30 Mayıs 1938 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 10

30 Mayıs 1938 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Yazan; $. Rober Düma ağ m Çeviren: F. K. Biz ikimiz bu ahlâksızlığımızla fevkalâde işler görebiliriz Sevgilim beni sual» borbardımanına maruz bıraktığı sırada ben mütemadiyen onu öperek vakit kazanmağa çalışıyor ve bunları düşünüyordum. Neticöde hakika- tl söylemeğe karar verdim. Ancak haki- kati iştediğim gibi ve kendi lehime süs ledikten sonra anlattım. Alman askeri istihbarat teşkilâtına ben kendi teşebbüsüm ve müracaatım üzeri- De girmiştim. Bundan maksadım Lizeti görmek imkânmı elde etmekti, Lizet bi: a3 şüphe ile bana bakarak sordu: — Bu plânı tek başına sen mi kurdun? Benim aşkımla ha? Fransaya muhabbet falan hikâyeleri beni aldatamaz. Ben se- ni Kasselde iken hararetli bir (OAlman Olarak tanımıştım. Böyle ani değişiklik i olamaz. Benimle açık konuş (sevgilim | Fransayâ muhabbet (efsanesine lüzum yok. Bunların benim için yaptığın anla galıyor. Ben de seni terketmemeğe, ölün- ceye kadar seninle beraber kalmağa ka- râr verdim. Nasıl bu işine gelir mi? — Ne diyorsun? Sevinçten çıldıraca- öm? — O halde beraber bir plân düşüne İim. Seninle güzel işler başarabiliriz. — Almanya aleyhinde mi? — Bak bak! Hani Fransaya muhabbe- tin nerede kaldı? Mademki Fransa casus- Tuk teşkilâtı emrinde çalışmağa karar ver din, bu düşünceleri (terketmelisin. Al manyadan, Fransa emrinde çalışmak i- çin kaçmadın mı yoksa? — Evet. Yani şey, daha ziyade senin i- çin Lizet! — Casusluk işlerinde kolaylıkla, hiç sıkıntı çekmeden yalan” ri bil mek lâzımdır. Bunu sen de öğrenmel Bak biraz şaşırdın ve (o kekeledin. Eğer ben seni sıkıştırsaydım büyük bir zahmet çekmeden hakikati sana kolaylıkla söyle- tebilirdim. Hakikat senin hesabına pek de parlak değil onbaşı Hartstayn! Senin için ne Almanya, ne de Fransa mevzuü- bahs, Sen sadece kendini, kendi zevkini düşünüyorsun. Sevdiğin kadın ben ol duğuma göre bunları sana söylemem in salsızlık ama 'ne yapalım ki hakikat bu.. Emmerihi vatanperverlik duygularile değil, kıskançlık saikasile ele verdin; fa kat kâfi derecede kurnaz olduğun için bunu vatanperverlik (maskesi altında Örttün. Beni polisten kurtarman da gene hodbinliğinden ileri geliyor; ileride ba- na malik olmak ihtimalini odüşünüyor- dun. — Lizet, sana yemin ederim ki. — İnkâr etme. Mademki burada Fransadasın, sana vaadettiğim mükâ- fatı almak için gelmiş bulunuyorsun; artık İnkârm manası olur mu? ir ilki MİYİZ UV) (Ola) İ3İH'O'N!O — Seni öyle seviyorum ki Lizet: Af: fet beni! — Seni affetmek mi? Niçin? Ben de seni seviyorum. Böyle olduğun gi. bi, ahlâksızlığını kabul ederek sevi - yorum. Ben senden af taleb ediyor muyum? Ne lüzumu var? Biz ikimiz bu ablâksızlığımızla fevkalâde mükem mel işler görebiliriz. Fransız hudud karakolunda Tâzetle başbaşa geçirdiğim iki soati hdid u. nulamam. Bu iki saat zarfında hayatı- man istikameti değişti. O sabah Tizetten bir mektup almış- tım... — Çok ser söylüyorsun Lizet. — Belki öyle, fakat herhalde sami. miyim. Hakikatten korkuyor musun yoksa? Kendini olduğun gibi görsene. Ne yaptıklarını bilen namuslu bir 2- AL i dâm &enin elini sıkar mı sanıyorsun? Hayır! Benim de öyle! O halde kendi. mizi aldatmakta ne mana var? Alçak. ığımızı derecesini kendimiz d& takdir etmeliyiz! — Lizet, beni korkutuyorsun, — Sabret, Yavaş yavaş beni daha i- yi anlıyacaksın. — Benim vaziyetim hakkında ne düşünüyorsun? — Düşündüğüm gu: senin vaziyetin esaslı bir şekilde ve salâhiyetli birisi tarafından tetkik edilmelidir. Bura. daki yüzbaşı hakkmda karar verme- meli, — Buradaki yüzbaşı da istihbarat teşkilâtından değil mi? — Mütecessls olma! Burada müte- cessisleri sevmezler. Bilhassa insan seni ngibi iki tarafa hizmet eden bir casus olmaya karar verdikten sonra tecessilsten vazgeçmeli! — ki tarafa hizmet mi? — Evet. Senin için'böyle bir vazl, fe düşünüyorum. — Yani ne yapacağım? — Ne yapacağını şimdiden söyle » mek mümkün değil Evvelâ senin bu işi yapıp yapamıyacağını tesbit et - mek lâzım... Bunu da ancak Paris ta. yin edebilir. — Paris mi? — Paris, yani bizim tâbi olduğu - muz teşkilâtım merkezi... Sen işi bana bırak. Ben yüzbaşı İle konuşur, mese. leyi halletmeye çalışırım. — Peki sevgilim, Ben senin için her şeye hazırım. Ne istersen yap. Boynuna sarılıp yüzünü gözünü ö- pücüklere boğduim. — Çocukluğa lüzum yok. Şiğmdi yüzbaşıyla görüşüp Parise müracat etmesini söyliyeceğim. Oradan gele . cek biri seni isticvab etsin. Eğer gele- cek adam benim tahmin ettiğimse ona her geyi açıkça söylemeni tavsiye ©. derim. Çünkü o senin gibi yüzlercesi. ni cebinden çıkarabilecek kabiliyette birisidir. İşte yüzbaşım, sizinle böyle tanış- trm. Lizetin tavsiyesi veçhile sizden hiçbir şey saklamadım, Beni bir gün Üç saat müddetle istievab ettiniz. Na, tiesde anlaştık ve ben iki tarafa hiz. met eden bir casus olmayı kabul et. tim. Çok mükemmel bir plân hazırlan . mıştı. Tam bir sene Alman istihbarat teşkilâtı, hiçbir şeyin farkıda olma- dı. Onlar benim yabancılar alayma girdiğimi, Cezairde bulunduğumu'sa . nıyorlardı, Muntazaman muhabere et- tik. Yeni üniforma ile fotoğrafımı bi. Yazan: M.S. Makhümlar oşağı yukarı bâtıl itikatlara inanan insanlardır > İN — Hiç gider mi Ayı!, Haydi gitmedi, bari rahat dursa... Ne gezer. Bu sefer de ipesapa gelmez İâilar etmeğe başladı. Ana avrat kü- für etti, salladı sunturluyul.. Tahammülüm kalmadı, Gözlerim bir- denbire döndü, kafam allakbullak ok du.. Cumbadan gaco da bakıyordu. Ar- tk durulur mu ya?.. Kar karşısında rezil, süsva olacak değiliz bundan son ra!.. Fora ettim sustalıyı, yaradana sığınıp şöyle dayanıverdim, hemen bâr- sakları döküldü, Bir iki de böğrüne, ense köküne dokunuverdim. Ayı Nuri, ayı gibi homurdandı, ve bir ağaç gibi yere devrildi. Biz de en- selendik... Şimdi sen söyle ağabeycim, bu işte kabahat kimde?.. Bende mi, Ayıda mı?.. HIRSIZ JOZEF Barı insanlar vardır ki onları ancak ölüm mahküm eder. Gene bazı isyan cılar vardır ki, bu hareketlerini hayat- Tarile ödeseler dahi, gam yemezler; bildiklerinden şaşmazlar, bo; ne eğmezler. Nizamlara karşı serkeştir pi Hapishaneye girdikten sonra, kovu- şa verilen mahküm, mukavemet deni” Jen basleti unutmak o mecburiyetinde- dir. İsterse unutmasın, o zaman hali yamandır. Gardiyanlar bir mahkümun mukave- metine tahammil edemezler. Kızarlar, köpürürler. Artık kendilerine kafa tw tan mahkümün hölini tasavvur edin. Istanbul hapishanesinde bulundu- gum zaman, Jozef ağında bir mahküm vardı ki, ele pvüca sığar şeylerden değildi. Hapishanenin en kibirli bir & damıydı. Daima müstökil kalmak ister- di. Korkusu yoktu. Kendisine bir şey sorulsa hakaretle cevap verir, bilhassa gardiyanlara çok haşin (davranırdı. Bu serkeşliği, haşin tavırları yüzünden gardiyanlar onu hiç sevmezlerdi. Her gün angaryaya çıkarırlardı. Kaç kere tecrit edilmiş, höcrelerde bırakılmıştı. Fakat: — Gik! Bile dememiş, gözünü bile kırpmamış- tu Hattâ mahkümler, onun bu muka- vemetine baktikça, Jozefin bir insan olabileceğine inanmaz bale gelmişler- di. — Bu adam bu kadar angaryaya na )e gönderdim. Hakikatte ben Cezaire ayak bile basmadım; Fransız yabancı alayı üniformasını ise ancak bir defa fotoğraf çıkarmak için giydim. (Devamı var) sl dayanıyor, canı yok mu?.. Höcrede yatıyor, angaryalarda çalışıyor, heriçi oğluna vız geliyor! Derlerdi. Mahkümlar aşağı yukarı bötil itikat- İâra inanan insanlardır. Jozef kendi şahsı etrafında söylenen bu sözleri bi- lir, gurur ve iftihar duyardı. Halbuki Jozef inarılmıyscak kadar zayıf bir insandı. Yüzü çökmüş ve me- şin gibi bir hale gelmişti. Fakat göz- leri ateş gibi yanıyordu. Jozef İstanbulun meşhur yankesici ve hırsızlarından birisiydi. Mahir par- maklarile o güne kadar bir çok insan- ların ceplerinden bir çok cüzdanlar a“ şırmış, yekünu binleri geçen paralar çalmıştı. Bir gün onunla da görüşüp tanış- mak müyesser oldu. Ona hırsızlığın, yankesiciliğin bir meziyet olmadığını söylemiştim. Fakat Jozef o fikirde de gildi. Sanatile örünliyor ve bunu Allar hın.kendisine bir “hibe,, si telâkki e- diyordu. Fakat memleket kanunlârı bu kötü işi, onun gibi telâkki etmediği için bir gün Jozefi iki yıl hapis cezasına çarp- tarmıştı. Bu onun hapishaneye ilk gi- rişi, ilk sabıkası değildi. Hapishanenin bir gönüllüsü idi o!., Senede bir hiç ol mâzsa iki defa hapishaneye girer, as- gari üç, azami altı ay olmak üzere ya- tar, sonra çıkar, çıkar çıkmaz da yeni bir hırsızlık, yankesicilik yapardı. Polis müdüriyetinş gitmediği gün yoktu, Faili olmadığı cürümlör. siçin sorguya çekilir, muvaceheye gönderi“ lir, bütün bunlara, bu sıkıntılara rağ- men gene uslanmaz, âkıllanmaz, çalar, araklar, ve çaldıklarını Barbüt kahve- larinde, kumarhanelerde zar sallıya- rak, bakara oynıyarak - onların tâbi- riyle » bayılırdı. Bir gün kendisine sordum; — Nasıl çalarsın?.. Gülerek: — Bu, dedi, bir cesaret ve maharet işidir. Biraz da iyisini becermek için zekâ işidr. Ses ağzından bir f:sılte gibi çikıyor- du. Gözleri parlıyarak, ufacık bir ne“ damet hissi kat'iyyen göstermiyerek dedi ki: — Cüzdanını kaldırmaya karar ver- diğim adamı, şöyle karşelan bir gö- ğüslemem kâfidir. Saniyesinde mıkna- tis gibi cüzdanı çekerim. Fakat nihas yet bu bir talih işidir. Her cüzden dai- ma yüklü çıkmaz; (Devamı var) ZA GE A OZKAN EE GENE ME EZE BERE O yemek, cliel kardeşçiğim, senin meralinle Rusların esiri biribirini görsünler diye imiş. Her şeyitâ başından anlata- yım. Kont dö Mokomb'un uşakları arkalarına eski sırma şe. ridli elbiselerini, başlarına da kenarı zırklı şapkalarını giy- mişlerdi: arabacı ayaklarına üst tarafı bol çizmelerini de ge. girmişti; köhne arabaya beş kişi bindik ve, üçte sofraya otur. mak Üzere, stat ikide dehdebe ve ihtişamla, baron dö VEsto- Tad'ın oturduğu köy evinin önüne vardık." Kayın . pederin şâ- tosu yok: tepeciklerimizin birinin dibinde, en büyük ziyneti hiç şüphesiz Mokomb şatosu olan güzel vadimizin ağzında bir evde oturuyor. 'Ev, dedim ya! bir köy evi: kâgir dört duvar çatıp sarımtrak Bir badana vurmuşlar, üzerine de kıpkırmızı oyuklu kiremit dö. gemişler, Bu kiremitlerin altında çatı ezilmiş gibi. Hiç bir tena- sür gözetilmeden ortalama açılmış pencerelerin sarı boyalı, &o. ca koca kapakları var. Bu bina, bir Provans bahçesi içinde; bahçenin dört tarafına da slçacık duvarlar çekilmiş; ustanm keyfine göre kimisi düzüne, kimisi dikine üst Üste yığılmış yu. varlak, iri taşların teşkil ettiği dört duvar ki yer yer sıvası dökülmüş. Bu köy evine bir asilzade 'malikânesi halini veren de, bahçe kapısının demir parmaklığı. Bunu yaptırmak için çok gözyaşı dökülmüş; o kadar da cılız ki bakınca Sör Anje. Jik'i hatırladım. Eve, taş bir merdivenden çıkıliyor: kapının Üzerinde bir tahta saçak var ki hiç sorma! Luar köylüleri bile, güneş altında parıl part) yanan mavi damlı, beyaz taş evlerine böyle bir saçak koymağn tenezzill etmezler. Bahçe ve etrafı pis, toz toprak içinde; ağaçlar kavrulmuş. Görülüyor ki baronun, uzun zamandanberi ömründe kalk- mak, yatmak, ertesi sabah yine kalkıp metelik metelik üzerine biriktirmekten başka bir tasası yok. Uşakları ne yerse oda Onu yiyor; uşaklar deyinte de çok bir şey sanma: Provans'İr Çeviren : Nurullan ATAÇ — 0 bir çocukla bir de ihtiyar bir hizmetçi kadın. Odaları da tam- takır. Ama bizim şerefimize eve bir çeki düzen verilmiş, dolap. lar açılıp boşaltılmış, ailenin köle, kul namma nesi var, nesi yoksa yemekte bize hizmet etsin diye çağırılmıştı; yemeği ka. rarmış, yamrı yumru olmuş, köhne gümüş takımlarla yedik. Bizim gurbetzede de tıpkı parmaklık gibi, zayıf mı zayıf! Benzi uçuk, kahır çektiği belli; sessiz, az konuşur bir adam. Otuz yedi yaşında ellisinde gibi gözüküyor. Bu delikanlınm vakt.ü-zamanmda güzel olan saçları kara ma tarlakuşunun Kanadı gibi akla karışık. Güzel mavi gözleri çökük çöklik; biraz sağır, bunun için de Gamlı Surat şövalyesini, Don Kişot'ı andı- rıyor. Ama yine de madam dö !'Estorad olup iki yüz elli bin frank servete konmayı kabul etmek lütfunda bulundum; fakat köy evini istediğim gibi düzeltip bahçeyi de bir park haline ge. tirmeme müsaade etmeleri şartiyle.. Babamdan da Mokomb'ın suyunun bir'kısmını buraya vermesini kat'i olerak istedim. Bir ay sonra madam dö I'Estorad olacağım ; çünkü. bende hoşa gitmişim, ciciciğim! Siberya karlarmın .kahrını çekmiş bir adam, senin tabirinle, baktığı yemişleri olgunlaştıran bir çift kara gözlü beğenmez de ne yapar? Lui dö VEstorad, gü. zel Rene dö Mokomb ile evleneceğine pek memnun gözüküyor. Ya! şimdi benden “güzel” diye bahsediyorlar, Sen şimdi Paris« de on parlak ve geniş hayatım, Şoliyö hanedanmdan bir kız ha. yatmın zevklerini dermeğe hazırlanırken senin zavallı meralci- ğin Rene de, bu çöl kızı âs, böraberce yükseldiğimiz hulyalar Aleminden, bir papatyanınki kadar sade bir hayatın soluk, şans. 5ız hakikatleri arasına düştü. Evet, annesinin koynundan harbin koynuna, köy evceğizi- nin zevklerinden Siberya'nm karları, meşekkatleri içine düş“ müş, hiçbir gençliği olmıyan o genç adamın gönlünü teselli et- meye yemin ettim. Gelecek günlerimin yeknasaklığmı belki bir az, o mütevazı kır eğlenceleri giderecek, Evimin etrafını, şaha“ ne bir gölge saçan yüce ağaçlarla donatıp Jemenos vadisinin vahası haline getireceğim. Provans'ta çemenler dalma yemy8- şildir; bahçemi ta tepeye kadar uzatacağım, en yüksek noktâ- ya da güzel bir kameriye yaptıracağım; kimbilir? belki orada, parıl parıl parlıyan Akdeniz'i görürüm. Dünyadan el çekip kı* panacağım o yeri portakal, limon ağaçları ile, ebatların en gü zelleri le süsliyeceğim, bir aile armesi olacağım. Etrafını! kimsenin yıkamıyacağı tabil bir şiir çevirecek. Vazifelerime #8 dık kaldıkça başıma ne felâket gelebilir ki? Kayınbabam d8 şövalye de VEstornd da benim gibi dindar insanlar, Fransa'nı” büyük yollarını bilirsin: ebedi ağaçların altında uzanan düm- düz, yumuşak yollar; işte elei kardeşçiğim, ben hayatı öyle BÖ” rüyorum, Bu asırda iki Buonaparte çıkmaz ya! Çocuklarım olursa 00- « lerr.yanımda; saklar, bilyütür, adam ederim, bana onlar hey”* fm zevkini. tattrem. Sen de lâyrk olduğun tale erer de bu dü?” ya: büyüklerinden birinin Karısı olursan, Rene'ciğinin çocukli" rm himayen altına alırsın, 4Devamı varj

Bu sayıdan diğer sayfalar: