etmek olduğuna göre şebe- ke buna nazaran geniş veya dar tutulur. Bunların yanında da gene mu- habere. vasıtaları bulunur veya muhabere tesisatından istifade edilir. Mevcut devlet veya şirket muhabere tesisatı bir hava taar- ruzu esnasında diğer muhaberatı keserek evvelâ ve tercihen buna ait haberleri bildirirler. Halkın havaya karşı muhafazası bahsini bitirmek için ehemmiyetli bahislerden biri olan “Patlamıyan bombalara karşı ne suretle hare- ket edileceğini ,, de izah etmeden geçemiyeceğim. Yalnız harp zamanı değil, ha- zarda da emsaline tesadüf edilen nn np Iki hafta Georges mile * anlaşılamamıştır. kuvvet bulmaktadır. manzarası görülüyor. kendi halkını haberdar etmek üzere AAA 11 Haziran 1932 Askeri hahisler Hava bekçi şebekesi i.e Kadınların da istisna tisna edilmediği askeri bir hizmet ve birçok kazalara sebep olan bu keyfiyeti bilmek; faydalıdır: Yere atılan bombalardan bazıları bir müddet sonra patlamak üzere tanzim edilmişlerdir. Bazıları da bozuk olduklarından patlamazlar. Bunları birbirlerinden ayırt et- mek mümkün değildir. Eğer böyle bir bomba boş bir yere düşmüş ise kendi haline terk olunur ve birkaç gün sonraya kadar patlamazsa bozuk olduğuna hükmedilerek aşağıda anlatacağı- mız üzere gömülür veya imha edilir. * Eğer patladığı zaman zarar verecek bir yere düşmüş ise, zararını bertaraf etmek için bom- banın etrafı kum torbasile çevri- lerek hapis edilir. Yani zarar vermiyecek bir hale konur. Bombayı hapsetmek için evvel- den doldurularak hazırlanmış kum torbalarını siper alarak ve hü- cumda olduğu gibi sıçrayarak bombaya yaklaşılır ( çünkü bom- banın her an patlamak ihtimali vardır ) ve bu suretle getirilen kum torbalarile bombanın etra- fına bir duvar örülür. Bomba bu halde (o patlarsa (çıkacak gazın tesiri duvarı yıkmağa sarfedileceğinden ve parçalar da gene bu duvar tarafından tutula- cağından bombanın zararı bertaraf edilmiş olur. © Bu suretle hapsedilen bombalar iki üç gün zarfında patlamazsa bu işten anlayanlar tarafından hemen olduğu yerin yanına veya icap ediyorsa taşınarak uzaklara götürülerek bir çukura gömülür, yahut yanında diğer bir maddei infilâkiye patlatılarak imha edilir. Bu iş tamamen mütehassıslarına aittir, ahalinin yapacağı iş değil- dir. Ahali icin yapılacak şey patlamamış bombayı “görürse haber vermek ve onunla asla oynamâ- maktır. | Patlamamış top mermileri de ayni surette muamele görür. Süs veya hatıra olarak yanında alıkoy- mak veyahut herhanki bir işte kullanmak üzere bu patlamamış, mermiler ile oynarken berhava olanların adedi gerek bizde ve ge- rekse diğer memleketlerde bir haylı yeküna baliğ olduğu için ehemmiyetle kaydettim. Georges Fhilippar ME yandı? evel Aden açıklarında bir yangın neticesinde batan Philippar vapurunda yangının neden çıktığı elân tema- Tahkikat Marsilyada hususi bir heyet tetkikata başla- mıştır. Resmimizde vapurun yangın başladıktan bir müddet sonraki ilerledikçe suikast ihtimalleri

Bu sayıdan diğer sayfalar: