24 Ocak 1939 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 5

24 Ocak 1939 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

POLİTİKA Filistin konferansı münase- betile Arablar arasında anlaşma oldu Filistin meselesi üzerinde görüşmek için Londrada toplanmağa : davet edilen konferans şuhatın ilk günlerinde inikad edecektir. Bu içtimaa dört taraf yani İngiltereyi temsil eden Müstemlekât Nazırı, Filistinde yahudi un- surunun işlerine bakan ajan, Filistin Arap hükümetleri iştirak edecektir. Arapları ve müstakil ve yari müstakil Bütün Araplar beraberce hareket ettikleri takdirde üç taraflı olacak bu konferansa gitmezden evvel Arap devletleri mümessilleri Kahirede toplana- tak kendi aralarında müzakere ve istişarelerde bulunmuşlardır. Bu toplan- tıya Filistin Araplarının mümessilleri de iştirak etmiştir. Telgraflarda bil- dirildiğine göre Kahire Arap toplantısında ittifak hasıl olmuştur. Bunun için Arap heyetleri Londraya hareket etmektedirler, Mısır heye- ti Abdülmünim ve Ali Mahir paşa ile Londra büyük elçisi Hasan Neşet paşa» dan müteşekkildir. Yarın Mısırdan hareket edecektir. Kahire toplantısında bütün Arapların anlaşması çok mühimdir. Çünkü şimdiye kadar bunların aralarında mühim ihtilâflar vardı. İngiltere hükü- meti Filistin Araplarını yalnız Kudüs müftüsü ve kendisine tâbi mücadele teşkilâtının temsil edemiyeceği fikrinde idi. Mücadeleye ve müftünün men- sup bulunduğu Hüseyini ailesine düşman olan Nablus belediye reisi Neşasibi hanedanı ve bunun taraftarları dahi mümessil göndermesini istemiyordu. Arap hükümetleri de bu meselede ne yapacaklarını bilmiyorlardı. En büyük ve en kuvvetli Arap devleti Mısırın İngilterenin büyük müt- tetiki olmuk itibarile bu devlet nezdinde haiz bulunduğu itibare ve Arap hü- kümetleri üzerindeki nüfuza güvenerek tavassutla Arap kongresini bir fik- re getirmiş olsa gerektir. Misınn genç krah Faruk şimdi yalnız Arap hükümetleri ve memleket- leri üzerinde değil Şark devletlerinden Arap olmayanların nezdinde de bü- yük hürmet ve takdir uyandırmıştır. Bilhassa hemşiresi prenses Fevziyenin İran veliahtı ile evlenmekte olması Mısırın nam ve ehemmiyetini Hindistan hududuna kadar yaymıştır. Şimdiye kadar gerek Filistin gerek Suriye işlerinde resmen bitaraf ve kenarda duran Mısırm işe müdahale etmesi Kahire toplantısında olduğu gibi Londra konferansında da en mühim rolün kral Faruğun murahhasları ILK Amerikalılar büyük bir gülleye bu- günkü medeniyetin belli başlı esasla- rını gösteren vesikalar koyup gülleyi yedi kat yerin dibine gömdüler: Bin- İerce sene sonra yeryüzünde yaşiya- | cak olanlar, bugünkü insanların heler Yaptıklarını, nasil yaşadıklarını bilsin- ler diye... Avrupa bü hususta Amerikadan ev- vel davrandı, Eylül 1929 Milletler Cemiyeti bina. sının temeli atılırken temele büyük bir sandık yerleştirildi. Bu kurşun | 25 milyon frank... Pariste bay Röne Olivie öldü, Kız kardeşi Jül Olivle mirasa kondu. Röne saatçi idi. Mağazası milli kütüphane- nin yanında idi. Arkasında birçok antika eşya ile gü- zel bir saat koleksiyonu bırakan Oli- vie'nin miras davası mahkemeye inti. kal etti, Müzeler idaresi mirasa el koy- mak istiyordu. Röne de vasiyetname- sinin fotoğrafını çıkarıp bırakırıştı. Mahkeme bu vesikayı tanımadı... Ni- hayet karar verdiler: Saat koleksiyo- nu müzeye verilecek, Bu koleksiyonun değeri 25 milyon franktır, Çok çocuklu aile Fransa hükümeti çok çocuklu aile- lere nakdi mükâfat vermeğe başladı. Fransada en çok çocuklu ailelerin köylüler olduğu anlaşıldı. Dokuz ilâ on bir çocuğu olan ana babalar pek Çoktur. On iki, hattâ on altı çocuklu ana babalar da görüldü. On altı çocuklu olan ana ile baba- ya iftihar nişanı verilmiştir. Güzel ol Arap şair, kadının gilzellik şartları” nı şöyle tesbit ediyor: ” Dört şey siyah olmalı: Kaş, kirpik, Gözbebeği, ve saç. Dört şey beyaz olinalı; Ten, göz Akı, diş ve bacak. Dört şey kırmızı olmalı: Dil, dudak, diş eti ve elmacık kemikleri. Dört şey yuvarlak olmalı: Baş, bo- yun, kol ve bilek. Karadeniz mıntakasında tütün satışları hararetlendi Karadeniz mıntakasında tütün #8 tişlarının çok hararetlendiği haber almıştır. Bu mıntakada üç milyon kiloya yakın satış kaydedilmiştir. Marmara 'mıntakası tütün piyasası bir iki ay sonra açılacaktır, Bu sene bu mıntakanın tütünleri kalite itiba- Tie ço di &X â 2 . AKŞAM TAŞ sandığın içinde beynelmilel paktın bir Sureti, her milletin paralarından bi- rer tanesi, parşümen bir kâğıda otuz iki dille yazılmış Milletler cemiyetinin gayesi, teşekkül maksadı... Kuvvetti, Bu temelin üstüne de Milletler Cemi- f yeti sarayı yapıldı. Milletler Cemiyetinin temeli 1929 da atıldı... İlk taş on sene evvel atıl miş... On sene!... Zaman ne çabuk ge- Neyse kimseye taş atmıya- Kuş sergisi Jar sergisi. Sergide leşhir edilecek kuşların de. ğeri 100.000 İngiliz lirasıdır. Yalnız 1.034 papagan vardır. Bir tanesine 1.100 İngiliz lirası kıymet biçilmiştir. Fransada yetiştirilen bronz ve kızıl renkli kanaryalar da nazarı dikkati celbetmektedir. Papaganlar arasında en İyi konuşa» na mükâfat verilecektir. Çayın 300 üncü yılı Londrad çayın üçyüzüncü yılı kut. landı Büyük bir arabaya büyük bir çay semaveri kondu ve yollarda tesmi ge çid yapıldı. Çay zannedildiği gibi Avrupaya Hindistandan değil, Çinden gelmiş. tir. Bu kutlama merasiminde çay müte- hassısları en iyi çayın Hind ve Çin çayı harmanı olduğunu söylediler. mak için Dört şey uzun olmalı; Sırt, parmak, kol ve bacak, Dört şey geniş olmalı: Alın, göz, oyluk ve kalça, Dört şey inc& olmalı: Kaş, burun, dudak ve ağız. Dört şey küçük olmalı: Kulak, gö- ğüs, el ve ayak. Bu reçeteye göre kendinize çekidü- | den veriniz, bayanlar! Bir sabıkalı esrar satarken yakalandı Gümrük muhafaza * teşkilâtı me- murları >Galafada oturan sabikâlı Salihi Beşiktaşta kahveci Faika es- İ rar satarken yakalamışlardır. Faik | kaçmak istemişse de muvaffak ola- İ manuştır, Salihin evinde arama ya- pılmış ve bir mikdar esrar da İ sında tekrar tek- Yeryüzünün en renkli sergisi Lon- | drada açılıyor: Kafeste yaşıyan kuş- | Son tedkiklere göre dans etmek odun yarmaktan daha yorucu bir iştir! Tiyatroda bir pi- yes bitince baş ro- Mü oynıyan artist seyircilerin o şid- detli alkışları ara- hatabilir. Eş rar perdenin önü- ne çıkarak alkış- lara teşekkür eder. Seyirciler bil mezler ki bu artist üç saat devam eden rolünden dolayı hemen hemen ayakta duramıyacak kâdar yorgun bir hale gelmiştir. Halbuki O gece mütemadiyen ağır dekor parçalarını bir taraftan öbür tarafa taşımış olan sahne işçileri baş rolü oynıyan artistin yarısı kadar bile yorgun de- gildirler. Acaba bunun sebebi nedir? Bu me- sele ilim adamlarını dalma meşgul etmiş durmuştur. Son zamanlarda bir fiziyolor meseleyi köyünden hal- letmek için bir çök tecrübeler yâp- mıştır. Tecrübe İçin &ltı erkek ve altı kadın intihab etmiş ve bunla. rın uzviyetleri üç safhada tedkike tâbi tutulmuştur. Evvelâ uyanık bir halde ve dimağları meşgul olmağa başlamadan yatakta uyanık yatar- larken, sonra her hangi bir işle meş- gul bulunurlarken ve nihayet fikri bir meşgaleleri esnasında onları mu- ayene etmiştir. Yorucu bir fikri meşgale esnasın- da nabızlarının atışının arttığını; te- neffüslerinin derinleştiğini ve vücud lerinin istihiâkinin çoğadlığını anla- muştar. Bir saatlik yorucu bir dimağ meş- guliyeti esnasında sarfedilen enerji- hin bir parça muzile yerine getiri. lebilecek kadar az olduğunu meyda- ahnede parmaklarının ucuna basarak danseden bir ba'- let kızı odun yarıcıdan daha fazla enerji sarfeder. Bir insanın dans esnasında sarfettiği kalori üç litre suyu kay- demir döğmek işleri de ağaç biçmekten, ten daha ağırdır. na çıkarmıştır. Enerji sarfiyatının yorgunluğa nisbetle neden bu kadar az olduğu meselesi henüz halledile- miyen bir muammadır ve hâlline çâ- lışılmaktadır. Helsingfors üniversitesi fiziyoloji profesörü Tigerstasdt muhtelif mes- lek sahiblerini iş esnasında ne ka- dar kâlori sarfetliklerini anlamak için kalori sarfiyatını hususi âletler- le ölçmüştür. Bu sâyede, sahnede parmaklarının ucuna basarak dans eden bir balet kızının ormanda odun yaran oğduncudan daha fazla enerji sarfettiğini anlamıştır. Bundan başka, normal ağırlıktaki bir insanın bir vals dansı esnasında sarfettiği kalori teshin için kullar nılacak olursa üç litre su kaynatabi- leceğini tesbit etmiştir. Profesör Tigerstaedt'in ölçtüğü Kalorilere bakılacak olursa fevkalâde yoran mesleklerden biri de ev işleri- dir. Hattâ bütün meslekler içinde en ?İyade kuvvete ihtiyaç hissetti- ren meslek odur. Küçük çocukları giydirmek işi, bilhassa ağladıkları, inad ve israr ettikleri zaman, bir yemeği pişirmek için lizim olan kuv- vetin- yedi mislini sarfettirir: Bütün gün evinin idaresile meşgul olan bir ev kadını bütün gün testere ile ağaç biçen ve yahut çekiçle demir üöğen bir-insandan daha fazla enerji sar- feder, Bütün bir günü- müzü ytakta geçi- rirsek, sarfettiği- miz kalori mikdarı 1700 dür, halbuki iş başında oturdu- ğumuz zaman bu kalori (| sarfiyatı 2500 e çıkar. Bir odun yancısının muhtaç olduğu gıda maddeleri hayat için lâzım olan 7000 kalori istihsal et meğe muktedirdir. Bisikletçilerden mürekkep bir kümenin başında sürat. le giden bir yarış bisikletçisi bir günde on bin kalori istihlâk eder. Profesör Tigersteadt'ın yukarıda yazdığımız gibi, meydana çıkardığı birçok enerji ve kalori sarfiyatına sit hesapları vardır, Onun bu hesapların- dan birinde, bir insanın vasati olarak günde iki buçuk kilo gıda aldığı ve şu halde bir ayda bütün vücüdünün ağır ığında yemek yediği yazılı bulunu- yor. Kimyevi maddeler imal eden mu- azzam bir fabrikanın önünden geçer- ken ona hayretle bakmaktan kendi- mizi alamayız. Düşünmeyiz ki, o fab- rikadan daha muazzam işler yapan ve daha çalışkan olan bir kimya lâbo- ratuarını içimizde taşıyoruz. Bu 1ğ- boratuar da adalelerimizdir, Adaleler gıda maddelerini bilhassa şekeri, ka- nımıza karıştırmak için lâzım gelen lâboratuar işlerini mükemmel surette yaparlar, Söylendiği zaman insan inanmak istemiyor amma, insan ada- lesi dünyanın en prodüktif makinesi- dir, Son defa yapılan tecrübelere naza- ran, bir insan kadar ağır olan bir may- mundaki adale, insan adalesindeh üç dört misli daha kuvvetlidir. Günün Ansiklopedisi İçtimai ve beşeri bir felâket TOKSIKOMANİI srar, afyon, morfin, heroin, ko- kain gibi semlere alışarak, 20- hirlenmekten ileri gelen hastalıklara 'Toksikoz veya Toksikomani ismi ve- rilir, Bu hastalık Insanın kendine açtı- ğı zehirli bir yaradır; bu yara yalnız şahsi kalmaz, çocuklarını da berbad eder. Toksikomani, etrafını tutuştu- ran bir yangın gibi gittikçe genişli- yor, içtimai ve beşeri bir felâket şekli- ni aliyor, Töksikomani, çok eski zamandanbe- ri mevcuddur. Fakat medeniyet iler- ledikçe, zehirlerin adedi çoğalmıştır. Bizde eskiden esrar ve afyon belâları vardı. Şimdi buna morfin, heroin ve kokain ilâve edildi. Afyon tiryakileri: Bunlar zayıf, beli bükülmüş, rengi balmumu sarısı gibi uçmuş bir takım biçarelerdir. Muan- hid kabızdan muztariptirler, Birkaç günde bin müşkilâa def'i hacet eder- ler. Barsaklardaki tefessühün toksin- leri de inzimam ederek dimağları tembel, kendileri miskin, yürüyüşleri sarsak, hayatları faydasız bir takım tufeyliler haline gelirler. Afyon yutanların iki saat sonra hal- leri değişir, birçoğu oturdukları yer- do hayalâta dalarlar, gözleri parlar, bir kısmı nâra atar veya kahkaha ile gülerler, gözleri parlar, kimisi çıl- dırır, hayaller Obiribirini (takip eder, elem ve ağrnları kak maz; her gördükleri kendilerine gü- zel görünür. Böylece tatlı hayallerle birkaç saat geçirirler, Asıl sarhoşluk- tan ayılmak fecidir. Baş ağrısı İle bü- yük bir halsizlik çöker, İçlerini ta- hammül! edilmez bir sıkıntı basar; cin- siyet arzusu tamamen sönmüştür. Büyük ıztırap içinde kaldıklarından buna bir çare olmak üzere yeniden afyon yulmak ihtiyacını şiddetle du- yarlar; böyiece zehirin esiri olurlar. Bunlar çok defa 40 yaşlarında ölür- ler. Hayatları müddetince zehrin âsab merkezlerinde yaptığı tahriplerle ta- hammül edilmez nevraljiler, sinir ağ- ları getirir, dimağları yorulur, idrar- ları tutulur, ya küçük bir hasta ! lığa tahammül edemiyerek ölürler ve yahut kalb za'fından hayata veda ederler, Afyonu çubukla içenler de vardır, Bu usul daha ziyade Çinde, Koşinşin- de, Hindiçini'de yayılmış bir âfettir, Afyon iptilâsı görenekle başlar, «Bir de ben deneyeyim: diyen insan avve- Jâ parmağını, sonra kolunu, ve niha- yet bütün vücudünü bu müthiş tah- rip makinesinin çarklarına kaptırır Morfin: Bu iptilâya insanlar ya göre- nekle, yehut bir hastalık esnasında yapılan şırıngalarla kapılırlar. Bu ber- bad itiyada tutulanlar başkalarını da bu yola götürmeyi bir gaye halinde hissettikleri için çok daha tehlikeli- dirler. Cinsiyet arzusu bu zehirin te- sirile hemen tamamile kaybolur. Bu zehiri kullanmağa başlıyanlar dört devreden geçerler. İlk devre şi- ringaların husule getirdiği tatlı sar- hoşlukla başlar, Şırınga yapıldıktan iki, nihayet üç dakika sonra vücüde hoş bir gevşeklik gelir, biraz sonra ağrılar kaybolur, keder ve elem kal- kar, Zihni bir zevk başlar. İkinci devre, tereddüd devresidir, Çok zayıf tablatli olmıyanlarda gö- rülür. Bırakmak arzularile bir şirin- ga daha almak arzusu çarpışır. An- cak iradesi sağlam olanlar, indikleri uçurumdan bin zahmetle kurtulurlar. Kurtulamıyanlar bir müddet çırpın- dıktan sonra kendilerini felâketin eline terkederler. Bu devreyi hisseden- ler için yapılacak şey bir doktora mü- racaattir, Üçüncü devre morfinoma devresi- dir. Hasta ilâcın miktarını arttırmıştır. Bu miktar 0,20 grama çıkınca ıztıra- bı iki kat olur. Artık aradığı sükünü bulamaz, Artık her şey ölüm ve izti- raptır, Mörfin, hazım cihazında, midede, karaciğerde, kalbde böbreklerde ve di- mağda dejenere sanslar, bozukluklar yapar; zekâ ve dimağin diğer faaliyet leri perişan olur, Dil paslı, iştiha yok, kabız muannid, birçok ifrazlar kuru- muş, bilâkis ter bol, Gitgide çoğalan bir kuvvetsizlik ve iktidarsızlık, Cinsi kısırlık başgösterir. Uykusuzluk kai- dedir, ! Zekâları körlenmiş, iradeleri kay- bolmuştur. Yalnız morfin tedariki için hiçbir ahliksızlığa teşebbüsten çekin- mez, hırsızlık eder, bol yalan söyler- ler. Bu devrede ölmezlerse dördüncü devreye geçerler. Dördüncü devre, kaşeksi devresidir; vücudün bütün manasile iflâsıdır. Ha- yatları çekilmez bir felâket şeklini alır, bir kalb sektesile ıztırapları ni hayet bulur, Heroln: Belâların bu en son geleni buruna çekerek kullanıldığından, da- ha çabuk yayılmıştır. Tesiri umumi yetle morfinin tesirine benzer, Daha şiddetli bir zehirdir. Daha büyük bir insaniyet düşmanıdır, Kahvehaneler de, bazı lokantalarda, gece eğlencesi, hattâ şehrin meydanlatında bunu pe rola ile satan ahlâksızlar vardır. Bir kilo mortinden iki kilo heroin çıkar. Bir kilo heroini gram gram satarak yüzlerce lira Kazananlar vardır v6 maalesef maddi menfatini her şeyin üslünde tutan insan şeklinde yırtıcı hayvanlar, kardeş zehirliyenler eksik değildir. Bütün bunlara karşı hükümetimiz şiddetle mücadele etmektedir. Hepi- mize de bu mücadeleye iştirak vazife- si düşer. (Profesör Akil Muhtarın bir konfer

Bu sayıdan diğer sayfalar: