23 Şubat 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

23 Şubat 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Sahife 6 © Balkan konseyine iştirak edecek murahhaslar yarın İstanbula geliyorlar Saat 21 de hususi trenle Ankaraya hareket edecekler - Konseyin ikametlerine dair proğram hazırlandı mihmandarlar ile Yunan, Yugoslav ve Romanya sefirleri ve İstanbul başkon- solosları bu gece saat 23 de Sirkeciden tahrik edilecek hususi bir katarla şeh- rimizden Pityon istasyonuna hareket edeceklerdir, Yunan Başvekili B. Me- taksas, Yugoslavya Başvekil! B, Sto- yadinoviç, Romanya Hariciye müste- şarı B. Petresko ile malyetlerini teşkil eden zevatı hamil olan tren 24 şubat perşembe günü saat 12 de Pityon İs- İssyonuna vasıl olacaktır. Burada mi- safirlerimizin bindikleri vagonlar şeh- rimizden giden hususi katara bağlana cak ve o gün saat 20 de Sirkeci istasyo- nuna muvasalet edilecektir. Misafirlerimiz, Sirkeci istasyonun- da İstanbul valisi, İstanbul mevki ve merkez kumandanları, emniyet müdü- Tü ve konsolosluklar erkânı tarafından karşılanacak, dost devletlerin mümes- silleri askeri merasim ile selâmlana- caklardır. Bando milli marşlari çala- caktır, Saat 21 de hazırlanan hususi bir trenle Ankaraya hareket edecek- Terdir. Muhterem misafirlerimiz, 25 şubat cuma günü saat 10,5 da Ankaraya va- Sİ olâcaklar ve Ankâra İstasyonunda Başvekti, Hariciye vekili, Başvekâlet müsteşarı, Hariciye umumi kâtibi, Ankara valisi, mevki kumandanı, Ha- riciye vekâleti protokol dairesi Şefi, Madelelhe yorulmuş; köhne #raba- nın köşesinde içine işliyen güneşin ok- şıyan sıcaklığı ile tatlı tatlı ısınarak, Açık baya ve ılık aydınlık banyosuna yatmış gibi uyuyakalmıştı. Kocası uyandırdı: — Bak, dedi. Yokuşun üçte ikisini çıktıktan son- ra araba durmuştu; durdukları yer, her yolcuya gösterdikleri görümüyle anlı bir yerdi. Arabacı, müşterilerinin görüye do- yacakları zamanı bekledi. Her diyar gezgininin ne kadar zaman görüye bakacağım, onları gezdire gezdire öğrenmişti. Araba yola düzülünce, Duroy, bir kaç yüz metre ötede iki ihtiyarın ken- dilerine doğru geldiğini gördü, araba- dan atladı; — İşte onlar, dedi, tanıdım. Bunlar, kadın erkek, iki köylüydü. | düzensiz adım atıyorlar, yalpa vuru- yorlar, arada bir omuzlaşıyorlardı. Er- kek ufak tefek, şişman, kırmızı yüz- Jü oldukça göbekli, yaşına göre dinç- ti; kadın uzun boylu, kurnaz, kambu- rumsuydu, kocası çıkarlafının nerede olduğunu bilenlerle işi alaya vurup İ içerken, tâ çocukluktanber! yüzü hiç i Romanyalı gazeteciler Hariciye vekâleti birinci daire reisi, emniyet müdürü, merkez kumândanı, sefaretler erkânı tarafından karşıla nacaklar ve bir askeri kıta selâm res- mini ifa ettiği gibi askeri bandoda mili marşları çalacaktır, Misafirleri- miz burada otomobillere binerek An- kara palasa hareket edeceklerdir. Oto- .mobillerin birincisine Yunan başvekili general Metaksas ile Başvekil B. Celâl Bayar, ikinci otomobile Yugoslavya 'Başvekili B. Stoyadinoviçle Hariciye vekili B. Rüştü Aras, üçüncü otomobi- Je de Rumen Hariciye müsteşarı ile Hariciye umumi kâtibi B. Numan Me- nemencjoğlu bineceklerdir. Ayni gün saat 11,45 ile saat 13 ara- sında resmi ziyaret ve iadeli ziyaretler yapılacaktır. Misafirlerimiz, o gün kendi sefaertleri binasında öğle yeme- gini hususi sürette yiyecekler ve bir müddet istirahat ettikten sonra Bal kan konseyinin ilk toplantısım yap- mak üzere Hariciye vekâletine gide- ceklerdir. Toplantıya saat 15,5 da baş- Tanacak saat 18 e kadar devam edecek- tir. O günün akşamı saat 20,5 da Hari- ciye köşkünde Hariciye vekili B. Tev- fik Rüştü Aras tarafından müttefik hükümetlerin mümessilleri şerefine bir akşam ziyafeti verilecek ve yemek sırasında doktor Tevfik Rüştü tara- fından bir nutuk söylenecektir. Bu nut- ka muhterem misafirlerimiz sıra ile cevap vereceklerdir. Yemeği müteakip saat 22,5 de bir suare verilecektir. Şubatın 26 mcı cumartesi günü saat 10 da Hariciye vekâletinde konsey top- lanacak ve saat 12,45 de toplantıya ni- bhayet verilecektir. O gün saat 13,5da Başvekil B. Celâl Bayar tarafından (Devamı $ inci sahifede) gülmeyip sözün tam mânasile tarla gücünü çekmiş olan kadınlardandı. Madeleine de arabadan inmiş, bu iki biçare mahlâka Kalbi sızlıyarak, hazin hazin bakıyordu; bu kadar mü- teessir olacağını hiç tahmin etmemiş- #. Bu yakışıklı delikanlıyı, oğulları- nı tanıyamadılar, açık renk elbiseli güzel kadının da gelinleri olabileceği akıllarından bile geçmedi. Konuşmadan, hızlı hızlı yürüyor- lar, evlâdlarını karşılamağa gidiyor- lar, arkalarından arabaları gelen bu Yürüyorlardı. Gülmeden kınlan Duroy seslendi. — Merhaba babalık, Oldukları yerde kalakaldılar; şaşa- ladılar, sonra şaşkınlıktan serseme döndüler. İlkönce kadın kendini to- parladı, ileri bir adım atmâdan miri. dandı: — Oğul sen min? Genç adam: — Beninı ya ana, dedi. Yürüdü, iki yanağından şapur şu- pur öptü, Babasının şakaklarına da şakaklar sürttükten sonra karısını AEŞAM Rumen faşist A - teşkirâtı dağılıyor Başları, hatıratının ikinci cildini yazmak için Romaya gidecek Bükreş 22 — Eski Demir muhafız lar (faşistler) şefi Codreanul neşrettiği bir beyannamede «her şey vatan için» teşkilâtını feshetmiş ve bütün âzasını, içtikleri anddan âzad etmiştir. Bu âni karar derin bir tesir yapmış- tır. Codreanu beyannamesinde idare ettiği teşkilâtın cebir ve şiddete sü- rüklendiğini görmek istemediğini ve meşrutiyet çerçevesi içinde kalmağa âzmettiğini ve lejyonerlerin faaliyeti- ne tam bir itimadı bulunduğunu be- yan ediyor ve diyor ki: «Demir muhâ- fızlerın galebe çalacakları saat henüz çalmamıştır. İktidar hâlâ eski nesle âittir. Eğer iyi hareket ettiğini sanı- yorsa ona ders vermek bize ait değil dir» diyor. Codreanu hatıratının ikinci cildi- ni tamamlamak için bugünlerde Ro- , maya gidecektir. Rumen milli köylü fırkası önümüz deki intihabâta iştirak etnlemeğe ka- rar vermiştir. Çifte tedrisat usulü gelecek ders senesinden itibaren kaldırılıyor Talebe meycudünün. fazlalığından dolayı ikmekteplerin bazılarında tat- bik edilen çifte tedrisat usulünün onü- müzdeki seneden itibaren lâğvma esas itibarile karar verilmiştir. Bu maksadla dün Maarif müdürü B. Tev- fiğin reisliği altında kaza maarif me- murlarının iştirakile bir toplantı ya- pılmıştır. Bu toplantıda tek tedrisata tabi olan mekleplerin vaziyetleri, bi- naların istiab kudreti, muallim kadro- su meseleleri görüşülmüş ve bu mak» sadın temini için yeniden kaç mektep açılmasına ihtiyaç görüldüğü tesbit edilmiştir. Bir kız balkondan düşerek öldü Beşiktaş civarında bir apatımanda hizmetçilik eden bayan Nimet adında 'bir kız, aparlımanın balkonunda ça- maşır asarken müvazenesini kaybede- rek düşüp ağır yaralanmıştır. Nimet, Beyoğlu Belediye hastanesine kaldı- rılmışsa da biraz sonra ölmüştür, Karadenizde bir mayin görüldü "Türk bandıralı Anteres vapuru Ke- Tadenizde Eveğli açıklarında bir mayın görmüştür. Vapur, keyfiyeti derhal telsizle Deniz ticaret müdürlüğüne bildirmiş ve dün gemiciler serseri mâ» yından haberdar edilmişlerdir. Mayın imha edilecektir. Bir kadın evinin merdivenle- rinden düşerek yaralandı Beylerbeyinde oturan 25 yaşlarında 'Tanaşkos isminde bir kadın, evinin merdinveninden düşerek yaralanmış, tedavi için nümune hastanesine kaldı- rilmıştır. takdim etti: — İste karım. İki köylü Madeleine'e baktı. Görül- memiş bir şeye bakar gibi, baktılar. Babanın bakışlarında endişeli bir kay- gu ile karışık memnun bir muvafa- kat, ananınkilerde kıskanç bir kin vardı, Adam doğuştan şendi, bu neşesini tatlı elma şarabı ve alkolle de ıslatın” ca cesaretlendi ve gözucile şeytan şey- tan bakarak sordu: | — — Hele biyol öpem mi? | Oğlu: İ G— Ne duruyon! dedi. Madeleine, tedirginleşerek iki ya- 23 Şubat 1938 . mmm — Köpekler .de bizim gibi can taşı- yorlar, onları öldürmek günah değil mi? yehirlemeli mi, denize mi atmalı? Onu söyleyin!.. Sol sıralardan bir çocuk yaylanıp ayağa fırladı: — Denize atmalı daha iyi efendim, köpekler hiç olmazsa yüze yüze kema» ra çıkıp kurtulurlar... Ahmed Cengiz yolunu şaşıran mü- nakaşaya karışmak lüzumunu bissetti: — Dikkat edin çocuklar, diye köşe- sinden seslendi, köpekler mutlaka öldürülecek... Sımfa gene bir sessizlik çöktü. Sağ taraftakiler, sol taraftakilerin -yüzle- rine bakıp kaş göz oynatıyorlar, kür” süde oturan çocuk başını iğmiş, tar. naklarına bakıyordu. Birdenbire ince bir ses duyuldu: — Alçakları zehirlemeli!., Nedir © sokakların hali!.. Pislikten geçilmi- yor!.. Bu teklif sağ taraftakileri coşturdu. Karmakarışık, incell, kalınlı sesler zehirlemenin doğru olmadığını, zehir- lenmiş bir köpeğin sokak ortasında can çekişerek ölmesine hiç kimsenin .dayanamıyacağını, bunun bir işkence olacağını haykırdı... Buna mukabil sol taraf kendi bu- Tuşlaına göre bir takım zehirleme usülleri söylediler. Bir kısım sollar köpekleri tenha yerlere çağırıp orada zehirlemeği, bir kısım da bu işi gece yarısı yapmayı teklif etti. Fakat sağ ta- rüf şiddetle fikri- ni müdafaa edi- yor, köpeklerin ile denize atıl masını istiyordu. Münakaşa öy- le kızıştı ki der- sin başında sıra- ların altına kaç- v mayı tasarlıyan çocuklar zemberekle- Tİ boşanmış gibi yerlerinde duramaz oldular. Ahmed Cengiz, odanın köşesinde, ağzı kulaklarında, bu manzarayı sey- rediyordu. Fakat birdenbire hangi sradan fırladığı beli olmuyan bir hokka odanın duvarında patlayınca daşladı: — Susunuz efendiler!.. Yeter!.. Ke- gin artık!.. Diye kürsüye koşarken teneffüs zi- HM davayı balletti!.. Muallim, kürsünün üstündeki zili cebine yerleştirerek çocukları sıra ağını, ihtiyarın oşapırdıyan dudak- larına uzattı; ihtiyar öptükten sonra dudaklarını elinin tersile sildi. Sırâ karısına geldi, o da gelinini, düşmanlığa yer bırakan bir ihtiyatla öptü: Hayır, hiçde tasavvur ettiği gelin değildi; elma kadar kırmızı, da- mızlık katır kadar tombalak, taptaze şişman köylü kızı değildi. Süslü elbi- sesi ve misk kokularile bu bayan bir döküntüye pek benziyordu. İhtiyar kadın için her koku misk kokusıydı. Baba, oğlunu kolundan tutup geri- ye çekti ve merakla sordu: — İşler yolunda mı? — İyidir. — Oh oh!. DI bana, karının para- sı pulu var mı? Georges: — Kırk bin frangı var, dedi, Babası küçük dilini yutacakmış gi- bi hafif bir ıslık çaldı, bu servetle öy- le heyecanlandı Xi ancak: o«Vişşşis diye mırıldanabildi, Sonra ciddi ka- naatini ilâve etti: — Alimallah güzel kadın. O kadını beğenmişti, beğendiği ka- dınlardandı. Bir zamanlar da güzel- İ den ânlar geçinirdi. İ OAnneile Mâdeleine, konuşmadan | yanyana yürüyorlürdi. Baba oğul ar- İ kalarından yetişti. ! Meyhanede sofra, yanyana iki ma- Yazan ve resimlerini yapan: Cemal Nadir No. 10 J yaptı ve: — Aferin çocuklar, müzakere iyi cereyan etti, Yalnız ufak tefek kusur- larınız yok değil. Onları gelecek ders“ te hem tashih eder, hem de bu mese- le hakkında hir karar verirsiniz!, Diyip odaden çıktı. Fakat dersin bitmesile köpek mes€- lesi bitmiş olmadı. Tabur halinde balı“ çeye çıkan çocuklar hâlâ biribirlerine fikirlerini kabul ettirmeğe çalışıyor- Jar, merdivenler- den inerken iti sip Kakışıyorlat” dı. Asli mesele bah» çede patlak ver- di. Sınıfın duvar» lari o arasından kurtulan sağlar- Ja sollar bahçe- nin bir köşesinde biribirlerine girdi: ler! Öteki aımf çocuklarının hayrei- le açılmış gözleri önünde bir meydan muharebesidir başladı!.. Mektebin «zehirlemelif,.», «bayır denize 'atmü- hi» diye boğuşan arkadaşlarını. sey- Tedi; iyorlardı. Nihayet üst perdeden bir çığlık ör- talığı yatıştırdı. Ve iki iri talebe, &k nından kanlar sızan, saçı başı dağı ık, yüzü gözü - toprak içinde, ağlı- — Ben, dedi, iki Jâkırdıyı bir ara- ya getirip söyliyemiyen, bu pısırık çocukları konuşmuya, münakaşa et- meğe alıştırmak için böyle bir çareye başvurdum. Zaten bu da terbiye sis- temimizin esaslarından biridir!.. Akan sular durdu!.. Bü hâdiseden sonra Ahmed Cengi3 külâhımı Karşısına ahp bir hayli dü- şündü: «Acaba n kabahatli kendi- si miydi?. Fa- kat.. hayır! O, Ona göre asıl kabahatli kendi kafa sına bir türlü uymıyan bu kasaba hülkı idi, Eğer bunlar da Karadeniz- liler gibi onu anlasalardı, onun poli- tikacılık tarafım görselerdi, hiç böy- Je olmazdı.. Orada nasıl bir «Dinamit gazetesi çıkardı ise burada da meselâ bir «Bomba» gazetesi çıkarır, coşmak, bağırmak, kavga etmek ihtiyaçlarını bununla defeder, kurlarını âökerdi!. (Arkası var) sada hazırlanmış, üstü iki peçete ile örtülmüştü. Yardıma gelen bir koruşu kadın, içeri giren bü kadar güzel ka” dını görünce yerlere. kadar iğilip s€ lâm verdi, sonra Georges'ü tanıdı ve haykırdı: — Ulu Tanrı!.. Çocuk sen min?. Şen bir sesle cevap verdi: — Benim ya Brulin anaf Anasile babasını öptüğü gibi kadr mi da öptü. Karısına baktı: — Odamıza gel de şapkanı çıkar, dedi. Sağ kapıdan soğuk, dört köşe, be yaz badanalı, karyolası pamuk çibin Hklt bir odaya soktu. Duvarda bir hağı mavi bir hurma ağhcı altında Paul il8 Virginle'nin ve sarı at üstünde 1 inci Napoldon'un resimleri iço kasvef veren bu temiz odanın yegüne süsiy” di. öptü: — Bonjur Mad. İhtiyarları gördü” güme sevindim. İnsan Paristeykef © aklına getirmiyor, gelip görünce 98” de olsa seviniyor. i Babası bölmeyi yumruklıyarak $€* deniyordu: iğ -— Haydi haydi; çorba öoğuyor. Sofraya oturdular, (Arkası var) Yalnız. kalır kalmaz Madeleine

Bu sayıdan diğer sayfalar: