28 Nisan 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7

28 Nisan 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

mn AKŞAM 13 yaşında bir aile reisi; Küçük Necati Vapurlarda kitar kitap satan Necatinin 60 yaşında bir ortağı var Necati tanıdıkları nezdinde teşebbüslerde bulunarak babasını işe, ablasını mektebe yerleştirdi. Küçük kardeşini de yanında çalıştırıyor. Büyük bir kitapçı olacak Dünyanın her tarafında olduğu giz ezmekle bir kaç Kuruş parayı götü rebilmek için, dersten artan zaman» Tarında güzete, su, biskül, şeker sab mak, bir bakkalın yanında iş görmek veya bir müessesenin küçük hizmetle- rini yapmak suretile çalışan çocuklar gz değildir. Fakat yaradılışın ne garib bir cilve» sidir ki büyük insanlarda olduğu gibi hayat kavgasına, henüz ona mukave- met için icab eden kuvvetleri toplıya» madan atılmak mecburiyetinde kalan bu çocuklar arasında da, zayıf bünye- Yerinin müsaadesi nisbetinde bütün Bi lerini sarfettikleri halde mu- v k olamıyanlar görülürken bu mücadeleden zaferle çıkâbileri kalira- manlara da raslanıyor. Adalar ve Kadıköy vapurlarının kü- çük kitab satıcısı Necatiyi kim tanı- maz? Siz vapurda otürürken koltu- ğunda kitablarla yanımıza yaklaşan, hatırmızı sorup çocuğunuza İltifat eden ve ışıltılı birçocuk tebessümle size bir kitab uzatan küçük Necatinin Ufacık yaşı insanı hayretlere düşüren muvaffakıyetlerle doludur. Dün o se- yüzle gazeteye geldi ve bize, bir işadamı edasile, satılmak kendisine kitab verip vermiye- eğimizi sordu. Gazetede kaldığı kısa müddet zarfında hayatı ve ticari faa Niyeti hakkında isahat aldık, «Ticari faaliyeti. diyoruz, Çünkü henüz 13 yaşında ve orta mektebin birinci sınıfında talebe olan Necati 60 yaşında bir ihtiyarla ortaklama ki- tab ticareti yapan açıkgöz bir iş ada- mıdir. İki sene evvel Sirkecide su sat- mak suretile ticarete başlamış, bu müddet zarfında Edirneden İstanbula, muhacir olarak gelip şiddetli müza- yika içinde kalan babası, annesi, üç kardeşi ve kendisi de dahil olduğu halde altı nüfuslu ailesinin maişetini temin etmiştir. Adalar ve Kadıköy vapurlarında kitapçılığa başladıktan sonra burada tanıdığı devlet adamları ve nüfuzlu kova nezdinde teşebbüslerde buluna- rak bir kaç ay evvel 50 yaşındaki ba- basını 36 lira maaşlı bir işe yerleştir- miş, gene müşterileri arasındaki ha- yırsever insanlara ricalarda buluna- rak 15 yaşındaki ablasını Akşam Kız Sanat mektebine yazdırmıya muvaf- fak olmuş ve ablasının burada öğren- diği dikiş ile eve yardımı dokünmasi- ni temin için kendisine taksitle bir di- kiş makinesi almıştır. On bir yaşındaki küçük kardeşinin mektepten çıktıktan sonra boş gez- mesini münasib görmiyen Necati onu (da yanına alarak kendisine gazete saltırmakta, bu suretle mektep mas- raflarını çıkarmasını temin etmekte- dir, Necati anlatıyor Küçük Necati ticaret hayatınm mü- him safhalarını şöyle anlatıyor: - Edirmeden İstanbula geldik. Bak- tm ki Sirkecide adamlar su satıyor- lar, ben baş geziyordum. Derhal bir testi va bir bardak edinerek su sattım. Evvelâ ben de ötekiler gibi Terkos sa- tıyordum. Sonra Hamidiye suyunun Yerini öğrendim. 'Testimi oradan dol- durmıya başladım. Müşterilerim ço- Ealdı. Günde 30 - 40 kuruş kazanmı- Ya başladım. Fakat Terkos satan su- Çular benim iyi su satmamı çekemedi- ler, Bir kaç kere arkamdan kovaladi- | Jar, Bu esnada polisler burada Mayı yasak ettiklerinden Para ile bir kutu bisküi alar; Küçük Necatt satanlar varsa da kimse bisküi satımı- yordu. İlk gün 60 kuruş kazandım. Fakat bir hafta sonra ticaretim yari- ya düştü, Çünkü bu aefer de bisküvi satmak modası çıkmıştı. Bunun üzerine ben derhal çıklet satmıya başladım. Ama çocuklar ben- da ne görseler hemen taklid ediyerlar- dı. Bir hafta sonra Sirkecide altı çık- letçi olduğumuzu ve kazancımın da 25 kuruşa düştüğünü görünce bu ti- careti de birakmak mecburiyetinde kaldım, Bir gün Kadıköy iskelesinde düşü- nerek dolaşırken şimdi ortağım olan ihtiyar kitapçı bana: «Böyle boş geze- ceğine kitap vereyim de sat» dedi. Ki- tapların tanesinde beş kuruş alacak- tım, Hemen kitapları koltuğuma al dım. Vapurlara girdim, Kısa bir za- maan zarfında bütün kitapları satınca ihtiyar memnun oldu, Bir kaç hafta Kırklarelinde hir sonrâ da bana ortaklık teklif etti. Ne kazanırsak yarı yarıya paylaşacaktık, “Razı oldum. Kadıköy vapurlarının bütün meş- hur yolcularını tanımıştım. Benim en mühim gayem İşsiz olan babamı bir yere yerleştirerek ailemizin vaziyetini biraz düzeltmekti. Bir gün benimle alâkadar olan büyük memurlardan Mi zat bana mektebe gidip gitmediği- mi sordular, «Gidiyorum, fakat mun- tazam devam edemiyorum. Çünkü ba- bam boştadir, ben çok çalışmazsam geçinemiyoruz» dedim, Halime acıdı- Yar, yardım vaadettiler. Dairelerine çağırarak babam hakkında izahat al- dilar. Ve nihayet bir yere yerleştirdi. Bulam işe girdikten sonra çok şü- kür yaziyetimiz biraz daha düzeldi. Şimdi rahatça mektebe gidiyor ve mektepten çıkınca da ortağımla be- | raber çalışıyorum. Ayda elime sağ pa- ra 20 - 25 lira geçiyor. Ortağım çok Yyi bir adamdır. İhtiyar olduğu için kendisine çok acıyorum, Beni bu işe ilk defa koyan o olduğu için iyiliğini hiç bir zaman unutamam, Benim hi- yetim büyüdüğüm zaman büyük bir kitapçı dükkünina sahib olmaktır.» Hayattan korkmuyor Küçük Necatinin anlattıklarını din- lerken bana, bütün muvaffak olmuş adamların, Rokfelierlerin, Edisonların çocukluk hayatını okuyormuşum gibi geldi. Onun da hayattan hiç korkusu yoktu. Necati açık; rı ve muvaffa» kıyetlerinin mükâfatı olarak gazete- den kendisine verilen bir kucak kitabı iyice bağladıktan sonra sevinç içinde ellerimizi sıkıp ayrıldı. Daha bu yaşta, taze omuzlarına bü- tün ağırlığlle çöken hayat yükünü hiç bir zahmet duymaksızın neşe ile taşımanın sırrı bulan bu küçük kahramanı imrenerek seyrelmemek mümkün değildi. Şevket Rado höyükte eski ve çok muntazam bir dehliZ bulundu Bu yıl Trakyada yapılacak kazılar arasında burada da kazı yapılacak Kırklarelinde Lefeci ve Asilbeyli yö» Tu üzerinde mevcud üç höyükten Asil- beyli yolunda Hilmi Öztürkün tarla #1 içerisinde bulunan höyük, taş çıkar- mak için ameleler tarafından kazılır- ken, iki metre aşağı inildiği vakif gayet muntazam taşlarla yapılmış bir dehlize raslanmıştır. Vilâyetçe kazı der rhal menedilmiş ise de ameleler tarafından daha ey- vel dehlizdeki taşlardan bir kısmı sö- külmüş ve höyük dışına istif edilmiş olduğundan, dehlizin asli durumun- da değişiklikler meydana getirilmiş. tir, Vilâyet tarafından keyfiyet Trakya umumi müfettişliğine arzedilmiş ol- duğundan, umumi müfettiş general Kânm Dirik Kırklareline giderek meydana çıkarılan dehllizin durumu» nu tedkik etmiş ve resimlerini aldın. tarak bir vaporla birlikte Türk Tarih Kurumuna göndermiştir. Ayni zamanda eski eserlerin muhgr azası ve hafriyat nizamnamelerine aykırı olarak yapılan bu hafriyatın imüsebbipleri hakkında da kanuni ta kibat yapılmasını emretmiştir. Höyükteki çıkarılan bu deblizin Ro- malılara ve milâddan sonra ikinci as- ra alâ olduğu tahmin edilmektedir. Bir kısmı meydana çıkarılan bu deh- Hzin nihayetinde bir mezar bulunma» sı ve (Kubbeli mezar) adı verilen ve Kirkinrelinde Asilbeyli yolu üzerinde kazılan höyük fevkalâde ehemmiyeti halz olan me zarlardan olması ihtimali kuvvetli ol- duğundan, Türk Tarih Kurumu ter fından bu yıl Trakyada yapılacak kak zlar arasında burada da ayrıca bir şube halinda kazı yapılması beklenli- » mektedir, Yazan: Sermed Muhtar Alus NANEMOLLA — Hemşiranım, kapı yoldaşçığım aman biraz sabun, sicak su, peşkir, bir de hamam tası... Ceketini çıkardı. kollarını sıvayıp, peşkiri omuzuna alıp delikanliyı önü- ne oturttu, Sakal başlarını aldıktan sonra ns tıraş, ne tıraş, Kayışı yalayıp yalayıp usturayı bileye bileye; per- dahları ardarda vura vura. Sanki Yenicamide berber, Çok şükür, evden çıkabildiler. Kıla- yuz efendi, nezdde mevcud paranın 60 kuruşu aştığını anlayınca atıldı: — Büyükçamlıcaya da, Millet bah- çesine de gittik bitti, Cüzdandakileri teslim et ve kesedarlığı bana bırak. Bak nasıl beyler, paşalar gibi gezece- ğiz, eğleneceğiz; Küçüğü de yakalıya- cağız. K 64 kuruş 30 para mevcutlu cüzda- ni cebine yerleştirdi. Köprüye indiler, Üsküdara işliyen 13 numaralı «Galata» (1) vapuruna bindiler, Bu saat postaları boş gidip gelirken, bu hıncahınç. Herkes Hıdrel- lez gezmesine gidiyor; hepsi de Büyük- çamlıca, Millet bahçesi piyasalarına, Konaktan öyle acele çıkmışlardı ki ikisi de aç. Vapurda Boğaziçi havası vurunca boş midelerinin kazıntısı, ka» rınlarının gurultusu dayanılmaz hâle gelmişti, Acıbadem kurabiyesile, pan- dispanya ile safra bastırmağa kalkış- mek, sermayenin belini bükmek ola- cak. Üsküdara vardılar. Vapurdan çıkan- ların yarısı arabalara dolarak, yarısı da kestirme yokuşa vurarak Çamlıca yolunu tutmuşlardı. Kesedar efendi, iskele meydanında, dikildi, durdu: — Açlıktan ölüyoruz be nurum. Bir kebabcı dükkânma girip ikişer şişke- bab yiyelim, yahud bir piyazcı Arna- vud bulup birer tabak ciğertavası ge- tirtelim... «Sırıtarak:» En münasibini nede tezg başı yapıp bir kaç tekle ve mezey! Jalanmak, ne buyurulur efem? İrfan, boğazsiz bir kere. Saniyen Küçüğün âvutzavurduna sebeb ola- rak, içkililiğinde karat kılmış, Bun- | dan başka, füzuli olarak bir kuruş bi- le harcamamak fikrinde, Zira öyle kibar, alafranga yatağı bir yere gidiyorlar ki orada hem Saz var- mış, hem orkestra, Gedikpaşa tiyatro- sunun kazinosundaki gibi, ister m'sin fiatler ateş pahasına olsun. Kahveye, çaya 20 kuruş desinler... Tufan: — Üzülme şekerim, diyordu, dediğine boyun eğmek boynumun borcu, Pey- nir ekmek, ucuz yemekten &lâsı yok; alıwereyim şurâdan!., Karşıki bakkala gitti: — Yim pask ekmek, elli paak ka- gar! Yarım okka ekmekle yüz dirhem kaşar peynirini alırken ağanı yak- laştırdı: — Düz bulunur mu sende? Ve iki kuruşa da yüz dirhem rakı doldurtup bir metelik şişe parası bi- Taktı, cephaneyi pantalonunun cebi- ne soktu. On paralık da karanfil alıp dükkândan çıktı... Karşıya seslenme- de: — Paraşolcu dayı, Büyükçamlıcaya bir yüzlüğüm var, götürür müsün?. İki kişiyiz, yolda iki müşteri daha alabilirsin! İrfan utancından bitiyor... Arabacı başka müşteriler de mi alacak? Hem, paraşola nasıl binebilir? Herkese kar- fa o külüstür arabaya?., — Oha, Büyükçamlıcaya medin mi be Mestan? Mestan hâlâ pazarlıkta: — Üç kuruş vereyim oldu mu? Ama O zaman yalnız bir müşteri alacaksın. Bir ikilik de ondan ceplersen çeyrek tamamlandı işte... «Bağırarak:» Pa- gazadem tuttum arabayı, gel, bini. İskele meydanında üç dört araba ancak kalmış, Onların da biri paraşol, ülğerleri fayton, Faytoncular çağırı- yorlardı; »— Buyur paşazadem, biz göttirelim! hiç git- derlerken, Yaniya, paşazadenin niyetideo Üsküdar iskelesinin eski hali merkezde. İki çeyreğe yahud üç çey- Teğe götürürlerse biniverecek. Yanlarına gitti, soracak oldu: — Millet bahçesine kaç kuruşa bie Takacaksınız? — Yalnız bırakmak olmaz beyim, Bugün Hidreilez, böyle günde bizim hesap akşama kadardır, İstediğin ka- dar piyasaya, miyasaya eyvallah. Di Jediğin yerde durur, dilediğin yerde sürer, açapkınca gözünü kırparak:s dilediğin landonun yanında yavaşla nz. Kılavuz efendi, mahalle mektebi sübyanlarının (Esmai Türkiye) yi he- celedikleri gibi, makamla bağırıyordu! — Be aylüsün ba, be eylüsün ba, baba... Nun yeylüsün ni, kef aylüşün kâ, nikâ.. haya vur, nikâh... (Babasının nikâhına gider) demek istiyor, Nanecik duymuyor bile, ara bacile konuşmaya devamda: - İyi söylüyorsun, fakat biz belki bir akrabaya, ahbaba devetliyiz; dön- meyip orada kalacağız? Tufan, şimdi de kuşdilinde: — Vafaz gefeç, kafazıfık afatafas cafaklar!,. Arabacıların içinden bir külhanbe- yi cevap verdi: — Gözünü sevdiğim bey babacığım cılklık etme, Ne diye (vaz geç, kazık atacaklar) diyorsun? Kuşdili anla» imi var burada?.. i arabacı, arabacı min» derinden ayağa kalkıp aflice kırbacı- ni şaklattı; - Kestirmesi, üç beyaz mecidiyeni alırım paşam! değdi, Başka müşteri almamak, kalabalı- Ba varmadan durmak, mümkün mer- tebe tenha yollardan gitmek şartile paraşolu tutmuşlar, yedi buçuk kuru» şa kesişmişlerdi. Arabaya bindiler, kuyruğu kırbaçladı; yolu tuttular, Kılavuz efendi, rakıyı gizliyeceği için kapıyı önden yaptı, Çürük dişi» nin zonklamağa başladığını söyledi. Delikanlı gene azabda Sokakta gelip geçenlerden bir tani dığa raslıyacaklar mı acaba? Onlar bu arabada görürlerse lânet okurlar... Çarşıyı kıvrılır kıvrılmaz, Tufan can evinden sayhayı bastı: — Amman, hapı yuttum!., Başsız taruk gibi alabura olmada,.. Nanemollacık > hemen hemen hapa yutmuştu. Herif sancılı mı, saralı mi, Kalb iletli mi, kimbilir nedir?., İster misin burnundan getirsin; Çamlıca» ya gidemeden eczanelere, doktorlara düşsünler.., Ağzını açtığını, azı dişinin kırık kök» leri arasına karanfil soktuğunu gö- rünce rahat etti, Fakat Bülbülderesine gelmeden Tu- fan, arabacının Koluna asıldı; — Aman dur, şimdi de fena halde sıkıştım. Haydi bir duvar dibi, üç dört yudum rakı; ağzına bir karanfil daha atar atmaz gerisin geri... Mezarlığı geçerlerken ekmek, pey» hir paketini açmışlar, yemeğe başla” Toşlardı. Bacaksız gene kapı yapma» da: — Ayaklarım üşümeğe hiç gelmi» yor. Vapurda biraz poyraz vurunca başladı tesiri, Desturun idrar zorum nüksediyor galiba, Arabacı, kamçı (Arkası var) (1) Şirketi Hayriyenin 1889 da yaptır.

Bu sayıdan diğer sayfalar: