16 Ağustos 1939 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7

16 Ağustos 1939 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

16 Ağustos 1939 Bir doğum 8 Birineikânun 1626 da, tam ge ce yansı İsveç kraliçesi Marie - Elöonote de Bran- delbourg bir ço- cuk doğurdu. Kap- kara tenli, kıllı vücudlü çocuk kundağında tepi- nitken, kalın, gür, tok bir sesle avaz avaz viyuklıyor- du. Çocuğun ka hn sesini duyup, kara kıllı vücudünü görenler, İsveç Kralı Gustave - Adolphe'a müjdeyi verdiler: «—Bir oğlunuz oldu!» Bu sırada çocuğu kundaklamağa çalışanlar çekingi duydular, hatun- lardan bir k gözlüğünü taktı; «Yakın şu şamdanları!ı emri duyul- du. Mumlar ışıldayınca ebeler dona kaldı: Çocuk kızdı, Peki amma krala ne diyeceklerdi? Kız kardeşi Katerina bu işi üstüne aldı, krala yanıldıklarını (o söyledi. Gustave - Adolphe sırıttı: «— Öyley- se yaman bir insan olacak, dedi, er- kek yerine geçecek; bizi daha dün- yaya gelir gelmez aldattı. Söyleyin çanlar çalsın!. Çocuğumun adını Kristina koydum. Çanlar çalarken bütün İsveçliler köpüklü biraları gövdelerine indiri- yorlardı. Saray halkı da sarhoş ok muştu. Bu sarhoşlukla çocuğu dü- şürdüler... Ve günler geçtikten son- ra çocuğun bir omuzunun kambur- laştığını gördüler, Bir ölüm 1632 de İsveç tahlına oturan, 1654 de taç ve tahtını terk edip Ro- maya yerleşen kraliçe Kristina, gü- ıkarttığı kardinal Azzoli- ni'ye âşık oldu. 1689 da hayatının son demlerine vardığını anlıyan Kristina çiçeklerle bezenmiş bevaz bir entari diktirdi. Provasını yaptığı gün aynadan ay- naya giderek yakışıp yakışmadığına baktı. 19 Nisan 1689 da, tam geec yarısı, sevdiği kardinalin kolları arasında, Allaha şükür ederek, gözlerini haya- ta yumdu. Cesedine beyaz çiçekli beyaz enta- riyi giydirdiler, yatağına yatırdılar. Bir macera Kristina dudak büktü, omuz sal ladı; — Yeğenim Charles - Gustave ile nişanalndığım zaman çocuktum. Bu- gün koca bir kız oldum, gönlümü o adama bağlamak istemiyorum! Kristina erkek düşmanı idi; bir er- keğin boyunduruğu altina girmek istemiyordu. Evli bir kadın, sahibi- nin istediği gibi sürdüğü bir tarladan başka bir şey değildi. Fakat bu iddinsına rağmen Kris tina ateşli bir kaândı. Kanı kayır yor, canı oynuyordu. Bütün gün kır- larda dolaşır, bir tazı gibi saatlerce tavşan kovalar, punduna getirince, hayvanı “tam İki gözünün ortasından Yururdu. Arkadaşı, sırdaşı, mahremi bayan Ebba Sparre, hanımının bu nişancılığına hayran olur; «Bravo!» diye haykırırdı. Ebba harikulâde bir kızdı. Kristi- na bu kızın güzelliğine hayrandı. Ona âşıktı. İsveçin bütün asilzadeleri, bütün generalleri kraliçenin gözüne gir- meğe uğraşıyorlarken, o “başını bile çevirmiyordu: Varsa Ebba, yokas Ebbat... * ” 18 Birinelkânun 1644 de Kristina İçini çekti: — Artık ihtiyarladım! dedi. », On sekiz yaşındaydı, İsveçe hâkim- di. Çocukluğu, ayaklarının ucuna basa basa uzaklaşıp gitmişti. Kilise Çanları, halka, kraliçenin devlet ve Milleti tekbaşına idare edeceğini söy. Wiyirdu. İşte bu günlerden bir gün Ebba: — Kont Yâzob de Tâ Gürdle benimi. le evlenmek istiyor! dedi. el TARIHE GEÇEN MACERALAR KRALIÇE KRISTINA Yazan: Selâmi İzzet Sedes Sağda: Magnus, ortada: Kristina, solda: Azrolini nın içinde açlık canına tak etmiş bir aslan gibi dolaşmağa başladı: — Vay küstah vay!... Benim çatr mın altındaki bir kızı, benim can yoldaşımı ayartmak istiyor öyle mi?.. Bayır, razı değilim!... Kont tam beş sene ısrar etti, Ebba'yı istedi, Kristina tam beş sene ısrar &tti, vermedi. Beş sene sonra nihayet razı oldu. Ebba ile Kont evlendi, Peki amma kraliçe kendilerine rahat verecek miydi? Kraliçeyi avutmak lâzımdı. Gardie, derhal kardeşi Magnus de la Gardle'yi davet etti. Magnus yirmi altı yaşında, enine boyuna, güzel, gürbüz bir erkekti... Eral Gustave - Adolphe Kristina adamı pek beğendi; öyle- sine beğendi ki, Aşık bile oldu. Âşık olduğunun belki kendi farkında de- ğildi, Fakat Magnus farkındaydı. Kraliçeye her fırsatta tatlı dil dökü- yor, şaklabanlıklar yapıyor; o zama na kadar hiç bir erkeğin hüfatına kulak asmıyan kraliçe Magnusu din- Hiyorda, ” Bir akşam kraliçe Kristina meclis- ten çıktı, ödasına girdi. Masasının başında Magnusu gördü: — Vay, dedi, sizi burada bulacağı- mı hiç ummuyordum doğrusul... Ne zamandanberi çağınımadan kraji- çenin odasına girilmeğe başlandı? Ne yapıyorsunuz burada! — Mektup yazıyorum. — Kime? Söylemeğe cesaret edemem, Mektup yazdığım kadın çok merha- metsiz, hâlbuki bütün istikbalim, saadetim onun elinde, — Aşk mektubu mu yazıyirsunus? gözlerinizden — Evet. Cevabını bekliyorum. Artık sabrım tükendi, odanıza kadar geldim. Kraliçenin ellerini tutmuş öpüyor. du... Kristina ilk defa olarak, elleri- ni çekemiyor, kendini kurtaramıyor- du. Magnus sarışın, mavi gözlüydü; bu sarışın adamdan kendini kurta- ramyıacaktı. Birdenbrle kraliçelik gururu kabardı. Yerinden fırladı. Mademki kendisi ondan ayrilamıya- caktı, onun uzaklaşması lAzımdı: — &Sizi Fransaya sefir tayin ettim, gidinisi deği. Ve bunu söylerken dudakları, Müğhusi dudaklariRi dokundu. * . Kristina deliye döndü. Oda- Pariste Magnusun muvaffakıyeti dülere destan ol- | du. Burada siya- | $i muvaffakıyetten bahsetmiyoruz, gö- nül muvaffakıyet- | derini söylüyoruz. Paris kadınları, irili ufaklı, asilza- desi, orta halisi sefirin etrafında pervane kesilmişti. Yolunu gözlüyor- Jar, geçerken bal- konlardan, pence- relerden sarkıyor- lardı, Bu hal nihayet Kristina'nın kula» ğına gitti ve bir gün Magnus kral çeden bir mektup aldı: «Hemen geliniz, sizi yeğenim pren- ses Marie - Buphrâsine'c nişanlar dım.:.> Bu fermanı alân Magnus için kal kıp gitmekten başka çare yoktu. Se- firin PFransadaki yüz bin akçelik masraflarını kraliçe, meclisin müha- lefetine rağmen ödedi. Sefir geri geldi. İsveçte bayram yapıldı. Şerefine zi- yafetler verildi ve bu ziyafetler ara- sında Magnus fle prenses Marle'nin düğünleri yapıldı... . “ İ ODüğün sofraları toplandı. Sızan lar azıp kaldı, gidenler gitti, Muzi- kalar sustu, Mumlar söndürülmeğe başladı, Gelin, odasına girmiş, soyun- muş damadı bekliyordu. Magnus, kraliçe Kristinaya yak- daştı, elini uzattı: — İzin verirseniz ğim, dedi. Kraliçe, kalbinin kıskançlık pençe- sile bürkulduğunu hissetti, yerinden ok gibi fırladı; — Evvelâ beni yalırınız, dedi, çok başım ağrıyor!... Ve damadı alıp odasına çıktı. odama gidece- Polisler arasında nakil ve tebeddüller İstanbulda muhtelif emniyet âmir- Hkleri mıntakasında bulunan komi. serler arasında bazı nakil ve tebed- düller yapılmıştır, Bu meyanda, polis ve komiser rüt- besinden polis enstitüsüne dahil ol- mak isteyenler de tefrik edilmiştir. Tütün alırken çantasını düşürdü Küçükpazarda Kantarcılarda otu- ran Ali isminde biri, tütün inhisar şubesine giderek tütün almakta iken para çantasını düşürmüştür. Alinin müracaati üzerine zabıta tahkikat yapıyor. Sinemada düşerek yaralandı Davutpaşada oturan Zeki isminde biri, Şehzadebaşında bir sinemaya git- miş, karanlıkta ilerlemekte iken ayağı çukura isabet ederek düşmüş ve ya- ralanmıştır. Zeki, polis tarafından hastaneye kaldırılmıştır. (Baştarafı 5 inci sahifede) istilâya uğradığı görülmüştür.) Ber. taraf edecek olursak; ve doğrudan doğruya Magino hattına bir taartuz ihtimalini de hezfedersek, geriye, İs- tilâ için: Alçak memleketler (Hol landa ve Belçika) ve İsviçre olmak Üzere, iki yol kalıyor. Her iki yolun da Almanya için hem faydaları, hem de mahzurları vardır. Hollanda üzerinden olan yol, Alman- yanın, Rör havzasındaki Ikmal mer- kezlerile Paris arasında en kısa yol- dur, Motörlü kıtaların süratle istilâ- sına ve, İngiltereyi tehdid etmek üze- Te, Flander sahillerine inmesine de çok müsald bir arazisi vardır, 'Taar- ruz, Felemenk Limborgu içinden ya- pılmak suretile, Alman Harbiye Ne- zaretinden, adını gizli tutan, bir ge- neral, (Berlin Diaries) «Berlin ruz namesi; sdh çok enteresan bir kitep- ta, bizzat Hitlerin 1932 de Harbiye Nezaretine ve Reisicümhur Hinden- burga böyle bir plânla müracaat et- tiğini Ifşa etmektedir. İkincisi olan, Belçika yolu geçen harpte de tecrübe edilmiş ve tecrübe muvaffakiyetsizlikle (neticelenmişti. Bu sefer de Belçika, İngilterenin harp sahnesine yetişmesine vakit bıraka- cak kadar, mukavemet gösterebilir. Eğer Hollanda zoralnrcak olursa, bu seler, Felemengin mukavemetini, ve belki de, İngilizlerin, Frleslandda bir çıkarma yaparak gerilerine düş- meleri Abtimalini Almanların düşün- mesi lâzımdır. İtalyanm yârdımıda böyle bir plânı muvaffakiyetle başar- mağa kâfl gelemez. Ben, şahsen temin edebilirm ki, Alman generalleri, rayin mukad- deratını İtalyanınkine bağlamağı hiç arzu etmemektedirler. Fakat eğer Hitler İtalyayı, Garba karşı kurduğu cebhenin lüzumlu bir imtidadı olarak telâkki ediyorsa o zaman askeri ma- kamlar gene Hillerin iradesi önünde boyun eğeceklerdir. Bu takdirde, hiç olmazsa, İtalyan kuvvetlerini, Alman kıtalarile takviye edebilecekleri yer- lerde kullanmak istiyeceklerdir, İki ordu tarafından, müşterek olarak Fransaya karşı yapılacak taarruz için en akla yakın cebhe İsviçredir. Malümdür ki, Beme ve Bâle civa- rından bir Alman - İtalyan müşterek ofansifi için erkânıharbiyeleri kara fından hazırlanmış böyle bir plân 1901 den beri mevcuddur. Bu şekilde bir taarruzun gayesi, Magino raüdafaasını ve kudretli Bel- Huttan'un izah ettiği gibi, Gotar (Gotthard) ve semplon çift demiryol- larının sabfı, bu plânın esas temeli ni teşkil etmektedir. Fakat, tüfek, cephane ve Üniformaları yataklarının yanında olarak uyuyan ve hepsi gö- Manisa (Akşam) — Bu hafta Manisada avcilar bayramı yapıldı. Burada avcılığa karşı büyük bir merak vardır, Atıcılığa karşı heves gitükçe artıyor. Tertib edilen sürek avı ve uçarken vurmak müsabakasında kuyumcu Faik 11 koku düşüğü k süretile birinciliği, hususi idareler tebliğ memuru Abidin de 6 kekilk vurarak ikinciliği kazandılar. Resim Manisa avcılarını bir arada gös- termektedir. Askeri ve Iktisadi tedkik- lerin vardıkları netice : talaria yapılan taarruzlar gene umumi Sahife 7 bu plânı tatbikini son dakikada sitüst edebilirler, Ordular, Sileure ve Lozan etrafında derhal taplanabilse- ler bile, Fransaya girmek için motörlü vasıtaların süratle ilerlemesine mü- said olmıyan Juro dağlarından aş- mak mecburiyetinde kalacaktır. Wa- kat, bütün mahzurlarına rağmen, müşterek bir Alman - İtalyan taarru- zu İçin en müsald geçid gene büre- sıdır. Bu ofansif için en az 3500 tanktan motörlü topçu ve piyadeden mürek- kep olmak fzere, asgari beş Alman ve iki İtalyan tümenine ihtiyaç vardır. Alman askeri mütehassıslarının he- saplarına göre bu kuvvet, müsald yol ve hava bulduğu takdirde, günde 160 - 180 kilometre gitmek suretile, düşman arazisi içine bir hamlede da- lacak bir makineli ateş silindiridir. Pakat Alman * askeri mütehassırları- nın yaptıkları bu hesapların doğru- Yuğunu isbat edecek henüz ameli hiç bir tecrübe yapılmamıştır, Belki, âçık, tahkimatsız bir arazide, ve ik- mal iletamir teşkilâtınında ayni süratle hareket etmeleri şartile, bu mümkündür. Meselâ şarki Avrupa devletlerinden birisinin arazisinde böyle bir motörlü kuvvetin ilerlediği- ni farzedelim: Vakıa bu memleket- lerde, tahkimat, Garb devletlerininki kadar kuvvetli olmaması dolayısiie, bu şekilde bir taarruzi hareket için cizem şartlardan birineisi tahakkuk etmiş sayılabilir; fakat yollar motör. o | Yü kıtaatın hareketine pek az müsa- iddir. Bunun içindir ki, Alman mü- tehassısları da bu şartlar altında an- cak günde 40 kilometre ilerlenebile- ceğini kabul etmişlerdir. Fakat, Bol | çika, İsviçre veya Fransada dahi yol. | ların müsald oluşuna rağmen, gene, günde 180 kilometre ilerlenebilmesi tasavvur edilemez. İspanya harbinde, bir motörlü İtal yan tümeni, Guadalajaradan Madri- de kadar olan 70.80 kilometrelik mesafeyi, yarı talim ve terbiye gör- müş milis kuvvetlerinin müdafaası arasında, «yıldırım gibi bir süratle geçmek üzere hareket etti Netice | şu oldu: Tanklar, arkalarından kam- | yonlarla gelen ve yol boyunca sirala- nan gikışık bir vaziyette ilerliyen piyade kuvvetlerini çok geride bırak- | tılar; kol halindeki bu kuvvetlerde havadan tarumar edilerek karmaka- rışık bir halde geriye püskürtüldüler. | Bundan sonra, İspanyada, zırhlı vas» harpteki şekle girerek, ağır topçu ateşi hazırlığından sonra yapılmak, havadan kuvvetle desteklenmek, ve bemen arkasından piyade kuvvetle- rile ikmal kademesi tarafından takib | edilmek suretile günde, ancak 8 - 16 kilometre — İlerliyebilen (O tamamile mahdud hedefli yürüyüşlere inhisar | etti. İşte geçen birinci ve ikincikânun aylarında, milliyetçi - İtalyan ordu. | ları, yorgun, aç, ükmai teşkili zuk olan Katalonya ordusunun önün- de, Barselonaya bu şekilde ilerledi ve bir haftada ancak 35 kilometre kate- debildi! i Acaba Almanlar zinde, ikmal teşki- lâtı mükemmel, arkası kuvvetli tah- kimata dayalı, Fransız kuvvetleri kar. © gasında daha mi iyi netice alabilecek- ler? j 4 j ... Gelecek yazımızda «sMihver devlete lerinin tanklarına ne derece güvene- dileceklerin tedikik edilecektir. Kırık şişe parçalarile elini kesti Kuzguncukta oturan on yaşların- da Viktorya isminde bir kız, elinde gazoz çişesile sokakta koşmakta iken düşmüş, kırılan şişe parçaları ile el kesilip fazla kan kaybettiğinden has. taneye yatırılmıştır. Bir cerh iddiası Galatada oArabcamiinde sokağında oturan Merko biri polise mürz adında bir genç yaralandığını iddia iddia üzerine Azizi ya kemeye vermiştir.

Bu sayıdan diğer sayfalar: